debe başlıkları

the red pill

  • sağ hep aynı yahu.

    * şans eseri mensubu olunan bir kimlik oluştur (din/cinsiyet/milliyet/ırk),
    * bu görkemli, gurur vesilesi kimliği taşıyanlara ilaveten mağdur rolü yükle,
    * kimliğe mensup olmayanları düşman ve dış mihrak say,
    * bir de düşmanla işbirlikçi, iç mihrak zümresi tanımla (vatan haini olur, meriç olur, münafık olur)
    * dünyadaki tüm problemleri, kötülüğü ve dahi ahlaksızlığı dış mihrakların ve işbirlikçilerinin üstüne yık
    * bütün bunları "tek gerçek", "doğanın kanunu", "değiştirilemez yasalar", "ilahi düzen" olarak pazarla,
    * aksini iddia edeni en iyi ihtimalle itin götüne sok,
    * bu uğurda pozitif bilimleri "ikna aracı" haline getir,
    * bu sayede dikkati, kimlikten bağımsız olarak insanın insanı çatır çatır sömürmesi gerçeğinden uzaklara çek, birileri küpünü doldurup dünyalığını toplarken başkalarının sefalet içinde ezilip gebermesini kanıksat

  • müthiş bir aydınlanma yaşamamı sağlamış olan öğreti. teşekkürler redpill, yaşayın redpillci erkekler. kadın olduğum için yapım gereği gerçekleri görmeye meyyal olmayan, mantıklı düşünemeyen, solipsist bir canlı olmama rağmen benim bile gözümü açtınız. artık doğama uygun davranacak, davranmayanları uyaracağım. sayenizde aile yaşamım değişti.

    size aydınlanma yaşadığım günü anlatayım. bir akşam eve geldiğimde annem mutfakta bizzat gidip kasaptan aldığı eti pişiriyordu. işten gelmiş haliyle bir de bize yemek yapmasına üzüldüm. yine bir şeylere şikayet ediyor, söyleniyordu fakat ben iflah olmaz bir feminazi olduğum için annemin şikayetlerini tüm gün çalışıp bir de akşama yemek yapmasına bağlamıştım. yemeğimizi yerken bu konu üzerinde derin derin düşündüm. annemin ne kadar mutsuz olduğunu, bizim ona yetemediğimizi, babamın daha fazla ev işleri sorumluluğunu alması gerektiğini düşündüm.

    sofrayı topladık ve herkes kendi köşesine çekildi. kimimiz televizyon izliyor, kimimiz internette takılıyorduk. o mutlu aile tablosundan eser yoktu. derken babam, türk babalarına özgü bir tavırla mutfağa gidip bir sepet dolusu meyveyle geri döndü ve meyveleri soyup dilimlemeye başladı. o meyveleri soyuyor, ben de dikkatle onu izliyordum. o meyve soydukça benim de onun otoritesine olan inancımın azaldığını hissettim. neden böyle oluyordu? neden annem sürekli bir şeylerden şikayetçiydi?

    derken bu başlık altında okuduklarımı hatırladım bir anda. kafamda şimşekler çakmaya başladı, artık her şeyi daha net görüyordum. kırmızı hapı yutmuştum. bir elimle annemin bir elimle babamın kolundan tutup ikisini karşı karşıya getirdim.

    "anne! baba! ne yapıyorsunuz siz?" diye isyan ettim. şaşkın şaşkın suratıma bakıyorlardı, hiçbir şey anlamamışlardı. tabii her ne kadar aydınlanma yaşamış olsam da feminazilik, erkek düşmanlığı iliklerime işlemişti bir kere ve alışkanlığın getirdiği bir refleksle ilk önce babama saldırdım. "baba," dedim, "niye meyveyi sen soyuyorsun? bu senin görevin mi?" babam şaşkın şaşkın bakıyordu. "vitamin alasınız diye soydum kızım," dedi. anneme döndüm, "anam, kadın anam, anacığım" dedim. "binlerce yıl önce atalarımız böyle mi davranıyordu? avcılık erkeklerin, toplayıcılık kadınların işiydi. sen... sen... senin genlerine çilek kokusu işlemişken o narin ellerine et kokusu yakışıyor mu anacığım?" dedim. babama döndüm, "babam," dedim, "evimin direği, ailemizin reisi babam... bu güçlü eller meyve bıçağı tutmak için değil, et bıçağı tutmak için evrimleşti," dedim. bir anda ikisinin de gözleri doldu. babam ağlamaya başladı, annemse şaşkın şaşkın bakınıyordu etrafta. "görüyor musunuz?" dedim, "bu hayat tarzı sizi ne kadar bozmuş. normalde annemin ağlaması babamın dimdik durması gerekirdi," dedim. artık annemin neden sürekli şikayet halinde olduğu ortadaydı, bu evde erkek erkekliğini kadın kadınlığını bilmiyordu. derhal birilerinin bu işe el koyması, bir ucundan tutarak yavaş yavaş düzeltmeye başlaması gerekiyordu.

    o akşam keyfimiz yerine gelmişti. annemin doğal bir içgüdüyle, içine sevgisini ve şefkatini katarak soyduğu meyveleri iştahla yiyorduk. babamın soyduğu meyveler hiçbir zaman bu kadar lezzetli olmazdı. modern hayatın baskılamaya çalıştığı erkekliği meyve soyarken ortaya çıkar, meyvelerle adeta kanlı bir savaş verirdi. neticede herkesin doğasına uygun davranması hepimizi mutlu ediyordu artık.

    ertesi akşam babam yine her zaman olduğu gibi televizyonun karşısında kucağında kumanda ile uyuyakalmıştı. spor programı açıktı ve tabii ki evdeki üç dişi olarak hiçbir şey anlamıyorduk, sıkılmıştık. babamın kucağından kumandayı almaya karar verdik. daha kumandaya dokunduğumuz anda babam irkildi, uyandı ve cevap vermeye başladı: "hnsss.. iz.. izliyorum ben onu değiştirmeyin" dedi ve uyumaya devam etti. annem söylenmeye başladı, "bari o uyuduğu zaman istediğim şeyi seyredebilsem, sanki şimdi seyrediyor'" dedi. annemin shit test yaptığının farkına vardım o anda.aradan 30 yıl da geçse kadın kadındı ve shit test yapmaya devam edecekti. gerçi ben de bir kadındım ama kırmızı hapı yuttuğum için gerçekleri görebiliyordum. "anne," dedim, "erkekler milyonlarca yıl boyunca avlanıp kabileyi korumuşlar. bu zaman zarfında elbette ki uyurken bile etrafı izleme yetisi geliştirmişler. sen kadın olduğun için anlamıyorsun ama o şu anda gerçekten izliyor," dedim. bir anda düşündü, hak verdi. her ne kadar modern hayat baskılamış olsa da babamın gerçek bir alfa olduğunun bilincine vardı. gözleri doldu, "d-demek... demek o yüzdendi..." nihayet redpill sayesinde sevgili babam 30 yıllık shit test'i geçmeyi başarabilmişti.

    şu an gerçeği görmeye başladığımız hayatımızın ilk günlerini yaşıyoruz ve her şey yolunda gidiyor. söyledikleri zaman inanmazdım ama redpill gerçekten 100% çalışıyor arkadaşlar. evimize huzur geldi. siz de benim yaşadıklarımdan ibret alın ve kırmızı hapı yutun........,,,

  • öncellikle tenezzül edip buraya yazdıklarımı okuyan herkesten özür diliyorum. burada yazılanları okumanın artık can sıkıcı olduğunu biliyorum. yazmak da öyle. ama yazılanları okuyunca kendimi tutamayıp yazma ihtiyacı hissediyorum.

    sonsuzluk ve bir gün kadın cinayetlerini diline dolamış. önce kadın cinayetinin ne olduğu konusunda anlaşalım. kadın cinayeti dendiğinde benim anladığım şey, maktulün kadın oluşunun önemli bir etmen olması. yani banka soymaya çalışan bir soyguncunun, alarma basan kadın memureyi öldürmesi değil. ya da bir miras için aileden birisinin bir kadın akrabasını öldürmesi değil. eczacıbaşı- vakıfbank güneş sigorta maçında birbirine giren iki holigan kadının birbirini bıçaklaması değil. ( eved, çünkü kadınlar yalnızca beleybol izler.) neyse sulandırılacak mesele değil. kadın cinayeti dendiğinde benim aklıma iki tip vaka geliyor. birincisi, bir cinsel şiddet esnasında işlenen bir cinayet olabilir. tecavüz ya da tecavüze yeltenme gibi, hatta evlilik içi tecavüz gibi... ikincisi de, namus, kıskançlık gibi gerekçelerle, eş, baba, kardeşler, sevgili, platonik aşık tarafından işlenen cinayetler. böyle bir kelime duyduğumda benim aklıma bunlar geliyor. yanlış ya da eksik biliyorsam lütfen düzeltin. bu iki tip vakanın da ortak noktaları var. mağdurların ekseriyetle kadın olmasının yanın da, ki daha az oranda olmak kaydıyla mağdurlar erkek de olabiliyor, kişinin bedeni üzerindeki tasarruf hakkının yok sayılması. bir başka deyişle kadın bedeni üzerinde tahakküm kurma çabası. yani kadın cinayetlerinin böyle anılmasının sebebi maktullerinin kadın oluşundan ziyade, kadın olmalarının bu cinayetlerde önemli bir belirleyen oluşu. burada bir anlaşalım en temelde. anlaştık mı?

    bu minvalde bir erkek cinayeti kategorisinden bahsedebilir miyiz? yani katledilen kişinin erkek oluşunun önemli bir belirleyen olduğu bir toplumsal şiddet hali var mı? erkeklerin bedeni üzerinde bir tahakküm çabası var mı toplumsal anlamda? eşcinsel erkeklere yönelik sistematik olarak görebileceğimiz namus cinayetleri var ama bunu dert edindiğinizi pek sanmıyorum. eşcinselliğe de karşısınız sonuçta. yine de kıskançlık temelli öldürülen erkekler var elbette. bu ne kadar sistematik ve yaygın bilmiyorum. ama elbette üzerine düşünülmesi gereken bir mesele. fakat kabul edelim ki, maktullerin katlinde erkek oluşlarının önemli bir belirleyen olduğu bir erkek cinayeti meselesi sistematik olsun, bu kadın cinayetlerini yok kılar mı? önemsizleştirir mi? gerçekten bu minvalde sistematik bir erkek cinayeti meselesini dert ettiğinizi var sayalım, (bunu gerçekten dert ettiğinizi hiç sanmıyorum.) neden bunun hakkında farkındalık yaratmak yerine, bunu engellemeye azaltmaya çalışmak yerine, kadın cinayetlerinin önemsiz olduğunu ya da böyle bir kategorinin olmadığını iddia ediyorsunuz? bunun erkek cinayetleriyle ilgisi ne? erkeğe yönelik şiddete mi karşısınız yoksa tek derdiniz demagoji mi? yani bir dertten bahseden birisine, hayır yanılıyorsun öyle bir dert yok asıl dert bu demek gerçekten anlaşılması zor bir davranış. yani hayvan haklarından bahseden birine, sen yanlışsın asıl küresel ısınmayla mücadele etmeliyiz asıl mesele o demek biraz saçma değil mi? erkek haklarından bahsetmek bu konuda mücadele etmek için, kadınlarla ilgili sorunları görmezden mi gelmek gerekiyor?

    yine aynı entride sonsuzluk, "evine ekmek götürürken ölen erkeklerden" bahsetmiş. bahsettiği şey sanırım iş cinayetleri. gerçekten sonderece önemli bir o kadar da yakıcı bir konu bu. fakat bunun kadına yönelik şiddetle alakası ne? bu herşeyden önce emek meselesiyle, iş güvenliğiyle, neoliberalizmle ya da kapitalizmle ilgili bir mesele. evet bu işlerde ekseriyetle erkekler çalışıyor evet ama emeklerinin ve hayatlarının değersiz görülmesi yukarıda bahsettiğim meselelerle ilintili. gelin dürüst olalım. iş cinayetlerini gerçekten önemsiyor musunuz? yoksa bu acılar üzerinden kendinize argüman mı devşirmeye kalkıyorsunuz? emek meselesiyle ilgili fikriniz ne? kapitalizmle, neoliberalizmle, iş güvenliğiyle ilgili fikirleriniz? bu meselelerin gerçekten önemli olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa sizler için sadece bir demagoji aracı mı? sonuçta savunduğunuz öğreti, kurtlukta düşeni yemek kanundur kıvamında. sistemle sorunlu olmaktan ziyade onun açıklarını manipüle etmek temel gayesi. gerçekten emek sorununu önemsiyor musunuz? yoksa önemsediğiniz tartışmadan galip çıkmak mı? kaldı ki bir kısmınız kadının çalışmasına da karşı sanırım. geçenlerde biriniz kadınların çalışmaması gerektiğini söylediğinde, kanaat önderiniz skeptico özel ekleme yaptırmıştı hobi olarak çalışabilirmiş kadınlar. lütfetmiş paşam! şimdi bu kadınlar çalışmayıp sizin elinize mi baksınlar yoksa çalışıp iş cinayetlerine mi kurban gitsinler? tam olarak istediğiniz ne? bir fikir birliğine varın bence.

    bir de şöyle bir entri paylaşılmış honorius tarafından: (bkz: #69490127) üşenmedim okudum. kendi adıma bir kısmını nadiren, bir kısımını da sıklıkla kullandım. bir kısmındansa özellikle kaçındım listelenen davranışların. mesela sosyla bilimler noktasında cahil olduğunuzu sık sık dillendiriyorum. hatta arttırıyorum su katılmamış cahillersiniz bu konularda. belki çok iyi mühendisler olabilirsiniz, ya da astro fizikçisinizdir, müzisyen, heykeltraş neyse artık. ama sosyal bilimlerden hiç anlamıyorsunuz. bir de sık sık genelleme yaptığınızdan da bahsettim. her neyse konu benim yaptıklarım değil sadece tarafsız okumaya çalıştığımı belirtmeye çalışıyorum. ilgili entriyi neredeyse bütün ekip favlamış. peki siz bunları yapmadığınızı mı düşünüyorsunuz? mesela ad hominem yapmıyor musunuz? sizi eleştirenlere, meriç, amsalak, feminazi demiyor musnuz? konuyla alakasız entrilerini gündeme getirmiyor musunuz?

    listede asabiyet suçlaması var, sizde meriçlerin ve feminazilerin sizlere öfkeyle saldırdığını dillendirmiyor musunuz sıklıkla? mesela, istenilmemek suçlaması var; sizin deyiminizle feminazilerin çirkin olduklarını ima etmiyor musunuz? onlara teyze demiyor musunuz? ya da biz meriçlerin sadece bu yolla kadınları etkileyebileceğimizi ima etmiyor musunuz? hatta yanılmıyorsam bu durumda bile etkileyemiyorduk. * itici olma suçlaması da bununla alakalıymış. neyse uzatmayayım. isteyen listeye bakar. 18 madde var. hepsini okudum ve üç aşağı beş yukarı entriyi favlayanların hemen hemen bütün davranışları uyguladığını görünce şaşırdım mı peki? hiç sanmıyorum.

  • eksisozlugun bagcilari gibi baslik, ne avam muhabbet donmus lan, ne s.kime merak edip actiysam. 60 yasinda dedenin libidosunun agzina vurmasi gibi bir tat birakti yeminle.

  • efendi erkeğini terk edip, arap prensine gidecek binlerce kadın vardır. bakın binlerce.

    ama bunu "kadın oldukları için" yapmıyorlar. bu davranışta bulunmalarının sebebi "kadın olmaları" değil.

    pragmatist, konformist, düşük ahlaklı, "iyi yaşamı" maddesel tanımlar üzerinden modelleyen, bencil ve post-modern insanlar oldukları için yapıyorlar.

    "ama erkekler böyle bir şeyi asla yapmaz, asla "daha iyisi / zengini" için aldatmaz / terk etmez. bu kadınlara özgü bir davranıştır!"

    pekiyi piyango çıkınca ilk iş 3 çocuğunun annesi "karıyı" boşayıp, daha güzel, daha genç, daha cevval, daha doğurgan kadına koşmak olan erkek?

    5 dönüm arsa satınca, kendine, ailesine, yaşamına fayda sağlayacak bir iş yapmak yerine, sefil sefil pavyonlardaki pala bıyıklıların meze masalarına servet harcayan erkek?

    isveç / norveç / danimarka vatandaşlığı için, mevsimlik işçi olarak çalışan imam nikahlı karısını bostanda bırakıp, zengin avrupalı kadının kapatması olan erkek?

    kendisi de zengin ve başarılı, ap-alfa bir iş adamı olduğu halde, evli ve ünlü bir kadınla ilişki yaşayıp hem kendi karısını aldatan hem de feministlerin yok ettiği aile müessesenin ta içine sıçan erkek?

    mutlu evliliğini, yuvasını, snapchat filtresi haline gelmiş daha ve genç güzel kadını sikmek için bitiren, ilk önce pişman olup geri dönmek isteyen ama mecbur kalınca da fenomenle evlenen türkiye'nin en alfa, en zengin, en başarılı erkeği?

    sevmediği iğrenç bir kadınla, sırf kayınpederi zengin diye evlenen erkek?

    e kadınların evrimsel psikolojisinin sonucu dediğiniz herşeyi "asla yapmaz" dediğiniz erkekler de yapıyor işte?

    piyango çıkan erkek, daha iyisini sikebileceğini düşündüğü için çocuklarının annesini terk ediyor.

    vize / daha iyi hayat / ekonomik imkanlar yüzünden iskandinav ülkelere giden erkek, sadık ve çalışkan karısını terk edip avrupalı kadının kapatması oluyor.

    her türlü imkana sahip olan zengin alfa, doyumsuzluk yaşadığı için karısını aldatıp karısı tarafından terk ediliyor. barışma çabaları kabul edilmeyince, mecburen "hipergamik para düşkünü kadınla" evleniyor. neden? çünkü evlenmezse ünü / muhafazakar toplumdaki kabulu zarar görecek, bu yüzden de servetini kaybedecek.

    peki biz bu örnekleri gösterip "bütün erkekler evrimsel psikolojileri gereği kendilerine sadık olan monogamik eşlerini aldatan, çocuklarını ortada bırakarak türününün devamını tehlikeye atan, parayı bulunca götü-başı oynayan, ama tapan doyumsuz varlıklardır" mı diyelim?

    alakası yok lan. bu adamların bu davranışları yapmasındaki sebep cinsiyetleri değil, karakterleri.

    bu kadar basit.

  • şu başlıkta trp savunucusu olarak tartışma adabı ve argümanların kalitesi bakımından takdir ettiğim tek insan 1f'ye yine sezar'ın hakkı sezar'a diyerek şapkamı çıkartıyorum. ve ufak bir yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum

    --- spoiler ---

    kadınlar kendi çıkarlarını maksimize edebilmek için zengin koca araması mübah bizim ilişkilerde maksimum fiyat/performans oranını elde etmek için bazı çözümler geliştirmemiz suç.

    --- spoiler ---

    bahsettiğin kadın davranışı ile ilgili bu tartışmada hiç kimsenin olumlu bir söz ettiğini hatırlamıyorum. varsa lütfen göster. güce tapmak doğal olduğu kadar boktan bir davranışsal eğilimdir ve bunu yapan kadının davranışını da ahlaken tartışmaya açsak zaten birlikte yeterince yerden yere vuracağız.

    lakin öyle bir kadın hareketi var mı, ciddi biçimde ses getirebilen? yani kadınların kendi durumlarıyla ilgili feminen bir the red pill'leri var mı? "kadın dediğin güce tapar, bizlerin beta erkeklerden istifade etmemiz gayet doğal bir şeydir. sizle sevişelim istiyorsanız kas yapıp para kazanın, özgüven depolayıp bize kötü davranın; bizi mutlu eden bu ve bundan gocunmayın" diyen önemli sayıda kadın oldu da biz mi tartışmaya girmedik ?

    lütfen şimdi "böyle çok sayıda özel mesaj alıyorum" goygoyunu bırakın ve başlığın tamamına bakın. burada ses etmiş ne kadar kadın varsa istatistiki olarak anlamlı ölçüde sizin laflarınıza karşı çıkmış. yani güce tapan boyalı fahişeler, gold digger'lar, kezbanlar her ne kadar kadın popülasyonunun önemli bir yüzdesini oluştursa da kesinlikle tamamını temsil etmiyorlar. öte yandan bu hayli önemli yüzde bu tartışmada gayet underrepresented durumda ve trp'ci arkadaşlar onlar adına konuşuyor.

    kadın kimliğini insan kimliğinin önüne koymuş boyalı fahişeler gibi trp erkekliği de kapitalist konformizmin yan ürünleri. diyorum ya, orta sınıf ahlakı. eğer bu kadınları elde etmek için trp'e ihtiyaç duyulur diyorsanız zaten haklısınız. ama hollywood'u geride bırakın. mizahıyla sizi güldürebilecek, size sevgiliden ziyade bir hayat dostu da olabilecek, vakti gelince ölünüzü kefene sarmaktan imtina etmeyecek bir kadını trp ile "elde ederim" (!) diyorsanız kolay gelsin.

    son olarak, halen "trp kadın erkek ilişkilerinden ibarettir" diyor musun?

  • tesadüfen karşıma çıkan şu haberi hayat ve doğrular ile ilgili olarak söylediklerine dönüp bakmak isteyen olur diye şuraya bırakıyorum:

    testosteron erkekleri aptallaştırıyor mu? (makaleden: to put it bluntly, testosterone makes you stupid.)

    "having persuaded 243 men to smear their torsos with either a placebo or a testosterone gel (imagine the lead-up: “no, honestly, we’re not videoing this … no, that’s not a one-way mirror … no, we are not going to offer you a diet coke”), the scientists gave them a “cognitive reflection test” designed to assess their ability to answer tricky questions where their first, intuitive answer was likely to be wrong*. those who had rubbed themselves with testosterone rather than the placebo answered 20% fewer questions correctly – while remaining convinced they were right. they also “gave incorrect answers more quickly, and correct answers more slowly than the placebo group”. as caltech’s colin camerer said: “the testosterone is either inhibiting the process of mentally checking your work or increasing the intuitive feeling that, ‘ı’m definitely right.’”

    tercüme değil özet: 243 erkek denek gövdelerine testosteron jeli veya placebo sürmeye ikna edilmiş. daha sonra bilimadamları tarafından bu deneklere kognitif düşünce testi yapılmış. test soruları, ilk bakışta içgüdüsel olarak yanlış cevap verilebilecek, şaşırtmacalı diyebileceğimiz sorulardan seçilmiş. testosteron sürünen denekler, plasebo sürünen deneklere göre %20 daha az doğru cevap vermiş, ve yanlış cevapları daha kendilerinden emin hissederek vermişler. ayrıca testosteron sürünen deneklerin yanlış cevapları daha hızlı, doğru cevapları daha yavaş verdiği görülmüş. bu durum "testosteronun ya yapılan işi zihinde tekrar değerlendirme sürecini engellediği ya da içgüdüsel haklılık hissini desteklediği" olarak yorumlanmış.

    haberin gerisinde diğer yorumlar ve kadınların testosteron seviyelerine ilişkin henüz araştırma yapılmadığı bilgileri var.

    erkekler şöyledir böyledir demeyeceğim, zira vücudumda herhangi bir cins için "mantıksızdır güvenilmez" vb gibi saçma yargılara bütün kalbimle inanmamı sağlayacak seviyede testosteron olsaydı sanırım gür bir sakalım olurdu.

    söylemeye çalıştığım, çözümlemeye çalıştığınız hayatın pek çok noktasında bu şaşırtmacalı sorular mevcut. buradaki görüşlere maruz kaldıktan sonra ilk aklınıza gelen ve doğru olduğuna çok emin olduğunuz cevapları bir daha değerlendirmeniz faydalı olacaktır. çünkü bu başlık ve bu başlıktan alınan coşkuyla kadın başlıklarına aktarılan fikirlerin gittikçe toplum sağlığı için endişe verici bir testosteron öfkesine dönüştüğünü görüyorum. bunun nedeninin de belki bu hareketi takip eden yaş gurubuyla alakalı olduğunu düşünüyorum.

    tabii ki kendiniz için en iyisini yapın, kim buna itiraz edebilir ki, okuyun, sağlıklı kalmaya çalışın, sizi besleyen işler yapın, başarılı olmaya çalışın. bunu size birinin söylemesine ihtiyacınız var mı? ama bunu yaparken sizi tek tipleştiren öğretilere, ilk basit görünüşlü cevabı sunan fikirlere şüpheyle yaklaşın.

    kuralları, tavsiyeleri falan var bu öğretinin okumuştum. biri "bilgisayar oyunu oynamayın" demişti mesela. yahu siz planescape torment oynadınız mı hiç? bir insan neden sizden bu zenginliği çalma hakkını kendisinde görsün? ya da istemiyorsanız oynamayın canım. sizin için ne iyiyse onu yapın. ama size burada sunulan şey bir şablon. şablona uy. alfa ol.

    farklı kadınlarla yine probleminiz olsun, konuyu tartışın, ama bir kadını tartışın, kadınların hepsini değil.

    siz bir insansınız. sizin dna'nızı veren anne babanızdan bile farklısınız, neden sırf aynı cinsten ve benzer sorunlar yaşamış diye bir takım insanlarla aynı olasınız, aynı yaşayasınız? neden kadınlar birbirinin aynı, erkekler birbirinin aynı olsun? aynı insanla seks bile iki kere birbirinin aynı olmuyorken bu yargılara, tariflere, formüllere güven olur mu?

    kendinizin daha iyi bir versiyonu haline gelmek için bu paketi almanıza gerek yok. sizi paketleyip size satan bir fikir önünüzdeki, en kötüsü de kendinizi tanımlamak için bu fikre muhtaç hale gelmenizi sağlayacak bir düzen içinde sunuluyor.

    hayatla ilgili söyleyebileceğim tek bir şey var, kendinizi sevin, sevmiyorsanız kendinizi sevebilmeniz için nasıl bir insan olmanız gerekiyorsa öyle olun, çünkü insan kendini sevmeden ne karşısındaki kişileri doğru sevebiliyor, ne kendini doğru sevdirebiliyor. gerisi de çorap söküğü gibi gelir zaten. o zaman yaşantınız hayatınızı taşır, o zaman sorumluluk alırsınız, o zaman empati duyarsınız, o zaman başarılı bir insan veya insan olmakta başarılı olursunuz.

  • bu "reddedilmeme" takıntısı ile tecavüz/taciz arasındaki tehlikeli bağı sadece ben mi görüyorum, yoksa aklı başındaki herkes farkında mı?

  • şu sonsuzluk ve bir gün gibi saf gençlerin kanına giren the red pill baronları; iki elim yakanızda olacak. sırf bu çocuklar için bu başlıkta yazmaya değer.
    adam o kadar naif ki kızamıyorsun bile... örnekleri, hedefleri, hayata dair beklentileri... evladım niye günde 6 saat ders çalışan adama ameliyat olayım manyak mıyım ben? bu ameliyatı en çok en iyi kim yapıyorsa ona olmak isterim. belli ki cerrahlar hakkında da birşey bilmiyorsun. bu nasıl kendini geliştirmek kurumsal hayat vs. hiçbirşeyden haberin olmasın ama bütün cahil cesaretinle daya döşe... alfa olmak desteksiz sallamak değil. belli kafan öğrencilikte kalmış (belki hala öğrencisin) senin için alfalık birimi ders çalışma saati, kafanda iş bulmak var; hayat standardı için mütevazi hedeflerin var; bunlar kötü şeyler değil ama elini bu kadar açık etme. bak baronlarına göt olacakları çarpıtamayacakları konulardan nasıl kaçıyorlar. canın bilgisayarda oyun oynamak istiyorsa aç oyna; kimse oynamadın diye sana artı puan vermez. ben betayım andığın oyunların hiçbirini bilmiyorum sen alfa adayısın ama belli aklın orda...
    sizin kendilerine özenmenize; kendilerini iyi hissettirmenize ihtiyacı olan adamlara sallayın tekmeyi; şeyhini uçuran mürit olmayın, hiçbir şekilde mürit olmayın.

  • bu kırmızı hap tarihi ne zamana dayanıyor bilmiyorum, ama başımdan geçen bir anıyı paylaşmak isterim. sanırım 2005 senesiydi. bir konserde bir çocukla göz göze geldim. o sırada ben bir şeye gülümsüyordum, o da uzakta başka bir şeye gülümsüyordu. ikimiz de sırıtırken, göz göze geldik tesadüfen ve gülümsememiz derinleşti bir anda. sonra kafaları çevirdik.

    sonra başka bir ortamda başka bir gün, pat diye yine karşılaştık. a nerden çıktı bu yine derken yine gülümsemeler, falan filan. ben çaktırmadan arkadaşıma gösteriyorum, nasıl tatlı çocuk falan değil mi diye. ki o zamanlar cidden tatlıydı.

    bu arada o sıralar ben lisedeyim. bahsettiğim karşılamalar da lisenin kültür etkinliklerinde geçiyor. onla karşılaştığımız günün akşamında benim dahil olduğum etkinlik grubuyla yemek yemeye gidiyoruz. hocalar da yanımızda. bir bakıyorum, bizim çocuk da gelmiş. meğersem bir arkadaşımın ağabeyiymiş. o da bizim liseden mezun. tam karşıma oturdu. bütün gece benle ilgilendi, ve gecenin sonunda msn adreslerimizi verdik ve iletişime geçmeyi başardık.

    bütün bir yaz, onla online denk gelebilmek için elimden geleni yaptım. yazlıkta internet, bilgisayar yok. haftada 2-3 internet kafeye gitmeye çalıştım. laptopu olan bir misafir geldiğinde ödünç alıp 146dan bağlandım. annemden azar işittim falan. ama bir şekilde iletişimde kaldık.

    sonbaharda biz bununla buluştuk. tek aklımda kalan ter kokusu. tiyatroya gitmiştik. ve öleceğimi sandım o salonda. o gün o çocuk benim için çekiciliğini kaybetmişti. ama yine de online konuşmaya devam ettik.

    çocuk çok akıllıydı. dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde okuyordu. ama başka planları vardı. the red pill o zaman revaçta mıydı bilmiyorum. burada ilk entry 2010 yılında girildiyse 2005 civarı amerikada okuyan biri bu felsefenin ilk çıktığı zamanlara hakimdir muhtemelen. neyse efendim, bu çocuk bana ideallerini anlattı. ilişkiler konusunda çok okuduğunu, ve bildiklerini kitap ve seminerlerle insanlara anlatacağını, bir devrim yaratacağını anlatıyordu. deneyimlerini anlatıyordu, taksimde bir gecede on farklı bara gidip, onlarca kızla tanışıp, hepsini nasıl tavladığından bahsediyordu. sözüm ona bu deneyimi herkes yaşamalıymış. hayali üç sene içinde milyonlar kazanmaktı. ve adım gibi eminim ki okudukları, uyguladıkları the red pill dersleriydi.

    şimdi bu çocuğun çok zeki ve çalışkan, ayrıca tipten de fena olmadığını düşünün. bir de bunun üstüne hırsı ekleyin. üç yıl içinde milyonlar kazanacağım diyordu. ama aynı zamanda leş gibi ter kokan biri. tam o sırada otobüsle inönü stadyumunun ordan taksime doğru çıkıyorduk. gülerek o milyonları kazanınca haber edersin diye dalga geçtim. tam o sırada otobüs virajı alırken, bedenim saçlarım savruluyordu ve yüzümde bihterin nihali aciz gören, ezen bakışlarının bir kopyası vardı. karşındakinin, elinde her türlü imkan varken saplantıları yüzünden kendine saçma sapan hayaller edinmesi, ve senin onun başarısızlığa sürükleneceğini bilmenden kaynaklanan. sanırım bu son görüşmemiz oldu. çünkü cidden sağlıklı bir insan profili çizmiyordu. işi gücü okulu bırakmış, böyle safsatalarla uğraşıyor. ben değil, herhangi bir kız böyle kafayı kırmış birini ciddiye almaz. one night stand için fazla pis ayrıca.

    şimdi ne mi oldu. tabii ki milyonlar kazanamadı. ne iş yaptığını söylemeyeyim ama çocuklarla haşır neşir. seviyesinin kat be kat altında bir iş. bir ara tipi bozmuştu ama şu aralar yine toparlamış. en ilginci ise, geçen sene her gün demokrasi nöbetindeydi. şimdi hala her gün sabah gazetesinden erdoğan haberleri paylaşıyor. alfa olmayı geç, beta, omega bile olamayacak bir akgezen. bana kalırsa, fetocu ve gizlemeye çalışıyor. o kazandığı, burs aldığı okulları belki böyle açıklayabiliriz belki, bilemiyorum. ama şu an bana tamamen bir ucube gibi geliyor.

    buradan the red pill felsefesine inanan erkeklere sesleniyorum. sadece işe yarar kısımlarını alın. karizmatik duruş, güçlü adam portresi çizmek falan hoş şeyler bunlar ama bunların sizi mekanikleştirmesine izin vermeyin. karşınızdakinin bir insan olduğunu unutmayın. yoksa bu öğrenilmiş hareketler buram buram kokuyor ve karşınızdaki insan yıllar sonra sizi aciz biri olarak hatırlıyor.