debe başlıkları

ekşi itiraf

  • birkaç ay evvel, metrobüste çok tehlikeli bir kadın türüne maruz kaldım. oysa gayet neşeli bir günümdeydim. orta kapıdan metrobüse bindim. öğle vakti olmasına rağmen metrobüs epey dolu görünüyordu. esasında kapı önündeki yığılma, metrobüsü olduğundan dolu gösteriyordu. nedense körük bölümü neredeyse tamamen boştu. geçiş yolunda bir hanımefendi*telefonuyla oynuyordu kikirdeyerek. "afedersiniz" diyerek müsaade istedim. şöyle iki, iki buçuk santim kadar yana kaydı ve kikirdeyerek telefonuyla meşgul olmaya devam etti. geçiş hala mümkün değildi. "pardon geçebilir miyim acaba" diyerek tekrar şansımı denedim. kikirdemesi kesildi; "öoff yaaağğ duramadın yerindeaa" nidası ile yolu açtı. şaşkınlık içerisinde, gayet de sakin ve pozitif bir tonda "bakın o bölüm tamamen boş, neden burada sıkışalım ki bu kadar insan" dedim. cevap beklemeden hedef noktama yürüdüm. kadın, "salak mı ne yaaa" dedi yüksek sesle ve bir süre homurdanmaya devam etti. karşı karşıya olduğum aşağılık türün farkındaydım artık. hemen kulaklığımı takıp, kafamı tam tersi istikamete çevirdim. fakat avının kokusunu almış bir sırtlanın inatçılığı vardı bu aşağılık türde. telefonda biriyle konuşuyor, "gerizekalı yaa taktım buna haa" gibi şeyler söylüyordu sesinin bana ulaştığından emin bir tonda. aslında söylemiyordu, carlıyordu. evet yaptığı şey buydu, durmadan carlıyordu. o anda ben de diğer insanlarla göz göze gelmeye çalışıyor, bir yerlerden destek sinyali yakalamaya çabalıyordum. evet bu aşağılık türü tanıyordum, fakat onunla nasıl mücadele edileceğini henüz bilmiyordum. sonra bir hanımefendiyle göz göze geldik. "aman beyefendi siktir ediniz değmez" der gibi bakıyordu bana. "öyle haklısınız ki hanımefendiciğim" der gibi bakarak kafamı salladım ben de. ortamdan kendimi tamamen soyutlamaya, keyfimi kaçırmasına izin vermemeye çalışıyordum ama mümkün değildi. gerilmiştim. insanın bütün yaşam enerjisini emebilme yetisine sahipti bu aşağılık tür. 60'lı yaşlarda bir beyefendi koluma dokundu, "sende de ne sabır varmış böyle evladım" dedi. gülüştük. bunun üstüne başka bir beyefendi "bir sus be allah'ın cezası kadın" diye söylendi aşağılık türe. genç bir kız "yarım saattir senin aptal sesini dinliyoruz, adam seni kaale bile almıyor yeter artık" diye ekledi. şok içerisindeydim. destek arayışlarım beklediğimden çok daha güçlü bir karşılık bulmuştu. aşağılık tür, sinirden deliye dönmüştü. artık seri hakaretler yağdırıyordu herkese. sonraki ilk durakta "kadın düşmanlarağğ" diyerek indi metrobüsten aşağılık tür. otobüste toplu bir gülüşme oldu sonra.

  • şu hayatta sebzelerin, meyvelerin ve diğer gıda maddelerinin güncel birim fiyatlarını bilenlere hep hayranlıkla bakmışımdır, ki bu insanlar çoğunluğu oluşturmakta. eskiden ailemle yaşadığım ve evin alışverişini yapan kişi olmadığım için haklı olarak bilmediğimi düşünürdüm, fakat 10 yıldır kendi market/pazar alışverişimi yapmama rağmen hala mesela domatesin kilosu ne kadar bilmiyorum (bkz: itiraf). cidden hiçbir fikrim yok.

    şu yazdıklarımı gören aşırı zengin olduğum için fiyatlara hiç bakmadan sepetimi dolduruyorum falan sanacak da, bildiğin orta, hatta yaşadığım ülkenin standartlarına göre düşük-orta arası gelirli bir insanım.

    ben gerizekalı değilim, bu rakamları aklında tutabilen insanlar da üstün zekalı falan değiller fakat nasıl yapıyorlar anlamıyorum. bazı şeyleri çözemeden ölüp gideceğim sanırım.

  • bir süredir kendi çapımda, apartman bahçesinde bir şeyler ekip biçiyorum.
    birkaç haftadır da verdiğim emeklerin "kelimenin tam manasıyla" meyvelerini toplamaya başladım.
    son zamanlarda topladığım meyve, sebzeleri sosyal medyadan paylaştığımı fark ettim.

    sabah akşam durmadan bebeğini, çocuğunu paylaşan arkadaşlarımı, akrabalarımı sürekli eleştirip, dedikodusunu yapardım.
    şimdi elimde kendi yetiştirdiğim domatese, bibere bakıp insan yetiştiren ve bunu hakkıyla yapanlara daha fazla saygı duymaya başladım.
    paylaşıp gururlanmak en doğal hakkınız.

  • takip ettiğim/edeceğim insanlara dair benim için ayırt edici bir hali olan başlık. -sadece belli bir tema üzerinden yazmadığı halde- bu başlığa hiçbir şey yazmayan, yazmayı varoş bulan, yazanları hor gören; dahası bu başlığa yazacak gerçek bir şeyleri olmayan ve kendi kırılganlığını göstermekten bu kadar çekinen, bir nevi kendini hiç rahat bırakmayan insanlardan korkuyorum ve hatta kimseyi takip etmeyenlere ve kimsenin yazılarını favorilerine eklemeyenlere karşı -sırf yazılarını okumak üzere bile olsa- yakınlık duyamıyorum. kuul insanlardan çok hayatı kırılgan olarak* yaşamayı seçen insanları okumayı seviyorum.

    ha bu neden önemli olsun ki? burası bir sözlükse her şey tanımlar üzerine olmalı ve bu tip meselelerin de bir anlamı olmamalı belki ama benim için durum böyle değil. kitaplar/filmler/duygular/nesneler üzerine tanımları bir dolu kaynaktan okuyabilirim ama ben asıl kendilerini -en azından anonimliğe güvenerek- açabilen insanları ve onların kendilerine/yaşadıklarına dair durum ve olayları okumaktan başka türlü bir keyif alıyorum. bu ya da başka herhangi bir başlığa kendisine ait bir eksikliği, ezikliği, olmamışlığı, neşeyi, heyecanı, üzüntüyü, ferahlığı, yokluğu yazmayan insanlar bana hiç gerçek gelmiyorlar. (bana nasıl geldiklerinin kendileri için bir önemi olduğundan değil, sadece düşündüklerimi yazmak için yazıyorum.) gerçekliği, boşlukta uçuşan kodlar dünyasında bile, çok önemsiyorum. okurken filmini izler gibi hissettiğim entrylerden çok etkileniyorum ve üzerine oturup düşünüyorum.

    gitmeden itirafımı da yapayım o halde.* normalde açıp okuduğum bir başlık olmasa da takip ettiğim yazarlar bu başlığa bir şeyler yazdıklarında büyük heyecanla okuyorum. öte yandan, bu başlığı takip ediyor bile olsaydım, birisi bu kadar uzun bir entry yazsa okumazdım sanırım.*

  • herkes dünyasını aydınlatabilecek birilerini arar durur. oysa asıl ihtiyacınız, etrafınızdaki karanlığın en siyah olduğu anlarda bile yanınızda oturabilecek birisidir.

  • işsizlik mi yoksa ölüm mü diye sorsalar kesinlikle ölüm derdim. hayata veda ettikten sonra insanlar tarafından unutulmak önemli değil ama yaşarken kimse tarafından varlığının hatırlanmaması onur kırıcı.

  • çok ilginç bir şey oldu. daha doğrusu benim için ufak ancak insanlık için büyük bir ilginçlik vuku buldu.

    ssg az önce yeşillendirdi. demiş ki sövmediğin bir tane insan grubu, bir tane cenah, güruh, topluluk kaldı mı? smiley koymuş bir de. tabii güruh ve cenah sözcüklerini ben ekledim, ssg o kadar hakim değil anadiline.

    neyse. sövdüğüm saydığım yok aslında. sadece isimlere pek inanmıyorum. komünist red pillci feminist fenerli fenersiz akepeli cehapeli müslüman ateist yahudi yahuda yahut da buda veya budist bu da... ne yazık ki hepsi laf. ayrıntıda farklı canlıların kendilerini eylemek için üfürdükleri anlamsız laflar hepsi.

    ve ne yazık ki her boydan her yaştan sapiens bu lafları çok ciddiye almış durumda anadolu sathında. hattı müdafaanın olmadığını sathı müdafaa etmemiz gerektiğini duyduğum an kurtuluş savaşını bırakmış, belçika'ya kaçmış ve oradan işgalci devletleri kınayan bir bildiri yayımlamış biri olarak diyebilirim ki sathı müdafaa gerçekten zor. ülke sathının her santimi her milimi her zerresi her taşı her gölgeliği ezber lafla dolmuş. neredeyse parmak izine kadar aynı olan adamlar birbirini yiyecek hale gelmişler. biri galatalı ve akepeli, diğeri fenerli ve cehapeli. sırf kavga edebilmek için uydurulmuş üfürükler. ama çok ciddiye almışlar.

    soruyorum, televizyon dışında bir yerde bir fenerbahçe veya akepe gördünüz mü? yok. göremezsiniz de. bunlar televizyonda var. serçe mesela öyle değil. serçe hatta tam tersi. tv ekranlarında hiç serçe görmüşlüğüm yok ama serçe her an kafamızın üstünde.

    televizyonları arada kapatın. telefonları arada kapatın. interneti arada kapatın. ben kapattım. bu da benim itirafımdır. (tanım yapma zorunluluğunun kalktığını tam yedi yıl sonra öğrenmiştim, yanımda kölem cuma vardı, o da köleliğin kalktığını tam 13 yıl sonra öğrendi. aptallık da kalktı arkadaşlar, aptal olmak zorunda değilsiniz.)

  • popçuların, rapçıların, youtuberların, adını bile bilmediğim oyuncuların, neden meşhur olduğu bilinmeyen bir sürü insanın her gün gazetelerde, köşe yazılarında, ekşi sözlük, onedio, twitter’da gözüme sokulmasından , ilgilenmediğim halde sürekli maruz kalmaktan inanılmaz sıkıldım artık

  • bir iş yeriyle kameralı mülakat gerçekleştirirken ağzımın yamuk olduğunu fark ettim. konuşurken kayıyor:( diş teli takarken kadına bu telleri erken mi çıkartıyoruz demiştim. yok yok oldu bu ağız dediydi. nah olmuş*. yıldız tilbe gibi geziyorum ortada. her şeyi muntazam olan insanlardan hiçbir zaman olamayacağım demek ki. bir yerimde hep bir yamukluk kalacak.* (skolyoz da var haha)

  • geçen gün evimin garaj kapısına park etmiş arabanın silecegini kaldırdım.
    bir başka gün aynı arac yine park etti. yine silecegini kaldırdım.
    1-2 gün park etmedi.
    3.gun yine park etti. plakadan kiralık araç şirketini arayıp, kullanıcısını uyarmalarını istedim.
    yine 1-2 gün park etmedi.
    dün akşam gece geldim. yine o araç. artık tak etti. sahibini bulamıyorum. lastiginin altına çivi attım. civiler de dik dursun diye mıknatısla birleştirdim. planım sabah işe giderken patlasın, biraz da o mağdur olsundu. sonra patladı mi bilmiyorum.
    aksam yine eve geldim . tekrar lanetli araç garaj kapısında. bilerek yaptığını düşündüm. sahibini aradım bulamadım .
    155i arayıp, "evimin garaj kapısına araç bırakmışlar giremiyorum" dedim.
    sağolsun polis arkadaşlar gelip cekiciyle arabayı hiç de merak etmediğim bir yere götürdüler .
    şimdi onlar düşünsün!
    sabah erkenden arabayı almaya geldiğinde epeyce arar sanırım. adam bana g.tlügün kitabını yazdırdı 15 günde.
    artık kirlendim sözlük.
    not: hiç pişman değilim