debe başlıkları

ekşi itiraf

  • bir işim var, bir sebepten içime sinmiyor, gidesim gelmiyor, sonra diyorum ki "kendine gel (bihter) sen khk'lısın". yani bu işi bulduğuna yat kalk dua et sosyal mecralarda(ekşide falan) çalıştığını söyleme aman çomak sokarlar çünkü işyerlerinde eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu vardır mesela ama sen ve senin gibilerin suçu belirsiz hatta kesinlenmemiş olsa da bir iş bulmak neyinize açlık içinde can çekişerek ölmeniz gerekiyor, diyorum ve bir şarkı çınlıyor fonda "bu da gelir bu da geçer"..
    geçer tabi de bu çektiğimiz eziyetin giden zamanın bedeli ödenir mi?

  • bugün hayatımda ilk kez cenaze gördüm.

    küçük bir cenaze-defin eğitimi almıştık. uygulama kapsamında bir mezarlığa gittik ve iki yaşlı hakkın rahmetine kavuşmuştu.

    önce heyecanlandım. ancak uygulamayı izlemek için girmeye karar verdim.

    naaşı lacivert naylon gibi bir paketin içinden çıkardılar, taşın üzerine koydular.

    yer yer morluklar vardı. kan kesilmesinden olacak. bu görüntüleri izlerken insan bedeninin üzerine düşündüm. estetik, güzellik, bu gibi kavramlara aşırı kapılan insanları düşündüm. aynada gördüğümüz bedenimizi düşündüm. işte buradaydı, mevta gözümün önünde taşın üzerinde yatıyordu.

    görevliler rahmetliyi yıkarken onu bir tarafa döndürüyorlardı, o dönüş esnasında ölen insanın acziyetine şahit oldum. ne başı, ne kolu, hiçbirine hakim olmayışına yakinen şahit oldum. ne tarafa çevirsen oraya gelecek haldeydi.

    yaşlılardan birinin yani kalabalıktı, kadınlar ağlaşıyordu. gelenlerden birisi 70 yaşlarında görünüyordu, "anne.. annecim" diye cenazeye doğru eğilerek ağlıyordu.

    bu sözler içimi çok acıttı. çünkü zihnimde 70 yaşındaki insan ninedir, ninelerin annesi olur mu? onlar da annecim diye adeta çocuk gibi ağlarlar mı?

    o an çok üzüldüm, midemin ortasında tuhaf bir kramp karışımı bir şey hissettim, gaslhaneden çıktım.

    yer mezarlıkla iç içeydi. biraz kabristanı gezdik. bir yaşında, üç yaşında ölen insanları gördüm. gösterişli mezarlıklar, "profesör doktor" unvanlı mezar taşları gördüm. toprağın ne makam ne de statü dinlemediğine o zaman biraz daha şahit oldum.

    bugün gördüm ki ölüm gerçekten de gerçekmiş. hep uzaktan duyduğumuz o şey gerçekmiş. üstelik anlatıldığı gibi kolay veya doğal da değilmiş, koca bir bedenin damarlarını da görmek mümkün imiş.

    oradan çıktığımda düşündüm ki çok ama çok keskiniz. sınırlarımız, köşelerimiz, o kadar değerli ki. "bana bu lafı nasıl söyledi", "bana bunu nasıl yaptı" diye kendimizi öyle büyük konumlara koymuşuz ki. yahu, taş üzerine atılacak, hortum benzeri bir şeyle yıkanacaksın. sağa sola çevirecek, acizce varsa yaraların üzerine kan durması için pamuklar koyulacaksın.

    sonra da devasa bir buzdolabına koyularak belediyenin seni gömme sırasında bekletileceksin. ne var sana onu söylese?

    oradan çıktığımda düşündüğüm ilk şey buydu. kibirdi. allah'a bu yaşıma kadar işlediğim tüm hatalardan tövbe ettim. tövbesiz yakalanabileceğimiz üzerine düşündüm.

    o an bir daha anladım ki gaslhanede ne ateist olur ne de bir başkası. zira mevta yıkanırken edilen dualar, görevlinin "lütfen şu an rahmetli için gufraneke ya rahman zikri çekin", "allah onu affetsin, allah ona azap etmesin, allah hatalarını örtsün" benzeri telkinlerine insanların hıçkırıklarla bu duaları etmeleri, allah'ı daha iyi hatırlatıyor. hatta gösteriyor, ispatlıyor.

    düşünsenize. çırılçıplak doğuyoruz. bize verilen bir süre var. süre doluyor, yine tüm acizliğimizle çırılçıplak soyuluyor, yıkanıyor, beyazlarla örtülüp toprağın bağrına yollanıyoruz.
    bir sınavda olduğumuz çok belli değil mi? şu ana kadarki imanımı bir kenara bırakarak söylüyorum bunu. gerçekten de bir süre kısıtlanması, geldiğimiz gibi gidişimiz, gerçekten de bu gidişten sonra bir şey olacağını göstermiyor mu?

    arkadan ister sevsinler, ister sövsünler, ne fayda? ister ismimiz tarih kitaplarına geçsin, ister tüm insanlar bize hayran olsun, ne fayda? eğer allah bizi onaylamadı ise, yapayalnız bir dünyaya irtihal ettik demektir.

    oradan çıktığımda yolda gördüğüm herkesin öleceğini daha iyi idrak ettim. sokakta karşılaştığım herkes o taşa o şekilde atılacaktı. ya da o taşa gelebilmek için parçaları bile olmayacaktı.

    ben bugün gördüm ki ölüm gerçekten var imiş. bilmekle görmek ayrı imiş. bugün gözlerimle ahireti görmedim. ancak kalbimle bildim: boşa yaşamıyoruz, boş bir yere gitmiyoruz.

  • gerçekten de eli yüzü düzgün erkekler evlenmiş arkadaşlar.

    kesine yakın bilgi.

  • bugün iki sene sonra babasına kavuşan bir çocuk gördüm. bedeni özlemekten öyle yorulmuş ki, babasına sarılınca birden bıraktı kendini.. özlemek her zaman romantik bir hissin solgun yanı değil, özlemek sağlaması olmayan kayıp zamanlar demek. kimsenin geri getiremeyeceği zamanlar.. telafisi yok, affetmek yok.

    allah’ım sen konuyu biliyorsun.
    amin

  • bugün yurtdışında müşavir olarak çalışabilmek için yabancı dil bilme zorunluluğu kaldırıldı. ben ise siyaset bilimi diplomam ile tercümanlık yapıyorum.

    daha açık ifade etmek gerekirse ülkenin en iyi okullarından birinde siyaset ve diplomasi ihtisası yapmış olan ve buna ek olarak tercüme yapabilecek düzeyde ingilizce bilen ben sırf aç kalmamak için neredeyse asgari ücrete tercümanlık yapıyor ve kendimi işime yeteri kadar vermediğim için her gün işverenimle kavga ediyorum. diğer yandan söz konusu görevin yeterliliklerinin yakınından geçmeyen herifler sırf "dayıları" var diye normalde randevu almadan, ceketinin önünü iliklemeden kapısından giremeyeceği makamlara oturuyorlar, bir de üzerine bu asalaklar daha rahat iş bulabilsinler diye kanun değiştiriliyor.

    emeği geçen herkesin gelmişini geçmişini ve geleceğini sikeyim. benim merhametime muhtaç kalmayın lan siz. sakın benim merhametime muhtaç kalmayın.

  • bir tane entrime istinaden, merhaba hanımefendi diye bir mesaj geldi.
    ne desem şimdi bilemedim derken, içimdeki hanımefendi girdi topa, cümlelerle devam etti. karşımdaki beyefendi de öyle kibar, öyle efendi ki, beyefendi halim bir türlü topa giremedi.
    arada kendimi ayyy! çekerken yakaladım.
    hanımefendiler diyor burada kibar olun, barzo olmayın, doğru. vallahi kibar erkek beni bile etkiledi.

    mesaj atan beyefendi eğer bu entriyi okuyorsanız, o zaman topa giremedim, bir türlü söyleyemedim, itiraf ediyorum ben de erkeğim.

  • bir ay önce barınaktan bir can evlat edindim. barınağa ilk geldiğinde yarı ölü olduğunu ama toparlandığını söylediler. bir ay her gün ofise gittik eve geldik dolaştık. ilk günden beri tuvalete gitsem kapıda bekledi. sevmemi istediğinde elimi yaladı. akşam işten dönünce ben bir koltukta o yanımdaki koltukta yattı. gece ben yatağa geçince yerime yatıyordu. 4 gün önce kafasını kaldıramamaya başladı. sonra sol bacağı şişti. veterinere gittik 11 cm lik iltihap olduğunu bulduk. iltihap boşaltılıp antibiotike başladık. ertesi gün bacağında 3 delik vardı. pansuman yaptırdık bugüm bacağında 10 cm büyüklüğünde açık bir yarası var. titriyor ateşi var. bugün penisiline başladık. yanımda yatıyor şimdi içi görünüyor oğlumun. buzmavi gözlerinin etrafı kıpkırmızı. titremekten kasılıyor. kaç gündür sabahlıyoruz. tek derdim mavi gözlü çocuğumun iyileşmesi.

  • beş gün önce kanser olduğumu öğrendim. pazartesi kemoterapinin ilk günü.

    mart sonundan kalan bazı işlerim vardı eften püften. geçen hafta yaparım diyordum. bu kadar pet taramaları, mr randevuları derken işe gidemedim de yapamadım da.

    bugün amirle haftalık birlikte çalışma günüydü. bana neden yapamadığımı sordu. bende bir haftadır çalışamıyordum dedim.

    aldığım cevap; bu hastalık bir bahane değil. yoğunlaşamıyorsun. işe adapte olamıyorsun. ben bunları sana yap dedim. hiç ilerleyemiyoruz. seninle yol alamıyoruz. tıkandım şu anda.

    30 yaşındayım kanserim öğreneli beş gün oldu. çocuklarım var, kopmak üzere olduğum hayatım. ve yüzde seksen agresif kanserim var.

    tam 4 saat ağladım çıkarken dediği şey,
    " tamam pazartesi kemoterapi, salı çarşamba gelemezsin ama perşembe bu söylediklerim biter değil mi? "

    işe sokayım, karaktersiz hırslı kadın yöneticiye sokayım, halden anlamayan herkeze sokayım.

    ben kimseye ah etmem ama benim düştüğüm damdan düşmeyin dilerim. ama birkaç basamak çıkın ve bu tavrınızı bırakın.

  • yasaklardan nefret ediyorum,toplumu tek tip haline getirmeye çalışanlardan nefret ediyorum.sağlıklı yaşamla,ahlakla kafayı bozmuş herkesten nefret ediyorum. sanırım insan detoksuna giricem.

  • evde sessizce kendi kendine yok olmayı bekleyen gitarın tellerini değiştirdim. telleri kimseden yardım almadan kendim değiştirdiğim için artık aramızda duygusal bir bağ var bu gitarla. bu kardeşiniz 2 aya kadar eric clapton olacak.