debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi 21.07.2017

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. 20 temmuz 2017 galatasaray östersunds fk maçı

    la gassaraylilar, güzel günler geleceği umuduyla elenmeyi arzu etmeyin boşa. bakin ben fenerliyim. güzel günler gelir diye gassaray bize 6 atsin bile istedim. rezil olduğumuzla kaldik. gitmiyor aziz, azizler. beyligin bir günü de beylik. yenip eleyip mutlu olun. ilerde güzel günler görmeyeceksiniz. bak bizim alex olayından sonra siz de on numaranızdan gözlerinizin önünde koparildiniz. güzel günler yok. burası türkiye. 2002'den beri iyiye giden tek bir şey var; malum kişinin ölüm gününe yaklaşıyor olmamiz. öptüm hepinizi. byess.

  • 2. harun kolçak

    geçen hafta gemlik'te yaşayan babası eşref kolçak'a lokum ikram ettim dükkanımın önünden geçerken. o an düşündüm bi paket hazırlayayım da harun kolçak'a hediye edelim diye. ancak kanser hastalarının şeker yememesi gerektiğini düşünüp vazgeçtim. sonra dedim ki; önemli olan içinde ne olduğu değil, gemlik'ten hiç tanımadığın birisinin sana hediye yollamış olması. ben bunları düşünürken epey uzaklaştı eşref bey tabii . "aman yarın veririm o zaman" dedim. eşref bey geçen hafta hiç bu sokaktan geçmedi. ama harun bey koca bi hayattan geçti. işlerinizi ertelemeyin, sevdiklerinizi bekletmeyin. hayat kısa. nur içinde yat harun abi. sana bi kutu lokum borcum var.

  • 3. 20 temmuz 2017 türkiye almanya krizi

    vahşi, hukuk tanımaz müslümanların yönettiği ülke ile demokratik değerleri içselleştirmiş insanların yönettiği ülke arasındaki kriz.

  • 4. parayla her kadının elde edilebilmesi

    güzel bir gülümseme ve iri memelerle her erkeğin elde edilebilmesinin, erkeğin zihin dünyasındaki izdüşümüdür.

  • 5. chester bennington

    6 tane çocuğu olan ve karısına deli gibi bir aşık adamdı. sürekli instagram'da karısına aşk şiirleri yazıyordu. milyonlarca dolar para, şöhret ve california'da para sorunsuz bir hayat.

    bir insanı 6 çocuk nasıl şu hayata bağlamaz anlamıyorum. nasıl 6 yavruyu isteyerek bırakır bir insan?

  • 6. emrah serbes

    içip ya da haplanıp kendini jiletleyen adam . bakın böyle söyleyince ne kadar net oldu. buradan adamlık, delikanlılık, edebiyat ustalığı , dostoyevskilik, entelektüellik falan damıtmayın hacı. bunun muadilleri müslüm gürses dinleyip" ah ulan ah " diye kendini façalayınca sırıtıyorsunuz. emrah serbes'in biraz daha iyi yazabiliyor olması onu çok farklı bir adam yapmıyor . kafasında müslüm gürses bandıyla kendini jiletleyen adaın biraz daha iyi mekanlarda içip sıçabileni yapıyor. ergenlik, çocukluk kontrolsüzlük, başka bir halt değil. tutunamıyoruz tribi herifin yaşadığı hayatın üstünde sakil duruyor, kusura bakmasın. behzat ç, hayalet falan iyi anlatılmış karakterler, iyi tutunamayanlar, kabul. ama emrah serbes hayalet değil , ya da behzat ç de değil. olmaya çalışması da , oktay kaynarca'nın çakır oynadıktan sonra mafya babası tribine girmesinden farklı değil. birbirimizi kandırmayalım. bütün gece eski sevgisiyle içip medeniyet gösterisi yapıp akşam evde kendini jiletleyen adam için paragraf paragraf savunma döşemek de çok abukluk, herifin övgüye değil, tedaviye ihtiyacı var. etmeyin.

  • 7. caner taslaman ebubekir sifil tartışması

    aahahahahha caner taslaman "7 hurma yedikten sonra ne sihir ne zehir işler" hadisini söyledikten sonra masaya hurma ve fare zehiri koydu :d

  • 8. rte ve fetö'nün barışması

    iki taraf da siyasal islamcı olduğundan gayet mümkün olandır.

    iki kuruş fazla ranta bakar.

  • 9. hande erçel

    yozgat'ın ve çorum'un herhangi bir köyünde kendisinden güzel kızlar vardır.

    millete çomar diyen ekşicilerin ne kadar abaza olduğunu göstermesi açısından iyi bir parametre.

  • 10. şehit öğretmen necmettin yılmaz'ın ev eşyaları

    doguya giden ogretmenin hayat kesidi bu. buyuk ihtimal evden ayrilirken anasindan babasindan aldi o esyanin paralarini ya da lojmanda ondan once kalan kisi birakmistir. dag basinda, insanlarin haritada arayip bulmakta zorlanacagi bir noktadasin. hicbir sosyal hayatin yok. koyde sinif ogretmeniysen arkadasin dahi yok. bir basinasin. kimi zaman aklina kacirilma, operasyon, orgut gibi seyler gelince yahut esin dostun gorev yaptigin yerden bahsederken allah kurtarsin deyince okulun hemen onundeki ay yildizli al bayrak aklina gelir. vatan sag olsun dersin. yasanabilir, uygar, terorsuz bir turkiye cumhuriyet'i icin her zorluga gogus gerersin. suyun gider gunlerce gelmez, kisin elektrik bir var bir yok, yanan sobanin ustundeki güğüm eslik eder sana.

    ama birileri oturduklari luks evlerde, plaza hayatlarinda, metropol kosturmacasinda senin aldigin maasin haram oldugunu ve hak etmedigini soyler.

    mekanin cennet olsun meslektasim.

  • 11. türkçe ezanın kötü bir şey olduğunu sanan insan

    kendisi çok ilginç bir insan ve bu türden milyonlarca var güzel ülkemizde.

    bir kere ezanın kendisi "duyuru, kulak verme" anlamına geliyor. peki nedir bir şeye kulak vermek? insan neye kulak verir? tabii ki anlamak istediği şeye. şimdi pek belediye anonsu kalmadıysa da, bir anons olduğu zaman ne yapıyoruz? kulak kabartıyoruz. peki bizimle ilgisi olmayan bir şeyse ne oluyor? anonsu duymaya devam etsek bile anlamıyoruz. sorsalar geri kalanında ne dediğini bilmeyiz bile. yani esas amaç onu anlamaya çalışmaktır. anlamadığın şeyi duysan ne olur duymasan ne olur, öyle değil mi?

    gelelim ezanın kendisine. aşağıda ezanın arapça ve türkçe yazımları var.kaynak

    allahu ekber - allah en büyüktür
    eşhedû en lâ ilâhe illallah - allah'tan başka ilah olmadığına tanıklık ederim
    eşhedû enne muhammeden resulullah - muhammed'in allah'ın elçisi olduğuna tanıklık ederim
    hayya ale-salah - haydi namaza
    hayya alel-felah - haydi kurtuluşa
    es-salatu hayrun mine'n nevm - namaz uykudan hayırlıdır
    allahu ekber - allah en büyüktür
    lâ ilahe illallah - allah'tan başka ilah yoktur

    şimdi bu çeviriye baktığımızda neyden rahatsız oluyoruz? ciddi soruyorum rahatsız olduğumuz şey nedir? zamanında şöyle okunan ezanın neresi yanlıştır?

    "tanrı uludur!
    şüphesiz bilirim bildiririm,
    tanrı'dan başka yoktur tapacak.
    şüphesiz bilirim bildiririm,
    tanrı'nın elçisidir muhammed.
    haydi namaza,
    haydi kurtuluşa.
    namaz uykudan hayırlıdır
    tanrı uludur,
    tanrı'dan başka yoktur tapacak."

    bu sözlerde yanlış olan ne var yahu? dine aykırı olan bir şey mi var? yok. ahlâka aykırı bir şey var mı? yok. kültüre aykırı var mı? yok. o zaman derdiniz ne?

    işte burada hemen "tanrı" sözcüğü devreye giriyor, biliyorum. tanrı dedi ya, eyvah eyvah. tanrı neymiş! nasıl tanrı dersin! "allah, tanrı'nın belasını versin!" *

    oysa "tanrı" sözcüğünde bir sorun mu vardır? tabii ki yoktur! gerekli açıklama şurada; (bkz: #69629646)

    zahmet edip bakmayacaklar için de şuraya ekleyeyim, önemli zira;

    --- spoiler ---

    manası şudur; var eden, yaratan, yaşatan, öldürüp tekrar hayat veren.

    öyle ki türklerin ip eğirmede kullandığı tengirek diye bir araç vardır. (tengirmek eylemiyle aynı kökten) tengirek denen ip eğirme aleti ve tengri isimleri de buradan türer. yün eğirmeye yarayan tahta araçtır ve tengri kelimesiyle ortak köktendir.)

    bu alete yün bağlar, tutar ve döndürürsünüz. yünleri ip hâline getirir. peki neden bu aletin adı "tengirek"tir? dönerek iş yaptığı için.

    peki neden yaratıcıya "tengri" denmiştir. "döndüren" olduğu için. http://www.sonsuz.us/files/tengri.jpg dünyayı döndürür, güneşi döndürür, yıldızları döndürür. yaratır, doğdurur, yaşatır, öldürür. bu döngüyü bilinmeyen devirlerden beri devam ettirdiği için o "tengri"dir. döngünün sahibi odur.

    not: fij dostum da çok güzel bir hatırlatma yaptı, ekleyelim. "tıngır mıngır" olarak kullandığımız "döndürme" ifade eden ikilemede de aynı sözcüğü görebiliriz.

    --- spoiler ---

    "tanrı" sözcüğünün hristiyanlar tarafından kullanıldığını sanan eblehler, "ama filmlerde tanrı diyorlar" diye ağlayan arkadaşlar; üzgünüm ama o duyduğunuz şey sadece dublaj. yani sesli çeviri. :) biliyorum bu sizin için öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeylerden biri oldu ama olsun, en azından bir şey öğrendiniz.

    gerçekten hristiyanlar ya da başka dinden olanlar vs (yani türkçe konuşmayanlar) "tanrı" demiyor. kendi taptıkları yaratıcı ya da onun bir parçası olduğuna inandıkları isa peygamber için god, lord, master gibi sözcükleri kullanıyorlar ama bizim iyi niyetli dublajcılarımız akşam yengenin uzattığı meyveyi alırken bile yerinden bir santim oynayamayan sizleri düşünerek kısa yoldan "tanrı" diyor. hatta allah seni inandırsın, eski filmlerde denk gelebilirsin, direkt "allah" diye çevirmişler zamanında. sonra fark etmişler ki beyin kıvrımları az arkadaşlar, "yau hıristiyanlar da allah'a mı inanıyormuş?" diye düşünmeye başlamışlar, o yüzden tanrı diye çevirmeye başlamışlar.*

    bir de şu iddiaları var bu arkadaşların. ezan, sadece arapçaya yakışıyormuş çünkü arapça müzikaliteye, makamlara daha uygunmuş da o yüzden güzel makamla okunması için arapça olması gerekiyormuş. bu arkadaşlar bilal-i habeşinin saba makamında ezan okuduğunu falan zannediyor. çağrı'yı* da mı izlemediniz, bilmiyorum ki.

    bu arkadaşlar türk sanat müziğini geçtim, türk halk müziği de hiç dinlememişler ki türkçenin müziğe uygun olmadığını iddia edebilecek kadar cahiller mi desem, genişler mi...

    oysa ezan türklerin dilinde bu derece süslü, makamlı hâle gelmiştir. meşhur bir söz vardır; kur'an mekke'de indi kahire'de okundu istanbul'da yazıldı diye. oysa kur'an'ın kahire'de okunduğu dönemlerde yine önemli türk devletlerini görürsünüz tarih sahnesinde, tabii az da olsa tarih bilginiz varsa. (bkz: tolunoğulları) (bkz: ihşidiler) (bkz: eyyübiler) ve en etkilisi (bkz: memlükler)

    o ed-devletü't-türkiye olmasaydı sen okunacak ezan bile bulamazdın ya, onu zaten hiç bilmezsin.

    son olarak da bir örnekle taçlandıralım, bak bakalım büyük sanatçımız merhum hafız sadettin kaynak'a göre ezan türkçe okunabiliyor muymuş, okunamıyor muymuş?

    https://www.youtube.com/watch?v=-lt2uooookc

    hepi topu on senelik bir zaman diliminde böyle okunabildiyse acaba şöyle 40-50 yıl içinde nasıl gelişir, nasıl güzelleşirdi, onu da sen hesaba kat.(hani bilal-i habeşi'nin okumasıyla birkaç yüzyıl sonra kahire'de okunan ezanın gelişimi babında söylüyorum, onu da açıklayayım)

    tam yeri gelmişken ziya gökalp üstadın o meşhur şiirini de buraya ekleyelim;

    "bir ülke ki camiinde türkçe ezan okunur,
    köylü anlar manasını namazdaki duânın...
    bir ülke ki mektebinde türkçe kur'ân okunur.
    küçük büyük herkes bilir buyruğunu hüdâ'nın.
    ey türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!"

    tamamı için; (bkz: #7028455)

    işte gerçek sorun tam olarak burada. gökalp, durumu bu güzel şiiriyle tam olarak ortaya koyuyor. aslında bütün işin özeti burada.

    eğer müslüman türk, dinini bir anlarsa, bir öğrenirse vay hâlinize. çünkü o zaman ne nal-i şerif satabilirsiniz ne yanmaz ya da giyeni ateşten sorgudan koruyan kefen. ne de peygamberimizin sakalını suya batırıp şişeleyip satabilirsiniz. vahiy gelmiş gibi haber veren mehdilere de inanmazsınız.

    işte bunu bildikleri için asla dininizin anlayacağınız dilde olmasına müsaade etmezler. yoksa insanları nasıl kandıracaklar? kandıramazlar. aynı orta çağ'da vatikan'ın latinceyi şart koşmasından farksız. maksat din adamlarından başka kimse anlayamasın, işlerine karışmasın, ekmeğinden etmesin. bunun islam'daki kilit noktaları da kur'an-ı kerim, ezan ve namaz. o yüzden bunların türkçe olmasına asla tahammül edemezler.

    bunları türkçeleştirmeye ve halkın anlayabileceği duruma getirmeye çalışan, bu sayede din tüccarlarının ne olduğunu da ortaya koyan mustafa kemal atatürk ve dava arkadaşlarından allah razı olsun. bu kesimlerin atatürk düşmanlığının sebebi de işte budur zaten.

  • 12. puro ile özdeşleşen ünlü kişi

    kesinlikle (bkz: tony montana) karakteri ile al pacino'dur.

  • 13. 19 temmuz 2017 harun kolçak'ın vefatı

    anlaşılan kimse adam için üzülmemiş, herkes anıları öldüğü için üzülmüş. ne anılarmış, vay anasını.

  • 14. hayata entegre edilesi bilgisayar komutları

    sag tikla sorun gider komutu basi cekerdi sanirim.

    faturayi mi yatiramadin sag tikla sorun gider. ise mi gec kaldin sag tik sorun gider..

    onum arkam sagim solum sorun. yeter artik amina korum.

  • 15. dursun özbek

    istifa da bir hizmettir!

    yapamıyorsan bırakmak ayıp değildir!

    yeter artık, git!

    git!

  • 16. ekşi itiraf

    hayatımda hiç "pembeleşmiş" bir soğan görmedim.

    az da soğan kavurmadım hani. ya direkt kahverengiye geçiyor ya da güzel kavurursam yumuşayıp güzel krem rengimsi bir kıvama geliyor ama pembeleşme olmadı hiç. şu "soğanları pembeleşinceye kadar kavurun" cümlesini her gördüğümde yo dostum yoo öyle bir şey yok diye söyleniyorum. bize bir ütopyayı satıyorlar, soğanlar pembeleşmiyor, uyanın huuu!!!

  • 17. galatasaray

    canim kadar sevdigim takimimin icine dustugu rezaleti daha iyi anlatabilmek icin su fotografa bakin.

    https://i.hizliresim.com/8d647n.png

    bak bu turda oynayan takimlarin bir tanesi bile kadro bedeli olarak galatasaray'in yarisi degil. aksine 20 tanesinin kadro bedelini toplasan bir gs etmez. marka bedeline hic gelmeyelim zaten.

    vakti zamaninda oynanan inter toto kupasinin ilk turunda elenmeye es deger bir basarisizlik.

    iste boyle bir rezalet.

  • 18. top sakalla özdeşleşmiş kişiler

    (bkz: teknosa çalışanı)

  • 19. cehennemin girişinde çalması muhtemel şarkılar

    (bkz: highway to hell)

  • 20. suriyelilerin türklere arapça öğretmeye başlaması

    arap simarikligi diyince inanmiyorsunuz.

    kendilerine her turlu imkani veren ingiltere'de seriat mahkemeleri isteyen,
    sosyal sistemin muslumanlarin ihtiyaclarini karsilamadigindan sikayet eden adamlar bunlar. nedir ihtiyaclari? ikinci, ucuncu, dorduncu eslerinden olan cocuklarini kanun onunde tanitamadiklari icin cocuk parasi alamiyor olmalari. devlet ikinci esi resmen tanimiyor.

    bunlarin haber yapildigi bir gazetenin yorumlarinda aynen sunu yazan bir musluman arap gordu bu gozler,

    'yeaa seriat o kadar kotu degil. hepinizin bizden ogreneceginiz seyler var, valla bak, inanmiyorsaniz deneyelim, tum ingiltere'yi seriat kanunlarina gore yonetelim, hepiniz daha mutlu olacaksiniz, kalibimi basarim.'

    yayilmacilar, irkcilar, kendilerini dunyanin geri kalanindan ustun goruyorlar. bunu diyince irkci diyorsunuz. yurtdisinda yasiyorum ve daha gittigim hicbir doktordan, hicbir kurumdan turkce konusmasini beklemedim. esek gibi almanca ogrendim. kimsenin noel pazarinda domuz eti satmasini da sikayet etmedim. adamlar noel pazarinda yuzyillardir yedikleri domuz etini yiyorlar diye 'muslumanligima zeval geliyor, yemeyin, noel pazarina gidemiyoruz' diye carlamadi da turkler. ama araplar yapti.

    cunku onlara gore en ustun kendileridir, arapca da ustun bir dildir, herkes ogrenmelidir. ondan sonra kendi kulturunu sana dayatmaya gider.
    ingiltere'de dunyanin konustugu dil ingilizce'yi sallamamazlik edemezler, arapca ogrenin diyemezler, almanya'da da diyemezler, polis kolundan tuttu mu sinirdisi eder, ama turkiye'de diyorlar iste.

    kadina bak, bir de suudi arabistan'da yasamis mutlu olamamis, gaziantep'te cok mutluymus. antepliler hic mutlu degil ama, onu ne yapacaz?

  • 21. igor tudor

    (bkz: cum to galatasaray)

  • 22. komşunun sevişmesini duymak

    bunun bi derece üstü de ev arkadaşınızın sevişme sesini duymanızdır. bakın bu cidden en kötüsü.

    zamanında rus bir ev arkadaşımız vardı. daha doğrusu bu rustan önce bir çinli vardı. o misyonunu tamamlayıp iki taraf da memnun kalınca biz de bu rus arkadaşı bulduk getirdik evimize.

    tatlış sevimli bir çinli ve dağ gibi boylu poslu badass bir rusun karşılaştırması, kadınların erkeklerde aradığı özellikler hakkında araştırmanıza tez oluşturabilecek cinsten bir olay. evde çinli varken evde neredeyse mahallenin bakkalı bile kız atıp sevişecek durumdayken bi tek bunda bi nane yoktu. kadınlar hakikaten çok severdi kendisini ama bi nevi hello kity oyuncağı gibiydi. yazık garibim ne 31ler patlattı kim bilir o dönem amk.

    neyse rusa dönecek olursak, herif 190 sarışın kelimsi, benim gördüğüm en badass tipli heriflerden biriydi. bi gün eve gözü nor geldi hatta ne oldu dedik 3 kişi saldırmış buna cüzdanını gaspetmek için bu yine vermemiş amk ayısı. putin gibi bi şey amk herif.

    ben de o dönem uzak mesefe ilişkisindeyim. allahım nasıl aşığım nasıl seviyorum. ama işte uzak. her akşam skype başında tatlış muhabbet ve sonrasında soyunup dökünüp görüntülü sanallı sex. uzak mesafe iğrenç bi şey amk. sevgilin var ama yok. hani şöyle düşün bi kaç haftadır görüşmüyorsunuz, sevgilin arıyor sokak ortasında bi anda sikin kalkıyor amk. öyle iğrenç pis bir abazalık amk.

    yine böyle bir skype akşamında biz tam bağlantıyı kapatıp yatacakken bizim rus geldi yanında bir türk kızıyla. tabi ben sonradan öğrendim türk olduğunu. geçtiler odaya. bizim buna verdiğimiz de evin en küçük odası. adam kendisi sığmıyor tek başına. neyse babacım aksiyon bir başladı ki başlamaz olaydı. ya cidden böyle bir şey olamaz amk. çığlıklar bağırışmalar eşyalardan gelen sesler. allah benim belamı versin ki bi an ev yıkılacak sandım. allahım korkuyorum resmen. pustum kaldım battaniyenin altında, tam sesler azaldı oenetrasyon bitiyor derken tekrar alevlendi ortalık, artık iyice tırsmaya başladım komşular falan gelecek diye. neyse ki 4. postadan sonra devam etmediler. mahallecek rahatça uyuyabildik.

    sonuç olarak evinize rus yakışıklı makışıklı ev arkadaşı falan almayın. psikolojiniz bozuluyor amk.

  • 23. yazarların linç edilme korkusuyla söyleyemedikleri

    bir tane daha var. tamam ben de muhalifim ve malum şahsı her türlü ortamda en sert şekilde eleştiriyorum ve kendisinden kurtulacağımız günü iple çekiyorum ama sözlükte muhalif kesimin "bazı yavşaklıklarına" ben de dayanamıyorum. mesela herhangi bir şarkıcı, türkücü, sanatçı veya ünlü biri en ufak bir muhalefet kırıntısı göstersin, anında kahraman ve büyük sanatçı ilan ediliyor. örnek vermek gerekirse geçen seneye kadar atilla taş bu sitede çok büyük bir sanatçı olarak görülüyordu. yine aynı şekilde kim en ufak bir yandaşlık kırıntısı göstersin, hatta göstermese bile, anında linç ediliyor. daha birkaç ay önce rte'nin elinden ödül aldı diye türk sinema tarihinin en başarılı ve en iyi aktörlerinden biri olan şener şen için "zaten oyunculuğu da bir boka benzemiyordu, sanatçı filan değil" denmedi mi? hayır birini yandaşlık yaptığı için eleştirebilirsiniz veya kimsenin söylemeye cesaret edemediği gerçekleri cesurca haykırdığı için övebilirsiniz de bu onların yaptığı mesleki işten bağımsızdır. atilla taş'ın muhalifliğini ve cesaretini yine öv ama sırf muhalif diye sanatını övme. şener şen'in rte'den ödül almasını yine enine boyuna tartışıp eleştir ama adamın 50 yıllık sanat hayatına bok atma. şahsen birinin sanatını değerlendirirken siyasi görüşü sikimde bile olmaz. pkklı olduğunu cümle alemin bildiği ahmet kaya'yı da dinlerim, yavuz bingöl'ü de dinlerim, edip akbayram'ı da dinlerim. umurumda olmaz yani.

    ayrıca kusura bakmayın ama muhaliflik yapacağım diye terör örgütlerine sempati beslemek, darbe yancılığı yapmak veya batının götünü yalamak filan da muhaliflik değil. bunlar bildiğin dangözlüktür.

  • 24. anne ile eş arasında kalmak

    bende bir anne var, markete gidiyoruz kasiyerle annemin arasında kalıyorum. eş ne kelime ?

    +ya anne öyle demek istemedi ama
    - tabi oğlum ben kimim ki ? sadece annenim. ama o senin kasiyerin. o büyüttü seni.

    anneyle eş arasında kalmamak diye bir şey yoktur. varsa da o adam evli değildir, iyi baksın.

  • 25. bira kilo aldırmaz yanında yediklerin aldırır

    bira içen insanın kendini avutma cümlesi. zira bira dediğin şey bildiğin ekmek suyu. hayvan gibi göbek yağlanması yapıyor o yüzden. inanmayana caps atarım.

  • 26. donanımhaber'deki beyin yakan sinemia hesabı

  • 27. younes belhanda

    sneijder'in tek bacağı etmez.

  • 28. westworld

    ekşi sözlüğe: "böyle saçma ve sikik bir dizi hayatımda görmedim ben" diye entry girdiyseniz, ihtimaller şunlar:

    1-bilim kurgu dizilerine/filmlerine hiç ilginiz yok.
    2-yapay zeka vs. konularına ilginiz yok.
    3-lineer olmayan şekilde ilerleyen hikayeleri takip etmeyi sevmiyorsunuz ya da zaten takip edemiyorsunuz.
    4-standart bir geri zekalı olduğunuz için diziyi anlamadınız.

    diziyi beğenmediyseniz emin olun ki bu 4 ihtimalden biri ya da birkaçına uyuyorsunuzdur...

    bu entry'yi okuyup: "beğenmeyene niye hakaret ediyorsun" gibi bir tepki verirseniz, okuduğunuzu da anlamıyorsunuz ve kendiniz için sadece 4.ihtimale bakabilirsiniz.

  • 29. uçak korkusunu yenme yolları

    bir pilot olarak söylüyorum;

    yoktur! net! ben sana herşeyini anlatırım uçağın her türlü açıklarım hatta "düşürmesi zor" diye konuştuğumuz uçaklar bile var piyasada

    ama sen de bana dişçiyi anlatamazsın! sebebi bu kadar basit....

    adı üstünde bunun adı "korku"

    fear: false emotions of altered reality...
    kafanda çarpıtılmış bir sürü gerçeklik algın var...

    türbülansı mesela felaket abartıyorsunuz! uçak uçuyor abi türbülansta! tek ama tek ama tek ama tek tehlikesi, kemerinin bağlı olmaması ve sağa sola fırlaman! yoksa ben akar giderim arkadaş!...

    hissiyatlarınız, yok bastırdı yok çekti bilmemne! fizik bu yahu! hele uçakta bu hissiyatlarınızı iç kulaktaki sinir uçları oluşturuyor ve o kadar yanıltıcı şeyler ki... aynı irtifada sadece biraz gaz açmamızın "tırmanış" hissiyatı yaratacağını biliyor muydunuz mesela? aynı şekilde gaz kesmemin de uçak düşüyor hissiyatı yaratacağını! halbuki aynı irtifada gidiyoruz ha mesela!

    ve daha bir sürü şey...

    uzun lafın kısası dedim ya, ben size uçağı anlatamam siz de bana dişçiyi anlatamazsınız çünkü adı üstünde "korku" geçmez kardeşim...

    ha gereksiz mi, felaket gereksiz! :) keşke ben de dişçiye gitsem

  • 30. iyi sevişip sevişmediğini öğrenme yolları

    en son karşı cins ile seviştiğimde ; iktidarı dsp anap mhp koalisyonu yönetiyor, michael jackson daha teninin rengini açtırmamış,mesut yılmaz yumruk yememiş,kemal devriş ekonomiyi kurtaracağını iddia ediyor ve şevki yılmaz halen pezevenk avındaydı.

  • 31. the witcher 3 wild hunt vs elder scrolls v skyrim

    anlamsız bir karşılaştırmadır.

    çok farklı oyunlardır. ikisinin de open world rpg olması bu durumu değiştirmemektedir. witcher belli bir kahramanın hikayesi iken, skyrim 'var işin içinde bir şeyler ama, sen kafana göre takıl'dır daha çok.

    iki oyun atmosferinin de verdiği his, içine çektiği dünya çok farklı. ben sırf etrafta, karda, dağda dolanayım, bir ocak başında oturayım diye oynuyorum bazen skyrim'i. bazen de geraltım geliyor ve o canım sesten sarkastik cevaplar duymak, oraya buraya yuvarlanmak için dalıyorum wicther'a. iki oyun da çok eğlenceli.

    işin ilginç yanı, witcher 3 skyrim v'in 2,5 katı olmasına rağmen 4 kere geçtim oyunun üstünden expansionlarla birlikte, ama skyrim v'in hikaye questlerini bitiresim hiç gelmiyor, çünkü sanki o zaman o dünyanın büyüsü yok olacakmış gibi geliyor. yani witcher daha bi' bir filmin içine girip oynamak, ama skyrim sanki evden dışarı çıkmak gibi.

    yanlış hatırlamıyorsam, skyrim'de geralt olarak oynayabileceğiniz bir mod vardı bu arada.

  • 32. türklerin kınadığı ama aslında normal olan şeyler

    kadınlar, kadınların insan gibi davranması, kadınların istediği gibi giyinmesi, kadınların kamusal alanlarda olması, kadınların eğlenmesi, kadınların kahkaha atması vs dir.

    şimdi de o "kadınlar" kelimesi yerine lgbt bireyler, gençler, farklı görünümlü insanlar, çocuklar gibi aklınıza her gelen birey türünü * koyabilirsiniz

  • 33. arda turan'ın arapça yazılı yüzüğü

    kenarıya çekil anlamına da gelebilir.

  • 34. ironman olması ama ironwoman olmaması

    (bkz: iron maiden)

  • 35. marsel ilhan veda etti

    yerli san marino'muz yine yüreklere su serpmiş.

  • 36. ara güler'in basit bir fotoğrafçı olması

    basit olduğu için büyük fotoğrafçı zaten, ay fotoğrafı çekip shoplayarak büyük fotoğrafçı olunmuyor sevgili ergen.

  • 37. 35 ülke gezen kişi

    yeni trend. hatun çıkıp amsterdam'dan başlayıp bruxelle, köln, luxemburg, paris yapıp 5 ülke gezdim şekerim diyor. vizyonum genişledi diyor. genişleyen bişey ama vizyon değil diyemiyorsun. senegal sempatizanı seni.
    14 tane fransız şehri gördüm. birisine bayıldım. en çok onda vakit geçirdim. hala daha o şehri bile layığı ile biliyorum diyemem. paris'te bir gün ile fransa'yı gezdim diyor hatun ya. ali sami alkış ya.
    5 tane elbise götürüp 5 foto çekilince şehir bitmiyor arkadaşlar. paris'te müze mi gezecektik diyor ya. halıyı yıka. bunu içine koy. emel sayın gibi sar dürüm yap. halıyı kuruyana kadar sopala.
    35 ülkenin yarısının ana caddesini, tiyatrosunu, kumarhanesini, tarihi merkezini, yerel tatlarını, diğer anlamda yerel tatlarını tatmadan gezdim demek çok boş ya.
    sırbistan'a gidip knez mihaylova üzerinde gezip kim bu herif diye sormuyorsan boşsun.
    sahi sen istanbul'da bir kez olsun balat'a gittin mi? 1453'ten önceki şehirden neleri biliyorsun? ayvansaray'ın kökeni ne? balık ekmek yedin mi? sveti stefan bulgar forveti mi? yedi tepe hangileri? efsanesi ne? belgrad ormanı neden ismini belgraddan almış? polonez köy polonaise kelimesinden mi türetilmiş?
    baban böyle sığır büyütmeyi nereden öğrendi?

  • 38. kimsenin yemediği küçük esnaf üçkağıtları

    madem öyle başımdan geçen iki üç tanesini anlatayım.

    olay bir. yaş on dört felan civarı. babanın yeni aldığı toshiba laptopun kötü kullanımdan dolayı giriş kısmından kablo kırılmış. garanti de biteli iki ay felan olmuş adaptörün sıfırı 60 lira. yaz tatili. baba kişisi sabah eve yüz lira bırakır git tamir ettir der.

    eve en yakın bilgisayar hırdavatçısına gidilir masada oturan ablaya adaptör olduğu gibi verilir. bi on dakka beklenir. abla adaptörün çok fena bozulduğunu, sıfırının olmadığını*, ama şu an ellerinde canavar gibi bir adaptör olduğunu ve istersem elli liraya bırakabileceğini söyler. saf taze liseli bünye on lira ucuza canavar gibi bir alet alacağını düşünür ve mutlu olur. ve alır da.

    eve gelinir. ama adaptör çalışmaz. geri gidilir. abla ve yanındaki yeni gelen dallama o zaman sorunun adaptörde değil bilgisayarda olduğunu söyler. adananın kabak temmuz öğle sıcağında eve gidilir, bilgisayar alınır ve gelinir. adaptör ve bilgisayar teslim edilir. yarım saat daha beklenir, 40 lira daha verilir, bilgisayar ve adaptör geri alınır. ama bu sefer teslim alınan adaptör ablanın 50 liraya pazarladığı pavyoncu adaptörü değil de birebir eski adaptörün kasası çıkarılmış ve yeni kablo takılmış halidir. eve gelinir, herşey çalışmaktadır, omega kişisi mutludur.

    baba akşam eve gelince küplere biner, bilgisayarcıya gidip sağlamdan kayar, çoluk çocuğu kazıklamaya utanmıyor musunız diye haşlar, adaptörü açtıkları ve açılmaması gerektiği için malına zarar verdiklerini söyler, dava açmakla tehdit eder, verilen paranın hepsini geri alır.

    çünkü omega kişisi her ne kadar saftirik olsa da fiş alacak kadar sorumludur.

    olay iki. üç sene küsür sonra. oyuncular ve mekan yine aynı. omega kişisi 17 yaşında olmanın etkisiyle bu tarz konularda semirmiş ve akıllanmıştır.

    on senelik emektar masaüstünün ekran kartı yanar. iddaadan tutturulan 50 lirayla ebeveyn tayfasının haberi olmadan sessizce halledilmeye çalışılır. internetten araştırılınca anakartın tedavülden kalktığı ve uyan ekran kartlarının sıfırlarının kolleksiyon statüsüne düştüğü görülür.

    yapacak başka birşey olmadığından çıkma taktırılacaktır. aynı bilgisayarcıya gidilir durum anlatılır ve daha önce kazıkladıkları söylenerek bu sefer üçkağıt yapmamaları istenir. olaysız halledilir, elli kağıt sayılır. eve gidince ekran kartının yanmamış olsa da sorunlu olduğu farkedilir. bildiğin düz daha düşük model bozuk kart takmış adam hurdacıya gitsen daha kullanılabilir parçayı beş liraya kapatırsın. ama hem işleri sessiz halletmek gerektiğinden, hem paranın kumar yoluyla edinilen haram para olmasından, hem de verilen banknotun sahte olmasından pek de üzerinde durulmaz.

    olay üç. bir sene sonra. ortam aynı kazıklanmaya çalışılan kişi bu sefer kardeşim. power kablosu bozulur, kardeş eline yirmi lira verilerek power kablosu almaya yollanır, kardeş bu bilgisayarcı pezevenge gider, pezevenk sikimsonik bi power kablosuna 20 lira çeker, saf kardeş kişisi alır ve gelir.

    yarım saat sonra omega kişisi iade etmeye gider, hafif olaylı bi on dakikadan sonra hafif dağılmış yaka ve yirmi liralık banknotla olay yerinden ayrılır, on metre ötedeki elektrikçiden üç power kablosunu on liraya alır çünkü stokçuluk güzel birşeydir.

    olay dört. sekiz yaşındaki omega kişisi yarım kilo kuzu eti almak için yollanır. markete göte nispeten daha yakın olan kasaba gidilir ve yarım kilo kuzu eti istenir. kasap piçi kuzu pirzola fiyatından bir kilo kırıntı-yağ doldurur. eve gelinir, anne kişisi küplere biner ve kasaba gidip eti adamın suratına çarpar. kasap bıçakla annemin üstüne yürür, annem bıçak çeker, dışarıdan durumu gören vatandaş içeri gider ve annemle adamı ayırır.

    evet fazlasıyla maganda bir annem var.

    olay beş. turistik mekan. tekele girilir ve bi paket malbuş istenir. adam 5 eurodan yirmi lira fiyat çeker. kenardaki zabıta amcaya selam çakılır ve sigara alınmadan uzaklaşılır.

    yirmi liralık ürüne seksen lira çeken turistik esnaf gibi birçok hikayem var da çok sıradan kaçtı onlar zaten sayfalarca yazılmış. asıl tiksinç olan çocuk kazıklayan esnaftır beyler kadınlar.

    aklıma gelince daha yazarım. öpüldünüz.

    edit: ben yemişim ama benim yerimde başkası olsaydı yemezdi. çocuk kazıklamak kolay şey.

  • 39. erkek dediğin parfüm değil tütün kokar

  • 40. selçuk inan

    insanlar sarhoş olunca eski sevgilisi arıyor, arkadaşına ilan-ı aşk ediyor, türlü çılgınlıklar yapıyor ama benim aklıma sen geliyorsun.
    seni bitireceğiz arslanım.

  • 41. recep tayyip erdoğan'ın gülüşü

    o zamanlar mutluymuş lan adamcaaz. hatta normalmiş. sıradan bir dindar vatandaşın mimikleri işte. ama yıllar geçtikçe ve yukarılara tırmandıkça o gülüşten zerre kalmamış. artık gülebiliyor mu acaba değil mi... zor

  • 42. tostun 8 tl ye satıldığı devlet üniversitesi

    boykotun çare olmayacağı üniversitedir.

    yapılması gereken öğrenci arkadaşlardan gönüllü bir kaçının bim türevi marketlerden koli ile ürün ve su alarak üniversite içerisinde satmasıyla çözülecektir.

    zira dekan piyasanın arz talep ile döndüğünü ve alternatiflerin olduğunu söylemiş, karışan eden olursa dekanımız böyle diyor derler.

    kantini işletenler bir süre sonra böyle iş olmaz deyip dekanla masaya oturacaktır illaki.

  • 43. ekşi sözlük dertleşecek insan veritabanı

    hem sivas ta olcaksın hem de içeceksin bu ihtimaller birleşirse ;

    http://ribony.com/okazakiparcasi

  • 44. show tv'nin burcu esmersoy'un taytını blurlaması

    tshirt üstündeki markayı blurlamışlar başka bir durum değildir.

  • 45. game of thrones

    7. sezonun ilk bölümü dragonstone'u ikinci defa izlerken, o kadar fazla çene yapıp diziden şikayet etmişim ki, bizim hanım "eh piç ettin lan" diyerek beni odadan kovdu. sanırım, ilk bölüm için yazdığım inceleme de şu anki ruh halimi yansıtıyordu. dizinin, kitabın nakış gibi işleyerek geliştirdiği karakterlere çektiği muameleyi bir türlü içime sindiremiyorum. izin verirseniz buraya içimi dökücem. dizi, hemen hemen her karakteri öyle ya da böyle bozmuşsa da, buyrun konuyu fazla dağıtmadan bir top 5 yapalım.

    (uyarı: eğer kitapları okuyorsanız veya ileride okumak gibi bir planınız varsa, bu entryi okumanızı kesinlikle tavsiye etmiyorum. dizinin işlemediği bir çok olaydan bahsedeceğim ve sadece kitapta geçen bazı sürprizlerin içine etme ihtimalim var.)

    --- spoiler ---

    dizinin ırzına geçtiği top 5 karakter

    5. jaime lannister
    5 numara için tyrion ve jaime arasında seçim yapmakta zorlandım ama tyrion'un hikayesinin kitapta da biraz yavaşlamasını göz önüne alarak jaime'de karar kıldım. dizide, tyrion, şu an bayağı bir işlevsiz bir karakter halini almış durumda, ama westeros'a geri dönülmesiyle tekrar ilginçleşme olasılığı var.

    dizinin jaime'ye yaptığı en büyük kötülük, onu cersei'nin peşinden giden kişiliksiz bir adam olarak resmetmesi. cersei, resmen darth vader tipinde bir karaktere dönüştü, jaime hala "ben onu seviyom ama ekiki" diye dolanıyor ortalıkta. olm bu kadın senin 3 çocuğunu ölüme sürükledi, şimdi de bütün krallığı ateşe atmak üzere, sen hala yandaş gazeteci gibi cersei'nin uçağına biniyorsun.

    kitapta, jaime karakterinin bir milat noktası var. jaime'nin hikayesini, elini kaybetmeden önce ve kaybettikten sonra diye ikiye ayırmak mümkün. robb'a karşı esir düşüp, catelyn stark tarafından bırakıldıktan sonra, brienne of tarth ile yaptığı yolculuk, jaime'nin sadece elini kaybetmesine neden olmuyor, onun karakterinde derin izler de bırakıyor.

    aslında, dizi de jaime'deki değişimi işleme konusunda bir noktaya kadar başarılıydı. özellikle, brienne ile yaptığı yolculuk sırasında bu değişikliği çok net gördük. harrenhal'daki o hamam sahnesi mesela dizinin en güçlü birebir diyaloglarından birisidir. jaime, king's landing'e döndükten sonra, cersei'nin ondan nefret edeceğini bile bile, tyrion'un kaçmasına yardımcı da oldu ama dizide ordan sonrası bir türlü gelmedi. riverrun kuşatmasına giden giden jaime, geri döndüğünde hem tommen ölmüş, hem de king's landing toz duman olmuştu, ama hala cersei'nin yanında ona danışmanlık yaparken görüyoruz kendisini. aralarında gerilim var, ama jaime hala karakter dönüşümüne uygun bir pozisyon almış değil.

    kitaptaki jaime'nin, cersei ile olan ilişkisi, brienne'den sonra asla eskisi gibi olmuyor. zaten, cersei, jaime'yi düzenli olarak aldatıyor (dizide de lancel ile yatıyordu hatırlarsanız) ve jaime bu kaçamakları öğreniyor. bu arada, brienne için bir şeyler hissettiğini de anlamaya başlıyor. jaime, riverrun kuşatmasına gittiğinde, artık cersei'yi kafasından tamamen silmek üzere. öyle ki, high sparrow tarafından hapse atılan cersei, jaime'ye geri dönüp kendisini kurtarması için yalvaran bir mektup yazıyor, ama jaime, bu mektubu yakıyor. işte karakter dönüşümüne uygun hareket böyle olur. bu saatten sonra, kitaptaki jaime, başkente döner mi bilmiyorum ama gidip de cersei'nin yanında pozisyon almayacağına eminim.

    4. varys
    size ilginç bir not vereyim. dizide, henüz varys ile daenerys'in konuştuğu bir sahne gözükmedi. varys, dany'nin ekibindeki süs bitkisi olarak takılıyor ne zamandır. dizi, varys'in hikayesinde çok temel bir değişiklik yaptı ve o değişiklik ile birlikte kitaptan tamamen kopmuş oldular. o noktadan sonra, 21. yüzyılın en iyi karakter yazarlarından birisi olan george r. r. martin'in yazdığı varys gitti; yerine boktan hollywood senaristlerinin yazamadığı ve yazamadıkları için diyalog bile bulamadıkları bir varys geldi. kitapta, her konuştuğu bölümü başka bir heyecanla okumama neden olan bir karakter için ne acı bir son.

    bahsettiğim temel değişiklik, dizinin varys'i bir deanerys taraftarı olarak işlemesi. kitapta, varys'in bambaşka bir planı var. varys, işbirlikçisi illyrio mopatis ile birlikte, tahta bir targaryen çıkarmak için uğraşıyor ama bu kişi dany değil, rhaegar targaryen'in öldü sanılan oğlu aegon targaryen. varys, king's landing kuşatması sırasıda, rhaegar'ın iki bebeğinden oğlan olanını, başka bir bebekle değiştirip başkentten kaçırmayı başardığını ve onu yıllardır, jon connington'un korumasında taht için hazırladığını iddia ediyor. bu çocuk gerçekten, rhaegar'ın oğlu mu, yoksa varys ve illyrio daha farklı bir oyun mu oynuyor, bunu henüz bilmiyoruz ama varys hala ilk kitaptaki kadar gizemli bir karakter olmaya devam ediyor.

    dizi, aegon karakterini komple silme kararı alınca, varys konusunda tamamen boşlukta kalmış oldu. dizideki varys'in, şu anda, dany'nin arkasında poz verme, diğer boşta kalan karakter tyrion ile geyik çevirme, toplantı masalarını doldurma ve okeye dördüncü olma dışında hiç bir işlevi yok. artık önümüzde 13 bölüm kalmışken, bu karakter geri gelir mi? sanmıyorum.

    3. littlefinger
    dizide büyük değişiklere uğrayan başka bir hikaye de petyr baelish'inki ve aynı varys gibi, dizi senaristlerinin onunla ne yapacakları konusundan en ufak bir fikirleri yok. mütevazi köklerden başlayan hayatını, hırsı ve zekasıyla saraya taşımış ve robert baratheon kabinesinde hazineden sorumlu devlet bakanlığı yaptığı dönemde, westeros'taki lordların yarısını haraca bağlamış bir adam olan baelish'in hayatındaki en önemli kelime "çıkar" olsa gerek. peki bana dizi şu soruların cevabını versin,

    1) sansa'yı, ramsey bolton ile evlendirmekten baelish'in çıkarı ne?

    eğer bu çıkar, kuzeyin yeni sahibi boltonlarla ittifak yapmaktıysa,

    2) o zaman, onlara ihanet etmekten çıkarı ne? eğer boltonlara yardımcı olsaydı, ramsey, jon'u ezerek yenerdi ve baelish de istediği ittifaka kavuşurdu.

    eğer dizinin bize söylediği gibi, littlefinger'ın bütün istediği sansa ise,

    3) o zaman neden hatunu westeros ve esson'un en psikopat karakteriyle evlendirdi?

    tekrar 1. soruya döndük.

    bu kısır döngüden çıkabilen varsa bana haber versin.

    şu an dizide, petyr baelish, "eniştemle gece gece delirmeler" olayındaki enişte gibi, ailenin hafif sapık ferdi gibi dolanıyor ortalıkta. adam başkenti, vadiyi hepsini bıraktı, sansa'nın peşinde gollum oldu. konuyu buradan nereye götüreceksiniz senarist kardeşler? petry baelish, eski tanrıların emri, night's king'in kavliyle, sansa'yı jon'dan isteyecek mi? bu mudur? bu karakterler ne yapacağınız konusunda hiç bir fikriniz yok bence. çaresizlikten, üç vakte kadar öldürmek zorunda kalacaksınız elemanı.

    kitapta littefinger'ın yediği bokların hangi birinden bahsedeyim bilmiyorum ama yukarıda sorduğum soruların hiç birisini kitaptaki littlefinger için sormak zorunda kalmıyoruz. baelish, sansa'yı ramsey bolton'a vermiyor; winterfell'e (henüz) gitmiyor. en son bıraktığımızda, vadinin kontrolünü ele geçirmeye çalışıyordu ve bunu başarmak için sansa'ya başka bir damat adayı bulmuş durumda. ilerki bölümlerde neler yapar bilmiyorum ama sansa'yı ramsey'e vermek gibi bir denyoluğu yapmayacağından eminim.

    2. euron greyjoy
    kitabı okumayan bir çok izleyicinin bile, son bölümdeki euron'a "bu ne amk zibidisi" tepkisini vermesi içimi biraz rahatlattı aslında. dizinin, karakter yazmadaki zayıflığını gören bir tek ben olmamalıyım. euron'un geçmişinde korsanlık olduğu için, onu jack sparrow'un yandan yemişi olarak tasvir etmek ancak hollywood senaristlerinin yapacağı bir dallamalıktır. dizideki euron'un, balon greyjoy'u öldürdüğünü itiraf etmesine rağmen kral seçilmesi, elindeki gemileri yeğenlerine çaldıracak kadar salak olması, ona rağmen age of empires oynuyormuşcasına çok kısa sürede, ağaç yetişmeyen bir adada 1000 gemi basması gibi saçmalıklara hiç girmiyorum bak. oralara girsek zaten hiç çıkamayız. benim derdim, bu karakterin, yeteneksiz bir yazarın elinden çıkmış "çok çılgın korsan" karikatürü olmasıyla.

    asoiaf serisinin ana kötü adamları white walkerlarmış gibi gözükse de (değil onlar kötü!!), hikayenin bir tiyatro oyunu gibi 3 perdesi olduğunu görüyoruz. ilk perdenin kötü adamı tywin lannister idi, ikinci perdede görevi ramsey bolton devraldı. kitapta, 3. perdenin kötü adamı euron greyjoy olacak gibi duruyor. umuyorum dizi, aynı şeyi şu ana kadar bize gösterdikleri palyaço ile yapmaya kalkmaz. çünkü giyiminden, konuşmasına kadar rezalet olan bu karakterin kötü adamı olduğu bir dizinin kalitesi 3. sınıf aksiyon filmini geçmez. tywin ve ramsey gibi karakterlerden sonra, palyaço euron greyjoy, 31 olsa çekilmez.

    kitaptaki euron'un çok çok çok farklı olduğunu, kitabı okumayanlar da tahmin ediyordur. kitaplara biraz geç katılsa da, her hareketinden gizem ve tehlike akan bir karakter euron greyjoy. kardeşi victarion greyjoy'un karısına tecavüz ettiği gerekçesiyle, balon greyjoy tarafından sürgüne gönderildikten sonra, silence adlı, bütün tayfasının dillerini kestiği gemisiyle, asshai'den valyria'nın harabelerine kadar dünyanın her yerini dolaşmış, seyahatlerinde büyüyle ilgili çok şey öğrenmiş ve ejderha yumurtası ve ejderha borazanı gibi ganimetleri eline geçirmiş bir adamdan bahsediyoruz. kendisini sürgüne gönderen balon greyjoy'u öldürdüğü eğer gerçekse, euron, bunu büyük ihtimal faceless men'e, ödemeyi ejderha yumurtasıyla yaparak yaptırdı. 5. kitabın sonunda ve 6. kitabın başındaki ipuçları, onun öğrendiği karabüyüyü kullanmaya hazırlandığını gösteriyor. dizideki maymun euron'un aksine, kitaptaki euron'un, tywin ve ramsey'nin ruhlarına rahmet okutacak kötülüklere imza atma potansiyeli var.

    1. doran martell
    bugün, diziyi ağır şekilde eleştiriyorsam, bunun başladığı yer, martellerin resmen ırzına geçildiği bölümlerdir. eğer kitaptaki bütün lordların hayatıyla ilgili birer kitap yazsak, bunların en ilginci doran martell'inki olur. daha önce, martell'lerin entrikalarıyla ilgili bir entry (#60491131) yazdığım için burada çok fazla detaya girmeyeceğim. doran martell'in bütün entrikaları son derece gizli olduğu için, kitabı çok dikkatli okumadıysanız, onun gerçekten hiç bir şey yapmadan sarayında oturduğunu düşünebilirsiniz. halbuki, doran ve en sadık işbirlikçisi oberyn martell, gerçekten çok büyük oynayan karakterler ve martellerin karıştığı entikalarla ilgili onlarca teori var. önümüzdeki kitaplarda bunların su yüzüne çıkmasıyla, doran'ın pasif bir lider ve zayıf bir karakter olmadığı daha da net bir şekilde ortaya çıkacaktır. marteller, büyük oynadıkları için, büyük de kaybedebilirler ama eminim ki, onları dizideki gibi rezil bir son beklemiyor. george r. r. martin'in de dediği gibi,

    "doran plays to win, whether at cyvasse or the game of thrones”

    ***
    amorti

    jon snow: jon ile ilgili beklentim, onun ölümden geri geldikten sonra karakter olarak değişmesiydi ama eleman hiç bir şey yokmuş gibi hayatına (!) devam ediyor. kitapta ölümden geri gelen karakterlerde önemli değişiklikler oluyor ve jon'un da farklı bir şekilde geri geleceğine eminim. dizi bu pek siklemiyor gibi.

    arya stark: benzer bir sorun burda da var. arya, masum bir kızdan soğukkanlı bir katile dönüştü ama karakterinde bunu yansıtacak bir değişim göremiyoruz. daha karanlık bir karakter olması gerekiyor gibi.

    cersei lannister: kitaptaki cersei, dizideki cersei gibi çok akıllı bir kadınmış gibi resmedilmiyor. o yüzden, yaptığı salaklıkların bir açıklaması var. dizideki cersei 4-5 sezon boyunca çok akıllı ve güçlü bir karakter olarak resmedildi ama şu anki icraatlerinde sike sürülecek akıl yok. biraz çelişkili gibi.

    --- spoiler ---

  • 46. şu anda çalan şarkı

  • 47. fizik kurallarına aykırı ilginç denge fotoğrafı

    denedim beyler. test edildi, onaylandı; %100 çalışıyor:

    https://i.hizliresim.com/ze5oxo.jpg

    ek: yukarıdaki arkadaş kürdanla yapılan örneğini vermiş. bunu da etrafta kürdan bulamadığımdan metal para ile yapıverdim:

    https://i.hizliresim.com/bao7gv.jpg

    dipçe: sözelciyim.

  • 48. cem yılmaz'ın boşluğunu kapatacak yegane kişi

    olmayan ve olmayacak kişi.

    cem yılmaz'ın farklı kültürleri çok iyi sentezlemesinin payı büyük bunda. artık insanlar daha standard yetişiyor. elbette gözlem yeteneği güçlü, farklı kesimlere dokunabilen insanlar olacak ama cem yılmaz uçlarda sırıtmıyor. zira hem kapalı çarşıda mevzuya girebilecek, hem oscar kazansa konuşma yapabilecek, hem mütevazi olması gereken yeri bilecek, hem de hayvan gibi komik insan pek görünmüyor.

    elbette yeni komedyenler olacak, belki cem yılmaz'dan daha komik olacaklar. ama göreceğiz ki o yeni komedyenlerin muadilleri de olacak ve hiçbiri bu adamın verdiği tadı veremeyecek.

  • 49. bir ilişkideki en heyecan verici an

    ılk buluşma. yanyana yürürken birbirine değen kollar. o an işte o demek, başka kimse değil o. eline tutarken ellerinin terlemesine mani olamama. ilk öpüşme, o tatlı kalp atışları. ilk kavga, bırakıp gider mi korkusu, ilk ilk ve ilk...tum ilkler. hepsi heyecan hepsi kalp carpıntısı. sonra ne olacak peki tüm ilkler bitince. ilkler bitmez, bitmesin.
    ılk kez 2 kişilik dünyana bir bebek istemek, ilk defa elele bebeğinin kalp atışını duymak, sevinçten birlikte ağlamak, doğum. artık 2 kişinin tüm heyecanının o yeni gelen 1 kisi olması. ılk gülücük ilk kelime ilk emekleme ilk yürüme. o minik kalbin her ilk heyecanında koca 2 insanın ondan daha çok heyecanlanması ve artık 3 kişilik hayatında tüm heyecanlar için başrolü çalan güzelliğin gözüne bakarken bile heyecanlanmak.

  • 50. ultraslan

    yeterince mamanız varsa, oooooooo aziz yıldırım şeklinde de böğürtebileceğiniz topluluk. mesela çoğu maçta selçuk inan diye haykırıyorlar. hala daha dursun özbek istifa diyemediler.

    öyle ahım şahım istekleri de yoktur bunların, bir sucuk ekmeğe donunu sıyıran tipler.