debe başlıkları

kedi

  • muhabirkedi nickli yazarin (#64492459) nolu entrysine cevaben kendisine su mesaji yazdim. ama sinirimi alamadim. bilmeden uzman olanlardan o kadar nefret ediyorum ki hizimi alamadim ve ayni mesaji buraya da geciyorum. "bu kedi de aslında böyle hareketli olurdu da görmüyor ki. sizin kediniz hiç böyle oyunlar, hareketler yapmayacak." yarak yapamayacak, amk salagi seni
    ***
    mesajim:

    merhabalar oncelikle cok guzel bir is yapmissiniz tebrik ediyorum. goruyorum ki hemen mal mal tavsiyeler ve gorusler verenler olmus , turkiyede cok normal bunlar.
    ben size bizim hikayemizi anlatayim, biraz bilgim var kor kedilerle ilgili

    hikayeyi cok uzatmayacagim belli bir andan baslayarak anlatacagim . bizim evde kedi hic eksik olmadi. bir ile basladik ama cok sert gecen bir kista (2011) inatla kapimizda yatan bir kediyi daha eve almamiz, o kedinin hamile cikmasi, sonra yavrularinin bir kismini sahiplendirmemiz bir kismini ise tutmamiz sonucu sayimiz 1-2-7-ve en son 4 olarak sabitlendi. ama gel zaman git zaman gecen kasimda en basta bizde olan demirbas kedimiz arthur felix'in olmesi sonucu, 3'e dustuk. aralik 25 gibi esimden bana bir mesaj geldi, iki gozu de kor, bir veterinerde kafes icinde bakilmaya calisan bir kedi hakkinda. aslinda bana "ilgilenen olur mu sahiplendirsek vs" gibi bir amacla gelmisti ama ben nedense tereddutsuz alalim dedim. o ara cok yogun kar yagiyordu ve bende her zaman kullandigim araba degil ikame, arkadan itisli ve kar lastiksiz bir araba vardi. buna ragmen kar-tipi suadiyeye gittik. veterinerdekiler de bizi gorduklerine sasirmislardi, o kadar cok gelicem diyip gelmeyen oluyormus ki, gelmek artik sasirilacak olay olmus.

    neyse kafeste yavruyu getirdiler. sadece on -onbes dakika disari saliverilen onun disinda kafeste hapis bir can. cok cok kucuk yasta sizinkine benzer sekilde hastalik sebebi ile gozlerini kaybettigi tahmin ediliyor. 1,5 aylik falanken bir copun kenarinda boyundan buyuk bir balik artigini kemirmeye calisirken bulunmus o zaman da kormus. tam bir survivor. ama zayif, ve gariban gorunumlu.

    neyse biz bunu aldik ve eve donduk. kisirlastirmasi yapilmisti ve gozleri dikilmemisti (hala da dikili degil) diger kediler (yani anne ve iki kizi) basta cok tepkililerdi. hem gormedigi icin yaptigi tuhaf hareketler (diger kedileri gormedigi icin iclerinden gecmeye calismak gibi) hem de bizce veteriner kokusu tasidigi icin (hic sevmezler)

    yaklasik bir iki hafta evin icini deneme yanilma yontemiyle gezdi ve haritasini cikardi. hala ara ara diger kedilerin saldirisina ugruyordu o zaman kuculup savunma pozisyonuna geciyordu. kulaklarini yatirip tisliyordu. iki haftanin sonunda butun evi ezberledi. kosup oynamaya basladi. evdeki tum oyuncak farelerin yerlerini biliyor koltuk altina vs kacarsa sanki goruyormus gibi altina dalip cikariyor. fiziksel olarak inanilmaz guzellesti, tuyleri uzadi, pofuduk tombik bi hayvan oldu. evde gormesi bilmesi mumkun olmayan yerleri (mesela masanin uzerinde duran, diger kedilerin icinde uyumayi sevdigi canak vs) kesfetti (kutuphaneyi kullanarak masaya cikiyor). diger kediler tisladigi zaman falan o da karsi koyabiliyor. oyununu oynuyor koridorda kosuyor, size tuzak bile kuruyor. en onemlisi de sevildigini cok iyi biliyor. gozler dikilmedigi icin hala bir hirilti problemi var (bir kanaldan goz akintisi soluk borusuna karisiyor sanirim) baska da hic ama hic sorunu yok. bizde oyle cins kedi meraki yok (kedilerimizin hicbiri cins degil) ancak ilgiyle baya bildiginiz anatolian cat oldu size rag doll.
    dikkat ederseniz, tuvaleti buluyor oraya yapiyor falan onlara girmedim bile.

    sizinkinde anladigim kadari ile kedi aidsi olarak bilinen hastalik (fip) var. ( aslinda bunu anlamasi icin veterinerin test yapmasi gerekirdi bakarak nasil anladi o bir muamma) baska kedilere gecebilir ama sizde baska kedi yoksa ve ev cok iyi bir bakim ortami saglayacagindan omru uzun olacaktir. disarda ayni hastaliga yakalanan hayvanlar bagisikliklari dustugu icin yan sebeplerden oluyorlar. sizinkinin omru iyi bakimla uzayacaktir goreceksiniz.

    o yuzden ikinci ucuncu gorus almadan herkesin dedigine inanmayin. turkiyede egitim boktan, insanlar da ekseri derinlikten uzak. kendi arastirmanizi yapin ve gercekten bilenlerden bilgi alin.
    tekrar tesekkurler

  • kardeşim sokakta bulmuş bir tane yavru kedi.

    bir gözü yok, tamamen boş göz çukuru.

    diğer gözü de dışarıya taşmış, patlak göz görünümünde.

    veterinere götürdük.

    kedicik kör olmasının yanısıra bağırsaklarından da hastaymış. hastalığın adını söyledi veteriner de unuttum. aklımda kalan "insanlardaki aids hastalığı gibi düşünün, tedavisi yok." demesi. 3-4 ay kadar ömür biçti veteriner.

    "sokakta yaşayabilir mi?" dedim. "bir arabanın altında falan kalır, görmüyor ki." dedi.

    tamam, dedim ben bakarım.
    sabahattin ile tanışın.

    http://hizliresim.com/vplbmv

    "gözünü dikebiliriz isterseniz." dedi.
    ama gözünden canı yanmıyormuş. sadece dışarıdan bakanlar korkmasın diye. ben korkmuyorum.

    veterinerden eve getirmek için durakta otobüs beklerken insanlar "ay ne sevimli"diye yanaştılar sepete ama sonra... kör olduğunu söyledim. "ayyy yazııııkk!" diye acıdılar haliyle. bir burukluk geldi bana o zaman.

    veterinerdeyken böyle duygulanmamıştım.

    veteriner kliniğinde veterinerin kendi kedisi vardı. nasıl hareketli. çiçekleri tarumar ediyor, insanlara tırmanıyor, atlıyor, zıplıyor. o kedinin bu deli deli hareketlerine gülerken veteriner benim sinmiş, hareket etmeye korkan kedim için "bu kedi de aslında böyle hareketli olurdu da görmüyor ki. sizin kediniz hiç böyle oyunlar, hareketler yapmayacak." dedi.

    "isterseniz size benim bu manyak kediyi verebilirim, bakımlarını da hep bedava yaparım." dedi şakayla. " ama bu kedi kör diye ona eziyet eder, olmaz." diye ekledi sonra.

    "evde yalnız kalmasında sıkıntı olmaz herhalde değil mi?" diye sordum.

    "yok zaten pek kıpırdamaz. zamanla eve alışınca yavaş yavaş hareket etmeye başlar." dedi.

    güzel bir 3-4 ay yaşayacağız seninle sabahattinciğim.

  • son süreçteyiz sanıyorum. artık gördüğünden bile şüpheliyiz. dün doktoruna sorduk, hastalığın böyle bir şey yapmayacağını, belki olmuşsa da yaşlılıktan olabileceğini söyledi.

    1 hafta içinde yürüme yeteneğini kaybetti. son iki gündür tuvaletine gidemiyor. altına kaçırıyor. fazla yemediği için zaten az yapıyor. elimizle besleyip, şırınga ile su veriyoruz. çok şükür bunları yiyor. bi sorun yok.

    metacam iyi bir ağrı kesici lakin mahvediyor zeytin'i, çok ağrılaştırıyor. sanırım hayvanların diazemi, morfini bu olsa gerek. çok miyavlıyor, ne için miyavladığını bilmiyoruz, ağrısı için mi, aç mı, susuz mu, uykusuz mu bilmiyoruz.

    ben böyle bir ölüm hayal etmiyordum açıkçası. yaşlanacak, artık yavaş yavaş iç organları faaliyet göstermeyecek ve bir sabah zeyto'yu canlı göremeyecektik. benim yavrumun ne günahı vardı da bu illet geldi onu buldu? o kadar canlı bir hayvan, hayat dolu, evine ve ailesine aşık, gerçekten akıllı, kurnaz, işini bilen... ben bilemiyorum, ne desem boş. allah kimseyi kanser etmesin. sevgi ile yenilecek hastalık değilmiş. bütün sevgimi verdim. olmuyor, kayıp gidiyor ellerimden.

  • şuraya gelip "zeyto kurtuldu" demek çok isterdim lakin allah izin vermiyor.

    zeytin'in durumu kritik. dün akşam eve geldiğimde perişan haldeydi. bir gün önceyle kıyaslarsam iki adım da atsa yürüyen zeytin dün artık yürüyememeye başlamıştı. gözler sümük sümük olmuş, göremiyordu. önce gözünü temizledim, mamasını tazeledim. sonrasında artık rutine binen vücut temizliğini yaptım. kendini bir aydır temizleyemiyor ağrıdan. arka bacaklarını temizlettirmezdi normal şartlarda, dün resmen teslim olmuştu bana. yaş mama paketini görünce sadece gözlerini pörtletti. hemen yanıma gelmesi gerekiyordu. beni tanıyanlar ne kadar telaş yaptığımı tahmin edebilirler. o an kimi arayacağımı şaşırdım. crowley, toplantıdaydı, aradım gelmesini istedim. belki son dakikalarıydı oğlumun. sonrasında da gri balikcil'ın da olduğu whatsapp grubumuza sesli mesaj yolladım, halamı aradım, kapının önündeki komşularımı mı çağırsam diye düşündüm.

    crowley gelmeden salona taşıdım oğlumu. baba gelince biraz daha iyi oldu gibi. akabinde doktorunu arayıp durumu aktardık.

    fakülteye elektro kemoterapi makinesi gelecek ve bununla zeytoyu yaşatmayı düşünüyorduk ki makine yakın zamanda gelmeyecekmiş. kitleleri alsalar dahi yapacak bir şey yok. zaten doktoru, büyük ihtimalle anestezide ölür diyor. inanın bunları duyduğumda hiç tepki vermedim, üzülmedim. aslında benim dileğim buydu. çocuğum acı çekerek ölsün ya da uyutalım kesinlikle istemiyorum. yani özetle şu anda yapılacak bir şey yok. tüm ilaçları bıraktık, bugün ağrı kesici ismi verecek bize duygu hanım, onu vermeye başlayacağız. ne yazık ki o kritik soruyu sorduk kendisine : "uyutalım mı?"
    hayır, dedi. erken olur, dedi. ben rahat bir nefes çektim. çok zamanın kaldığını düşünmediğini de ayrıca söyledi.

    zeytin, her daim sevilen, asla kötülük görmeyen, en fazla yaş mamasız kalan, alerjisinden ötürü sürekli zyrtec yutturulan, gördüğü her uçan canlıya tepki veren, tribe giren, kıskanan, döven, mutfağa gizlice sızarak kah orada kalan, kah tezgah üstünde unutulmuş ve kapağını nasıl açtığını bilemediğimiz bir şekilde nutellaya kafa sokan, yediğimiz her şeyden nemalanmak isteyen, verene kadar götümüzden ayrılmayan, son zamanlarında kürt böreği lover olan, başka kediye ve eve gelen misafire tahammülü olmayan, tatilimiz dönüşü bana trip atan, kutu manyağı, tırnakları kesilirken, tüyleri taranırken kuaföre gelmiş metroseksüel bir adama dönüşen ve rahatlayan, crowley'e aşık olan, ona da benim aşık olduğum bir kedi oldu. dostlarım, her kediye nasip olmayacak şeyler diyor bunlar.

    keşke dile gelse de o söylese. bizden memnun kaldı mı kalmadı mı....

  • çorap öldü. iki gün önce.
    o kadar üzgünüm ki. canımdan can kopmuş gibi. aklımdan bir saniye çıkmıyor.
    benim güzel kedim.
    insan emek verdiği, hele de hasta olan bir canlıya ayrı bağlanıyor. sürekli elinde, sürekli gözünün içine bakıyor. üstelik o çok minnettar bir kediydi. çok. başta korkudan beni çok tırmaladı, ısırdı. sonra ne olduysa bir anda güvendi, kendini öylece teslim etti.
    klinikte onu ilk ziyaretimde verdiği tepkileri unutamıyorum. bir köpek gibi üstüme atladı, tırmandı, sürtündü sürtündü, gırıldadı. ben ise tanımasını bile beklemiyordum.

    ne yazacağımı bilmiyorum. onu gömdük. yağmur yağıyordu. ağacın köklerine denk geldik, onları sağlam bıraktık, altındaki toprağı çıkardık. çorap'ı ağacın köklerinin arasına, rahat edebileceği bir şekilde yerleştirdik. ellerimle koydum. "sırtını biraz daha geriye doğru, sol patisi rahat değil, arka bacaklar iyi görünüyor, başı rahat". yanına da peluş oyuncağı. yalnız kalmasın. toprağa karışsın, canlansın tekrar. ertesi gün de mezarına bir köpek biblosu diktim. koruyacak kedimi.

    veteriner bize "öldü" diye teslim ettikten sonra defalarca kontrol ettim. yaşıyor gibi geldi bana. ya yaşıyorsa? toprağa götürürken bile kuyruğunu oynattı sanki. ama ölmüştü.

    hala inanamıyorum. mama ve su kabı dolu. yatağı gözümün önünde. ancak her zamanki gibi sehpanın altında değil. o akşam aniden fenalaşınca panikle çekip almıştım çorap'ı. öylece duruyor. ne zaman dokunurum bilmem. sehpanın üzerinde de ateş ölçer. o da öylece duruyor.

    ben onu sokaktan aldım, tekrar sokağa bırakmak için değil. şu an dışarıda olması, üstelik hava soğukken, toprak ıslakken... tüyleri de ıslak demek ki. insana üşür gibi geliyor. boğulur gibi geliyor. boynu, sırtı ağrır gibi, acıkır, susar, daralır, çıkmak ister gibi. oysa ben onu hep rahat ettirmeye çalışmıştım. ne olurdu sanki biraz daha kalsaydı. bir evi, ailesi olmasının tadını çıkarsaydı, mutlu olsaydı. ben de olsaydım.

    akşamlar en zoru sanki. belki de sabahlar. uyanıyorsun, yarasına klorhekzidin toz dökecek, mamasını yedi mi diye kontrol edecek, kumunu temizleyecek, okşayacak bir kedi yok. bugün işten eve gideceğim ve beni kapıda karşılamayacak. hemen koşup yarasına bakamayacağım. severken çıkardığı mırıltıları duyamayacağım. cuma günü de karşılamamıştı. salak kafam, düşünemedim.

    bu kadar erken gitmesi çok üzücü.

    çimleri yeni çıkmıştı, sözlükten hiç tanımadığım seabiscuit göndermişti, vitamin ve klorhekzidin tozlarla birlikte. heyecanlıydım acaba sevecek mi diye, yiyemedi. manuka balı yaralara iyi geliyor dediler, abd'den bulup getirttim. elime ulaştı ama kullanamadım. devedikeni tohumunun damla formu türkiye'de bulunmuyor. gümrükte kaldı, onunla uğraşıyordum. az önce de evde liyakat kalmamis'ın kargosu geldi. ağlarım sanıyordum ama gülümsedim. sevindim yine de.

    yeni yatak almıştım, bir kere yattı daha. ev kedi maması dolu, iştahı olmadığı için farklı markalar deniyordum. buzlukta küçük parçalar halinde dondurduğum etleri var. klorhekzidin toz var elimde 5 tane. hepsi buradaki yazarlardan geldi. bir tanesi de snowflake'ten. üç tane daha var, gönderilecek olan. farklı kedi kumlarını deniyordum sonra. uzun zaman kullanabileceğimiz bir kum arıyordum. en son organik bir kum aldım. onu da kullanamadı. yumuşak taşıma çantası vardı, kırmızı, onu ilk kez veterinere giderken kullandık, dönüşte de cansız bedenini getirdik içinde.

    peteğe takılı bir yatağı var. masamı yanına çekmiştim. yatak hala orada, masam da yanında. hep de orada kalacak. onu çıkarmayı düşünmüyorum.
    kumunun durduğu oda evdeki en sevdiğim odaydı. küçücük, aydınlık bir yer. geçenlerde kumuna başka yer aradım odamı almak için, bulamadım. böyle bir şey istediğim için bile pişmanlık duyuyorum. insan pişman olacağı, kendini suçlayacağı şeyleri bir şekilde buluyor. ama bunlar değil beni üzen gerçekten. onun acı çektiği anlar. ta en başından son gününe kadar. hele de son üç saati.
    ve bunca senelik ömründe, ilk kez yuva bulmuşken tadını çıkaramadan gitmesi.

    yine de bir tarafım huzurlu. en azından sokakta ölmedi. bir kenarda, üşüyerek, yalnız, acı çekerek ölmedi. ellerimiz üstünde, başı okşanarak gitti. son iki dakika hariç. orada ben dayanamadım, dışarı çıktım.

    insan korktuğu başına gelince sakin olurmuş. benim de korktuğum başıma geldi ve öldüğü gece çok sakindim. başımı yastığa koyana kadar. çok koydu evde olmayışı, dışarıda, toprağın altında oluşu. o soğukta, yağmur altında. çorapcık.

    dedim ya en çok son üç saatine, hele hele son dakikalarına felaket üzülüyorum. öyle böyle değil. acıdan ölünse rahat rahat ölürdüm. o gün acilen götürdüğüm juen veteriner kliniği'ne (ki köpeklerimin kliniğidir) inanılmaz kızgınım. belki haksızımdır onu da bilmiyorum. içeri girdiğimiz an kedi ölüyor, nolur acı çektirmeyelim ölecekse dedim. uyutalım. asıl veterineri ile detaylıca konuştu telefonda. tüm test sonuçlarını, yapılan tedavileri öğrendi. ona rağmen dedi ki uyutmak için benim de tetkik yapmam lazım. o kedinin nesine tetkik yapacaksın, zaten gidiyor. yine de yapın o zaman dedim çaresizce. yapılmadı, çünkü böyle bir şey çok saçma olacaktı.
    tabii ki hemen uyutmasını beklemiyorum. onu ben de yaptırmazdım zaten, ancak öleceğinden emin olduktan sonra hiç değilse, yapılmalıydı.

    altına sıcak su torbası koydular, atkımı üzerine serdim. serum verdiler. yanlış hatırlamıyorsam iki enjeksiyon yaptı, biri vitaminli bir şeyler, diğeri bağırsaktaki gaz için dedi. kediye kesinlikle iyi davrandılar, o konuda teşekkür ederim ancak bu kadar bekletmenin anlamı yoktu bana göre. sabaha çıkmayacağını kabul ettikleri halde öylece başında durup izledik. kendi kedimin kalbini durdurmak için ısrar edecek halim yoktu. destekleri lazımdı. en son, şu ana kadar miyavladığını duymadığım kedim üst üste yüksek sesle bağırarak ayağa kalkmaya çalıştı, başka detay vermeyeceğim. o noktada ben "nolur bir şey yapın gidiyor" diyerek, kulaklarımı tıkayarak odadan çıktım, dayanamadım. 2 dakika içinde geri döndüm, ölmüştü. ya kendi öldü ya da yaptıkları sakinleştiriciden. sakinleştiriciyi damara verdikleri saniye ölmüş. ben kendi öldü kabul ediyorum.

    kedim 40 günden fazla pruva veteriner kliniği 'nde kaldı. orada testler yapıldı, birçok ilaç/destekleyici kullanıldı. yarasına düzenli pansuman yapıldı. a/d mama yedi. masraflarını geçtim, hekimin harcadığı vakit bile kimbilir kaç saat etmiştir. haftasonları kitaplarını eve götürüp çorap'ın durumunu araştırdığını, hocalarıyla görüştüğünü de biliyorum. bir de benim aramalarım, telefonda sabırla nasıl gittiğini anlatması. o kadar uğraştı ve juen'in aldığı ücretin 4 katını istedi. onu da utanarak sıkılarak söyledi. ısrarlarımla azıcık artırdı. vicdan başka şey. biri 40 gün bakarken, biri 3 saat baktı ve aradaki fiyat farkı 4 kat. son saatlerini yaşayan, sokaktan kurtarılan bir kedi için öyle bir para istemek. parasında tabii ki değilim, hiç değilim, feda olsun.
    daha önce ada veteriner polikliniği'ne yavru köpek götürmüştüm. yine acildi. baktı, ilgilendi, kurtarmaya çalıştı. köpek ölünce de "bir ücret alamam, vicdanen bunu yapamam" dedi.

    kızgınım ama bir taraftan da iyi ki götürdüm diyorum elbette. kedime iyi davrandılar. oksijen neden vermediler mesela onu bilmiyorum. vardır bir nedeni, hekim değilim, bilemem. acı çekerken beklettikleri için affetmeyeceğim. böyle şeyler yazınca da kendimi çok kötü hissediyorum. haksızlık mı ediyorum diye. olabilir. siz gerçek bilgi gibi kabul etmeyin. hislerim bunlar.

    çok tatlılar, çok nazikler, çok ilgililer, özellikle faik hoca. hatta o iyi ki geldi son anda, o dedi acı çektirmenin manası yok diye. ama çekeceğini çekmişti zaten.

    ve beni hiç rahatlatmadılar. aksine,
    - bu saatten sonra nedenini bilsek ne olur, olan olmuş, bağırsaklarında gaz var, onu bu noktaya gaz getirmiş olabilir.
    - gaz neden olur?
    - yediği bir şeyden olabilir.

    şimdi gel de vicdan azabı çekme. biz bir ton test yaptık o kediye. daha da devam ederdik, ancak yaşlı bir kedi, karaciğeri zayıf ve daha fazla ilaç alamazdı. lokal yaklaşmak zorundaydık. daha fazla test yapıp nedenini bilsek ne olur? denek mi bu kedi? fazla hassas ve alıngan da olabilirim. kendime de güvenmiyorum, tepkilerim ne kadar normal bilmiyorum.

    ya ne bileyim. kendi gittiği için de seviniyorum bir taraftan. ama hayır, düşündüm de, hiç değilse sakinleştiriciyi erken vermeliydik. yardım etmeliydik ona giderken.

    ertesi gün doktoruyla detaylı konuştum. yaşlılığa bağlı çoklu organ yetmezliğinden öldüğünü düşünüyor. hocasına da anlatmış yine, videolarını izletmiş, semptomları söylemiş, o da aynı fikirde. daha erken getirsem kurtulur muydu dedim, çok zor dedi, "ben yaşlılığı tedavi edemem ki, organların da bir ömrü var". sağ olsun içimi rahatlattı, moral vermeye çalıştı.

    her neyse. çorap gitti sonuçta. son anlarının videoları var elimde. asıl hekimine yolluyordum anbean, fikrini almak için. o videolar bende. içimi yakıyor. şimdi de o sıralarda acı çekti mi, ne kadar çekti diye araştırıp duruyorum. aklımdan çıkmıyor ne yapayım.

    şaka gibi. bir kedim vardı ve artık yok.

    çok uzun yazdım biliyorum ama bana da anı kalsın bu yazı.

    benim minnettar kedim. iyi ki almışım seni, iyi ki geldin evimize. bir kediyi kucağına alıp sevmek, mırıltılarını dinlemek nasıl bir huzurmuş bunu en çok senin sayende anladım. üçüncü bir hayvanı kesinlikle istemiyordum, kesin karar vermiştim ama sen iyi ki geldin. keşke çok daha uzun kalsaydın.
    özledim. çok. acın ne zaman geçer bilmiyorum.
    nefes alamamayı denedim, ne çektiğini anlamak için ama olmadı. anlayamadım.

    seni son anlarınla değil de bu huzurlu halinle hatırlamak istiyorum. mesai bitse de rahat rahat ağlasam.

    bu süreçte bana yardım eden herkese de teşekkür ederim. yalnız bırakmadınız. sağ olun.

    bir daha yeni bir hayvan almayacağım. kaldıramıyorum. kısırlaştırmaya bütçe ayırmaya karar verdim.

    son bir şey.
    çorap seni özledim. bitti. bu kadar.

  • bizim evin ordaki bim'de personelin beslediği bir kedi var. ne zaman yolum düşse mıncırlarım. tosun gibi bişi. bayadır görmemiştim geçenlerde yolum düştü dedim şurdan bişiler alayım da eve gideyim. neyse tam çıkıcam çalışan arkadaş fermuar bey sizin kedileriniz var anlarsınız nesi var bunun dedi. aa baktım bizim minnak. öyle şişmiş ki. dedim bunun doğumu gelmiş ondan kıvranıyor acilen kutu gibi bir şeyin içine koyalım dedim. tam içeri girdim poşetlerimi bağlayıp kenara koydum ki ilk yavru geldi. arkadaş millet de mal ya ulan hayvancağızın ilk doğumu belli ki kendini besleyen adamların yanında güvende hissetmiş tam giriş kapısının önünde doğum yapıyor millet tepkisiz. neyse depo tarafında kutu varmış içine gazete koyduk hava da öyle soğuk ki anasını satayım dayanamadım annemin ördüğü boyunluğu kutuya serdim güzelce kızımızı da koydum kutuya yavrusuyla. birkaç merdiven aşağıda eski depo kapısının oraya götürdük. tüm doğumunu orda yaptı. eve geldim ellerim kanlı annem hemen atladı noldu olm bu halin ne yolunu mu kestiler bıçaklandın mı asdfghjk dedim yok anne bugün ebeliğimin ilk günüydü. boyunluğun nerde buz gibi hava dedi, dedim böyle böyle. demek kediye serdin he, yaa anne dünyaya can gelmiş boyunluk ne ki dedim sarıldı. ehehehe. yavrular çok tatlı. yirin.

  • bizim apartmanın girişindeki bekçi kulübesine sitedeki çocuklar hapsetmişler bunun yavrusunu. grili beyazlı tekir, bir avuç kadar. kulübenin içinde bir karton kutu; ne kum var ne başka bi oyuncak; biraz mama bırakmışlar, o kadar. sabahtan akşama kadar ağlayıp duruyo, belli ki annesinin koynundan alınmış. ilk gün "karışmıycam bu sefer" dedim; dedim ama hayvanın durum kötü. hem daracık yerde hapis, hem hava soğuk, hem ağlıyor, üstelik gözü de akmaya başlamış. mecbur kaldım aldım götürdüm eve. havalar biraz ısınsın, biraz toparlasın, hem belki o arada yuva buluruz diye hem kendi kendimi hem eşimi telkin ediyorum. "bu seferki kalıcı değil, kurtulcam bundan" diyorum her gün; hatta kediye de söylüyorum. "bak çok yerleşme, seni göndericez bu evden, ona göre" diyorum kendisine ama kediye de gün geçtikçe alışıyorum. isim koymuycam ayrılmak zor oluyo derken isim de koymuş bulundum; gobit. çiko'yla iyi anlaşıyo gibi ama şeker gobit'ten nefret ettiği için yatak odasından dahi çıkmıyo. şeker tıslıyo pıslıyo ama alışcak başka yolu yok. artık ufak ufak gobit'in evde kalmasının yolunu yapmaya çalışıyorum; kendimi acındırıyorum eşime. "yaaa benim hiç sağlıklı bi kedim olmasın mı? biri kör biri topal; benim hiç güzel kedim olmayacak mı? bu da kalıversin burda n'olur ki? hem hiç sağlıklı kedim olmadı benim" vs vs vs. ben böyle kör be topal olmayan sağlıklı bi kedim olsun diye kendimi acındırıyorum ama kedide bi gariplik var. hani tüm yavru kediler yaramaz olur da bu hiç "hiişşşşştttt pişşşştttt yapmaaaaa" vsden anlamıyo. korkutmaya çalışıyosun korkmuyo, sesleniyosun aldırmıyo filan. sağır çıktı ya benim kedim. bir kör bir topal bir sağır kediyle trioyu tamamlamış bulunmaktayım. bi daha da kör ve topal olmayan sağlıklı güzel kedi istemiycem, allah benimle bu yaratıklar üzerinden dalga geçiyo çünkü.

  • şurada bahsettiğim kediye yuva aradım ya hani, insanlar dalga geçip durdular ahahah şu tipsiz kediye utanmadan yuva arıyor dediler, parmakla gösterip alay ettiler. kalbim çok kırılmıştı, biraz ağlar gibi oldum ama ağlamadım. güçlendim! bu kötü kalplilikler beni gümgüçlü yaptı. pes etmedim, yemedim, uyumadım, dizi izlemedim, kediye yuva arayıp durdum.
    yuvayı da buldum! eee noldu şimdi? hepiniz de aşırı mort oldunuz. böyle mosmorlu mort.
    kedi artık yeni yuvasında. emeği geçen herkese teşekkür ederim.

    ne kadar da mutlu olduğunu görüyorsunuz arkadaşlar.
    yuva olarak bula bula kendimizi buldum ama hiç yoktan iyidir! bence bizim eve çok yakıştı. köpeklerle, minderlerle ve halıyla uyumu göz kamaştıracak cinsten. zaten kediyi alma nedenim sadece bu. renk uyumu var. sarı olsa almazdım çok çirkin dururdu, evin rengine uymuyor şekerim. ay gerçi köpek sarıymış:/ kırmızı olsa almazdım o zaman.

    ayrıca çok asil ve tatlı bir kedi. şunun masumluğuna, şekerliğine bir bakın. size derler tipsiz! duydum vallahi, ne biçim kedi dediniz:( kendisi çok karakterli, seçici, prensipleri olan bir kedidir. evde sekiz çeşit mama olduğu halde yemez, köfte yaparsın onu da yemez. neden? keyfinin kahyası mısınız!!! hangi hakla soruyorsunuz pardon da? sizi ispiklerim kedime ve üç numaralı bakışını atarsa kaçacak yer ararsınız ona göre. şu anda okuyamaz, kalorifere monte yatağında yatıyor. bunun dışında yatağın altında turuncu köpek minderi, küçük odada pofuduk battaniyesi, koltuklar, yatağım, köpeklerin minderleri gibi mekanları var. klinikten eve geleli 2 gün oldu ama lider ruhlu bir kişilik olduğu için her yeri ele geçirdi. sağ olsun bazen bize de yer açıyor.

    aa bakın bir, kediye klorhekzidin toz bulmam lazım. şöyle bir şey. türkiye'de yok. bu yaralarına çok iyi geliyor ancak elimde azıcık var. bulana kediyi bir kere sevdireceğim. bu fırsat kaçmaz baylar bayanlar. bir klorhekzidin toz verene 5 dakikalık coni yamalı çorap larunda teodora kedi sevmesi hediye. sevdireceğim derken konuşup ikna ederim diye umuyorum. koskoca kediye emrivaki yapacak halim yok. herkes haddini bilmelidir şu hayatta.

    neyse tatlım, çorap uyandı. gidip bakayım bir isteği arzusu var mıymış. yatağını şöyle ellerimle pofuduk yapayım. ay masaj saati de geçmiş, azar işitmesem bari.

  • bu sabah işe giderken gördüm bu zibidileri. dükkan sahibi laptopu açık bırakmış. ısınan laptop üzerine dördü birden çullanmış kış kıyamet ortasında. helal valla.

    hede

  • sanat eseri gibi yaratık. hayran kitlesinin bu kadar geniş olma sebebi de her hareketinin estetik içeriyor olması bence. mesela hayvan kapıdan dışarı çıkmıyor, zarif bir s harfi çizerek dışarı akıyor. kucağınızdan kalkmıyor, zıplayıp yay çizerek gidiyor. kendini temizlerken bile balerinlere taş çıkaran hareketler yapıyor. ve bunu görebileceğiniz en tombik olanları yapıyor. otur gösteri izler gibi izle hayvanı bütün gün.