ekşi itiraf

  • ofiste yeni bir arkadaşımız var. geleli 3 ay oluyor. bugün doğum günüydü kendisinin. ofisteki arkadaşlar da kendisine sürpriz doğum günü partisi yaptılar.
    ee ne var bunda diyeceksiniz?
    bugün benim de doğum günümdü lan. 5 yıldır çalışıyorum burada. tamam, iş çıkışı cafeye falan gittiklerinde beni hiç çağırmamalarını anlıyorum da, bari benim de doğum günümü kutlayıp aradan çıkartsalardı keşke.
    neyse, mumları yanmış pastayla birlikte arkadaş ofise girdiği zaman
    "yaa" diyip, mahcup bir ifadeyle ayağa kalkmasaydım iyiydi.

    edit: doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ederim. çok mutlu ettiniz samimi söylüyorum.
    arada benim değil de yeni arkadaşın doğum gününü kutlayanlar da oldu. canları sağolsun:)

  • gündüz; yürüyorum, muhabbet ediyorum, çalışıyorum,arkadaşlarımla buluşuyorum, sevdiğim yemekler yapıyorum, geziyorum, gülüyorum,merak ediyorum ve daha bir sürü şey.

    ikindinin son anlarında yeryüzüne düşen o dinginlikten sonra akşam ezanının okunmasıyla; içime öyle bir beyhudelik çöküyor ki kılımı kıpırdatasım gelmiyor. madem ölüm var bunlar niye deyip kalakalıyorum. madem her yolun sonu oraya çıkıyor bunca uğraş ne için kim için..

  • yayayken şöföre, şöförken de yayaya küfür ediyorum.

  • çocuklar konusunda çok hassas biriyim. okuduğum duyduğum kötü bir olay beni fazlasıyla etkiliyor.

    bu hayatta beni en çok ne mutlu eder, gerçekten yaşadığımı hissettirecek ne var diye baktığım zaman ihtiyaç sahibi çocuklara elimden geldiğince yardım edebileceğim bir dernek kurma fikri belirdi kafamda. neye ihtiyaçları varsa belki bir kalem, bir bebek ya da bu zamana kadar göremedikleri sevgi ... ihtiyaç sahibi ne kadar minik varsa yardım edebilmeyi istiyorum. dilerim bunu başaracak gücüm olur.

  • dün annemle beraber, annemin köyüne anneannemi görmeye gittik, sadece ikimizdik. arabayı annem kullandı, 58 yaşında ortaokul mezunu annem aldığı ehliyetle ilk kez uzun yola çıktı. hem de küçük yaşta evlenerek çıktığı köyüne doğru...

    köye vardık, annem annesini gördü. sonra ben annemi gördüm. gözleri parlıyordu. annesinin yanında annem çocuktu.

  • üniversite hazırlıkta başka sınıftan tanışıp konuştuğumuz bir kız olmuştu. tam olarak nasıl tanıştık hatırlamıyorum da üniversite ortamı biriyle tanışmaya baya müsait zaten bilirsiniz. ders öncesi ve aralarda kantinde falan karşılaşıp çay kahve içiyoruz. kız benim kahvaltıyı devamlı poğaça ve çayla yaptığımı anlayınca ertesi gün süt getirmişti bana. ve bir süre daha buna devam etti. peki ben ne yaptım? bu düşünceli kızı anlamayıp (nasıl bir salaklıksa) gidip dans ekibinden salak bir kızla çıktım.

    dipnot: umarım mutlu olmuşsundur düşünceli kız. ben olamadım da.

  • sevdiğim kadın tarafından aldatıldım, beş yıla yakın bir ilişkiydi. aldattığı kişi ile aralarında fiziksel bir temas oldu mu, ne tür detaylar yaşandı, boyutu nedir bilmiyorum. kendi anlattığına göre hiç görüşmemiş bile, sadece yeltenmiş aldatmaya bu kadar söyledi. bu söylediği bile o insanı tek kalemde silmeye yeterli bir sebepken ben büyük bir onursuzluk yaparak onunla olmaya devam ettim, kendimi kandırma yoluna gittim. zaten aldatılmanın beraberinde getirdiği özgüvensizlik duygusuna bir de yaptığım onursuzluk, güçsüzlük eklenince ben diye bir şey kalmadı. sürekli kendimle çatışıyorum nasıl bu kadar onursuz olabilirsin, nasıl bu kadar özsaygını yitirebilirsin diye. her şey ortadayken bile insan kendini ikna edemiyor aldatıldığına, hep bir çıkış yolu arıyor, inanamıyor. aylarca beraber oldum, elini tuttum, sevdiğimi söyledim olanı unutmaya çalıştım. bu süreçte hiçbir zaman eskisi gibi mutlu olmadım onunla, hiçbir zaman eskiden hissettiklerimi hissedemedim, eskisi gibi öpemedim, sarılamadım ama benimle olsun istedim. şimdi iyice farkediyorum ki hayatımın en onursuz 7 ayını geçirmişim bu şekilde.

  • birinin beni yedeğe aldığını hissettiğim anda hayatımdan siliyorum. bu bana keyif veriyor. insanlara bağımlı kalmamak büyük rahatlık.

  • siz hiç ölen birinin okuduğu,yarım kalan bir kitabı okudunuz mu?arasında kitap ayracı bırakılmış,bi iki cümlenin altı çizilmiş,bazı satırların yanına küçük notlar alınmış..onun kaleminden çıkmış harfler..gözyaşınız o yazının üstüne düşüp,mürekkebi bulanıklaştı,yazı artık net okunmuyor diye kahroldunuz mu?

  • kalbim sıkışıyor ama yazacağım..

    bir başlık gördüm az önce, bir babanın aileye çektirdiği eziyetlerle ilgili. okudum, ağladım, ciğerime bir bıçak battı ana öyle böyle değil..
    öyle iyi anlıyorum ki olayın ağırlığını.

    kendimi bildim bileli babam olmadı benim.
    hatırlıyorum, daha doğrusu hatırladığım kadarıyla çok küçükken beni sevdiğini biliyorum babamın.
    işten geldiğinde dizine oturtup sarı kızım diye beni seven, yüzmeyi öğreten, bana gülümseyen bir baba idi.
    hayâl meyâl işte ama hatırlıyorum.

    babam kötü bir adammış benim. ben küçüktüm bilemedim.
    ben daha 4 ablam 7 yaşındayken anasının sözüne bakıp bizi annemizden ayırmaya kalkan, evde odaya kilitleyip annemi otogara götürüp görmeyeceksin bundan sonra diyen, leş bir varlık.
    annem bilmediği bir memlekette sokaklarda koşa koşa gelmiş bir şekilde eve, evlatlarımı bırakmam diye. halâ annem anlatınca bağrıma taş oturur. aklım almaz nasıl yapar diye..

    sonra büyüdük. ablam da ben de.
    benim babam (bunu sıfatı kullanırken midem bulanıyor) kendini muhafazakar tanımlayan bir varlıktı.
    biz kendimizi bildik bileli şort giyemedik mesela, askılı ya da. ayıp ve günahtı çünkü. bastırılmış kız çocuklarıydık.

    çok dayağını yedik babamın. özellikle ben çok yedim.
    ablam uslu ve sakin bir kızdı, babamın huyunu bildiğinden gözüne batmazdı pek. ben öyle değildim burnum dik, dilim sivriydi. yiyeceğim dayağı bile bile susmadım senelerce.

    bir gün hiç unutmam ortasondayım, telefonum var o zaman ama yeni.
    okuldan bir erkek arkadaş mesaj atmıştı, öyle kötü bir mesajda değildi, okulla ilgili bir etkinlikten bahsediyordu.
    babam mesajı gördü, önce telefonu kafama attı, binbir küfür, hakaret, tehdit..
    dövmedi ama yani vurmadı. ben korkudan tir tir titriyorum odamda çünkü biliyorum ki o dayağı yiyeceğim. korktuğum başıma geldi, bir ara yarım saat kadar kayboldu o süreçte ortadan babam, belki gelene kadar sakinler diye düşünüyordum.
    ama nasıl korkuyorum, elim ayağım buz kesmiş.. düşünüyorum kaçsam diye çünkü biliyorum kıyametler kopacak.
    babam girdi kapıdan, elinde ince uzun bir sopa.
    yalvarıyorum ne yapacaksan yapma ne olur diye, ayaklarına kapandım babamın. dövme beni ne olur diye.
    tekme attı, yığıldım..
    sonra sürükleye sürükleye salona getirdi beni.
    annem biliyor başıma gelecek olanı, araya giriyor yalvarıyor, feryat ediyor ama şerefsizin gözü dönmüş. bu sefer diyorum öldürecek beni. kesin öldürecek.
    babam odaya giriyor ve kilitliyor kapıyı, bir tekme vuruyor ben yerde kıvranıyorum, ayaklarımı iple bağlıyor ve başlıyor falakaya. öyle bir vuruyor ki acıdan öleceğim. bir yerden sonra çığlık atmaktan, yalvarmaktan sesim çıkmaz hale geliyor ama o acımadan vurmaya devam ediyor.
    ayaklarımın altı simsiyah darbelerden. belden aşağısı uyuşmuş gibi, nefes alamıyorum ciğerlerim batıyor.
    hem acıdan ağlıyorum hem felç kaldım diye korkudan.
    daha ortasonda bir kız çocuğuydum ben.

    sonra günlerce oda cezaları, aşağılanmalar hakaretler..

    allahım yazdıkça çıldıracağım.

    sonra biraz daha büyüdük, yıllar geçiyor..
    ama ben dayak yemeye devam ediyorum. her şeyden dayak yiyebiliyorum.
    dışarıya çıkacağım dedim diye, karşılık verdim diye, bu makarna niye olmamış diye o kadar çok dayak yiyorum ki bağışıklık kazanmışım artık.
    donuk bakıyorum, ağlayamıyorum.

    orta okul bittikten sonra gitmeyeceksin okula dedi, yatılı kuran kursuna gideceksin dedi, gittim. 1 sene. öğrendiklerim yanıma kâr kaldı bir şey diyemem. kötü de demem. ama zorla gönderdi ve ben mutsuzdum. geri dönemezdim çünkü döverdi, hayatı zindan ederdi, zaten ediyordu ama öldürürdü belki bu sefer.

    1 sene geçti döndüm. liseye başladım, ilk zamanlar türbanlı göndermeye zorladı, istemedim sonra bir cesaret çıkardım ve neden bilmem tepki göstermedi. mucize olan dövmedi. dayak yemedim mutluydum.

    lise zar zor bitti.
    olduğumuz ilçeden taşındık annem babamdan bıktı biz terk ettik bunu geldik antalya merkeze.
    ablamla nasıl mutluyuz ama.
    6 ay ayrı yaşadık sonra annem bu adamı affetti, seviyorum dedi ve döndü.
    düzeldi dedi, yalvardım geri alma nolur diye dinlemedi.
    ablam üniversite okuduğu için artık daha rahattı, ben ise o adamla bir zindanda yaşıyordum.

    ben eskiden babasına aşık bir kızdım, büyüdüm ve her zaman babamdan nefret etmek onun dayaklarından daha çok yaktı canımı.
    ama nefretim büyüktü, yendi sevgimi.

    bundan 4 sene önce babamın din kisvesi altında öyle sohbetler dinlediği, yorumlar paylaştığı bir fb hesabında kadınlarla yazıştığını gördüm.
    aşkımlar, canımlar..
    kustum.
    yani ciddi ciddi, bunları okuyunca refleks olarak kustum.

    çünkü bu şerefsiz varlık bir zamanlar ben sagopa kajmer hayranı iken o fan forumlarından biriyle takılıyorum, yorumlar yapıyorum diye o sitede erkekler de var diye beni öldüresiye dövmüştü.
    tekme, yumruk eline ne geçerse..
    sonra sürükleyip kapının önüne attı beni, bundan sonra git nerenin orospusu olursan ol benim evimi kirletme demişti.
    ben hiç orospu olmadım ama o leş gibi bir adamdı.

    her neyse,
    o yazışmayı gördüğümde annem şehir dışında ablamın yanındaydı, biz evde yalnızdık..
    artık daha az dayak yiyordum bunu da ekleyeyim, her gün yediğim dayaklar ayda 1 e falan düştü.
    gülmeyin öyle, büyük olay benim için.
    bu arada yaş 24 falan, koca kız ne dayaklar yedim bir allah bir ben bilirim.

    o yazışmayı gördükten sonra hesap sordum ben bu leş yığınına bağırıp çağırdım (yürek yemişim şimdi anlıyorum) önce biraz söylendi, ben anneme söyleyeceğim diyince sağ kulağıma bir tokst attı, hani şu filmlerde bomba patlarda tiz bir ses geçer ya kulaktan öyle ses geldi, sendeledim..
    duvara tutunarak odama gitmeye çalışırken tuttu saçımdan, yere attı beni.
    ben odaya kaçtım bir hamle ile, kapıyı kilitleyecektim başaramadım, ondan kaçmaya çalışırken (küçücük odada nereye kaçacaksam) koltuğun köşesinde sıkıştırdı beni..
    kafama yumruk atmaya başladı, sarsılıyordum çok net hatırlıyorum o kafamdaki yumrukların acısını.
    baktım kurtulamayacağım, kollarımı kapattım başıma, burnundan soluk alıyor, belli gözü dönmüş bu sefer cesedini çıkaracağım bu evden senin diyor.
    ben içimden şehadet falan getiriyorum, öyle bir an.
    o kadar çok yumruk darbesi aldım ki bir süreliğine zamandan kopmuşum.
    öldürmeden bıraktı, saçımdan tutup koltuktan düşürdü beni ve son hamlesini tekme ile yapıp çıktı gitti.
    ayağa kalktım, aynada kendimi gördüm..
    sonra çığlık çığlığa ağladığımı hatırlıyorum.
    araba çarpmış gibiydi halim..

    sağ kolum dakikalar geçtikçe şişmeye başladı, bir terslik vardı biliyorum kemiğimin içi yanıyordu.

    bu dayaktan sonra yemek hazırlattı bana orospu çocuğu.
    oturdu sofraya yemek yedi bir de. akşam saat 10.
    ben nasıl yaptım hatırlamıyorum hazırlandım aldım anahtarı, ben hastaneye gidiyorum diye çıktım.
    hastaneye gittim, dolap devrildi üzerime dedim.
    kol kemiğim çatlamış, röntgende öyle çıktı.

    sonra çıktım hastaneden, ağlaya ağlaya döndüm eve.

    sonra bir şeyler oldu, iyice manyaklaştı, artık çekilmez bir hal aldı. iğrençleşti, pislikleri ortaya çıktı.

    bu arada o kolumun çatladığı olayın gerçek yüzünü annem asla bilmedi. ona merdivenden düştüm dedim, öyle deyince bile kahroldu kadın. bir de gerçeğini bilseydi kafayı yerdi, söyleyemedim.
    ablama anlattım, kilometreler öteden o ağladı ben ağladım.

    sonra kapandı olay.. kapanmadı aslında, halının altına süpürdük sadece olanları.

    geçen sene ağustos her şeyin kopuşuydu.
    annem öğrenmiş bütün iğrençlikleri, kadın anlatamamış bize, ortaya ruhu çekilmiş beden gibi geziyordu, ben de öyle.. birbirimizden habersiz.
    bir şekilde bu olay patlayınca ben hışımla o şerefsizin beni döve döve kolumu nasıl çatlattığını anlattım.
    cinnet geçirdi kadın..
    ertesi sabah, sabahın köründe bütün mahalleyi ayağa kaldıracak bir kıyamet koptu evde.
    annem bu şerefsizi evden kovdu, orospu çocuğu çıkmam evden eşyaların yarısını almadan dedi.
    polis çağırıldı, şikayetçi olduk, alkol kontrolü, darp raporu, karakol, adliye bir sürü bok püsür.
    nasıl tehdit ediyor ama bizi, bu iş burada kalmaz öldüreceğim sizi diye..
    yılmadık, durmadık.

    o gün polisler eşliğinde sadece kıyafetlerini alıp çıkartıldı evden. 3 aylık uzaklaştırma aldırdık mahkemeden.

    bana şeytanın başı sensin, sana demiştim orospu olursun sen büyüyünce diye bildim bak dedi.
    şeytan seni görse tövbe eder, sürüneceksin dedim.
    hayatımda ilk defa yüzüne iğrene iğrene bakarak söyledim içimden ne geçiyorsa

    anlaşmalı boşanma için anneme kan kusturdu.
    para istiyorum, arabayı istiyorum, boşanmayacağım diye kaç geceler sinir krizleri geçirtti hatırlamıyorum.
    çok uzak değil yahu 2019 ağustos, dün gibi.
    yazarken bile şu an kusma isteği uyanıyor, içim çekiliyor..

    bir gün bu çekişmeler devam ederken anneme bir mesaj attı..
    hani kızlarım diyorsun ya, sana yemin olsun iki kızını da gözlerimin önünde doğrayıp sana izleteceğim, o acıyı yaşattıktan sonra seni de öldüreceğim, yazıyordu.

    annem korktu, biz korkmadık ablamla..
    yine bir sürü tehdit, küfür, kıyamet..
    kurtulduk sonunda. çok şükür bin şükür.

    şimdi cehennemin dibinde mi nerede bilmem,
    umarım sürünüyordur..

    ben çok dayak yedim babamdan,
    hep bir boşluk hep bir eksiktir içimde dolu dolu baba demek, sevmek, boynuna sarılmak, yanımda hissetmek..
    benim hiç babam olmadı,
    hep baba sevgisi açığını doldurmaya çalışırken yanlış insanları seçtim, sevilmeyi denedim, korunmayı, o hisse sırtımı dayamayı. olmadı..
    çok dayak yedim ben, öldüresiye dövüldüm, falakaya yatırıldım, vücudumun bir kısmı mor bile değil siyahtı yediğim bir çok dayaktan sonra..
    hiç sevilmedim ben,
    hep bir tarafım karanlık ve sevgisiz kalacak.
    hayatın bana bir baba borcu var.

    edit: onlarca mesaj geldi.
    iyi dilekler, güzel temenniler, destek mesajları.
    böyle büyük bir platformda birbirini hiç tanımayan insanların böyle güzel yaklaşması çok güzel.
    yazarken çok zorlandım, o anları tekrar yaşadım..
    yorumları da hep gözlerim dolu dolu okudum. insanlığa dair umudumu yeşerten bir sürü güzel insan.
    elimden geldiğince tüm mesajlara dönüş yapmaya çalıştım, istemeden atladığım, dönüş yapamadığım arkadaşlar varsa özür dilerim.
    destekleriniz çok kıymetliydi.
    umarım kimse hayatının hiçbir bölümünde bu tarz iğrenç olayları yaşamak zorunda kalmaz.

    yine ve yeniden,
    sağ olun, var olun ekşi sözlük insanları.