debe başlıkları

ekşi itiraf

  • yeni keşfettiğim ve beğendiğim bir şarkıyı play tuşu çökene kadar aralıksız dinlerim, birkaç hafta sonra dinlemekten sıkılır, şarkıyı listemden çıkarırım. bir süre sonra aynı şarkıya tesadüfen denk geldiğim zaman çocuklar gibi sevinirim.

  • sabah işe geldiğimden beri koşturuyorum. yakalayan bir şey anlatıyor robotun yaptığı salınımı, karıştırıcının devrini, yanlış pompa seçmişler bi de.. biri bilmem ne soruyor aradan, 3 numaralı preste yapacaksınız 150 barda, diğeriyse 180 barda basın diyorum. çaylak eleman istediğim numuneleri getirmiş olmuş mu diye, olmamış, gel diyorum göstereyim, üretime inip işçinin elinden tezgahını alıp yapıp eline veriyorum bak bunu yaptıracaksın, böyle yaptıracaksın. üst baş el kol leş, yıkamaya giderken çocuğun okulundan arıyorlar, bık bık kaydınızı yaptırmadınız diyorlar, tamam diyorum yarın yaptırıcam gelip. tuvalete varamadan paolo arıyor, paolo belalım. bi malzeme satmak istiyor ve ancak ben teknik onayı verdikten sonra satınalmaya gidebilir. hergün arıyor o yüzden numune göndereyim, numune gönderdim, testlere başladın mı testler bitti mi başka göndereyim mi... açmıyorum. öl paolo!!! böyle böyle akşam oluyor, eve koşturuyorum patlıcan yapıcam yanına pilav yapıcam... bu arada kendime de bi çorba çıkarsam süper olur, soğuk almışım sesim boru gibi 30 saniyede bir hapşırıyorum... çorbaya vakit yok, daha yemek yenecek ödev yapıcaz banyo yapıcaz... çocuğun bakıcısı hem giyiniyor hem anlatıyor kurutucuya attım da kurutucu çalışmadı da... tamam diyorum bakıcam kurutucuya. oğlum ödevini okulda unutmuş yine, hangi sayfaydı diyor, soğan doğramayı bırakıp emaillerime bakıyorum ödev çizelgesine.. içim üşüyor, sıcak bi banyo yapsam şimdi nası süper olur. nick arıyor nick amerikada ona gündüz. hırt vırtla toplantıya giricem şimdi bilmem neyi sorarlarsa ne diyim diyor. abo pilavı unuttum. anlatıyorum zart de zurt de... oğlum analog saati gösteriyor altına kaç olduğunu yazması gerek. nick’i kapatıp bak diyorum kısa kol nerde uzun kol nerede. 7’yi 3 geçiyor diyor... hiç öğrenmemiş okulda. şehriye bitmiş, neyse şehriyesiz olsun... yelkovanı diyorum 5’er 5’er sayacaksın, 1 bardak mı yıkadım pirinci 2 bardak mı!!! 2... 3 bardak su o zaman. yemeğe oturuyoruz hatırlatıcı ötüyor yarın yüzmesi var. mayosu nerde ki... bonesi nerde?? bi çorba olsa nasıl süper olurdu. kayıtlardan süngerbob seçiyoruz. sen hastasın diye en sevdiğin bölümü açıcam diyor benimki:)) uh ah ah çiki çiki bölümü. sofrayı toplarken kapı tıklıyor. akşamın sekizinde kim ki.. kim o diyorum, güvenlik! nalaka ses mi yaptık ne noldu ki?? açıyorum kapıyı gülümseyen bi adam.. elinde bi gül, uzatıyor. sevgililer gününüz kutlu olsun, tüm site sakinlerine dağıtıyoruz. teşekkür edip salona geçiyorum. bonesi nerdeydi acaba... telefon ötüyor yandan arayan paolo yine. bi elimdeki güle bi toplanacak masaya bakıyorum. gül yerine çorba verselermiş keşke.

  • kuruş hesabı yaparak yaşıyorum sözlük.yediğim içtiğim her şeyi de hesaplıyorum günlere bölüyorum.doymadım bir yumurta daha yicem desem öteki gün yiyecek yumurtam olmuyor.
    böyle saçma bir hayat yaşıyorum.sosyal hayat zaten imkansız.dışarıda bir kahve içsem bütçem sarsılıyor mesela.kimseye hesap ödetmeyi de sevmiyorum,doğal olarak eve kapanıyorum.
    arada çıkıp yürüyorum herkesin yaşadığını görünce daha da moralim bozuluyor,çünkü ben yaşayamıyorum sadece nefes alıyorum.
    hani mezun olunca hayatım güzel olacaktı? işsizlik yüzünden hayata başlamadan hayattan koptum. öğrenciyken böyle fakirlik yaşamadım ben,bu yaştan sonra bu durumu yaşamak tüketiyor.resmen fakirim .bu duruma düşmüş olmam beni çok utandırıyor.
    bu başlık ağlama duvarım oldu resmen çünkü normal hayatta hiç kimseye bu kadar dipte olduğumu göstermem.
    resmen türk filmlerindeki fakir ama gururlu gencim.neyse en azından bazılarınız hayatına şükretti değil mi ?

  • kaba saba biri değilim. kitap okurum, belgesel izlerim, diksiyonum düzgündür; etrafımdakiler yalan söylemiyorlarsa kibar ve yerine göre sevimli de bir insanım. yeğenlerim aşk-ı memnu'daki matmazel gibisin diye dalga bile geçiyor. ama gel gör ki içimde bir ayı var, it var, puşt var. iş arkadaşlarımla konuşurken bazen: "n'ber yapraaaaammmm!" diye selam veresim, asansörde tanımadığım birinin yüzüne kahkaha atasım, haşırt dı blekbortlu cümleler kurasım, sinirlendiğim müşteriye orta parmağımı gösteresim geliyor çoğu zaman. çok geliyor. bir gün kendimi tutamamaktan korkuyorum. sanırım bu da bir çeşit psikolojik hastalıktı. abuk subuk şeyler yapmaktan korkmak yani. yüce tanrım beni korusun.

  • şu an dahiliye stajındayım ve onkolojideyim. bugün vizit öncesi hasta hazırlayın dediler. hastanın odasına girdim her yerde renkli balonlar vardı,çok küçük bir kız vardı,yanında da anne ve babası. annesi kızının ödem toplamış bacaklarına masaj yapıyordu. her birinin yüzü çok çaresiz ve üzgündü. ilk defa çaresizliği bir insanın yüzünde bu kadar net bir şekilde gördüm.
    hasta hikayesini almaya başladım. öğrendim ki o kızcağız 24 yaşındaymış. 1,5 ayda 20 kilo vermiş. safra yollarını tutan bir kanser türü yüzünden. karnı asit doluydu. saçları,kaşları dökülmüştü. güzelce konuştuk,pek yormak istemedim ve odadan çıktım. aklımda “bu kız iyileşir” düşüncesi vardı.
    vizit saati geldi. hocayla odaları dolaşmaya başladık. bu kızın odasından çıktıktan sonra hoca “bir haftaya ex olur” dedi. allahım dünyam başıma yıkıldı resmen. ama bunu sadece içimde yaşamak zorunda hissediyorum çünkü ailem böyle kötü durumları dinlemek istemiyor ve herkes sürekli “soğukkanlı olmalısın” muhabbeti yapıyor. içim o kadar acıdı ki sözlük. buraya yazmak istedim... güzel ilayda belki bir mucize olur ve uzun uzun yaşarsın.

  • insanın en büyük hatalarından biri de doğru zamanı, yanlış kişilerle doldurmaktır.

    charles bukowski

  • sapyoseksüel olmak çok yorucu ve kimse inanmıyor zaten. aseksüel olmaya karar verdim.

  • bir gün köfte yerken terk edilmiştim. hayatımdaki en absürd olaylardan birisiydi.

    +mbs adam ben yapamıyorum.

    -(köfte ikiye bölünmüş bir parçası iştahla çiğnenerek ex yengenize bakıyorum) ne demek yapamıyorsun?

    +olmuyor işte yaşam şekline ayak uyduramıyorum.

    -e bi düşün istersen? (köftenin diğer yarısı da ağıza atılır.)

    +çok düşündüm ben.

    -tamam nasıl diyorsan ama yine de düşün. kalkalım o zaman istersen?

    +yok köftelerini bitir öyle kalkarız.

    hani ayrılıyoruz ama aç kalmamı da istemiyor derken yumuldum köfteye. bir daha da konuşmadık zaten. her köfte yediğimde aklıma gelir terk edilişim. eğer köfteleri yemeden kalksaydık çok koyardı ama.

  • hepinizin itiraflarını okuyorum

    (bazılarınızın çok uzun yazıyor, bokunu çıkarmayın)

  • dün çok güzel bir gün geçirdim, keyfim çok yerindeydi. güzel dediğim de angara'da "hadi kahve içelim" deyip şak diye kalkıp gidebilmek yani aklınıza çılgınlıklar gelmesin.

    araba kullanmaya yeni alışıyorum, halen biraz çekingen kullanırım. akşam dönerken, keyifliyim ya, epey de rahattım valla çok hoşuma gitti yolculuk. trafiksiz bir saatte sorunsuz bir şekilde evin oraya doğru geliyorum gayet güzel. derken radyoda sick and tired başladı, anastacia'nın olan.

    şimdi ben bu şarkıyı çok severim tamam mı. bir de işte yeni başlayınca yeni öğreniyorsun, arabada müzik dinlemek güzel bir şeymiş. araba kullanmaktan keyif almak konusunda radyo odtü'ye çok şey borçluyum.

    neyse kaç aydır ikinci defa müziğin sesini zangırdattım sghdhhhfsh ilki de şey içindi, tuyo için. narcos'un müziği.

    sick and tired'de coşmamın sebebi şuydu, sürekli depresif olmaktan gerçekten çok yorulmuştum. kadıköy'den sonra buraya alışamadım, pek bir yerini sevemedim, bak aylar oldu ama çıkıp kahve içmemin haber değeri var. ankara'yla aramız iyi değil. aylardır yalnız geçirip de kendimi gerçekten iyi hissettiğim tek yarım saat, geçen hafta farabi mesnevi falan işte o tarafları yürüyerek öğrenirken oldu. ve bu halden çok sıkıldım. gerçekten de tam olarak şarkıdaki gibi, sürekli hasta ve yorgun olmaktan hasta ve yorgun düştüm. bunu aşmam gerekiyordu.

    hazır o kafadayken ve günüm de çok tatlı geçmişken, şarkıya bangır bangır eşlik ederek yolda gidiyorum tamam mı. o arada şey oldu, dedim ben bu şarkıyı herhalde istanbul'a söylüyorum.

    "your love isn't fair, you live in a world where you didn't listen and you didn't care."

    haydaaaa, ağlamaya başlamayayım mı... (yine.)

    bir yandan ağlıyor bir yandan istanbul'daki zorlukları aklımdan geçiriyor bir yandan da "iklimine tükürdüğüm" diye bozkıra küfrediyorum. (bozkırlı arkadaşlar lütfen kişisel almasın, kimseyi kırmak istemem ama ikliminizle geçinemiyorum.) epey sanat filmi sahnesi gibi oldu sfhhgshfhs düşünsene kırmızı ışıktasın, yandaki arabayı kendi kendine ağlayan 30 yaş üstü kadının biri kullanıyor hah üstelik alyansı da var. hem de çayyolu istikametinde. kesin umutsuz evkadını bu kesin sdfhhshfh

    neyse şarkıya devam ederken bu kez "i lost my peace of mind somewhere along the way" deyip güldüm.

    çünkü doğru söylüyordu.