debe başlıkları

muhteşem yüzyıl kösem

  • topal paşa'nın sağ kolu af dilerken "topal beni kandırdı, lüffen padişahım, kandırıldım" diye haykırdı. iv. murat'ın sağ kolu silahtar da "kanmasaydın paşaam" dedi.

    tanıdınız mı bu replikleri? tanıdınız tanıdınız.

  • halka bak ya şu amına kodumun çomarlarına bak 1600 den bugüne değişen hiçbir şey yok şu tiplere bak sinirden kendimi sikecem amınakoyim.

  • hep beğenmediklerimizi mi yazacağız, beğenince neden yazmayalım ki?

    başta beren saat'in performansı, sonra kış sahneleri olmak üzere tüm muhteşem yüzyıl serisi içinde ilk 5'e girebilecek bir bölümdü, şeyhülislamın kızı akile için seçilen kızın normal bir kız olmasına kadar her detayını çok beğendim.

    beren saat kösem olmalı diye ilk ben demiştim, zaman zaman beni dediğime pişman eden sahneleri oldu, bazı sahnelerde role giremedi ama ahmet'in ölümünden bu yana kadının performansı baya iyiye gittiği gibi, son bölümde mehmed'in ölümüne verdiği tepki beni mustafa'nın naaşını görünce bağıran mahidevran'ın tepkisi kadar -hatta daha fazla- etkiledi. bu tepkinin aynısını evladını kaybeden bir annede birebir gördüm ben, beren saat'i kötülemek için "ehehe çık kımikti :))" gibi şeyler söylemeye ıkınmamak lazım, o sahneyi 50 defa izledim, 50 kez daha izlesem yine etkilenirim. bir de beren saat'in ağzına dualar, osmanlıca tabirler filan yakışıyor, gerçek hayatında da ayyy çok sevimliiii bir tip olmadığı için kösem'in nasırlaşmış döneminde daha başarılı sanki, az bölüm kaldı zaten umarım böyle gider.
    diziye girişinin kurgusu da, zamanlaması da, o zamanki kösem de beren saat için uygun değilmiş demek ki, kısmet.

    kış sahnelerini gerçekten kışın mı çektiniz gız? o soğuğu odada hissettim resmen. osman dışarıda gezerken yollarda gördüğü donmuş insanlar, yağma, ateş başında ısınmaya çalışanlar, akile'nin konuştuğu yaşlı amca, osman'ın soğuktan yanmış yüzü, kösem'in imareti, hepsi baştan sona kusursuzdu, bize böyle sahnelerle gelin.
    ama en başarılı hacı ağa'nın donmuş boğazda yürüdüğü sahneydi, of neresinden öveceğimi şaşırdım, bunca işim gücümün arasında bölümü tam üç kez izledim üç.

    eskiden olsa oğlunun ölümünden 10 gün sonra imarette yemek dağıtan kösem dayı'ya şaşırırdım ama artık alıştım, bu kadar soğukkanlı bir kadın olmasa gerçekte koca bir devleti 20 sene yönetemezmiş, erhan afyoncu'nun "devleti öyle bir sırtlamıştı ki geceleri uyku uyuyamazmış" lafı geliyor aklıma, bu yüzden dayı gibi oturup koğuş ağası gibi tesbih çekmesi, yas tutmak için aylarca odaya kapanmayıp bir yandan aç doyururken bir yandan düşmanlarının götünden kan alması filan tam bir kösem sultanlık müessesesi gerçekten.

    atanamamış bruno mars osman'la şeyhülislamın azıcık kart kızı ikilisi bana osman - meleksima ikilisinden daha gerçekçi ve romantik geldi, yalnız osman sefere çıkarken şeyhü'nün kızı arkasından neden sikecekmiş gibi bakıyordu anlamadım. kendisine tavsiyem meleksima'ya günde beş vakit "ben hür ve nikahlı bir kadınım" demesi. gerçek bir serial killer olan bu söz öbeği sayesinde hürrem'in bunalıma ve mezara sokmadığı kimse kalmamıştı, başarılar akile.

    safiye - hümaşah - iskender triosu başta hoş bir dans üçlüsü olsalar da zamanla aşırı sıktılar, özellikle iskender'in kösem'le seks yapamamasının hırsından gözünün dönmesi sonucu geldiği hal hayli baymıştı, halbuki kösem'in çükü olduğunu bilse olaylar bu hale gelmezdi. haftaya safiye'nin intihar edeceğini, hümaşah'ın da üzüntüden mısır'a eski kocasından kalan malı mülkü satıp parasını yemeye gideceğini umuyorum. yıl 1621 ve 2 sene önce ölmesi gereken safiye bu gidişle ikinci abdülhamid'i devirip kendi şehzadesini tahta çıkarmaya çalışacak korkarım ki.

    önümüzdeki sezon için 4. murad rolüne yeni birilerini aralamalarına hiç gerek yok, şimdikini oynayan küçük adam çağan efe ak bence murad'ın her dönemini oynayabilir, aktör müsün yavrum sen, karizmatik misin, çok yakışıklı mısın sen ya? çocuk ata binip sefere çıksa yadırgamam, hay maşallah çocuğa bakınca çocuk yapasım geliyor, benim oğlum olsa nazar değer diye camdan bile baktırmazdım. yakışıklı erkek küçükken de yakışıklı oluyor be. aşırı başarılı gen birleşimi, anasını babasını tebrik ederim harika çocuk yapmışsınız.

    bu çok aşırı güzel bölümde kalbimi kıran tek şey mad king mustafa targaryen'i hiç göstermemeleri oldu, kendisi "ağalar şu masayı haremde dolaştırın, hava alsın" dediğinden beri kayıp ecdadımı bulmuş olmanın sevincini yaşıyorum, onu lütfen her bölüm gösterin, canım benim, ecdad gibi ecdad <3

  • lala kelimesini yazıldığı gibi değil de inceltme işaretiyle okuyan oyuncular yüzünden kısmi sağırlık geçirdiğim dizi.

    genç osman'la aniden karşılaşınca genel izleyicinin sezon başındaki halit ergenç sendromuna maruz kaldım. ahmed'im oğullarından çok da uzun boylu ve heybetli, rolü gereği her şeye höt zöt diyen bir tip olmamasına karşın harika bir padişah portresiydi rahmetli. eşinin resimdeki mağrur ve yakışıklı ifadesini görünce göz yaşlarını tutamayan kösem'e dövünerek eşlik ettim. taner ölmez de çok iyi. karakterini umarım biraz daha ayrıntılı işlerler. ilk yılını kardeş katli ile doldurdular. planladığı ıslahatları, meyhaneleri dolaşıp yeniçeri tokatladığı sahneleri görmek isterim. önemli çünkü. onun yaptıklarını giderayak allah'tan günahlarının affını isteyeceği yerde bir ayağı çukurda saltanat hayalleri kuran safiye nenenin saçma entrikasına bin kez tercih ederim. bu arada oğlu sinirlenince gözsüz kalıyor.

    iyilik meleği kösem'i takdir ettim. peşinde beş yüz kadar cariye ve hadım edilerek köleleştirilmiş, hayatı elinden alınmış sayısız hizmetkarla reayasının -koyunlarının yani- fakir evlerini ziyaret edip çıkışta da tezahüratlar eşliğinde poposunu ipek mendillere sildiği sarayına geri dönüyor. "hep çorba hep çorba nereye kadar?" diyip ellerine iki paket makarna tutuşturmasını bekledim. kösem'e derdini anlatan karısını "sus hanım koskoca sultan burada" diye susturan adamda da çok başarılı bir göt kılı prototipi gördüğümü belirtmem lazım.

    yılmaz şahin'e sevgilerimle.

  • şu dizide şöyle kahveden 20 adam toplasan, sarayı basıp tahtı ele geçirebilecekmişsin gibi bir saray ortamı var ya, tüm ciddiyetini kaybettiriyor dizinin.

    iskender, tatar beyzade ile konuşuyor, diyor ki "kafkaslar'a gidip gürcü ve kazaklardan oluşan kocaman bir ordu kurmamız lazım"...
    e iyi de biz bunun gerekliliğine hiç ikna olmadık ki? ne gerek var böyle büyük prodüksiyonlara, bırak safiye ile kösem iki tane ağa üç tane cariye ile, en olmadı 20 tane bostancı ve yeniçeri ile ayarlıyorlar o işleri..

    yani saraydaki askeri güç o kadar sönük ki, iskender "hayvan gibi bir ordu ile gelicem buraya" dediği zaman, biz bi tarafımızla gülmek durumunda kalıyoruz. ne yapıcan olum orduyu, anana söyle, bülbül ağa'ya bi ayar çektiriversin.

  • sultan ahmed ile ahmet davutoğlu'nun aynı günde göçüp gitmelerini ancak büyük resmi gören akp'liler izah edebilir.

  • kösem'in kızkardeşinin ölümü sonrası gözyaşlarına boğuluşu, kendini kaybedişi, çektiği vicdan azabı beni derinden etkiledi, o kadar etkilendim ki böyle bir performansın ardından kendime gelemediğim için izlemeye devam edemeyeceğim ;(
    kardeşi değil de semra özal'ın köpeği ölmüş sanki mk. yüzündeki sabit "bok mu kokuyor?" ifadesiyle kösem'e ve katlanabilenlere başarılar diliyorum, bakın ahmet bile geberip kurtulma peşinde, hoşçakalın.

  • kan dondurucu bir sonu olan bir baş karaktere sahip dizidir.

    kösem, oğlu ibrahim'in öldürülmesinden sonra evlat katili damgası yemiştir. daha sonra tahta geçen, torunu iv mehmed zamanında ise, mehmed'in validesi hatice turhan sultan yüzünden güç kaybetmeye başlamıştır. iv mehmed'e yaptığı ilk suikast girişimi başarısız oldu ancak perdenin ardındaki kösem ifşa olmadı. ancak ikinci deneme sonucunda valide-i muazzama o kadar da şanslı değildi.

    2 eylül 1651 yılında, kösem taraftarı yeniçeriler, halk iftar sonrası eğlencelere dalmışken, açık bırakılan kapılardan saraya girecektir ve iv mehmed'i tahttan indirecektir. ancak böyle bir hamleyi zaten beklemekte olan turhan sultan olaydan bir şekilde haberdar olur ve yeniçerilere gafil avlanmaz. lala süleyman ağa tüm sarayı adamlarıyla donatır.

    gecenin geç sayılabilecek saatlerinde validesi, sultan mehmed'i güvenli bir yere götürür. baskın yapacak olan yeniçeriler ise nahoş bir sürprizle karşılaşırlar.

    saray koridorlarında bütün kösem taraftarları kılıçtan geçirilir. olaylar valide-i muazzama'nın odasının önüne kadar uzanır. kılıç seslerini duyan kösem, beklediği taraftarların geldiğini düşünerek, kapıda bekleyen adamlarına "geldiler mi?" diye sorar. lala süleyman ise "evet, geldiler, siz de dışarı buyurun!" deyince kösem tuzağa düştüğünü anlar ve gizli odalardan birine geçerek, orada daha önceden hazırladığı bir dolabın içine saklanır.

    lala süleyman odaya girer, her yeri didik didik arar, ancak kösem'i bulamayınca bu sefer de o tuzağa düştüğü fikrine kapılır. tam da vazgeçip dışarı çıkacaklarken, kuşcu mehmed adlı zülüflü baltacı sürüklercesine kösemi dışarı çıkarır. herkes üzerine üşüşür, kösemin yalvarmaları yakarmaları fayda etmez. onları zengin edebileceğini söyler ama kimse bu laflara aldırış etmez. kösem sultan 60 yaşını geçmiş, ön dişlerini kaybetmiş olsa da güçlüdür ve celladına direnmiştir.

    en son yere serilir ve kuşcu mehmed elleriyle boğmaya başlar. bu esnada kösem bir yolunu bulup celladın elini ısırır. bunun üzerine canı yanan mehmed, hançerini kösem'in gözüne saplar. tüm bu dehşet verici anlarda, fırsatı ganimet bilen askerler ise kulaklarını parçalayarak küpelerini, parmaklarını kırarak yüzüklerini alırlar sultanın. yağmanın derdine düştüklerinden, sultanın öldüğüne emin olmadan "öldü! öldü!" diye naralar atıp, değerli eşyaları yağmalamaya girişirler.

    ancak daha sonra kösem'in inleyerek nefes aldığı farkedilir. cellaın işi henüz bitmemiştir. bir yerlerden bir perde parçası bulur ve onunla boğmaya başlar. hem kulaklarının parçalanması hem de gözünden hançerlenmesinin de etkisiyle, her yer kana bulanır.

    daha sonra da, osmanlıyı resmi olarak yöneten tek kadın sultanın cesedi, yarı çıplak ve kanlar içinde orada öylece bırakılır.

    kaynak: osmalı imparatoruğu'nda askeri isyanlar ve darbeler

    o kitabın kaynakları ise son sayfalarında mevcuttur.

    edit: akinlardacocuklargibisenolanbininciatli uyarısıyla imla.

  • mustafa'nın yerinde olsam, gönderdikleri cariye yerine pinhan ağayı sikerdim.

  • sultan ahmet han, mimar başının getirdiği sultan ahmet camii'nin projelerini gördükten sonra dediki: "çok büyük ibadethane olacak, önünde de çok büyük meydan olacak". ama bir şeyi unuttu!

    evet, köfteci tabiki... köfteciyi unuttun ahmet.