debe başlıkları

#eleştiri konulu entryler

  • kanzuk

    hukuka, vicdana ve etiğe aykırı davranan medya patronu. bu aykırılıklar bugünün türkiye’sine uygun olabilir ancak dinamizmini şu anki avamlığından sıyırırsak, 16 sene öncesinin türkiye’sine aykırı zihinlerle, fikirsel protestolar ve teatilerle sağlamış ve büyümüş olan bu platforma zarar vermektedir, vermeye devam edecektir.

    size kendisiyle ilgili kısa bir anımdan bahsedeyim, sonra da çok özetle yaptığı hukuksuzluğu özetleyeyim ve bunun neden tazminat davalarıyla başlayabilecek bir ekşi sözlük iflasına yol açabileceğine çok kısaca değineyim.

    sene 2007. gününü hatırlamıyorum. o zaman boxer dergisinde yazarlık yapıyorum. işteyken babam aradı ve hemen eve gelmemi söyledi. eve polisler gelmiş ve beni soruyorlarmış. aralıklı tırsmalar eşliğinde eve gittim. bilmiyorum da niye gelmişler, ne diye evi basıyorlar. eve vardım, baktım iki tane polis, bir tanesi kötü polisi oynuyor herhalde. aralarında bölüşmüşler, ben iyiyi oynarım, sen kötüyü oynarsın diye. kötüyü oynayan bana “ekşi sözlük’le ne alakan var lan senin?” dedi. “yazıyorum orda” dedim. “sen orada yazılanları niye çaldın o zaman?” dedi. ulan anlamıyorum, neyini çalayım ekşi sözlük’ün, bilezik mi amk bu? “evdeki tüm bilgisayarları alacağız. sana haber verdiğimizde gayrettepe’ye gel ifade ver” dedi. bilgisayarlar incelenecekmiş, suç unsuru bulunursa ayvayı yemişim, falan filan. pc’yi, laptop’ı aldılar gittiler, bir de arabaya kadar bana taşıttılar.

    sonra evde yaşanan çocuk terörist mi oldu eğilimli panik havasını es geçiyorum. tanıdıkları filan aradık, bilgisayarın incelenmesinin hemen o gün yapılmasını sağladık ve ertesi gün gayrettepe’ye gittim. bir tane amir var, onunla konuşuyorum. onun bana özetlediği kadarıyla konu şu. o dönemler yönlendir diye bir internet sitesi vardı. eksisozluk.com.tr.tc adresi, yönlendir üzerinden sozluk.sourtimes.org’a yönlendirilmiş. yönlendiren bilgisayarın ip’si de bizim evdeki bilgisayarınmış. diyorum ben yapmadım, bilmiyorum, hakikaten de bilmiyorum.

    düşünüyorum, kim yapmış olabilir diye, kardeşim mi, eve gelip giden komşu çocuğu mu? yok yani, bilemiyorum. amir de hem ifademi alıyor hem de dosyayı hemen kapamak için bana zarf atıyor. “bak, zaten bilgisayardan suç unsuru çıkmadı. hiçbir içerik kopyalanmamış. yaptıysam yaptım de, zaten sonucunda bir şey çıkmaz, suç unsuru yok çünkü” diyor. “ya amirim vallahi bilmiyorum, düşünüyorum çıkamıyorum işin içinden” diyorum. sonra ifadeyi öfleye pöfleye benim dediğim şekilde aldı ve bilgisayarları kucağıma sıkıştırıp gönderdi. sonraki günlerde ben işi kurcaladım ama kimin yaptığını nerden bulayım?

    ondan sonra şikayetçinin başak purut olduğunu gördüm ve ekşi sözlük avukatı olan nam-ı diğer kanzuk’a ulaştım. olayı anlattım, benimle alakası olmadığını, bilgisayarda da zaten suç unsuru sayılacak içeriklerin hiçbirine rastlanmadığını ve davanın takipsizlikle sonuçlanacağını söyledim ve şikayeti geri çekmesini rica ettim. kendisinin bana kelimesi kelimesine olmayabilir ama özetle söylediği şu oldu: “dava masraflarını ve artı şu kadarı öde, şikayeti geri çekelim.”

    kanzuk, işte bu. para vermedim, dava iki seneye yakın süre sonra takipsizlikle sonuçlandı. yani para hırsı, burada da kendisine daha fazla para kaybettirdi.

    gelelim sözleşmeye. çok basit ve hızlı geçeceğim.

    ekşi sözlük, kullanıcı sözleşmesindeki “ekşi sözlük, kayıtlı kullanıcılarının içeriklerine yer sağlayıcılık hizmeti veren bir internet sitesi olup” ifadesiyle kendini sadece bir yer sağlayıcı olarak tanımlamaktadır. yani bu bağlamda bir blog’dan farkı yoktur.

    yine aynı kullanıcı sözleşmesinde “oluşturduğunuz içerik tüm sorumluluğu size ait olmak üzere ve hiçbir ön denetime tabi olmadan yayına girdiğinden, oluşturduğunuz içeriğin hukuka aykırı olmadığından lütfen emin olun” ibaresiyle hukuki sorumluluğu içerik oluşturucusuna bırakarak, yayıncılık, dolayısıyla sorumluluk ilkesini üzerinden atarak sadece ve sadece bir yer sağlayıcı olduğunu tekraren kesinleştirmektedir.

    kullanıcı sözleşmesinde geçen şu ibare “ekşi sözlük’te oluşturduğunuz/yayınladığınız içeriklerin telif hakları size aittir. bu nedenle ekşi sözlük’te yayınlandığınız içeriğinizi (entrylerinizi) ticari maksatla dahi dilediğiniz şekilde derleyip, kullanabilirsiniz. ancak ekşi sözlük'te yayında olan içeriklerinizi internet üzerinde başka bir sitede daha yayınlamanız halinde ekşi sözlük’e aktif link vermeniz gerekmektedir. ekşi, sourtimes, ekşi şeyler ve ekşi sözlük markalarının kullanımı ise ekşi teknoloji’nin yazılı iznine tabidir.
    telif hakları size ait olmakla birlikte, ekşi sözlük’te yayınladığınız tüm içerik için ekşi teknoloji’ye çoğaltma, kopyalama, işleme ve basılı ortam, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya internet ve sair dijital iletim şekilleri de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlar ve sair her türlü araçla yayınlama hakları dahil olmak ancak bunlarla kısıtlı kalmamak kaydıyla tüm mali haklarını hiçbir coğrafi sınırlama olmaksızın, süresiz ve bedelsiz kullanma hakkı(lisans) vermektesiniz” fikir ve sanat eserleri kanunu’nun 49’uncu maddesine aykırıdır. 49’uncu maddeye göre bir eserin devren iktisabı için eser sahibi veya maliklerinin yazılı muvafakatının alınmasını şart koşar. yani sen kafana göre benim senin de söylediğin üzere sahibi olduğum içeriği, benim muvafakatımı yazılı olarak almadan sana ait olsa da başka bir mecranda yayınlayamazsın. yani şöyle düşün: kanal d’de yayınlanan akasya durağı’nı, cnntürk’te de yayınlamak istiyorsun, ikisi de senin kanalın ama cnntürk’te yayınlamak için türker inanoğlu’nun muvafakatını almak zorundasın. ayrıca yine fsek 52. maddeye göre eserlerin toptan devri diye bir durum söz konusu değildir, bu devir için yazılı muvafakat şarttır ve devre dahil olan tüm konular tek tek belirtilmelidir. yazarın yazdığı her şeyin devrini talep etmek ya da bunu belirtmek sözleşmenin aldatıcı, tek tarafa zarar verici olmasıdır ki, aynı şekilde haber vermeden karşı tarafın aleyhine olacak şekilde sözleşmede düzenlemeler yapmak da, aleyhte olan kişiyi bağlamaz, bağlamadığı da işçi-işveren davalarına kadar, birçok telif hakları ihlali davasında zarar gören kişinin lehine sonuçlanan davalarla da emsallidir. yargıtay kararları mali veya manevi haklara ilişkin yetki ve izinlerin tek tek verilmesi gerektiği üzerinde birleşir. yani sözleşmede bahsedilen tüm mecralarda yayınlama hakkı, bu konuda yazardan tek tek yetki ve izin alınmadığı için hükümsüzdür ve kanuna aykırıdır.

    üstelik tüm bunların üzerine tüy diker gibi, esas konu, ruhsat ve lisans meselesidir ki, ekşi sözlük sözleşmesi tüm yazılanların bedelsiz ve süresiz olarak lisanslandığını söylemektedir. halbuki fsek’e göre ruhsat ve lisans sadece belirlenmiş haklar doğrultusunda alınabilir. yani süresiz lisans, süresiz ruhsat mevzuata aykırıdır, sözleşmeyi hükümsüz ve art niyetli kılmaktadır. art niyetli sözleşme manevi tazminat hakkını da doğurmaktadır. diyelim ki 80’inci maddeye göre komşu haklardan faydalanıp bunu yayınlıyorum diyorsun ve mantığa göre başka bir icracı, benim eserimi yorumlayacak ve sen hukuki olarak buradan sıyrılacasın. bunu yazıda nasıl sağlayacaksın? yani yazımın cover’ını yapıp bunu nasıl yayınlayacaksın?

    işin en komik tarafı da ekşi’nin kendini derleme eser olarak tanımlamasıdır. derleme eser fsek 1. madde’ye göre tam olarak şudur: “özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı olan eser”. ama aynı maddede eser, gayet net olarak açıklanmıştır. yani sen derleme esersen, özgün eser üzerindeki haklar, yani benim haklarım saklıdır. sen servis sağlayıcıysan, nasıl derleme eser oluyorsun? yok sen bu kanun tanımaz sözleşmenle, kafana göre koyduğun maddelerle eseri sahiplenmiş, artık sahibiysen, nasıl servis sağlayıcısın? sen derleme eser misin, eser sahibi misin, servis sağlayıcı mısın? nesin sen ya? daha ne olduğunu bile anlatamamışsın sözleşmende, nerede ne senin lehine olacaksa o oluyorsun. hukuki açıdan sorumluluk almak istemediğinde servis sağlayıcı, telif açısından sorumluluk almak istemediğinde derleme eser, içerikleri kullanıp para cukkalamak istediğinde eser sahibi. bu kadar art niyet taşıyan bir sözleşme olabilir mi ya? bu nasıl bir ahlaksızlıktır, nasıl bir paragözlüktür? hepsini geçtim, 1999’daki ruhun bir parçası olan ssg nasıl böyle bir kirlenmişliğe, adaletsizliğe ve kanun tanımazlığa çanak tutar da ekşi şeyler’i över.

    ekşi şeyler ne allah aşkına abi? bir de yazmış ssg, kanzuk’un yıllardır aklında vardı, gerçekleştirmesine çok sevindim diye. ne yılları ya? onedio’yu görmüş, bunda da iyi para var demiş, gitmiş aynısını yapmış, bir de hazır içeriği gasp ederek içini dolduruyor.

    her neyse, sözleşmede ayrıca şu var:
    “oluşturduğunuz içerikler ekşi sözlük’te yayında olduğu müddetçe ekşi teknoloji bu içerikleri başta ekşi şeyler'de olmak üzere, uygun gördüğü bütün ortamlarda kendi kullanımında olan markalar altında ve/veya diğer internet sitelerinde ticari amaçla kullanma hakkına sahip olacaktır. bunu engellemek için kullanılmasını istemediğiniz içeriği silmeniz veya hesabınızı kapamanız yeterlidir ancak bu eylemler sadece ileriye dönük olup, size daha önce yapılmış çalışmalardan entrylerinizin çıkarılması, telif ücreti talep etme ve benzeri bir hak vermeyecektir. daha önce yapılmış çalışmaların yeniden basımı veya yayını da bu nedenle her zaman mümkündür. “

    böyle bir şey az önce de söylediğimiz üzere mümkün değildir, fsek’e aykırıdır, hukuksuzdur. oluşturduğum içerikler için, yayınlamak istediğin her platform için benden muvafakat almak zorundasın. ayrıca süresiz ruhsat ya da lisans diye bir konu olmadığı için, silmiş olduğum, sahibi olarak artık kaldırmak istediğim içeriği ne yazık ki sen ticari olarak değerlendiremezsin. kendin diyorsun zaten yayında olduğu müddetçe diye, sonra süresiz yayınlayabilirim diyorsun. bu nasıl tezat ya? bu adam nasıl hukukçu anlamıyorum. tam yeni türkiye modeli inşaatçı mantığında hazırlanmış bir sözleşme.

    “ekşi teknoloji, entrylerinizin internet dışındaki ortamlarda ticari amaçla kullanılması halinde, ilgili çalışmadan kar elde edilmesi şartıyla, kendi takdir edeceği miktarda telif ödemesinde bulunacağını taahhüt eder.”

    oldu paşam. fsek madde 45’e aykırı bu da. uzun uzun yazmayayım, açın okuyun.

    şu şekilde özetleyelim:

    1) ekşi sözlük yazarlarının yazıları bir eserdir. (eser deyince götünüz kalkmasın hemen, çoğunluk halen saçma sapan şeyler yazıyor.)
    2) eserlerin sahibi yazarlardır.
    3) ekşi sözlük kullanım sözleşmesi, art niyetli ve eser sahibine zarar verecek şekilde hazırlanmış ve haber vermeden değiştirilmiştir. bu yüzden eser sahibini bağlamaz. yargıtay bu konuda emsal kararlar vermiştir.
    4) eserlerin, servis sağlayıcıya ait başka mecralarda yayınlanması için fsek’e göre yazılı muvafakat alınması gerekmektedir. aksi takdirde telif hakları ihlal edilmektedir.
    5) sözleşmede, ekşi, kendini lehine gördüğü yerlere göre farklı konumlandırmaktadır. kendini farklı konumlandırması bu sözleşmeyi çelişkili ve güvensiz kılmaktadır. yeni bir sözleşme ve her mecra için muvafakat alınması şarttır.

    bu bilgiler ışığında isterseniz gidin iyi bir avukatla dava açın. son dönemde avukatlarla çok uğraştığımız için, çok iyilerini biliyorum. size ben önereyim. telif hakları ihlali konusunda kazanılacak bir dava emsal oluşturacak ve ekşi sözlük’ün sonunu getirebilecektir. ben bunu istemiyorum, burası içinde olmaktan keyif aldığım bir oluşum. umarım kanzuk, para hırsının önüne başarılı olma hırsını getirir de bu oluşumun çökmesini engellemiş olur. ne sanıyorsunuz ki zaten, bugün ekşi var, yarın mekşi olur, olmadı mı sanki bugüne kadar, ilelebet devam mı edecek? bunun devam etmesi de senin elinde.

    ben böyle bir davayla uğraşırsam da sadece emsal oluşturması için ve 8 liralık manevi tazminat davası için uğraşırım. niye 8 lira derseniz, bir kuzu şiş dürüm alıp kendisine temyizden de aleyhine döndüğünde yollamak için. kargo parası benden.

    ekleme:

    bir örnekleme geldi aklıma. onu da eklemek istiyorum.

    sözlük sözleşmeye göre şu etik ve hukuk dışı davranışı sergiliyor:

    yazılan bir yazıdan dolayı hukuki bir problem mi doğdu? "kardeşim ben facebook gibiyim. beni bağlamaz. git yazara sor hesabını" diyor. -servis sağlayıcısı

    yazılan bir yazı bir gelir mi getirecek? "kardeşim ben onedio gibiyim. yazılan içeriğin sahibi benim. bundan geliri ben elde ederim" diyor -derleme eser

    yazılan bir yazı başka platformda başka bir amaçla da mı gelire dönüşecek? "kardeşim ben can yayınları gibiyim. bu eser bana devredilmiş. istediğim yerde yayınlarım, satarım" diyor -yayıncı

    ne yazık ki, kanuna göre tek bir şey olabilirsin. birinden birini seçmek ve sözleşmeni buna göre düzenlemek zorundasın.

  • diyanetin ateistle evlenilmez fetvası

    ama ateistten de vergi alındığı ve o vergilerin diyanette çatır çatır yendiği kısmının atlandığı fetva. bir sormak lazım aslında.

  • yerel gazetecinin aykut kocaman'a ateist demesi

    bunlar solcu, bunlar ateist, bunlar terörist!...

    tanıdık geldi mi?

    bir atasözü der ki çocuklarınızı eğitmeye başlamadan önce kendinizi eğitin. zira onlar ebeveynlerini örnek alırlar.

  • ateistlerin diyanet nedeniyle vergi iadesi alması

    haktır. hem de çok doğal, çok net, ve çok temel bir hak. devlet, bu yaşıma dek hiç kullanmadığım, ömrümün sonuna dek de kullanmayacağım sözde bir hizmeti bana dayatarak zorla paramı gasp edemez. benim talep etmediğim bir kurum oluşturup, bana danışmadan, fikrimi sormadan, benim onayımı almadan, oluşturduğu bu kuruma benden cebren alınan paralarla maaşları ödenen çalışanlar atayamaz. benim paramla, kullanmadığım bir tanrıya para akıtamaz, başkalarının yararlanacağı ve hayati bile olmayan bir hizmeti sağlayamaz. kendisine biricik bir din seçerek, başka dinlere mensup insanlardan para toplayıp, "sizin dininize hizmet etmiyorum" diyemez. bu insanların parasının karşılığını vermemezlik yapamaz. bu, nitelikli dolandırıcılıktır. devlet, vatandaşını dolandıramaz!

    türkiye cumhuriyeti, vatandaşlarından elde ettiği haksız kazancın hesabını vermeli ve bu paraları son kuruşuna kadar iade etmelidir. türkiye cumhuriyeti, vatandaşlarını dolandırmaya derhal bir son vermelidir.

    edit: geçtiğimiz ay vergi iadesi alabilmek için isyan edip topluca dinlerini değiştiren izlandalılarla ilgili haberin linkini de şuraya ekliyorum http://www.theguardian.com/…-gods-tax-rebates-zuism

  • hastasını attığı yumrukla öldüren doktor

    türk hastaları rus doktorlara emanet etmek gerekliliğini gösteren hadise. aynı dili konuşuyorsunuz hem ne güzel.

  • diyanet işleri başkanı skocax olsun kampanyası

    tanrının izni ile başkanlığa talibim. hem de maaş, yol, sgk, koruma, saray ve mercedes gibi özlük hakları talebim de yok.

    babanın öz kızına şehvet duyması konusundaki fetvayı diyanetten çok önce vermiştim. buyrun inanmayan baksın:

    (bkz: fıkıh/@skocax) (sondan ikinci paragraf kendi kızına dokunmak suretiyle nikahın düşmesi başlıklı kısım)

    bende bütün din ve şeriat işleri beleş. maksat vatandaşa hizmet.

    ehli sünnet üzerine kadılık eğitimi almış adamım. ilahiyat okumuş yakınlarım var, bir bok bildikleri yok. türkiyede ilahiyat eğitimi ve ilahiyatçıların kendileri çok zayıf. bütün başarısız öğrenciler ilahiyata gidiyor. belki yüzde doksanı analitik anlamda ortalama iq'nun altında adamlarla dolu. imam hatiplere katsayı uygulamasını en çok ne için destekliyordum biliyor musunuz? ilahiyatlara biraz zeki insanlar da gitsin diye. imam hatip mezunu adam öss' de eskiden 180 soru vardı, 150 net yapmış mesela; kırpılmış okul puanını ekleyince cücük gibi kalıyor toplam puanı. tıp istiyor, hukuk istiyor, mühendislik istiyor toplamda puanı yetmiyor. mecbur kalıyor ilahiyata. böylece akademik anlamda kafası çalışan insanlar da ilahiyata gitmiş oluyor, güzel değil mi? ankara üniversitesi ilahiyat fakültesi bugün reforma hazırlanıyor. dün müydü biri bana bir cevap yazmıştı türkiye kemalist rejimden kurtulunca akepe döneminde hermenötik yapmaya başladı diye. öyle değil bebeğim. akepe mehmet görmezdir. mehmet görmezin en korktuğu şey de hermenötik'tir. hermenötik reformun anahtarıdır. kuran "öldürün" der mesela bunu hermenötik yaparak "hayır o dönem orta çağdı herkes birbirini öldürüyordu, polis yoktu mahkeme yoktu devlet sınırları ve sınır karakolları yoktu, kuranda öldürün yazıyor diye bugün şu demokrasi ortamında kimse kimseyi öldürmek zorunda değil, ya meclisle çöz sorununu ya da bir masaya oturup uluslararası antlaşmalar yap yeter ki kavga etme" şeklinde akla uygun olarak manipüle edersin. çünkü başka çaren yoktur. çünkü modernitenin içinde onun verdiği rızk ile yaşıyorsun. bugün sana rızkı allah vermiyor yahudinin üstün tohum teknolojisi sayesinde doyuyor 77 milyon. reform yapmış domuz yiyen almanın tavuk üretim sistemi sayesinde vatandaşına tavuk yedirebiliyorsun. danimarkalının gemileri sayesinde balık tutabiliyorsun. sen rızkını moderniteden alıyorsun, aklı icat edenlerden alıyorsun.

    akademik kafası basma ile sınavlardan alınan puanların korelasyonu var. duygusal zeka vs. dersiniz itiraz etmem kimseye de geri zekalı dediğim yok ama ilahiyata neden en düşük puanlı insanlar gitsin ki? manav murtaza efendi mi yapacak islamda reformu? reform din adamlarının işidir. protestan reformunu sokaktaki adamlar yapmadı. siyasal ortam müsaitti, reforma açtı, reforma susamıştı ve reform gerçekleşti, din adamları kendi aralarında yaptılar reformu ve yığınları da ikna ettiler. bugün islam dünyası da reforma aç bir durumda. reforma müsait bir ortam var. neden? hergün 3500 arap birbirini öldürüyor. suriyeliler, ıraklılar kucaklarında bebekleri ile "kafir" avrupadan ekmek dileniyorlar. din 1500 parçaya bölünmüş halde. herkes kendini gerçek islam ilan ediyor. bu durumda herkesin gerçek islam telakki ettiği şeyin herkesin kendi gerçek islamı olduğu ama başkalarının islamlarına da kimsenin karışamayacağı bir ortam lazım yani kamusal alanlardan bütün gerçek islamları def etmek yani demokrasi yani adalet, sekülerizm, medeniyet. bunun için diyanetin başına dinden anlayan bir ateist geçmeli belki de.

    ehli sünnet fıkhı apartman hayatına uyum sağlayamadı dostlar. ehli sünnet fıkhı asfalt yolda gidemiyor eski toprak yollara muhtaç. ehli sünnet fıkhının kanalizasyon sistemi öngörüleri yoktu; suyun içindeki bok/ölü hayvan/leş oranına göre içtihatlar hazırladı ehli sünnet fıkhı. ehli sünnet fıkhı medya ile sosyal medya ile mücadele edemiyor. bugüne kadar nasıl böyle gelmiş bugün dünyadaki 1.5 milyar insanın, islam aleminin %80'inin kimliği neden sünni açıklayayım:

    elinize her hangi bir dört mezhep fıkhı kitabını alırsanız içinde yazılı olanların en az %70'inin saçmalık olduğunu görürsünüz. ancak kalan %30'u da müthiş kapsayıcı, barışçıl, akrabaya yardım etmeli, fakiri kollamalı, haksızlığa karşı baş kaldırmalı, ahlakı yüceltmeli, komşusu açken tok yatmamalı öğretilerdir. ehli sünnet denen form oluştuğundan beri yani abbasilerin son halifeleri ile selçukluların ilk hükümdarları ve özellikle vezir nizamülmük ile imam gazali'den beri camilerde insanlara bu %30'luk hoşgörülü kısım anlatılıyor. kalan %70 ise kritik durumlarda ortaya çıkarılıyor. araplar dışında kuranı kendi kendine anlayabilen kimse yok çünkü mesela ilk tam türkçe kuran meali elmalılı hamdi yazırın atatürkün direktifi ile hazırladığı mealdir. fıkıh da ulemanın elindedir eski devirlerde. halkın elinde okuyacak bir şey yoktur. sadece camii hocası vardır islamı öğrenebileceği. türkçeye hala çevrilememiş fıkıh kitapları var. işte sizin dedeleriniz islamı bu şekilde tek bir harf dahi görmeden hocanın anlattığı o yüzde otuzluk hoşgörülü kısımdan öğrendiler. siz de onlardan öğrenen babanızdan. gidip de bir tek fıkıh kitabı açmadınız; acaba bu gerçek sünni islam neymiş diye. yalan mı?

    kuranda mesela enfal 60'da "düşmana karşı atlarınızı hazırlayın" der. hadi hazırlayın amk. rusya ile savaşıyoruz diyelim hazırlayın lan atları... yanına da eşek ve katır koyun hatta yardımcı olur. rusların tankları var sürün üstüne atları, atlar tanklara kafa atsın ve savaşı kazanalım. ama allah bize at hazırlamamızı emretmiş. ne yapacağız? allahın emrine karşı mı geleceğiz? allahı yok mu sayacağız? allaha şirk mi koşacağız?

    bizim iki yüzlü müslümanlarımız bu ayeti "ya orada at ya da binek hayvan diyor ama bugünkü at tanktır, savaş uçağıdır" diye çevirirken kurandaki şeriatın diğer meselelerini, ibadet, cihat, kadınlara karşı tutum, dört kadınla evlilik, kadını dövmek, eşcinsellik, tesettür vs. olduğu gibi almaya kalkıyorlar. bu iki yüzlülük değil mi? islamı apartmanda, şehir merkezinde, asfalt yolda, içme suyu sisteminde, kanalizasyon sisteminin olduğu bir dünyada yaşanır hale getirmek zorundayız. bunun için de ehli sünnet fıkhından, şii fıkhından kurtulmak zorundayız.

    açık ve net bildiğim bir şey var: bütün müslümanlar birleşip de gazali'ye ana avrat sövmeden zilletten kurtulamazlar.
    gazalinin ihyasının diyanet müfettişi ahmet serdaroğlu çevirisinin üzerinde "ehli sünnetin gözbebeği" yazar. bugün türk sünnilerinin yaşadığı dini bütün detayları ile yazıya döken kişi gazalidir. gazaliden sonra gazaliye muhalif olanların tümünü dinden çıkarmış aforoz etmişlerdir: mesela ibn-i teymiye. ibn-i teymiye ehli sünnet hanbeli mezhebinden olduğu halde sırf gazaliye itikadi anlamda muhalafet etti diye dinden çıkardılar. bugünkü ışid ibn-i teymiyecidir. ışid'e de sırf bu yüzden sünni değil diyorlar. halbuki köküne kadar sünni/hanbeli ışid. ebu bekir bağdadi'nin namazı hanbeli mezhebine göredir. kıyamda elleri göbeğinin üzerinde bağlar. maliki değildir malikiler hiç el bağlamaz. şafii ve hanefiler de bizim camiilerdeki gibi zaten.

    gazaliden önceki gazali muhaliffleri de ve hatta ibn-i sina, farabi gibiler de dinden atılmışlardır.

    bana sen türk islam sentezine kurban ol diyorlar. türk islam sentezi gazalidir.

    her neyse biz fıkıhtan devam edelim. ehli sünnet fıkhının ilginç noktalarından size bir demet sunayım. gelecekte mehmet görmezgiller bunları da yumurtlarsa şaşırmayın:

    *bir kişi dinden yani ehli sünnetten çıkarsa karısı ona haram olur karısı ile yaptığı seks zina olur. çocukları olursa dinen veledi zina (orospu çocuğu) olur.

    * eğer bir erkek zinaya zorlanırsa zekeri (siki) kalkmadan zina yapamayacağı için günaha ortak olur.

    *ehli sünnet olmayan; yahudi, hıristiyan, mecusi vs. ve hatta günahkar sünni hiç kimsenin şahitliği hiç bir mahkemede kabul edilmez.

    * köle efendisine efendi de kölesine şahitlik edemez.

    * azad edilmemiş köleler mülk edinemezler.

    *kendini kadına benzetenler, erkek gibi davranan kadınların, ölünün arkasından ağıtçılık yapan kadınlar ve insanlara şarkı söyleyen kadınların hiç bir mahkemede şahitlikleri kabul edilmez.

    *faiz yiyenlerin şahitliği kabul edilmez.

    *satranç ve kumar oynayanların şahitlikleri kabul edilmez.

    *sokakta yürürken bir şey yiyen kişinin şahitliği kabul edilmez.

    *selefi salihine (yani muhammedi dünya gözü ile gören, onu görenleri gören ve onu görenleri görenleri gören müslümanlara mesela muaviye ve yezide) açıkça söven kişinin şahitliği kabul edilmez.

    *avcılıkta besmele çekmeden vurulan avın eti yenmez.

    *suya düşen veya vurulduktan sonra yuvarlanıp uçurumdan bir mızrağın ya da demirin ucuna düşen av yenmez. (illa avcının besmele çekilmiş oku ile ölmeli av)

    *avlanan su kuşunun yarasına su isabet ederse yenmez.

    *eğer biri vasiyetinde tüm varlığını kafir, günahkar ya da köle olan birine bıraktı ise vasiyet bunlara geçmez şeriat tarafından vasinin yakınlarına verilir.

    evet türk islam sentezi yani hanefi fıkhı ne kadar süper değil mi?

    kaynak: el ihtiyar, hanefi fıkhı.

  • akp döneminde dinden soğumak

    aslın şu başlıkta bile kanlı-canlı örneğini görebilirsiniz. adam "akp din istisnarı yapıyor, din adına yapılanlar hukuksuz ve akıl dışı" diye meramını belrtiyor aldığı cevap, islam düşmanı ve gerizekalı olduğu. bakın ne kadar kıvrak ve akıl dolu bir kontr-argüman.

    kendisini "gerizekalılık" rütbesini vermeye ehil gören bu çok zeki arkadaş gibi milyonlarcasının bir araya gelip yönettği ülkede, normaldr. aksini beklemenz naifliktir.

  • diyanet'e itibar suikastı yapan çete

    gezicilerdir. ha yok pardon paralelcilermiş. dış mihraklar da olabilir bence. amaaaan, bunlardan birisidir işte. seç beğen al.

  • debe'nin kaldırılması

    vakti geldi de, geçiyor bile..
    sözlük seviyesi yerlerde mâlum. kayda değer birşeyler okumak gerçekten zor. şu anki haliyle sözlük; yapımcılığını rahmetli osman yağmurdereli'nin yaptığı bir televizyon dizisini andırıyor. hatırlarsınız, ''macera devam ediyor'' diye başlayan dizilerin, 10 bölüm geçmeden ''kahkaha devam ediyor'' diye sunulduğu günleri.

    kutsal bilgi kaynağı'mızı da, el birliğiyle komikli bakınız verme yarışması'na çevirdik ve bundan hiç rahatsız olmuyoruz.
    debe'ye girme aşkına, sözlüğün içine sıçıyoruz ve bundan keyif alıyoruz. bunun en büyük sebebi de, günden güne kalitesi ve seviyesi düşen debe listesi.

    bundan 4-5 yıl önce, facebook'taki caps sayfalarında yapılırdı buna benzer birşey. üyeler, sayfa admini bir paylaşım yapsın diye hazırda beklerler ve 'ilk yorum' yazabilmek için yarışırlardı. o sayfalardan hiçbir farkımız kalmadı. biri bir başlık açsında, hemen altına bakınız verip debe'ye girelim diye bekliyoruz.

    ''yetmiyor''

    arkadaşımızın hesabından nick'lerden meslek tahmini yapmak başlığı silinsin diye başlık sıçıyor, hemen altına #57548479 diyoruz. neden? çünkü debe'ye girmemiz gerekiyor.

    olmadı mı?

    karadeniz müziğinde yarım bırakma samimiyetsizliği başlığı açıp ortalıyoruz, ve goool. #57578807
    neden? çünkü güzel espri bu.

    henüz yeni bir yazar sayılırım. saçma çay efsaneleri reklamınız olmasa, daha uzun yıllar çaylak olarak kalacaktım belki de kimbilir. bu yüzden bana düşmez bunları söylemek.

    sırf debe listesi'ni okumak için sözlüğe giren yüzbinlerce kullanıcı vardır ve bu çok büyük bir kazanç kapısıdır eminim. ancak bu hızla kirlenmeye devam edeceksek, onay sırasındaki binlerce çaylağı bekletmenin hiçbir mantığı yok. daha çok paraysa olay, alın hepsini içeri.
    daha çok dürümse, koyverin gitsin..

    önerim; bir süreliğine de olsa debe listesinin kaldırılması. kaliteli entryleri, geçen haftanın en beğenilenleri istatistiğinden de takip edebiliriz.
    şimdilik sadece biraz temizlenmeye ve bilgi kaynağımızı kutsamaya ihtiyacımız var hepsi bu.

    haa yok iyi böyle diyorsanız, eksi hemen altta, solda.

  • freud'un ensestine hımm diyanetinkine oov demek

    eğer freud kalkıp "en geçerli ahlaki kurallar benim, bana uyacaksınız yoksa cehennemde cayır cayır yanarsınız" diyorsa riyakarlıktır.

Aslında bu konuya ait çok daha fazla entry var. Ancak entryleri konularına göre ayırabilmek için biraz editör gücü gerekiyor. Editör olmak ister misin?

evet olayım no