ekşi itiraf

  • evlerimize kargo getiren, tamir için gelen insanlar karşısında kendimi en başından beri suçlu hissediyorum. nispeten şanslıyız. ev kıyafetleriyle ve virüsten korunur halimizle kapıyı açmak, merdivenleri çıkan, elleri soğuk ve çıplak insanlardan uzaktan uzağa bir şeyler teslim almak... hoşuma gitmeyen bir şey var bütün bunlarda. tamam, normalde de adaletsiz bir dünya ama en azından salgın sırasında çalışmak zorunda olanlara çifte maaş verilsin. bir şey yapılsın. benim içim rahat değil. hizmet sektöründe bedeniyle çalışan, evde oturanlara hizmet vermeye devam edenlere karşı mahcubum.

  • birkaç gün geç kaldım yazmak için ama yine de yazmak istiyorum.

    entry'lerime daha önce rastlayan varsa bilir; acil serviste çalışıyorum ekimden beri. mezun olur olmaz acile atanıp mesleğe başladım. şehir değişikliği, arkadaşlardan ayrılık vs derken 6 senedir yaşadığım yerden kopup buraya geldim. bu sırada eylül ayındaki uzmanlık sınavından kötü olmayan ama daha iyisini yapabileceğime inandığım için tercih yapmadığım bir puan aldım.

    atandığım yerde sınava çalışmaya devam edecektim. hem acile, hem de sınava çalışabilirim diye düşündüm ki bu pek çok kişiye göre çok zor bir şey. üstelik gittiğim yer de çok yoğundu, bu kadar yoğun olmasını hiç beklemiyordum. zaten türkiye'de hiçbir acilin koşulları pek iyi değilken bizim acilin yoğunluğu ortalama bir yerden çok daha fazlaydı.

    bu süreçte beraber sınava hazırlanabilecek arkadaşlar edindim; beraber kütüphanede çalışmaya başladık. beni motive ettiler; normalde nöbet çıkışı doğrudan eve gider tüm gün uyurdum; onlar sayesinde kütüphaneye gidip ders çalıştım. arada kafamı masaya koyup uyudum tabii, o kadar olsun.

    arada depresyona girdim, inanılmaz bir yoğunluk vardı çünkü; kaldırmak kolay değildi. ama sağolsun ailem ve yeni edindiğim çevrem de çok destek oldu. yapabileceğime tekrar inandım. şubat'taki sınavı kazanabilirdim.

    ocak ayı geldi, hayatımın fiziksel anlamda en yıpratıcı ayıydı. sistemden kontrol ettim, nöbet başına 250 hasta bakmışım. bu yoğunlukta hiç uyumadan kütüphaneye gitmeye devam ettim. kazansam da, kazanamasam da elimden gelenin en iyisini yapmak istiyordum.

    şubat'ta ise harika arkadaşlarım sayesinde az nöbet tuttum; ben sınava çalışayım diye onlar fazla nöbet aldı. böyle iyi arkadaşlar sayesinde de son düzlükte iyi çalıştım.

    en sonunda, 2 gün önce sınavı kazandığımı, istediğim yere yerleştiğimi öğrendim. başardım!!! pes etmeden çalışmanın karşılığını aldım. :)

    merak edenler için, ürolojiyi tercih ettim. birkaç hafta öncesine kadar başka bölümler istiyordum lakin içimdeki cerrahi bölüm isteği en sonunda kendini gösterdi. sonuç olarak çok mutluyum.

    bu coronavirüs salgını bitene kadar acilde kalmaya devam edeceğim ancak içim çok rahat artık; geleceğim belli. çalışmam gereken bir sınav yok artık.

    koşullar ne olursa olsun emek verdikçe karşılığını alırsınız. umarım sizler de hedeflerinize ulaşırken benim karşılaştığım iyi insanlar gibi insanlarla karşılaşırsınız. kendilerine sonsuz teşekkür ederim.

    "durmamak üzere; yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar." mustafa kemal atatürk.

  • bir hissi özlemek,bir insanı özlemekten daha buruk.

  • kuş olup uçsam kızımın yanına. çooook özledim onu. 20 gün oldu görmeyeli, 20 yıl gibi geliyor. tek çocuklu boşanmış kadınlar ordusunun bir parçası olarak okullar kapanınca ne yapacağımı şaşırdım. mecburen kızımı ankara'ya ailemin yanına götürdüm, hastanede işimin başına geldim.

    yasaklar elimi kolumu bağlıyor. hastaneden her çıkışımda eve gelip dakikalarca yıkanıyorum arınmak için. kızımın yanına gidebilsem bile ya ona, aileme bir şey taşırsam diye korkuyorum. onlara zarar verirsem kendimi affetmem. öte yandan ilk kez yalnızlıktan, ölmekten, yalnız ölmekten, kızımı bir daha görememekten korkuyorum.

    her konuşmamızda "anne seni ne zaman göreceğim" diyor. bilmiyorum ve bilmemek beni her gün parça parça öldürüyor.

    çocuğumu özledim, ona sarılıp uyumak istiyorum.

  • evet bu zor dönemde ayrıldık.
    çok sabrettim.
    kolu kırık dedim. bir de üstüne saç ektirmişti. keltoş kafayla dayanamaz dedim. en zor zamanlarında yanında oldum. sonra bu virüs zımbırtısı çıktı. hep alttan almaya başladım. kendim olamadım. her hatasında affeden alttan alan ben oldum. zor zamanlar dedim. seviyorum dedim. ne mi oldu? şımardıkça şımardı. kendi koca göbeğine bakmadan sürekli beni eleştirdi. beğenmemeye başladı. verdiği sözleri unuttu.
    en son geçen hafta işe başlayacağından önceki gün, hani bana portakallı ördek yaptığın günün ertesinde telefonuna gelen mesajları okudum. sen uyurken.
    artık evden çalışmaya başlayacağını raporları sana sekreterinin yollayacağını öğrendim. ardından sekreterin aradı. sen sevine sevine konuştun tabi ama ben biliyordum zaten. ne oldu dedim. hiiiç dedin. bana yalan söyledin. ama zaten ben evime gelecektim. çünkü artık senin yanında kendim olamıyordum. hem nasıl yalan söyleyeceğini nasıl bu yalanlara devam edeceğini izlemek istedim. öte yandan kendimi toplamak eski ben olmak için kendimle yalnız kalmak istedim.
    o kadar profesyonel bir yalancısın ki, her gün işe gidiyormuş gibi davrandın. güya mesai saatlerinde bana mesaj atmadın. sonra güya o yorgunlukla ormana yürüyüşe gittin.

    bir insan sevgilisi varken neden başka kadınları takip eder? bal gibi de yalancısın. aşağılık bir yalancı hem de... ne güzel üste çıkıyorsun. güya aynı hastaneden arkadaşın.

    o bugün uğruna kavga ettiğimiz kızın benim evime yakın bir yerde ebelik yaptığını da biliyorum. bugün onu aramak isterken yalnışlıkla beni aradın. ezan okunuyordu. sesin de çok yakından geliyordu. hayatım arabayı uzak bir yere ancak park edebildim dedin. sonra ben olduğumu anlayınca telefonu kapattın. 1 saat boyunca telefonun kapalı kaldı. önce gerçekten bana geldiğini zannetmiştim. sonra herşeyi fark ettim. güya bana annenin evinin konumunu yolladın.
    ben şüphelenince de her zaman yaptığın gibi zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalıştın.
    bir de üstüne psikopat damgası yedim. ve beni engelledin.
    yalancısın. aşağılıksın. beni aldattın.
    inşallah coronaya yakalanır sürüm sürüm sürünür geberip gidersin.
    senden nefret ediyorum artık.
    sen tanıdığım en cesaretsiz insansın. bir kere olsun benim ne düşündüğüme nasıl üzüldüğüme önem vermedin.
    seni neden hala düşünüyorum ki.
    ama artık asla affetmeyeceğim seni. yapayalnız olsam da tek başıma kalsam da hastalansam da yeter artık. bana değer vermeyen bir erkekle beraber olmayacağım. her defasında zeytinyağı gibi üste çıkan, beni manüpile eden, haklı olduğumda dahi bana özür dileten senin gibi adi bir pisliği sevmeyeceğim artık.
    bundan sonra bana hak ettiğim değeri vermeyen kimseyle olmayacağım.
    ve asla kimseden özür dilemeyeceğim.

    edit: gelen destek mesajları için teşekkür ederim. affedersem kanım kurusun. hepinize söz veriyorum. daha yüzüne bile bakmayacağım.

  • insan sevdiği için böyle şeyler düşünmemeli, ama 2 gündür iyi ki babam bugünleri görmedi diye aklımdan geçiriyorum.

    (bkz: devletin kanser hastalarını ölüme terk etmesi)

  • "anlatacak çok şey var, değişecek hiçbir şey yok.vazgeçtim."

  • ikinci evladımın olacağı haberini aldım bugün ekşi. dünya’nın durumu ortada inşallah evladım dünyamıza huzur ve sağlık getirir. oğlum 26 aylık aralarında fazla yaş farkı olmaması iyi midir, kötü müdür bilemedim...
    cinsiyeti belli olduktan sonra isim ve diğer bilgileri editleyeceğim.

  • 5 yıl önce bugün tanımıştım seni. 29 mart 2015, bir konser günü. sarı tişörtün, yeşil şortun ve aralık dişlerinle öylece girivermiştin hayatıma. hiçbir gülümsemenin beni bu kadar etkilediğini, kimseden ilk görüşte bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum kendimi bildim bileli.

    5 yıl olmuş bugün bak seni tanıyalı, bazen gülüşüne, bazen ağlayışına şahit olalı. en büyük destekçin, sırdaşın, yoldaşın olalı da epey uzun zaman.

    sonra bir sabah, 13 kasım 2018 salı, saat 10 falan. öldü dediler. öldü. öylece çıktın gidiverdin hayatımdan sessiz sedasız. ben uykudayken dalmışsın en derin uykulara. öyle dediler. saat altıymış, yangın çıkmış, sen gitmişsin...

    nasıl bıraktın arkanda “nikahta gelinlik giyer o, sen tabutta yatarken” gibi bir dizeyi? hiç mi düşünmedin ardında kalanı ne kadar yaralayabileceğini? gerçi nereden bilecektin ki... yazarken bile boğazım düğüm düğüm. yaşamak nasip olursa eğer, o an “evet” derken bile aklımda sen olacaksın.

    her ne olursa olsun, seni ve sana olan sevgimi ömrümün sonuna kadar içimde taşıyacağım ben. her zaman o vurulduğum gülüşünle kalbimin en güzel yerinde kalacak güzel yüzün. umarım güzel yerlerdesindir...

  • sizin olan dünyanın öbür ucunda da olsa gelir sizi bulur.