ekşi itiraf

  • “ i’m not living, i’m just killing time.”

    gece gece radiohead dinlemek pek iyi gelmiyor.

  • burası ruh hastası, psikopat ve manyaklarla dolu bir yer

  • cemil meriç'in dediği gibi: “sana kızmıyorum. sen bu kadarsın, bilmeliydim.“

  • uzun bir zamandır istediğim hayatın içindeyim son günlerde. inanılır gibi değil.

    cuma günü itibariyle başıma bela olan her şey nihayete erdi, hepsinden kurtuldum. tam bilgisayarın başında şirazem kaymış derin bir nefes alırken, iki adet minnoş elinde pastayla içeri girdi, yeni işimi kutladık :)

    dostlarımı keyifle ağırlayabildiğim, kimseye hesap vermem gerekmediği, kafama göre bir kedi bile bakmaya başlayabildiğim bir yuvam var artık.

    kafamıza esti, çıktık gecenin üç buçuğunda. beşiktaş'tan bebek'e kadar pedalladık. arada durup bomboş sahillerde soğuk şarabımızı yudumladık, sigaralarımızı yaktık. birlikte söylenebilecek şarkılarla dolu zihinler, boğazımız acıyana dek söyledik rüzgarı hissederken.

    boğaziçi köprüsünün altından süzülürken kerim tekin'i andık, tam da öldüğü yaştayım; hayatımın en keyifli yaşlarından birinde oysa.

    kafamız iyice güzelken bir parka daldık. yıllar sonra, çocuklar gibi salıncakta sallandım. ceviz ağacı çalıyordu, uçuyorduk. martı'yla dönmeye karar verdik. gün yavaş yavaş başlamış, insanlar doluşmaya başlamıştı. eve dönmek, kısa bir uyku, güne yeniden başlangıç.

    bugünü uzunca bir süre unutmayacağım.

  • 6 ay evvel ananem vefat etti. vefatının öncesinde 10 gün boyunca yoğun bakımdaydı. ben de tüm o sürede yanındaydım. cenazesinin 3. gününde ise ben terk edildim. 1,5 yılımı koşulsuz, sorgusuz paylaştığım insan, konuşma tenezzülü bile göstermeden bıraktı beni. ardından bir ay içinde de başkasıyla oldu. şu anda da bir başkasıyla muhtemelen.

    çok iyi anlaşıp çokça ortak noktalarda buluşuyor olmanın yanında birçok konuda çatıştığımız da bir birliktelikti. bıçaktan keskin diline, söylediği saplayıcı cümlelerin varlığına rağmen güzellikler fazlaydı.

    daha önce bu başlığa, ölümlere dair yankılarımın sonradan, mütemadiyen ortaya çıktığını yazmıştım. aynı mekanizma burada da varlığını gösterdi. bunca süre geçmesine rağmen ben bu gerçekliği aşamadım, aşamıyorum. zihnim öyle bir karmaşa içindeki..

    alışkanlıklar, rutinler, ifadeler, mimikler, gülüşü, sövdüğü, iğnelediği, meydan okumaları, terk edişi, hemen ardımdan başkalarıyla birlikte olması beni bocalatıyor. hangi duyguyu yaşayacağımı şaşırdım. mutlak kötü biri olsa belki bu kadar zorlanmayacaktım. nefretim baskın gelecekti. ama değil. yaşattıklarına rağmen.

    ben aklımın yettiğince, bildiğim şekilde, tüm benliğimle sevmiştim. kendim olabildiğim bir tek gerçeklikti. çatışmalara, pürüzlere, sorunlara rağmen. hayatımdaki yaratıcı, tanrı, inanç gibi manevi eksikleri, varoluş sancılarımı karşımdaki somut varlık ile tamamlıyor, törpülüyordum. bunu ona hiçbir zaman ifade etmedim. bir yük gibi hissetmesin diye. bu denklem uzun süredir bozuldu.

    önceki kusurlu ilişkisinde eksik ne varsa fazlasıyla tamamlamaya çabaladım. sadece o istediği için, mutlu etmek için değil. ortak arzulardı. ayrıca mutsuz görmeyi, gülüşünden mahrum olmayı hiç sevmiyordum. her yanına gidişimde tempolu, hızlı hızlı bir an evvel ulaşma çabasıyla hareket ediyordum. kendisinin işe koştuğu gibi ben ona koşuyordum.

    söylemde benden fersah fersah yukarıda olsa da realitede ibre benden yanaydı. bu entry bir umutla yazılmıyor. zira o inancımı çoktan paramparça etti. ne yana nasıl savrulacağını, tüm bunları nasıl atlatacağını bilmeyen, yine arafta bir duyguyla kaldım evrende. öyle bir iç döküş entrysi bu.

  • taşındığım ilk günden beri misafirim olan bir kedi hanım var. benden önceki ev sahiplerinden alışmıştır belki fakat camı açtığım anda evin içine sanki kendi adresiymiş, hatta evin sahibi oymuş da reenkarne olup geri dönmüş gibi atlayıverdi, yabancılık çekmeden. içim sıkıldığı zamanlarda onu camda görünce neşem yerine geliyor. mamasını yiyor, bazen gidiyor bazen yanımda uyuyor. tercih onun. kendi evimde kedinin kapatması gibiyim. what kind of sorcery is this.

  • dün rüyamda babamı kaybettiğimi ve cenaze töreninde ağladığımı hatırlıyorum, resmen gözlerimin karardığını ve kollarımdan iki kişinin tuttuğunu gördüm, ter içinde uyandım. öyle garipti ki...

    uyandığımda hala elim ayağım titriyordu. su içmek için bardağı doldurdum ve bardağı iki elimle zor tuttum, kendime gelmem bir 5-10 dakika buldu. daha sonra soğuk bir duş aldım.

    saat 9’da aradım “baba iyi ki varsın bazen ne kadar zıtlaşsak da kavga etsek de beni bugünlerde sen getirdin” dedim.

    adama afalladı tabi, ne oldu falan dedi, bir şey yok içimden geldi dedim. o hala ne olduğunu anlamadı

    ama ben çok önemli bir şey anladım. ona söyleyemediğim bir çok şeyi artık daha fazla söylemem gerektiğini.

    zira bir gün birbirimizden öyle ya da böyle ayrılacağız. söylenmemiş hislerimiz öyle kalmasın.

  • yıllar önce ablamla aynı odada ranzada altlı üstlü kalırdık. o zamanlar üst kattan telefon ışığı gelirdi bazen de ağlama sesi gelirdi. zannederdim ki erkek arkadaşı üzdü o yüzden öyle ağlıyor. hatta asla onun gibi bi erkek için böyle ağlamıcam dediğimi hiç unutmam. büyüdüm ablam başka yere taşındı. bende şimdi üst ranzadayım ve az önce aynı onun gibi hıçkırarak ağladığımı farkettim. bi erkek için ağlamıyorum galiba ablamda bi erkek için ağlamıyordu. bu ev, bu sınav süreci, bu belirsizlik ve sağlıksız iletişim sonucu oluşan sinir boşalması. ablamdan özür diliyorum ve onu çok iyi anlıyorum artık.

  • bazen öyle bir noktaya geliyor ki insan, hem her şey mümkün gibi hem de her şey imkansız gibi. önünde binlerce olasılık ve olasılıksızlık.

    ben yolunu kaybetmiş biriyim. şimdi hangi olasılığa ya da olasılıksızlığa gideceğimi bilmiyorum. hangi yolu istediğimi, hangi yolun benim için doğru olacağını ya da doğru olmasa da beni mutlu edeceğini bilmiyorum. en kötüsü bu benim için, ben artık neyin beni mutlu edeceğini bilmiyorum. bir seçim yapmak zorunda kalacağım günler uzak değil ama seçim yapmak istemiyorum. feda etmek istemiyorum artık. feda ettiğinde bir çamura giriyorsun çünkü, gittikçe battığın bir çamura. bunu kendimde de gördüm, etrafımdaki insanlarda da. hayat böyle bir şey işte, yaş aldıkça öğreniyorum. ama öğrenmek ateşin içinden geçerken yanmaya engel değil.

  • daha icat edilmemiş kelimeler var sanki. sanki o kelimelerin icat edilmesiyle keşfedilecek duygular saklı kaldığı yerden çıkacak. daha çok kelimeye ihtiyacım var. eskiden altında ezildiğim kelimeler olurdu, artık bilmediğim kelimelerin düştüğü yeri merak ediyorum. yaşamak hiç bu kadar sıradanlaşmamıştı. yeni kelimeler lazım hepimize.