selfishgene7
profili

  • kuyuya düşen yavru köpek kurtarılsın kampanyası

    hakikaten cok fazla yontem denemisler, deniyorlar. su an denedikleri yontem yavru kuyunun dibinde kenarlara kacsa bile ise yarayacak cinsten, robotik tipli bir sey. ulke caktirmadan ileriye mi gidiyor diye dusunmedim degil. zonguldak'tan muhendisler projeleriyle filan geldi. koskoca prof kalkti geldi. itfaiye zaten bir haftaya yakindir oradaymis. afad vs bir suru birileri var cadir kurmus orada kaliyorlar.
    ulkeden gidesim kacti yemin ederim:/

    kopegin orada oldugunu ilk kim nasil fark etmis onu aklim almiyor. bravo cidden.
    belki de su an kurtarmislardir kopegi, her an cikabilir artik^^

  • 100 km/s hızla giderken gidemez olmak

    konu o kadar saçma ki başlığı da ancak böyle oldu.

    not: bana çok ayıp olur hiç fikir vermezseniz. o kadar da yazdım bak.
    özet: otoyolda 100km/s hızla giderken araç göstergeleri hiçbir uyarı vermeden motor aniden durdu. 6 ay önce otokoç'ta motor sökülmüştü, parça değişmişti. 52bin km'deki bir aracın böyle bir arıza vermesinde otokoç'un hatası olduğunu düşünmeden edemiyorum ancak onlar ihaleyi bana yıkıyor. gidip döver misiniz lütfen? ve de mangalda mısırı mı daha çok seversin mantarı mı deseler mantarı derim.

    geçen cumartesi bagajda 4 mısır, 12 patlıcan, 20 mantar, 8 yeşil biber, 1 salkım üzüm, köpek topu ve diğer kamp malzemeleri ile istanbul'dan kartepe'ye doğru gidiyoruz. araba 52bin km'de 2012 model ford fiesta. içinde koruma amaçlı origami turnalar var.
    60 km filan gittik, bana böyle değişik bir ses geldi. değişik dediğim arabanın normal sesi vardır ya asfaltta gittiğinde çıkar. vınn vınn diye. işte o ses normalden yüksek geldi. hemen klimayı kapattık, camları açtık, ses bizden mi geliyor yandaki kamyonlardan mı onu anlamak için. tabii o arada ben hemen göstergeleri kontrol ettim, araba hiçbir uyarı vermiyor. el freni vites filan aklıma gelen ne varsa baktım, her şey normal. çekiş gücünde filan da sorun yok. kamyonu geçtik, ses kesildi. tamam dedik kamyondanmış.
    azıcık ilerledik, en fazla 200 metre. hafif bir yanık kokusu geldi, o kadar hafif ki arkadaşım almadı kokuyu. yine göstergelere baktım, hiçbir şey yok. dedim içim rahat değil ben şunu sağa çekeyim. bunlar 30 saniye içinde oluyor. hemen sağa yanaşıp frene bastım ve araba tekleyip durdu. bir daha da çalışmadı. biz tabii arabayı tam sağa çekememiş olduk, otoyolda, kamyonların vızır vızır geçtiği bir yerde dımdızlak kaldık.
    yanık kokusunu alıp yavaşlamasam, sağa yanaşamasam, 100km/s hızdayken aniden dursak yolun ortasında, ne hale geleceğimiz belli. araç takla atmasa üstümüzden kamyon geçerdi, araç takla atsa, kamyon yine de geçerdi. biber salçası gibi bir şey olurduk. acısız.

    sonra motor kapağını açtım içeriden. baktım arkadaşım kapağı tersinden kaldırmaya çalışıyor tamam dedim bir çekil. burada otomobil ustası ablan var. motoru açtım. hafif bir duman. çılgıncasına hararet yapmış bir araçla yolda kalma tecrübem olduğu için hararet nedir biliyorum. bu öyle değil. motor sıcak evet, olmaması gereken bir sıcaklıkta ama motor su kaynatmış denemez. çünkü motor suyu yok:/ motor suyu olmuş çamur. arabanın altına baktık, bildiğin ishal. kahverengi cıvık bir şey yapıyor. motorun içini inceledim ışık tutarak, o çamur ta motor su deposunun yanından, radyatörle ikisinin arasından akıyor. yağ çubuğuna baktık, yağ filan kalmamış. motor yağı ve suyu sevişmiş ve gezmeye dışarı çıkmış anlayacağınız.

    arkadaşım korktuğu için yol yardım çağırdık. arabanın patlayacağını düşünüyordu, bana daha fazla kurcalatmadı. öğlen güneşinin altında bekle ki yol yardım gelsin. o üçgen uyarı levhaları da amma dandikmiş bu arada, rüzgarda hemen uçuyor, salladık onları, 5 litrelik su koyduk uyarı olarak. neyse yol yardım geldi. dedi ki "motor gitmiş". 120 lirasını verdik, gitti. o olmasa ne yapardık bilmiyorum. sonra otoyol yardım geldi. arabayı oraya buraya itti, yerleştirdi sağ kenara iyice. çekici çağırdık, onu bekliyoruz. başka otoyol yardım geldi, arabayı çekelim burası tehlikeli dedi, çektirmedik ama 30 dk konuştuktan sonra ikna oldu. 2 tamirci geldi, abla tamir edem mi dedi. neyse yani gelen giden gırla.

    ay resmen konuya gelemiyorum heee.
    çekici gelene kadar ben gittim kenarda otlara oturdum, üzüm yedim turuncu oje sürdüm. otlar ojeye yapıştı, iğrenç oldu gerçekten ama sanat eseri gibi bir şey bence. sonra çekici geldi. dedik köpekler öne oturabilir mi? hayır dedi, arabada kalabilir. insan arabada kalabilir mi? hayır öne oturabilir. peki araba ya düşerse arkadan? düşmez. ya düşerse? düşmez. ben arabada oturabilir miyim? içim rahat etmez köpekleri bırakamam. olur tamam. sonra arabayı çekiciye bindirdim^^ buralar çok zevkliydi. dönmeyen direksiyonu döndürdüm böyle aşırı güçlü olduğum için. sallana sallana gittik. emniyet kemerimi de taktım tabii belli mi olur. bu arada istanbul'dan bir arkadaşımız bizi almaya geliyor. ayyy içim sıkıldı valla şurada bırakıcam entryyi hee.
    babaney bırakmıyorum.
    işte araba toplama kampına gittik. çay içtik, kedi sevdik, oturduk, arkadaş geldi, bizi aldı döndük. gariban arabam da gece otokoç istinye'ye bırakıldı. ford yetkili servisi oluyor kendisi.

    ben soruma geçsem şimdi olur mu?
    olur tabii çok isteriz zira daraldık.
    tamam^^

    şimdi bu araba aralık 2015'te önden, yandan, arkadan darbe aldığı bir kaza yaptı. otokoç tamir ettik tamam süper oldu deyip teslim etti bir ay sonra. alır almaz yolda kaldı. gelip aldılar, tekrar verdiler, araba su aldı çılgın gibi, götürdüm 1 hafta sonra verdiler, araba sırılsıklam, yine verdim 2 hafta sonra veriyorlardı ki gizli bölgeye baktım ıslak. gösterdim, orada bıraktım. 1 ay sonra verdiler. aldım. ne kadar iyi bir servis olduğunu siz anlayın artık.
    ilk büyük tamiri sırasında çekilen fotoğrafları almıştım. hepiciği bende. değişen parçaları da biliyorum tabii ki. açtım onlara baktım. motoru sökmüşler, soğutma parçaları var değişen. yani bu aracın motoruna hasar gelmiş kazada ve otokoç tamir etmiş. sonra da motor hiçbir uyarı vermeden aniden duruyor.

    en az 4 uyarı vermesi lazımdı.
    yağ seviyesi azalmış
    hararet
    motorda arıza
    motorda ciddi arıza
    hala durmazsan motorda arıza var göstergelerinin yanıp sönmesi

    araba otokoç'ta öylece duruyor şimdi. ben diyorum ki sizin hatanız olabilir, ben ne yapacağım da bu hale gelecek araba. 6 ay önce motor elinizdeydi. onlar diyor ki son bakımı aksamış. yav son bakımı mı kalmış, araç zaten bakımı geldiğinde sizdeydi, komple açılıp toplanmıştı, sonra da bende ne kadar kaldı zaten, dalga mı geçiyorsunuz?
    ford'u arıyorum, araç garanti kapsamı dışında, servis diyor ki son bakımı yaptırmamışsınız. tamam diyorum o zaman şunu söyleyin. bizim araçlarımız 2 yıl garantilidir. garanti dolunca hiçbir uyarı vermeden motoru aniden durabilir ve siz ölebilirsiniz, bizi bağlamaz. hayır böyle diyemem. bu araç 6 ay önce komple söküldü, motordan darbe almıştı motor incelendi, siz bana periyodik bakım filtre kontrol filan mı diyorsunuz? diyemezsiniz. işte biz detaylı inceleyip size dönelim. ok.

    otokoç arıyor, inceledik, motordaki arıza daha önceki hasardan kaynaklanmıyor. masrafları siz karşılayacaksınız. peki arıza nedir? tam tespit etmedik motoru sökemediğimiz için. peki kazadan olmadığını nereden biliyorsunuz. çünkü motorda. e motor kazada açıldı diyorum. zaten bu kesin sonuç değil ön tespit :s

    ya o kadar kötü anlattım ki sizlere bir şarkı armağan etmek istiyorum. çok seviyorum da bu ikiliyi.

    soru: bunlar beni kazıklar mı? haksızlığa uğruyorum ve nasıl ispat edeceğimi bilmiyorum. ford yardımcı olmuyor. otokoç'a güvenemiyorum, olayda onların hatası varsa söylerler mi? söylemezlerse ben nereden bileceğim? motoru otokoç'a açtırayım mı? açıp da bir şeyleri değiştirirler mi hataları anlaşılmasın diye? bir de ağaçlara 5 litrelik plastik şişeler asıyorlar ya, neden?

  • kedi

    çorap öldü. iki gün önce.
    o kadar üzgünüm ki. canımdan can kopmuş gibi. aklımdan bir saniye çıkmıyor.
    benim güzel kedim.
    insan emek verdiği, hele de hasta olan bir canlıya ayrı bağlanıyor. sürekli elinde, sürekli gözünün içine bakıyor. üstelik o çok minnettar bir kediydi. çok. başta korkudan beni çok tırmaladı, ısırdı. sonra ne olduysa bir anda güvendi, kendini öylece teslim etti.
    klinikte onu ilk ziyaretimde verdiği tepkileri unutamıyorum. bir köpek gibi üstüme atladı, tırmandı, sürtündü sürtündü, gırıldadı. ben ise tanımasını bile beklemiyordum.

    ne yazacağımı bilmiyorum. onu gömdük. yağmur yağıyordu. ağacın köklerine denk geldik, onları sağlam bıraktık, altındaki toprağı çıkardık. çorap'ı ağacın köklerinin arasına, rahat edebileceği bir şekilde yerleştirdik. ellerimle koydum. "sırtını biraz daha geriye doğru, sol patisi rahat değil, arka bacaklar iyi görünüyor, başı rahat". yanına da peluş oyuncağı. yalnız kalmasın. toprağa karışsın, canlansın tekrar. ertesi gün de mezarına bir köpek biblosu diktim. koruyacak kedimi.

    veteriner bize "öldü" diye teslim ettikten sonra defalarca kontrol ettim. yaşıyor gibi geldi bana. ya yaşıyorsa? toprağa götürürken bile kuyruğunu oynattı sanki. ama ölmüştü.

    hala inanamıyorum. mama ve su kabı dolu. yatağı gözümün önünde. ancak her zamanki gibi sehpanın altında değil. o akşam aniden fenalaşınca panikle çekip almıştım çorap'ı. öylece duruyor. ne zaman dokunurum bilmem. sehpanın üzerinde de ateş ölçer. o da öylece duruyor.

    ben onu sokaktan aldım, tekrar sokağa bırakmak için değil. şu an dışarıda olması, üstelik hava soğukken, toprak ıslakken... tüyleri de ıslak demek ki. insana üşür gibi geliyor. boğulur gibi geliyor. boynu, sırtı ağrır gibi, acıkır, susar, daralır, çıkmak ister gibi. oysa ben onu hep rahat ettirmeye çalışmıştım. ne olurdu sanki biraz daha kalsaydı. bir evi, ailesi olmasının tadını çıkarsaydı, mutlu olsaydı. ben de olsaydım.

    akşamlar en zoru sanki. belki de sabahlar. uyanıyorsun, yarasına klorhekzidin toz dökecek, mamasını yedi mi diye kontrol edecek, kumunu temizleyecek, okşayacak bir kedi yok. bugün işten eve gideceğim ve beni kapıda karşılamayacak. hemen koşup yarasına bakamayacağım. severken çıkardığı mırıltıları duyamayacağım. cuma günü de karşılamamıştı. salak kafam, düşünemedim.

    bu kadar erken gitmesi çok üzücü.

    çimleri yeni çıkmıştı, sözlükten hiç tanımadığım seabiscuit göndermişti, vitamin ve klorhekzidin tozlarla birlikte. heyecanlıydım acaba sevecek mi diye, yiyemedi. manuka balı yaralara iyi geliyor dediler, abd'den bulup getirttim. elime ulaştı ama kullanamadım. devedikeni tohumunun damla formu türkiye'de bulunmuyor. gümrükte kaldı, onunla uğraşıyordum. az önce de evde liyakat kalmamis'ın kargosu geldi. ağlarım sanıyordum ama gülümsedim. sevindim yine de.

    yeni yatak almıştım, bir kere yattı daha. ev kedi maması dolu, iştahı olmadığı için farklı markalar deniyordum. buzlukta küçük parçalar halinde dondurduğum etleri var. klorhekzidin toz var elimde 5 tane. hepsi buradaki yazarlardan geldi. bir tanesi de snowflake'ten. üç tane daha var, gönderilecek olan. farklı kedi kumlarını deniyordum sonra. uzun zaman kullanabileceğimiz bir kum arıyordum. en son organik bir kum aldım. onu da kullanamadı. yumuşak taşıma çantası vardı, kırmızı, onu ilk kez veterinere giderken kullandık, dönüşte de cansız bedenini getirdik içinde.

    peteğe takılı bir yatağı var. masamı yanına çekmiştim. yatak hala orada, masam da yanında. hep de orada kalacak. onu çıkarmayı düşünmüyorum.
    kumunun durduğu oda evdeki en sevdiğim odaydı. küçücük, aydınlık bir yer. geçenlerde kumuna başka yer aradım odamı almak için, bulamadım. böyle bir şey istediğim için bile pişmanlık duyuyorum. insan pişman olacağı, kendini suçlayacağı şeyleri bir şekilde buluyor. ama bunlar değil beni üzen gerçekten. onun acı çektiği anlar. ta en başından son gününe kadar. hele de son üç saati.
    ve bunca senelik ömründe, ilk kez yuva bulmuşken tadını çıkaramadan gitmesi.

    yine de bir tarafım huzurlu. en azından sokakta ölmedi. bir kenarda, üşüyerek, yalnız, acı çekerek ölmedi. ellerimiz üstünde, başı okşanarak gitti. son iki dakika hariç. orada ben dayanamadım, dışarı çıktım.

    insan korktuğu başına gelince sakin olurmuş. benim de korktuğum başıma geldi ve öldüğü gece çok sakindim. başımı yastığa koyana kadar. çok koydu evde olmayışı, dışarıda, toprağın altında oluşu. o soğukta, yağmur altında. çorapcık.

    dedim ya en çok son üç saatine, hele hele son dakikalarına felaket üzülüyorum. öyle böyle değil. acıdan ölünse rahat rahat ölürdüm. o gün acilen götürdüğüm juen veteriner kliniği'ne (ki köpeklerimin kliniğidir) inanılmaz kızgınım. belki haksızımdır onu da bilmiyorum. içeri girdiğimiz an kedi ölüyor, nolur acı çektirmeyelim ölecekse dedim. uyutalım. asıl veterineri ile detaylıca konuştu telefonda. tüm test sonuçlarını, yapılan tedavileri öğrendi. ona rağmen dedi ki uyutmak için benim de tetkik yapmam lazım. o kedinin nesine tetkik yapacaksın, zaten gidiyor. yine de yapın o zaman dedim çaresizce. yapılmadı, çünkü böyle bir şey çok saçma olacaktı.
    tabii ki hemen uyutmasını beklemiyorum. onu ben de yaptırmazdım zaten, ancak öleceğinden emin olduktan sonra hiç değilse, yapılmalıydı.

    altına sıcak su torbası koydular, atkımı üzerine serdim. serum verdiler. yanlış hatırlamıyorsam iki enjeksiyon yaptı, biri vitaminli bir şeyler, diğeri bağırsaktaki gaz için dedi. kediye kesinlikle iyi davrandılar, o konuda teşekkür ederim ancak bu kadar bekletmenin anlamı yoktu bana göre. sabaha çıkmayacağını kabul ettikleri halde öylece başında durup izledik. kendi kedimin kalbini durdurmak için ısrar edecek halim yoktu. destekleri lazımdı. en son, şu ana kadar miyavladığını duymadığım kedim üst üste yüksek sesle bağırarak ayağa kalkmaya çalıştı, başka detay vermeyeceğim. o noktada ben "nolur bir şey yapın gidiyor" diyerek, kulaklarımı tıkayarak odadan çıktım, dayanamadım. 2 dakika içinde geri döndüm, ölmüştü. ya kendi öldü ya da yaptıkları sakinleştiriciden. sakinleştiriciyi damara verdikleri saniye ölmüş. ben kendi öldü kabul ediyorum.

    kedim 40 günden fazla pruva veteriner kliniği 'nde kaldı. orada testler yapıldı, birçok ilaç/destekleyici kullanıldı. yarasına düzenli pansuman yapıldı. a/d mama yedi. masraflarını geçtim, hekimin harcadığı vakit bile kimbilir kaç saat etmiştir. haftasonları kitaplarını eve götürüp çorap'ın durumunu araştırdığını, hocalarıyla görüştüğünü de biliyorum. bir de benim aramalarım, telefonda sabırla nasıl gittiğini anlatması. o kadar uğraştı ve juen'in aldığı ücretin 4 katını istedi. onu da utanarak sıkılarak söyledi. ısrarlarımla azıcık artırdı. vicdan başka şey. biri 40 gün bakarken, biri 3 saat baktı ve aradaki fiyat farkı 4 kat. son saatlerini yaşayan, sokaktan kurtarılan bir kedi için öyle bir para istemek. parasında tabii ki değilim, hiç değilim, feda olsun.
    daha önce ada veteriner polikliniği'ne yavru köpek götürmüştüm. yine acildi. baktı, ilgilendi, kurtarmaya çalıştı. köpek ölünce de "bir ücret alamam, vicdanen bunu yapamam" dedi.

    kızgınım ama bir taraftan da iyi ki götürdüm diyorum elbette. kedime iyi davrandılar. oksijen neden vermediler mesela onu bilmiyorum. vardır bir nedeni, hekim değilim, bilemem. acı çekerken beklettikleri için affetmeyeceğim. böyle şeyler yazınca da kendimi çok kötü hissediyorum. haksızlık mı ediyorum diye. olabilir. siz gerçek bilgi gibi kabul etmeyin. hislerim bunlar.

    çok tatlılar, çok nazikler, çok ilgililer, özellikle faik hoca. hatta o iyi ki geldi son anda, o dedi acı çektirmenin manası yok diye. ama çekeceğini çekmişti zaten.

    ve beni hiç rahatlatmadılar. aksine,
    - bu saatten sonra nedenini bilsek ne olur, olan olmuş, bağırsaklarında gaz var, onu bu noktaya gaz getirmiş olabilir.
    - gaz neden olur?
    - yediği bir şeyden olabilir.

    şimdi gel de vicdan azabı çekme. biz bir ton test yaptık o kediye. daha da devam ederdik, ancak yaşlı bir kedi, karaciğeri zayıf ve daha fazla ilaç alamazdı. lokal yaklaşmak zorundaydık. daha fazla test yapıp nedenini bilsek ne olur? denek mi bu kedi? fazla hassas ve alıngan da olabilirim. kendime de güvenmiyorum, tepkilerim ne kadar normal bilmiyorum.

    ya ne bileyim. kendi gittiği için de seviniyorum bir taraftan. ama hayır, düşündüm de, hiç değilse sakinleştiriciyi erken vermeliydik. yardım etmeliydik ona giderken.

    ertesi gün doktoruyla detaylı konuştum. yaşlılığa bağlı çoklu organ yetmezliğinden öldüğünü düşünüyor. hocasına da anlatmış yine, videolarını izletmiş, semptomları söylemiş, o da aynı fikirde. daha erken getirsem kurtulur muydu dedim, çok zor dedi, "ben yaşlılığı tedavi edemem ki, organların da bir ömrü var". sağ olsun içimi rahatlattı, moral vermeye çalıştı.

    her neyse. çorap gitti sonuçta. son anlarının videoları var elimde. asıl hekimine yolluyordum anbean, fikrini almak için. o videolar bende. içimi yakıyor. şimdi de o sıralarda acı çekti mi, ne kadar çekti diye araştırıp duruyorum. aklımdan çıkmıyor ne yapayım.

    şaka gibi. bir kedim vardı ve artık yok.

    çok uzun yazdım biliyorum ama bana da anı kalsın bu yazı.

    benim minnettar kedim. iyi ki almışım seni, iyi ki geldin evimize. bir kediyi kucağına alıp sevmek, mırıltılarını dinlemek nasıl bir huzurmuş bunu en çok senin sayende anladım. üçüncü bir hayvanı kesinlikle istemiyordum, kesin karar vermiştim ama sen iyi ki geldin. keşke çok daha uzun kalsaydın.
    özledim. çok. acın ne zaman geçer bilmiyorum.
    nefes alamamayı denedim, ne çektiğini anlamak için ama olmadı. anlayamadım.

    seni son anlarınla değil de bu huzurlu halinle hatırlamak istiyorum. mesai bitse de rahat rahat ağlasam.

    bu süreçte bana yardım eden herkese de teşekkür ederim. yalnız bırakmadınız. sağ olun.

    bir daha yeni bir hayvan almayacağım. kaldıramıyorum. kısırlaştırmaya bütçe ayırmaya karar verdim.

    son bir şey.
    çorap seni özledim. bitti. bu kadar.

  • kedi

    şurada bahsettiğim kediye yuva aradım ya hani, insanlar dalga geçip durdular ahahah şu tipsiz kediye utanmadan yuva arıyor dediler, parmakla gösterip alay ettiler. kalbim çok kırılmıştı, biraz ağlar gibi oldum ama ağlamadım. güçlendim! bu kötü kalplilikler beni gümgüçlü yaptı. pes etmedim, yemedim, uyumadım, dizi izlemedim, kediye yuva arayıp durdum.
    yuvayı da buldum! eee noldu şimdi? hepiniz de aşırı mort oldunuz. böyle mosmorlu mort.
    kedi artık yeni yuvasında. emeği geçen herkese teşekkür ederim.

    ne kadar da mutlu olduğunu görüyorsunuz arkadaşlar.
    yuva olarak bula bula kendimizi buldum ama hiç yoktan iyidir! bence bizim eve çok yakıştı. köpeklerle, minderlerle ve halıyla uyumu göz kamaştıracak cinsten. zaten kediyi alma nedenim sadece bu. renk uyumu var. sarı olsa almazdım çok çirkin dururdu, evin rengine uymuyor şekerim. ay gerçi köpek sarıymış:/ kırmızı olsa almazdım o zaman.

    ayrıca çok asil ve tatlı bir kedi. şunun masumluğuna, şekerliğine bir bakın. size derler tipsiz! duydum vallahi, ne biçim kedi dediniz:( kendisi çok karakterli, seçici, prensipleri olan bir kedidir. evde sekiz çeşit mama olduğu halde yemez, köfte yaparsın onu da yemez. neden? keyfinin kahyası mısınız!!! hangi hakla soruyorsunuz pardon da? sizi ispiklerim kedime ve üç numaralı bakışını atarsa kaçacak yer ararsınız ona göre. şu anda okuyamaz, kalorifere monte yatağında yatıyor. bunun dışında yatağın altında turuncu köpek minderi, küçük odada pofuduk battaniyesi, koltuklar, yatağım, köpeklerin minderleri gibi mekanları var. klinikten eve geleli 2 gün oldu ama lider ruhlu bir kişilik olduğu için her yeri ele geçirdi. sağ olsun bazen bize de yer açıyor.

    aa bakın bir, kediye klorhekzidin toz bulmam lazım. şöyle bir şey. türkiye'de yok. bu yaralarına çok iyi geliyor ancak elimde azıcık var. bulana kediyi bir kere sevdireceğim. bu fırsat kaçmaz baylar bayanlar. bir klorhekzidin toz verene 5 dakikalık coni yamalı çorap larunda teodora kedi sevmesi hediye. sevdireceğim derken konuşup ikna ederim diye umuyorum. koskoca kediye emrivaki yapacak halim yok. herkes haddini bilmelidir şu hayatta.

    neyse tatlım, çorap uyandı. gidip bakayım bir isteği arzusu var mıymış. yatağını şöyle ellerimle pofuduk yapayım. ay masaj saati de geçmiş, azar işitmesem bari.

  • kedi

    çok gıcık bir hayvan bence.
    benimki klinikte kalmaya başladığından beri arada gidip odasını kokluyorum. odası ilaç ve yara gibi kokuyor ama olsun çok güzel. özlemekten değil, öyle kötü kokuları severim.
    kliniğe bırakıp geldiğim gün eve girmeyip arabada ağladım kırk saat. tabii ki sevinçten. yanlış anlaşılmak istemem.
    o günden beri işten eve her dönüşümde bir süre arabanın içinde oturuyorum. evde olmayışından değil, yorulmuşum ya ondan.
    yüzü de gözümün önüne hiç gelmiyor, zaten çirkinin tekiydi.
    bir haftadır sakinleştirici ilaç içiyorum, üzülmek ve endişe etmekle alakası yok, kafamı güzel yapıyor.
    odasını değiştirmedim, suyunu bile kaldırmadım çünkü üşendim.
    bazen videolarını izliyorum ama şey için, kedilerle ilgili bilimsel bir araştırma yapıyorum da davranışlarına bakıyorum.
    iyileşince ne olacak diye kara kara düşünüyorum. şaka şaka umurumda değil, sokağa atcam gidecek, bananey.
    bugün doktoru bir başka doktordan fikir alacaktı ama hiç merak etmiyorum, aklıma bile gelmiyor.
    annem, arkadaşlarım filan bana nasılsın demeden önce kedi nasıl diyor, bu da onların kabalığı artık, benim kedi de kedi diye sayıklamamla ilgisi yok.

    kedileri de sevmiyorum ayrıca. vahşiler ve bıyıkları var. bıyık bence çok yanlış bir şeydir.

  • tecavüz etmedim üstüne düştüm

    haberi şuradan okudum, üşenmedim.
    maşallah sözlüğün %90'ı bir kadın tecavüz var diyorsa kesin tecavüz vardır mantıksızlığı ile yaklaşıp (bkz: rte) iki gram akıl kullanmadan "he yavrum he biz de yedik" deyip geçmiş.

    öncelikle karar ingiltere mahkemesinden çıkıyor. onu bir netleştirelim. bu noktada insan bir durup sorgular. ulan bu adamlar hakikaten de türk mahkemeleri kadar sığ bir inceleme yapıp karar vermiş olabilir mi? ama sorgulamaz, neden? çünkü başlık komik. eheh düştüm demiş düşünce pipisi girmiş eheh.

    olayları çarpıtmaya bayılıyoruz. hepinizin kafası magazin modunda. 18 yaşındaki bir genç kız, sarhoşken, bu kadar zengin bir adamı üzerine çekmiş olamaz yani? adam da gerçekten az önce seks yaptığı için üzerine bulaşmış spermle koltukta çıplak yatan (okuduğumdan anladığım bu) kıza tişört vermeye çalışırken kız tarafından çekilip üzerine düşmüş olamaz? bak adam orada ciddi bir kanıt sunmuş. demiş ki, olay yerine bakın, bahsi geçen koltuğun tam yanında cam sehpa duruyor. kız iddia ettiği gibi beni itse o sehpaya takılıp düşmememe imkan yok. ben düşersem de o kırılır. işte bunlar hep inceleme. hep mantık, matematik, fizik filan.

    hatta sonracığıma bildiğiniz gibi tecavüz yalnızca bulaşan sperm üzerinden tespit edilmiyor. uyuyan bir kızın vajinasına rahatça girmeye imkan var mı? orada ciddi bir zorlama olması lazım, bu zorlama da yapılan incelemede gayet net bir şekilde anlaşılırdı. bütün bu raporlar mahkemeye sunulmuştur. her şeyi de illa açık açık anlatıcaz.

    baktım, karar henüz yayınlanmamış. ingiltere mahkeme kararları halka açık. 2016 başlarında yayınlanır diye düşünüyorum. burada tüm nedenleri ile kararı okuyabilirsiniz merak ediyorsanız.

    önyargılı olmayın bebekler. erkeklerin hepsi pipisi dışarıda kime tecavüz etsem ay kime tecavüz etsem diye salyalar akıtarak gezmiyor. her orta yaşlı zengin erkek de ahlaktan, etikten yoksun olacak diye bir kural yok. hepsi genç kız manyağı değil. hepsi anlık arzuları için bir genç kıza tecavüz edecek değil.

    ay neyse ya, sabah sabah.

    bir de şu var: davayı açan ispatlamak zorundadır. kız ispatlayamamış. ha temyize gider ve bu kez daha sağlam savunma yaparsa belki de kazanır bilemem. ben okuduğumdan anladığımı yazdım sadece.

    türkiye'de ise kıza tecavüz edildiği doktor raporlarıyla mahkemeye sunulmuşken, vajinada yırtılma olduğu, sperm bulunduğu, psikolojik travma yaşadığı vs ispatlanmışken, hatta görgü tanıkları varken ve tecavüz eden kişi de tecavüzü itiraf ederken, ceza almıyor. iki durum çok farklı. tr'de şüpheye yer vermeyecek şekilde tecavüz ispatlanıyor. burada ciddi şüpheler var. mahkeme ikna olmamış. ikna olmadan birini suçlu ilan edemez.

    edit: ispat yükü adamın üzerinde diyenler oldu. kaynakla gelelim lütfen.
    uk rape policy

    ilgili kısım: çeviremiyorum kusura bakmayın. google translate yardım edebilir belki.
    özetle, ispat yükü tecavüz ettiği iddia edilende değil.

    "4. ıs there enough evidence?
    ıt is an offence for a man to rape a woman or another man. rape often occurs in private and the victim is often the only witness. this means that unless the defendant pleads guilty, it will usually be necessary for the victim to give evidence in court, to establish the basis for a prosecution. this can sometimes make it difficult as the issue is very often whether the victim consented to an act of intercourse which is admitted by the defendant. however, we will actively consider what other evidence may be available. corroboration or supporting evidence is not essential but is always looked for, particularly any medical or scientific evidence. however, the burden of proof is upon the prosecution; that is, it is for the prosecution to establish the defendant's guilt. therefore the prosecution must adduce evidence upon which, if it is accepted, a reasonable jury may convict.

    the victim may be suffering from rape trauma syndrome and the broader clinical diagnosis of post traumatic stress disorder, which may render some victims emotionally incapable of providing a written statement shortly after an attack, or even for days or weeks. this guidance seeks to :

    guide prosecutors on the role of supporting evidence;
    ıdentify evidential difficulties and how they might be overcome;
    handling prosecutions where the evidence may be limited to the victim's word against the defendants.
    other ideas you may consider to deal with evidential difficulties"

    kendimi durduramıyorum:
    tecavüzde kadının beyanı esastır diye gerzek bir şey olabilir mi ya?
    şimdi bir kadın çıkacak, benim kardeşime kendisine tecavüz ettiği iddiası ile dava açacak. sonra bir kenara geçip oturacak. kardeşim de yırtınacak nasıl ispat etsem tecavüz etmediğimi diye. yahu nasıl ispat edilir bu? böyle saçmalık olmaz. tecavüze uğradığını iddia eden bazı kanıtlarla gelmek zorunda. karşı taraf ise o noktada bu kanıtlara, iddialara cevap verir.

    kadının beyanı esastır=tüm erkekler potansiyel tecavüzcü.

    kadın: bu adam bana tecavüz etti
    adam: etmedim

    mahkeme: etmediğini ispat etmediğinden adamın kadına tecavüz ettiğine...
    :/

    gerzek dememe kızan oldu: peki geri alıyorum. lafın gelişi yahu o. saçma demek istiyorum onun yerine.
    m: kabul edildi.
    s: tişkürler.

    bu arada: ispat yükü iddia sahibinde derken şahsen bizzat tecavüze uğrayandan bahsetmiyorum. bu kişi travmadan dolayı hastanede yatıyor ve hatta girdiği şok yüzünden konuşamıyor bile olabilir. zaten bu da bir ispattır. bunu da savcı takip eder, avukatı takip eder, tanıdıkları rapor alır vs. vs.

  • sokak kedisi

    bir tanesi ile yakın temas halindeyim 3 gündür. bacağı kötü durumda. ameliyat oldu ama şimdi ameliyatın tekrarlama riski var. can sıkıcı.
    dün akşam bu kedinin benim köpeğim olmadığına şükrettim. yoksa kesin kafayı yerdim diye düşündüm. sonra sabah uyanır uyanmaz odasına koştum ve yere mıçtığını gördüm. bir parti verip kutlamadığım kaldı hayvanın bokunu.
    2 gündür tuvaletini yapmıyordu. odasında kedi kumu var, onu kullanmadı. kedi kumunu bir hasta altı bezinin üstüne koydum, hani belki kum kabına çıkmak istemiyordur diye, kullanmadı. dışarıdan toprak getirdim koydum, yine hayır. bel tasması alıp bahçede gezdirmeyi düşündüm yapsın diye, kaçmasından korktum. en son bu sabah mıçmış^^. yani demek ki benim köpeğim olup olmaması pek önemli değilmiş. zaten tasma aldım, fosforlu yeşil. yakalığını da süsledim bantlarla. yemek yedikten sonra kendi ağzını silemiyor diye ağzını da siliyorum. gıcık kapar çünkü kirli kalsa. kedi bu.

    dün veteriner biokadini böyle bastıra bastıra sürdü. ben üstüne döküyordum, olmaz mı dedim. olur, ben iltihabını akıttım dedi. siz yapabilir misiniz ki öyle dedi. yaparım dedim çünkü bir numaralı güçlülükteyim. normalde bırak iltihabı dışarı akıtmayı yarasına bakamam. ama dikişlerin atma riskini duyunca şimdi paşa paşa iltihap akıtıyorum. öğlen eve gidip yine yapacağım. midem de bulanmadı he çok ilginç.

    ilk gün söylene söylene götürdüm vete, her zamanki gibi. ne zaman bu sokak hayvanları başıma kalsa sinir oluyorum. hiç uğraşmak istemiyorum. ama bacağı o kadar kötüydü ki görmezden gelmek için yerde duran saksı altı olmak lazım. işte ilk gün çok midem bulandı. çıkan iltihap, dikişleri, kan, keneleri, kusması vs. allam ölecektim. iç, dış parazit şeysi yaptırdım. kenelerini temizlettim. eve gelince hayvanı ıslak mendille sildim:/ yakalığını temizledim. sonra 8 saat duş aldım. şimdi ise parkenin üstüne çok güzel şeyler yaptığı halde tiksinmedim ondan. işte hayvanat böyle bir şey. hemen mi sevdirir bir kedi kendini yav. şerefsiz. ismini de çorap koydum.

    öğlen olsa da gitsem, iki tane sevsem. o kadar da uslu ki. kollarım filan çizik dolu ama onun hatası değil. korktu hayvan. salamı alırken de elimi ne biçim ısırdı yanlışlıkla ama obursa ne yapsın. bu da onun suçu değil. fotoğraflarını ekliycem tabii ki^^ sevinin. çünkü ben olsam biri sokaktan hayvan alsa, ameliyat ettirse, onu sevse, baksa çok mutlu olurum. siz de olun.

    bu ilk gün
    http://i.hizliresim.com/qw5gm3.jpg

    bunlar da dün akşam
    http://i.hizliresim.com/obboaq.jpg
    http://i.hizliresim.com/xjgpkr.jpg

    yaralı hayvan görünce görmezden gelmeyin. bir sokak hayvanını tedavi ettirmek kadar iyi hissettiren başka bir şey bilmiyorum. sizin için diyorum. vallahi bak. içim mesela çok rahat benim şu anda.
    birçok veteriner sokak hayvanlarının tedavisinde %50 indirim yapıyor. hatta konuşursanız, kalan yarısını ödeyecek durumda değilseniz eminim daha fazla yardımcı olurlar. alın götürün, deneyin, masrafı çok çıkarsa, karşılayacak gibi değilseniz (cimrilik yapmayın, para her koşulda bitiyor) kaçın:/ beni hayvan ilgilendiriyor şu anda. o iyileşsin de, gerisinden bananey.