debe başlıkları

#bilim konulu entryler

  • fıkıh

    orta çağa ait yakın doğu coğrafyası halklarının islam kökenli ciddi derecede başarısız hukuk sistemi, ibadet türü ve şekilleri genelgesi, medeni ve ticari kanunlar önerisi. şeriat denilen ve laikçi/allahsız/ateist arkadaşların korktuğu düzenin motor gücüdür fıkıh. bu yüzden şeriattan korkanlar neden korkmaları gerektiğinin bilincine daha iyi varabilmek için fıkıhın ne olduğunu da bilmelidirler bana göre. şeriat isteyen ya da şeriata nötr olan karşı olmayan muhafazakarlar da en azından bilsinler ve bildikten sonra karar versinler iyi midir kötü müdür.

    fıkhın bizzat kendisi bugün islam şeriatının uygulanamaz, çağ dışı, barbarca ve yamyamca olduğunun ispatıdır. bu ispat da zaten ehli sünnet akidesinin uydurulmuşluğunu ortaya koyar. bunu anlayıp da tıpkı benim epeyce bir zaman önce yaptığım gibi ehli sünnet denilen çağ dışı öğretiler bütününden kurtulabilmek için açıp biraz fıkıh kitabı okumanız yeterli. burada ehli sünnet/tarikat/nakşibendilik/tasavvuf/maturidilik/cemaat vs. propagandası yapanlar da ehli sünnet fıkhının kendisinden habersizler. mesela isviçre medeni kanununun maddelerini sayıp sanki bunlar hanefi fıkhına aitmiş gibi bir izlenim vermeye çalışıyorlar. onlara göre islam sadece akrabaya yardım edilip dünyaya barış ve huzur getirecek bir dava güdülen ve bayram namazlarında camilerde bayramlaşılan bir din. yoksa başka hiç bir şeye karıştığı yok, kimseye zararı da yok ama allahsız ateistler falan hep durduk yere ortada hiç bir sebep yokken islama düşmanlık ediyorlar ve bir gün günlerini görecekler.

    sürekli ehli sünnet üzerinden gidiyorum çünkü 1.5 milyar nüfuslu islam dünyasının toplam petrol dışı üretiminin almanya kadar dahi olamayışının nedenini bulabilmek istiyorum ve islam dünyasının %80'i ehli sünnet mezhebinden.. kalanın büyük kısmı da şia. şiilerin de ehli sünnetten farkı yok. mesela şii fıkhına göre abdest aldıktan sonra leğende biriken içine sümkürülmüş su temizdir ve tekrar abdest alınabilir o suyla. dolayısıyla gerek sünni gerekse şiiler kendi içinde fıkıhsal ayrışmalar yaşasalar da tümünü birden "mezhepçiler/fıkıhçılar" diye tanımlamak yanlış olmaz.

    dört mezhebin hak olduğuna kim karar verdi başlıklı yazımda fıkıh denilen teranenin müçtehit denilen ve muhammed'den sonraki 300 yıl içinde yaşamış bir takım şahıslarca sağdan soldan toplanan binlerce rivayet elenerek, üzerinde oylamalar yapılarak oluşturulduğunu ve fıkıh düzeninin genel halinin yaklaşık m.s. 1000 yılından sonra içtihat kapısı kapandığı için artık değiştirilemeyeceğini ve 1000 yıldır da zaten neredeyse hiç değiştirilemediğini söylemiştim. bunu söylerken de kıç yıkama örneğini vermiş ve bir müslümanın kıç yıkmasının nasıl olacağını doğrudan akıl yoluyla değil de nerede ne el yazması var toplayıp oradan ulaşan bilgiler aracılığı ile belirlediklerini yazmıştım. işte şimdi bu fıkıh denilen şeyin bazı absürdlüklerinden bahsedeceğim. eğer şii iseniz size babanızdan kalan islam aşağıda yazdıklarımdır, eğer sünni iseniz size babanızdan kalan islam da aşağıda yazdıklarımdır, eğer içinde fıkıh benzeri bir sistem olan türde alevi ya da başka türde bir fıkıhçı müslümansanız da aynı şekilde size babanızdan kalan din aşağıda yazıdklarımdır. bu yazıyı da sırf nelere inandığınızın farkına varın diye yazıyorum. böylece en azından üç beş kişiyi belki fıkıh denilen belanın garabetliğinden haberdar edebilirim. bu sayede de televizyonda bir takım şaklabanların 12. yüzyıl sosyal ortamına göre yazılmış fıkıh kitaplarından "hamilelerin sokakta yürümesi yanlıştır" gibi saçmalıklarından kısmen de olsa kurtuluruz. ya da bunlara verilecek tepki üç beş kişi daha artar.

    şeri fıkıh terminolojisinde mesela "kısıtlılık" diye bir durum var. hacr diyorlar arapçada. bizim ceza hukukundaki hak ehliyeti gibi de biraz da değişik. çocukluk, delilik vs. var bir de mesela "eğer bir adam eline para geçince parayı alemlerde karı kızla yiyorsa bu adam sefihtir ve şeriata göre bu adama para/mal/mülk emanet edilmez" türünde ifadeler var. malikilere göre bir adam eğer sefihse yani elindeki parayı karı kızla alemlerde günah işleyerek yiyorsa bu adamın mülküne şeriat (yani kadı) el koyabilir ve o malı başka birine/ sefihin yakınına aktarabilir. onu, malı üzerindeki tasarruftan men edebilir. oysa dünya genelinde uygulanan modern hukuka göre hak ehliyeti kişinin kadınlara düşkünlüğüne ya da zinakar olup olmadığına göre veya parasını nasıl harcayıp harcamadığına göre verilmez doğuştandır ölene dek de devam eder. kişi müsrifse müsrifliğinin cezasını da kendi kararları sonucu çeker.

    nikah meselesinden bir örnek vereyim: hanefi fıkhına göre müslümanlar acem ve arap diye ikiye ayrılır. araplar da kureyşi ve kureyşi olmayan diye ikiye ayrılır. kureyşiler de haşimi, nefevli vs. diye muhammedin kabilesinin kollarına ayrılırlar. hani bizde davul bile dengi dengine vurur derler ya o hesap arap erkek acem kadınla evlenme hususunda denkken (denk=küfuv derler) acem erkek arap kadınla denk değildir. araplardan hem erkek hem de kadın muhammedin kabilesindense yani kureyşli ise ikisi de birbiri ile denktir ama kureyşin haşimi (emevilerin de içinde bulunduğu kol) ve abdulmuttalip (muhammedin) kolu diğer kollardan üstündür dolayısıyla mesela diğer koldan bir erkek ile haşimi kadın denk değildir üstün olan tarafın erkeği hep daha şanslıdır. kendisi müslüman olduğu halde babası kafir olan bir erkek; babası da müslüman olan bir kadınla denk değildir. kafir erkek zaten müslüman kadınla evlenemez. köle olan bir erkek hür bir kadınla evlenemediği gibi kölelikten azad edilmiş bir erkek de hür doğmuş bir kadınla denk değildir. burada denk değilse hem evlenmesi istenen taraflar hem de tarafların ana babaları bu denk olmayışı bahane göstererek birbirlerini engelleyebilirler demektir. yani hanefi fıkhı ırkçıdır. ırkçılığı milletler arası farklardan öte kabileler arası farklara kadar uzanmaktadır. fıkıha göre bir kadı sırf namaz kılmıyor ve kılmadığını söylüyor diye bir adamı karısından boşayabilir. acemlerin anneleri arap olsa bile orijinal araplara denk olamazlar. farslar nebatilerden; israiloğulları da kıptilerde (mısırlılardan) üstündür. yukarıda bahsettiğim sefihlik nedeniyle kısıtlılık altına alınan kişi de normal bir karşı cinsine denk değildir. babası, dedesi ve dedesinin babası üç nesil müslüman olan biri iki nesil müslüman olan birinden üstündür. çarşıda pazarda kendisi hakkında "bu adam eskiden köleydi" diye bahsedilen kişi bu şaibeyi kaldırmadığı sürece normal birine denk olamaz. şeri fıkıhta neseb/soy/ırk çok önemlidir. bu da ırkçılıktır zaten. dolayısıyla mezhepçi islam ırkçıdır.

    ölü kadının sütünün hükmü: süt emmek çocuğun etinin ve kemiğinin oluşmasına neden olur ve sütteki besleyecilik kadının ölümü ile yok olmaz bu nedenle ölü kadının sütü emilebilir.

    bakire bir kızın memesini emmekle mahremiyet oluşur ancak bir erkeğin memesinden emerken süt gelse bile mahremiyet oluşmaz. (mahremiyetten kasıt sütünü emzirdiğinle evlenemezsin ama erkek memesinden süt gelse bile bir kız bebeği emzirdi ise onunla gelecekte evlenebilir demek). kadın memesinin ucunu bir bebeğin ağzına sokar ama boğazına süt gittiğinden emin olmazsa aralarında nikah haram olmaz gelecekte evlenebilirler. (sütü emen emdiği sütü kendi bedeninde ete çevirir. bu yüzden o et oluşunca mahremiyet oluşur, emdiği kadınla gelecekte evlenemez ya da ona mahremdir gibi.)

    oğlunu ihmal ile öldüren babaya verilecek ceza: kısas yoktur 3 yıl içinde kefaret öder ve başka bir şeye gerek yoktur. (hapis cezası yok) oğlunu kasten ve bilerek öldürürse kısas gerçekleşir ve kendisi de öldürülür.

    cihad ile ilgili:

    savaş sonunda esirler islam ülkesine yayan getirilir. eğer yürüyemeyecek durumdaysalar erkekler öldürülür. kadın ve çocuklar yürüyemeyecek durumda iseler açlıktan ve susuzluktan ölene kadar ıssız bir yere bırakılırlar. yasak olduğu için onları öldüremeyiz ancak onları yaşanabilecek sulak bir yere bırakırsak tekrar büyür ve bizimle savaşırlar. o yüzden tenhaya ölebilecekleri yere bırakmak daha doğrudur.

    esir yakalandıktan sonra müslüman olursa köleliği kalkmaz.

    mürtedin malları

    islam dininden çıkan kişinin mallarının şeriata göre hükmü:

    malları üzerindeki mülkiyet hakkı sona erer. şeriat dinden çıkanın mallarına el koyar. ebu hanifeye göre "mürted kafirdir ve kanı müslümana mübahtır. müslüman biri dinden çıkan birini öldürdüğü takdirde hiç bir ceza yada günah kazanmaz.

    sigorta şirketleri

    hanefi fıkhına göre sigortalının meydana gelen zararı sigorta şirketinden alması helal değildir.

    küfür sebebiyle haram olan kadınlar

    mecusi ve putperest kadınlarla evlenmek ya da bu kadınlar cariye iken onlarla cinsi münasebet kurmak haramdır. diğer cariyelerle ve köle kadınlarla evlilik olmaksızın cinsi münasebet kurulabilir.

    kendi kızına dokunmak suretiyle nikahın düşmesi

    bir kimse cinsi münasebette bulunmak için şehvet çağındaki kızı ile birlikte aynı yatakta uyumakta olan karısına yönelir de karısı zannederek kızına yanlışlıkla el sürerse ve bundan farkında olmadan da olsa şehvet duyarsa karısı kendisine haram olur...

    evet içtihatlar, mezhepler, müçtehitler...

    sizin islam dediğiniz şey bu yukarıda saydıklarımdır. sizin fıkıh dediğiniz şey bu yukarıda saydıklarımdır. işte bunlar bütün dünyaya zararlıdır. islamın içinde fıkıh barındıran türü bu yüzden orta çağa aittir bu yüzden zararlıdır bu yüzden dünya genelinde islamofobi vardır. bu yüzden ateistler sizinle uğraşıyor. bu yüzden bütün dünya müslümanlardan nefret ediyor. çünkü hakediyorsunuz ey islam dünyasının %90-95'ini oluşturan fıkıhçı müslümanlar. yukarıdaki saçmalıkları hakikat kabul ediyorsunuz. aşağıda verdim kitapların isimlerini. daha binlercesi var hepsi de saçmalıktan ibaret ve siz bunları kabul ediyor bunlara iman ediyorsunuz çünkü aklınızı kullanmıyorunuz, çünkü akıl ölmüş sizin inancınızda öldürmüşler aklı ve mantığı. açın okuyun da kendinize edindiğiniz kimlikten tıpkı benim tiksindiğim gibi siz de tiksinin artık. tiksinilecek bir şey bu erkek memesinden gelen sütün mahremiyet yaratmadığının sonsuza dek değiştirilemeyecek bir içtihat olması. utanılacak bir şey bu. rezalet.

    kaynakça:
    abdurrahman el ceziri (d.1882-ö.1941), dört mezhep fıkhı
    büyük hanefi fıkhı fetevayı hindiyye (17. yüzyıl hindistan alimlerinin ortak yazdığı kitap)
    abdullah bin mahmud el-mavsili, el-ihtiyar metni el-muhtar li'l-fetva

  • nobel kimya ödülünün aziz sancar'dan geri alınması

    fantastik yorumlara konu olan fantastik kampanya.
    --- spoiler ---
    odul geri alinmadigi taktirde nobel organizasyonu ve nobel odulleri kurd halkinin ve dunyanin gozunde anlamini kaybedecektir
    --- spoiler ---

  • aziz sancar

    antkabir'e ödülü vermek ve tapınak sunağına hediye bırakmak arasında benzerlik kuran arkadaşlar var da bir nokta unutuluyor sanırım. anıtkabir sadece bir mezar değil, aynı zamanda bir müzedir. kişisel eşyalar dışında, türk milletinin mustafa kemal atatürk öncülüğünde gerçekleştirdiği başarıların gösterildiği bir yerdir aynı zamanda. aziz sancar da bir türk olarak ilerlediği yolda mustafa kemal atatürk'ü kendisne rehber edinmiş bir kişi olduğuna göre (ben söylemiyorum. konuşmalarında bu vurguyu kendisi yapıyor) ödülü anıtkabir'e vermesi oldukça normal geliyor bana.

    ha vermese benim aklımın ucundan geçmezdi açıkçası niye anıtkabir'e vermiyor diye. ama vermeye karar verdiyse de bunun oldukça mantıklı bir açıklaması var.

    bir kez daha söylüyorum anıtkabir bir mezardan çok müzedir. mozolenin bulunduğu kısım açıkçası beni en az heyecanlandıran yerdir. siyasilerin resmi bayramlarda gelip gittiği yer diye kazınmıştır aklıma hep. müze kısmında dolaşmak ise çok farklı duygulara gark edebiliyor insanı. keşke siyasilerimiz de (gelmiş geçmiş hepsi için konuşuyorum) her bayramda mozoleye çelenk bıraktıktan sonra şöyle müzede bir gezse...

    umarım anıtkabir komutanlığı da müzede bu ödüle en güzel yerlerden birini ayırır ve gelenler gördükçe hem gurur duyar (sadece gurur duymak yetmez) hem de ilham alır.

    p.s: cumhurbaşkanının davetine icabet etmesi ve hakkında "allah razı olsun" demesi bence garipsenecek bir durum değil. kaldı ki cumhurbaşkanı çağırmasa "bak gördün mü çağırmadı" veya "sallamadı" diyecekti büyük bir kesim. günlük siyasetle yorumlamamak gerek bütün bu olayları.

  • nobel ödülünü anıtkabir'de atatürk'e bırakacağım

    saygıdeğer hocamız aziz sancar'ın nobel ödülü töreninde yaptığı açıklama.

    karakter nedir, özünü hatırlamak, geçmişini reddetmemek, vatan millet nedir biraz ders olsun o kendini bilenlere.
    ayrıca eklemiş, "bu ödül ata'mız sayesinde alınmıştır"

    bir not, ödül törenine yakasında atatürk ve türk bayrağı rozeti, boynunda osmanlı tuğrası desenli kravat ile çıkmıştır.

    bu durumla gurur duymayalım da ne yapalım?

    edit: iyi niyetli yazarları ayrı tutayım, bazı art niyetli pkk artıkları "ödül töreninde takmamış ki" diye mesajlar attı. evet ödül töreninde değil (çünkü tek tip kıyafet zorunluymuş) ama tören programı kapsamında yapılan sunumlarda rozet/kravat ikilisini kullanmıştır.
    çekemeyen pkk artıklarına duyurulur.

    çıldırın.

  • 10 bin metre yükseklikten düşen karınca ölür mü

    "karıncalar ağırlıklarının 100 katını kaldırabilecek güçte canlılardır. dünya gezegeninde ağırlıkları ve sürtünme sayesinde ne yükseklikten düşerlerse düşsünler zarar görmezler." şeklinde national geographic tarafından 1899 yılında cevaplanmış olan soru.

  • insan vücudunun kendi c vitaminini üretememesi

    bunlar hep ak parti öncesi, cahiliye dönemi hikayeleri. oysa günümüzde durum farklı.

    (bkz: kendi c vitaminimizi üretiyoruz)

  • öldükten sonra insan vücudunun başına gelenler

    kalbiniz durduktan sonra, vücudunuzda meydana gelen tepkimeler, reaksiyonlar gerçekten şaşırtıcı;

    pek muhterem doktorunuz, sizi artık ölü olarak ilan ettiğinde, henüz her şey bitmiş değil çünkü vücudunuz bazı etkileşimlere girmeye devam eder.kalp, kan pompalamaktan vazgeçtiği an, hücreleriniz oksijen almayı keserler. büyük patron olan beyin ise, son dakika itibariyle bazı şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını anlar, dalgalanmada azalmayı hisseder ve aktarma organları işini yapamadığı için bağlantıyı koparır. bununla birlikte, gerekli oksijen olmadığı için, bütün kaslarınız gevşer ve bunun sonucunda bağırsaklar ve mesane boşaltılır.

    gelgelelim, bazı hücreler, tabi buna bağırsaklarımızı mesken tutan 100 trilyon bakteri de dahil olmak üzere yaşamaya devam ederek farklı etkileşimlerde rol oynar. ilk durak olarak;

    algor mortis: vücudunuz, bulunduğu çevrenin sıcaklığına düşene kadar, saatte 1.5 fahrenayt kaybeder. ikinci durak;

    livor mortis: artık bir ölü olduğunuz için, bütün kan ve sıvılar, oluk oluk vücudunuzun en alt kısmına toplanır ve bu nedenle görüntünüz eskisi gibi güzel ya da yakışıklı olmaz. kişinin ten rengine bağlı olarak da, koyu mavi-morumsu renge döner. next station is;

    rigor mortis: vücudunuzdaki kalsiyum'un ortaya çıktığı andır. kaslarınızın 24 ila 48 saate kadar sert ve gergin kalmasına neden olur. ölüm anında, gözleriniz açıksa, bir süre daha açık kalacaktır.

    ve çürüme' zamanı geldi ne yazık ki. kan sirkülasyonu sağlanmadığı için, karbondioksit adeta bir örümcek ağı gibi vücudunuzu sarmaya başlar. ph seviyesi artmaya başlarken, hücreler bir bir kendini bırakır.

    iki ya da üç gün sonra, vücudunuz inanılmaz derecede kokmaya başlar. bağırsaklarınızdaki bahsettiğimiz bakteri ve mikroorganizmalar bütün vücudunuzu sarar. en sevdikleri pankreas'ı tamamen tüketirler. karnınız, bu andan itibaren yeşil renge döner ve gaz birikmeye başlar ve kalmış olan en küçük bir atığı da dışarı atmaya çalışır. putresin ve kadaverin( proteinlerin parçalanması esnasında oluşan, pis kokuya sahip bir bileşen) kan damarlarına doğru yol alır ve vücudunuz, korkutucu bir şekilde sızmaya başlar ve yanınızda yaşayan canlı bir insanın kalması, en sevdiğiniz bile olsa, imkansız hale gelir. çünkü koku dayanılmazdır.

    uzunca bir süredir kangren olduğunuz için renginiz artık siyaha döner. vücut kokunuz, bazı böcek türlerini dehşet bir şekilde cezbeder, ve karşı koyulamaz bir şekilde, vücudunuza yumurtalarını bırakırlar. larvalar vücudunuzdaki dokulardan beslenmeye başlarlar. ve ne yazık ki, maggotlar , (sineklerin ve böceklerin, çürümekte olan insan ve hayvanların yaraları içerisinde bulunan larvaların genel adı) vücudunuzun yüzde atmışını bir haftada tüketip, yok ederler.

    er ya da geç, işte bir haftada bize olacaklar. o yüzden, yaşadığımız şu kısa ömrün değerini bilelim.

    devamını dinlemek isterseniz. buyrun.

    bu da ufak bir karikatür.

    edit: imla.
    edit 2: copy-paste değil arkadaşlar, kendim çevirdim.

    debe editi: teşekkürler arkadaşlar, emek verilen yazılar karşılığinı alıyormuş demek ki. yeni yazılarla tekrar görüşmek dileğiyle.

Aslında bu konuya ait çok daha fazla entry var. Ancak entryleri konularına göre ayırabilmek için biraz editör gücü gerekiyor. Editör olmak ister misin?

evet olayım no