ekşi itiraf

  • kamp rotamın son durağı olan manavgat sahiline kuruldum. sahildeki tesiste dinleniyorum falan çadıra döndüm. yoldan geçen motorsikletli bir eleman selam verdi. çadırın renginden fenerli misin falan diye sordu. elemanı daha önce görmedim. sohbet ediyoruz ayak üstü. abi dedi bu sahil akşam tenha olur sidede hayat var istersen seni oraya götüreyim, orada çadır kurmaya yer de gösteririm dedi. bana da mantıklı geldi tamam dedim toparlandım. atladık motorsiklete gidiyoruz.

    yolda iki kişiyi gösterdi ve abi bunları dövmek lazım bunlar varya ibne falan diyor. eleman benden 1 yaş küçüktü galiba. homofobik bir insan değilim köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme misali he kardeşim he diyorum falan. geldik sideye. jandarma karakolunun sağ tarafında bir yeşillik alan var. sahile 0 bir yer. buraya kurabilirsin dedi. kurdum gitmesini bekliyorum. gece takılalım buraları biliyorum önce yemek yeriz sonra klübe gideriz falan diyor. iyi dedim o zaman yaparız falan. birşey diyecem dedi önce çadırın içinde birlikte otuzbir çekelim sonra eğlenmeye gideceğiz herşey benden falan diyor.

    dostum kafan mı iyi ne diyosun sen dedim. ya benim de böyle bir fantezim var karşılıklı otuzbir çekelim lütfen kırma beni diyor. yok kardeşim sen yapıcaksan git umumi tuvalete yap dedim. tamam o zaman bende bir krem var çadırın içinde birbirimize onu sürelim demeye başladı. masaj kremi bu rahatlatır falan diyor. ulan düşünüyorum yolda şunlar ibne dövmek lazım diyen adam şimdi gelmiş bana enteresan şeyler teklif ediyor. en son sinirlendim siktir git burdan elimde kalacaksın yoksa dedim. ilerde keş birinin yanına gitti selamlaştılar. belli ki önceden tanışıyorlar. elemanda tam eşgal biri yani yanına gittiği.

    ulan diyorum nerden geldim siktiğimin yerine çadırı kurcak başka alanda yok akşam gelip basarlar çadırı 3-5 kişi hiç yoktan iş aldım başıma diye düşünüyorum. neyse gezdim takıldım gece 1.5 gibi geri döndüm çadıra yattım uyudum.

    gece 4 gibi bir sesle uyandım. çadırın etrafında bir gölge var ve sanki çadıra bıçağı sürterek etrafında dönüyor. çadır tamamen kapalı gölgeyi görüyorum ve sesi duyuyorum. dedim seadick hazırlan ve ilk hamleyi sen yap yoksa hem ayranımı döküp hem başıma tatsız olaylar getirecekler. termosu aldım elime açtım çadırı fırladım dışarı alayınızın amına korum siktirin gidin diye. ulan sırılsıklam oldum. mal gibi etrafa bakıyorum. sahilden beni korkmuş gözlerle izleyen insanlara bakıyorum. meğerse çim sulama fıskiylerini açmış amına koduğumun bahçivanı fiskiye de döndükçe çadırın etrafında öyle bir ses ve görüntü oluşturuyormuş. gecenin o vakti sırılsıklam kaldığıma mı yanayım yoksa kim elledi lan götümü diyen dayı gibi paranoyaklaşıp millete rezil olduğuma mı yanayım bilemedim. amına koduğumun belediyesi ulaşımı doğru düzgün sağlayamazken, asli göreviymiş gibi o çimlerin gelişimine bu kadar önem vermesini alkışlayarak çadırıma ıslak bir biçimde geri döndüm ve kendi kendime kahkaha atarak insanların deli olduğumdan emin olmalarını sağladım. böyle bir anımdır :) burada ilk defa paylaşıyorum ahah

  • gerçek kesiti severek ve beğenerek izliyordum.

  • alın size itirafın kralı:
    alt kattan bebek ağlama sesi geliyordu bazen. bebekleri var sanıyoruz tabii biz. evde sessiz oluyor rahatsız olmasınlar diye.
    akşamları da bazen kendimizi kaptırıp piyano, ney, bendir, darbuka derken müziğin dozunu kaçırabiliyoruz. malum müziksever bir aileyiz.
    son zamanlarda düzenli ney üflemeye başladık evde. salı günü başka program vardı, neyi üflemedik. alt katta da sürekli bebek ağlıyor bu arada, kriz var.
    kapı çaldı. alt dairedeki kadın. eyvah dedik, her gün gürültü yapıyoruz, şikayete geldi kesin.
    "kızım o her gün çaldığın şey neyse bir çalar mısın?" biz tabii şaşırdık. "kızımız engelli de, o sesi dinleyince sakinleşiyor, yoksa hırçınlaşıyor." dedi.
    allah'ım tepemden kaynar sular döküldü. bebek sandığımız yavru meğer 16-17 yaşında bir melekmiş.
    verdim tümata'nın müzik cd'sini, şifa olsun.

  • bir gün arkadaşımla istiklal caddesindeki bir kısa film festivaline gitmiştim. festival çıkışında arkadaşıma "gel sana bir tatlı ısmarlayayım." dedim. ama tatlıcıda değil. o kadar paramız yok. lokanta olup aynı zamanda tatlı da satan bir mekan var. orada yiyeceğiz tatlıları. nispeten daha ucuz olduğu için. tatlıları aldık ve mekanın ikinci katına çıktık. hem tatlılarımızı yedik, hem mekanın sağladığı bedava çay imkanından yararlandık, hem de sinema üzerine konuştuk. gitme vakti gelmişti. mekanın ikinci katından aşağı inerken, etrafıma baktığımda, tanıdığım bir sima gördüm. aklımdaki yüzleri taradım ve "evet, o!" dedim kendi kendime.

    yanına yaklaştım. arkadaşıyla yemek yiyordu.

    "pardon, bir şey sorabilir miyim acaba?" dedim.

    biraz irkildi. herhalde para falan isteyeceğimi zannetti. ama yine de kabalık etmek istememiş olacak ki,

    "buyur, sor." dedi.

    "siz borusan filarmoni orkestrasının dördüncü kornocusu değil misiniz?" dedim.

    yüzündeki hafif umursamaz tavır, bir anda değişti. tanındığına içten içe sevinmişti.

    "evet, benim de sen nereden tanıyorsun beni?"

    konserlerini az da olsa takip ettiğimi, sinemayla beraber müziğe de ilgim olduğunu, hatta bir keresinde konserlerini canlı izlediğimi söyledim.

    az önce belki de "para isteyecek" zannettiği kişiye, şimdi tam türk misavirperverliği gösteriyordu.

    "gel otur. bir tatlı ısmarlayayım sana. bak bu arkadaşım da müzisyen." diyerek arkadaşını gösterdi. arkadaşını tanıyamamıştım. ama çok da çaktırmadım.

    oturup muhabbet etmeyi çok istemiştim. ama beraber geldiğim arkadaşımın çok tezcanlı olduğunu ve oturup muhabbet edersem çok kızabileceğini bildiğimden teklifini istemeye istemeye reddettim.

    bahsettiğim kişi, borusan filarmoni orkestrasının dördüncü kornocusu murat araman. google'a yazınca bile fotoğrafını bulamadığım, ama fotoğrafı aklımda yer alan, ülkemizde bilinmeyen nice sanatçılardan birisi.

    murat abi, eğer olur da buraları okursan, o kişi bendim. eğer tatlı teklifiniz hala geçerliyse, icabet etmek isterim.

  • merhaba,

    bu olayı size sesini duyurmaya çalışan bir ailenin sesi olmak için yazıyorum.

    3 aralık 2019 günü, sakarya'da bir trafik canavarı şehir içi yolda aşırı hız yaparak direksiyon hakimiyetini kaybediyor ve kaldırımda yürüyen 58 yaşındaki medeni tazegül'e çarparak ölümüne sebep oluyor.

    buraya kadar her şey oldukça sıradan gibi görünebilir. ancak katil kişi, kazayı yaptıktan sonra, birden bire cinliyim diye bağırmaya başlıyor ve olay yerinden kaçmaya çalışıyor. maalesef 17 ocak 2020 günü, eskişehir şehir hastanesi tarafından kızın olay sırasında akut psikotik bozukluk etkisinde olduğu ve suç tarihinde cezai ehliyetinin olmadığı kararı çıkıyor.

    üniversite son sınıfta okuyan, sakarya büyükşehir belediyesinde staj yapan, ingilizce kursuna giden bir şahısın bir anlık kaza sırasındaakut psikotik bozukluk etkisinde olunduğuna inanılması isteniyor.

    katil s.ç'nin babasının sakarya'da bir camide diyanet görevlisi olarak çalıştığı ve çeşitli devlet kurumlarına zaman zaman dini sohbetler vermek için çağrıldığı biliniyor.

    ilgili linkler
    ekşi sözlük
    medyabar

    ailenin sosyal medya ile ilişkisi maalesef çok sınırlı ve ben de onlara yardımcı olmak ve bu konuda ses getirmek için yazıyorum.

  • nasıl bir yoksullaşma yaşıyoruz aklım almıyor.

    markete uğradım eve gelirken.

    5-6 yaşlarında bir kız çocuğu annesine çikolata alabilir miyiz diye sordu ?
    kızım indirime girsin o zaman söz alacağım diye cevap verdi annesi.
    küçük kız: peki annecim dediğinde kalbim göğüs kafesinden çıkıp gidecekti.

  • bazen bu itiraf başlığına yazanların sıkıntılarını okurum. ilgimi çeken olursa profiline girip, günlüğünü elime geçirmişçesine okumaya başlarım. sıkıntıların kaç başlık önce ortaya çıktığını falan analiz ederim. ruh halindeki değişimleri okurum. ve nihayetinde; eve sadece bilgisayardan veri çalmak için giren bir hırsız gibi her şeyi yerli yerinde bırakıp, ayak uçlarıma basarak balkondan tüyerim.

  • insan biriyle iyi anlaşacağını ilk bakışta anlıyor ya, bu hissi uzun zamandır tatmamıştım. iyi geldi.

  • lise 1'e giderken dayımın cebinden 500 lira alıp yerine renkli fotokopilerini bırakmıştım akşam eve gidince dayak yemeyi beklerken bir 500 lira daha vermişti. allah razı olsun

  • içtikçe kaybediyorum, kaybettikçe daha fazla içiyorum.bu allahın belası döngüden bir türlü kurtulamıyorum.sabaha karşı uyanmak istemiyorum.