debe başlıkları

the red pill

  • tesadüfen karşıma çıkan şu haberi hayat ve doğrular ile ilgili olarak söylediklerine dönüp bakmak isteyen olur diye şuraya bırakıyorum:

    testosteron erkekleri aptallaştırıyor mu? (makaleden: to put it bluntly, testosterone makes you stupid.)

    "having persuaded 243 men to smear their torsos with either a placebo or a testosterone gel (imagine the lead-up: “no, honestly, we’re not videoing this … no, that’s not a one-way mirror … no, we are not going to offer you a diet coke”), the scientists gave them a “cognitive reflection test” designed to assess their ability to answer tricky questions where their first, intuitive answer was likely to be wrong*. those who had rubbed themselves with testosterone rather than the placebo answered 20% fewer questions correctly – while remaining convinced they were right. they also “gave incorrect answers more quickly, and correct answers more slowly than the placebo group”. as caltech’s colin camerer said: “the testosterone is either inhibiting the process of mentally checking your work or increasing the intuitive feeling that, ‘ı’m definitely right.’”

    tercüme değil özet: 243 erkek denek gövdelerine testosteron jeli veya placebo sürmeye ikna edilmiş. daha sonra bilimadamları tarafından bu deneklere kognitif düşünce testi yapılmış. test soruları, ilk bakışta içgüdüsel olarak yanlış cevap verilebilecek, şaşırtmacalı diyebileceğimiz sorulardan seçilmiş. testosteron sürünen denekler, plasebo sürünen deneklere göre %20 daha az doğru cevap vermiş, ve yanlış cevapları daha kendilerinden emin hissederek vermişler. ayrıca testosteron sürünen deneklerin yanlış cevapları daha hızlı, doğru cevapları daha yavaş verdiği görülmüş. bu durum "testosteronun ya yapılan işi zihinde tekrar değerlendirme sürecini engellediği ya da içgüdüsel haklılık hissini desteklediği" olarak yorumlanmış.

    haberin gerisinde diğer yorumlar ve kadınların testosteron seviyelerine ilişkin henüz araştırma yapılmadığı bilgileri var.

    erkekler şöyledir böyledir demeyeceğim, zira vücudumda herhangi bir cins için "mantıksızdır güvenilmez" vb gibi saçma yargılara bütün kalbimle inanmamı sağlayacak seviyede testosteron olsaydı sanırım gür bir sakalım olurdu.

    söylemeye çalıştığım, çözümlemeye çalıştığınız hayatın pek çok noktasında bu şaşırtmacalı sorular mevcut. buradaki görüşlere maruz kaldıktan sonra ilk aklınıza gelen ve doğru olduğuna çok emin olduğunuz cevapları bir daha değerlendirmeniz faydalı olacaktır. çünkü bu başlık ve bu başlıktan alınan coşkuyla kadın başlıklarına aktarılan fikirlerin gittikçe toplum sağlığı için endişe verici bir testosteron öfkesine dönüştüğünü görüyorum. bunun nedeninin de belki bu hareketi takip eden yaş gurubuyla alakalı olduğunu düşünüyorum.

    tabii ki kendiniz için en iyisini yapın, kim buna itiraz edebilir ki, okuyun, sağlıklı kalmaya çalışın, sizi besleyen işler yapın, başarılı olmaya çalışın. bunu size birinin söylemesine ihtiyacınız var mı? ama bunu yaparken sizi tek tipleştiren öğretilere, ilk basit görünüşlü cevabı sunan fikirlere şüpheyle yaklaşın.

    kuralları, tavsiyeleri falan var bu öğretinin okumuştum. biri "bilgisayar oyunu oynamayın" demişti mesela. yahu siz planescape torment oynadınız mı hiç? bir insan neden sizden bu zenginliği çalma hakkını kendisinde görsün? ya da istemiyorsanız oynamayın canım. sizin için ne iyiyse onu yapın. ama size burada sunulan şey bir şablon. şablona uy. alfa ol.

    farklı kadınlarla yine probleminiz olsun, konuyu tartışın, ama bir kadını tartışın, kadınların hepsini değil.

    siz bir insansınız. sizin dna'nızı veren anne babanızdan bile farklısınız, neden sırf aynı cinsten ve benzer sorunlar yaşamış diye bir takım insanlarla aynı olasınız, aynı yaşayasınız? neden kadınlar birbirinin aynı, erkekler birbirinin aynı olsun? aynı insanla seks bile iki kere birbirinin aynı olmuyorken bu yargılara, tariflere, formüllere güven olur mu?

    kendinizin daha iyi bir versiyonu haline gelmek için bu paketi almanıza gerek yok. sizi paketleyip size satan bir fikir önünüzdeki, en kötüsü de kendinizi tanımlamak için bu fikre muhtaç hale gelmenizi sağlayacak bir düzen içinde sunuluyor.

    hayatla ilgili söyleyebileceğim tek bir şey var, kendinizi sevin, sevmiyorsanız kendinizi sevebilmeniz için nasıl bir insan olmanız gerekiyorsa öyle olun, çünkü insan kendini sevmeden ne karşısındaki kişileri doğru sevebiliyor, ne kendini doğru sevdirebiliyor. gerisi de çorap söküğü gibi gelir zaten. o zaman yaşantınız hayatınızı taşır, o zaman sorumluluk alırsınız, o zaman empati duyarsınız, o zaman başarılı bir insan veya insan olmakta başarılı olursunuz.

  • bu "reddedilmeme" takıntısı ile tecavüz/taciz arasındaki tehlikeli bağı sadece ben mi görüyorum, yoksa aklı başındaki herkes farkında mı?

  • şu sonsuzluk ve bir gün gibi saf gençlerin kanına giren the red pill baronları; iki elim yakanızda olacak. sırf bu çocuklar için bu başlıkta yazmaya değer.
    adam o kadar naif ki kızamıyorsun bile... örnekleri, hedefleri, hayata dair beklentileri... evladım niye günde 6 saat ders çalışan adama ameliyat olayım manyak mıyım ben? bu ameliyatı en çok en iyi kim yapıyorsa ona olmak isterim. belli ki cerrahlar hakkında da birşey bilmiyorsun. bu nasıl kendini geliştirmek kurumsal hayat vs. hiçbirşeyden haberin olmasın ama bütün cahil cesaretinle daya döşe... alfa olmak desteksiz sallamak değil. belli kafan öğrencilikte kalmış (belki hala öğrencisin) senin için alfalık birimi ders çalışma saati, kafanda iş bulmak var; hayat standardı için mütevazi hedeflerin var; bunlar kötü şeyler değil ama elini bu kadar açık etme. bak baronlarına göt olacakları çarpıtamayacakları konulardan nasıl kaçıyorlar. canın bilgisayarda oyun oynamak istiyorsa aç oyna; kimse oynamadın diye sana artı puan vermez. ben betayım andığın oyunların hiçbirini bilmiyorum sen alfa adayısın ama belli aklın orda...
    sizin kendilerine özenmenize; kendilerini iyi hissettirmenize ihtiyacı olan adamlara sallayın tekmeyi; şeyhini uçuran mürit olmayın, hiçbir şekilde mürit olmayın.

  • bu kırmızı hap tarihi ne zamana dayanıyor bilmiyorum, ama başımdan geçen bir anıyı paylaşmak isterim. sanırım 2005 senesiydi. bir konserde bir çocukla göz göze geldim. o sırada ben bir şeye gülümsüyordum, o da uzakta başka bir şeye gülümsüyordu. ikimiz de sırıtırken, göz göze geldik tesadüfen ve gülümsememiz derinleşti bir anda. sonra kafaları çevirdik.

    sonra başka bir ortamda başka bir gün, pat diye yine karşılaştık. a nerden çıktı bu yine derken yine gülümsemeler, falan filan. ben çaktırmadan arkadaşıma gösteriyorum, nasıl tatlı çocuk falan değil mi diye. ki o zamanlar cidden tatlıydı.

    bu arada o sıralar ben lisedeyim. bahsettiğim karşılamalar da lisenin kültür etkinliklerinde geçiyor. onla karşılaştığımız günün akşamında benim dahil olduğum etkinlik grubuyla yemek yemeye gidiyoruz. hocalar da yanımızda. bir bakıyorum, bizim çocuk da gelmiş. meğersem bir arkadaşımın ağabeyiymiş. o da bizim liseden mezun. tam karşıma oturdu. bütün gece benle ilgilendi, ve gecenin sonunda msn adreslerimizi verdik ve iletişime geçmeyi başardık.

    bütün bir yaz, onla online denk gelebilmek için elimden geleni yaptım. yazlıkta internet, bilgisayar yok. haftada 2-3 internet kafeye gitmeye çalıştım. laptopu olan bir misafir geldiğinde ödünç alıp 146dan bağlandım. annemden azar işittim falan. ama bir şekilde iletişimde kaldık.

    sonbaharda biz bununla buluştuk. tek aklımda kalan ter kokusu. tiyatroya gitmiştik. ve öleceğimi sandım o salonda. o gün o çocuk benim için çekiciliğini kaybetmişti. ama yine de online konuşmaya devam ettik.

    çocuk çok akıllıydı. dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde okuyordu. ama başka planları vardı. the red pill o zaman revaçta mıydı bilmiyorum. burada ilk entry 2010 yılında girildiyse 2005 civarı amerikada okuyan biri bu felsefenin ilk çıktığı zamanlara hakimdir muhtemelen. neyse efendim, bu çocuk bana ideallerini anlattı. ilişkiler konusunda çok okuduğunu, ve bildiklerini kitap ve seminerlerle insanlara anlatacağını, bir devrim yaratacağını anlatıyordu. deneyimlerini anlatıyordu, taksimde bir gecede on farklı bara gidip, onlarca kızla tanışıp, hepsini nasıl tavladığından bahsediyordu. sözüm ona bu deneyimi herkes yaşamalıymış. hayali üç sene içinde milyonlar kazanmaktı. ve adım gibi eminim ki okudukları, uyguladıkları the red pill dersleriydi.

    şimdi bu çocuğun çok zeki ve çalışkan, ayrıca tipten de fena olmadığını düşünün. bir de bunun üstüne hırsı ekleyin. üç yıl içinde milyonlar kazanacağım diyordu. ama aynı zamanda leş gibi ter kokan biri. tam o sırada otobüsle inönü stadyumunun ordan taksime doğru çıkıyorduk. gülerek o milyonları kazanınca haber edersin diye dalga geçtim. tam o sırada otobüs virajı alırken, bedenim saçlarım savruluyordu ve yüzümde bihterin nihali aciz gören, ezen bakışlarının bir kopyası vardı. karşındakinin, elinde her türlü imkan varken saplantıları yüzünden kendine saçma sapan hayaller edinmesi, ve senin onun başarısızlığa sürükleneceğini bilmenden kaynaklanan. sanırım bu son görüşmemiz oldu. çünkü cidden sağlıklı bir insan profili çizmiyordu. işi gücü okulu bırakmış, böyle safsatalarla uğraşıyor. ben değil, herhangi bir kız böyle kafayı kırmış birini ciddiye almaz. one night stand için fazla pis ayrıca.

    şimdi ne mi oldu. tabii ki milyonlar kazanamadı. ne iş yaptığını söylemeyeyim ama çocuklarla haşır neşir. seviyesinin kat be kat altında bir iş. bir ara tipi bozmuştu ama şu aralar yine toparlamış. en ilginci ise, geçen sene her gün demokrasi nöbetindeydi. şimdi hala her gün sabah gazetesinden erdoğan haberleri paylaşıyor. alfa olmayı geç, beta, omega bile olamayacak bir akgezen. bana kalırsa, fetocu ve gizlemeye çalışıyor. o kazandığı, burs aldığı okulları belki böyle açıklayabiliriz belki, bilemiyorum. ama şu an bana tamamen bir ucube gibi geliyor.

    buradan the red pill felsefesine inanan erkeklere sesleniyorum. sadece işe yarar kısımlarını alın. karizmatik duruş, güçlü adam portresi çizmek falan hoş şeyler bunlar ama bunların sizi mekanikleştirmesine izin vermeyin. karşınızdakinin bir insan olduğunu unutmayın. yoksa bu öğrenilmiş hareketler buram buram kokuyor ve karşınızdaki insan yıllar sonra sizi aciz biri olarak hatırlıyor.

  • merhaba, ben maarri. bir yapıbozum şirketinde söylem analisti olarak görev yapıyorum. bir proje çerçevesinde, gece siz uyurken yapınızı söktük, aldığımız nümuneleri laboratuvarımızda incelettik, şok edici sonuçlarla karşılaştık. temelleriniz epey çürük, deniz kumundan argümanlar inşa etmişsiniz, resmen malzemeden çalmışsınız. ama üşendiğimiz için sonuçları sizinle paylaşmıyoruz, zaten bir kısım arkadaş yeteri kadar şey etmiş.

    yalnız bir bulgumuzdan bahsetmek isterim, o da the secretvari bir hesap hatası. the secret, insanlığın yüzde birlik diliminin toplam gelirin yüzde doksan küsuruna sahip olduğu öncülünden yola çıkarak, bu yüzde birlik kesime girenlerin istemeyi bilenler olduğu, geri kalanın ise bu sırdan habersiz olduğunu, bu yüzden sefil sefil yaşadığını iddia ediyor ve bize sırrın ne olduğunu açıklıyordu. böylelikle, teorik olarak, hepimizin sırrı kavrayıp istemeyi öğrenmesi durumunda o yüzde birlik kesime girebileceğimizi, bir şekilde matematiği alt üst ederek sıkış tepiş yüzde birin içinde istif olabileceğimizi kabul eden bir zemine yaslanıyordu.

    siz değerli kardeşlerimiz ise, anladığımız kadarıyla ufak bir grup alfa erkeğin var olduğunu ve herkesi yaladığını iddia ediyorsunuz, ve gariban beta mahdumlarımıza kendilerini geliştirerek, kadınları layık oldukları gibi aşağı görerek alfa erkekler grubuna dahil olmaya çalışmaları gerektiğini öğütlüyorsunuz. bu bir kere stratejik olarak yanlış, tünelin ucu aynı boktan yere çıkıyor, hepimiz o ufak alfa kesimin içine sığışamayız, birbirimize ne kadar sokulsak da çemberin çapı belli, birileri dış halkada kalmaya ve götü donmaya mahkum. herkesin alfa olduğu yerde alfalık anlamını yitirmeye başlayacak, belki betalık makbul hale bile gelebilir o durumda, misal pokerde de oturduğunuz masada çoğunluk loose oynuyorsa tight oynamak, çoğunluk tight oynuyorsa loose oynamak stratejik olarak daha doğru. tüm erkeklerin adonis yapıp, masaya ferrari anahtarı bırakıp, hegel mi döver schopenhauer mı döver diye kavga ettiği bir dünyada hayatta kalmanın dinamikleri çok farklı bir hal alacak, bence böyle bir dünyayı istiyor olamazsınız, mantıken bütün kırmızı tinerciler olarak fight club'ın ilk iki kuralını sıkı bir şekilde uygulamanız gerekiyor, yani kutsal tiner öğretinizi kimseyle paylaşmamanız gerekiyor, kendiniz her gün yarım saat crunch yapıp benchte 150 kilo basarken, diğer beta zavallıların mevzuya uyanmayıp göbekli kalmaları için çalışmalısınız. ama ahmak gibi tüm sefil betaları aydınlatmaya, uyandırmaya çalışıyorsunuz. mal mısınız arkadaşım siz? bırakın ne halleri varsa görsünler, mastürbasyona devam etsinler?

    en garibi de, bu vicdanınız. yani aynı the secret gibi, mevcut sistemi bütün saçmalığıyla, bütün vahşiliğiyle kabul edip, sistemde temelden bir yanlışlığın var olduğunu düşünmek ve dönüştürmeye yönelik bir tavır almak yerine, bunu hayal etmeyi bile anlamsızlaştıran bir cepheden mevzi açıp, sistem içinde hayatta kalabilmek için oyunu kuralına göre oynamak gerektiğinde mutabık kalıyorsunuz, işin sırrının bu olduğuna karar veriyorsunuz, aydınlanıp fenafillaha eriyorsunuz, modern dünyayı gitgide cinsiyet eşitliğine evrilten kadın mücadelesi gibi saçmalıkların saf erkekleri kandırarak vicdan yaptırdığı ve kadınlara acımalarını sağladığı, böylelikle bu sırrı kavramaktan mahrum bıraktığı ve betalığa mahkum ettiği hakikatine erişiyorsunuz, ama sonra bütün bu sistemin saçmalığının müsebbibi olan vicdana siz de teslim olup, beta erkeklere acıyarak onları da aydınlatmaya hayatınızı vakfediyorsunuz. yahu zaten her türlü yanlışlığın temeli, insanların eşit olduğu, olması gerektiği görüşünü tüm dünyaya dayatmaya çalışan bu saçma vicdan değil miydi? tam efendi ahlakını kavramışken, dönüp tekrar köle ahlakıyla davranmanın alemi ne? yemin ediyorum niçe gelse sizleri kırbaçla kovalar. sen kendin bilmezsen bu niçe okumaktır? hadi the secret saçmalığının yazarı milyon dolar kazandı, siz sözlükte beleşe yazarak neyin peşindesiniz güzel kardeşlerim?

    bilmiyor musunuz ki, sırrı açık ettiği için öldürüldü hallac? kadınlara acımamak lazımsa, erkeklere hiç acımamak lazım değil mi? başımıza ne gelmişse bu körolası vicdandan gelmedi mi zaten? tez zamanda bu başlığı komple silin, yarın öğle namazından sonra depoda buluşalım, bu iş böyle olmaz, yeni bir şeyler yapmak lazım.

  • bir tür ideolojik bipolar bozukluk. eski feminist blogumu (ve sosyal medyadaki feminist her bölgeyi) basan bir neckbeard topluluğu. boşanma acısını atlatamayan veya henüz evlenememiş 30+ erkekler ve hook up ve ilişki dünyasında kendine yer bulamayan 15-27 yaş arası erkeklerden oluşuyor genelde.

    - bir grup kadınların hipergamik olduğundan diğer grup ise kadınların sadece fiziksel özelliğe önem verdiğinden yakınıyor. kadınların paraya da fiziğe de bakmasından nefret ediliyor. kadınların iyi karakterli erkeklerle ilgilenmesinden de nefret ediliyor çünkü o erkekler "lanet olası meriçler" olarak görülüyor.

    - çok kadınla birlikte olmak yüceltiliyor ama kadınların kesinlikle bakire olması savunuluyor. bu matematiksel olarak nasıl mümkün olacak diye sorduğunuzda pek bir yanıt alabileceğinizi sanmam.

    - kadınların erkekte sadece paraya baktığından şikayet edip aynı anda erkeklere, kadınların ilgisini çekmek için fitness öneriliyor.

    - kadınların yönetme gücünün olmadığı, zayıf, akılsız, çocuk oldukları savunuluyor, bir yandan da "feminazilerin" amerika'yı ve batı'yı ele geçirdiğinden şikayet ediyorlar.

    - avrupa'daki tüm sorunlar merkel'in suçu.

    - batı'daki tüm sorunlar feministlerin suçu.

    - evliliği yeriyorlar ve erkeklere kesinlikle evlenmemeyi tavsiye ediyorlar ancak kadınların kesinlikle ve kesinlikle 30 yaşından önce evlenmiş olması gerektiğini de savunuyorlar. eee kadınlar kiminle evlenecek sorusuna bir yanıtlarını olduğunu sanmıyorum.

    - kadınların fizikselliğe çok önem verdiğinden yakınan versiyonları aynı cümlede "şişman, tipsiz kızlar" gibi ifadeler kullanabilir, yadırganmaz.

    - kadınlarda sadece gençlik ve güzelliğe önem verilmesi gerektiği ve erkeklerin ise para ve statüyle değerlendiği savunuluyor. başarılı, kariyerli kadınlardan nefret ediliyor, ev hanımlığı yüceltiliyor. erkek koruyucu, kadın hizmetçi olmalı. ancak aynı zamanda erkeklerin hesap ödemesinden, para ve kariyeri hiç ama hiç önemli olmayan kadın cinsinin boşanmadan sonra mal paylaşımından karlı çıkmasından da nefret ediliyor.

    - tüm boşanmalarda kabahatli tabi ki de kadın.

    - tecavüz ve taciz diye suçlar yok, hepsi tabi ki de kadınların iftira atması.

    - tabi ki de homofobikler, tabi ki de ırkçılar.

    - ve bu düşünceleri bol bol "evrimsel psikoloji", "biyolojik olarak", "kadın doğası" kalıplarıyla birleştirerek daha bir havalı, daha az duygusal hissediyorlar.

    cinsiyetçi ve kadın düşmanı erkeklerin ve toplumun beynini çözmek için çok yardımcı oluyorlar. düşündüğüm kadın düşmanından farklı bir imaj çizdiler açıkçası. düşündüğümden de kötülermiş çünkü. pis, rezil herifler.

  • evrimsel psikoloji ağırlıklı yazıma, alemin kralı skeptico'dan madde madde cevap gelmiş. sadece ikimizi ilgilendiren bir "atışma" olmayacak şekilde basit cevaplar vermeye çalıştım, 6. maddede biraz kendimi kaybettim yalnız.

    1) hayır. eleştirim şuydu: evrimsel psikoloji (ep) en iyi haliyle soft science'tır. red pill yazılarındaki hali ise pseudoscience'a kayıyor.

    **

    2) heuristics'i biliyorum, bu konuda seminer veriyorum hatta. ama ben "red pill felsefesi her kadına genelleme yapıyor" demedim ki. daha cömert bir argümanım var: iyi kullanılan heuristics bile, popüler ep senaryolarını sandığınız kadar desteklemiyor.

    **

    3) hayır, yanlış anlamışsın. olay beynimin net rakamlar istemesi, bulamayınca da ep'ye bok atması değil. ep'nin sorunlarından biri su: karmaşık cevapları (erkeklerin eş tercihleri gibi), insanlar basit hikayelere çeviriyorlar otomatikman. bu hikayeler de mevcut önyargıları besleyecek şekilde oluyor. insan -iq seviyesinden bağımsız olarak- genellemelere fazla yatkın ve heuristics kullanımı felaket.

    **

    4) hayır, yanlış anlamışsın. 10 üzeri 5 gibi değerlendirmelerle "taşak geçmiyordum". bunların tüm kompleksliği ile insanın aklında kalmadığını söylüyorum. linklediğin makale bu fikirle alakasız.

    **

    5) hayır, yanlış anlamışsın. bir kere "eş seçiminin evrimsel temeli yoktur" demiyorum. 5 maddedir yaptığım şey, örneklerle, ep'yi kullanırken düşülebilecek tuzakları anlatmak. bu örnekte de, eldeki verinin tek yorumu ep imiş gibi gözüküyor (tuzak bu), ama social learning theory de bu veriyi açıklayabiliyor.

    gönderdiğin makalenin bu tuzağa düşmeyi nasıl engellediğini anlayamadım abstracti okuyarak. tamamını da okuyamadım, anlatmışlarsa beni aydınlatırsınız. bu arada makale 27 senelik, artık daha iyi setleri vardır herhalde.

    **

    6) evet katılıyorum. verdiğin makale de ilginç çünkü doğrudan genlere bakarak yapılan bir araştırma.

    yalnız buradan sonra felaket.

    benim derdim şuydu: kadının evlenerek sınıf atlaması, sınıf atlamasının tek mümkün yolu idi. hipergamiye zorlanıyor yani. bu bir teori.

    şimdi inanmazsınız ama, ben bu konunun da doğrusunu bilmiyorum. asıl derdim yöntem. yani hipergaminin kaçta kaçı evrimsel, kaçı son 10 bin senedeki medeniyete adaptasyon, bilmiyorum. ama sosyo ekonomik bakış açısı, en az ep kadar mantıklı geliyor.

    şimdi sen buna karşı diyorsun ki "kadınlar tarih boyunca evlilikte korunan cinsiyetti".

    hoppala. bir kere bunun hipergami sorumuzla alakası yok.

    ama bu alakasız iddianı kanıtlamak için kullandığın argüman asıl feci olan şey: "evet kadının kendi parası yoktur ama, kadının taktığı borçlardan da kocası sorumludur, bu kadının korunmasıdır"

    vay anam vay. bu mantıkla, köle-sahip ilişkisinde de esas korunan taraf köle, zira kölenin de malı mülkü yok ve taktığı borçları sahibi ödemek zorunda. kadına "köle" dememiştim ama benim yerime sen demiş oldun.

    **

    7) hayır, kadın erkek eşitliği arttıkça eş seçimi yakınsıyor (yani ep'nin etkisini azaltan bir sonuç bu).

    en azından bunu iddia eden makale şu. işin komik tarafı, daha önce verdiğin o 27 senelik makaledeki mate-preference data setini kullanmışlar. ve diyorlar ki "ekonomik eşitlik arttıkça, eş seçiminde gözetilen özellikler birbirine benziyor".

    senin karşı kanıt olarak verdiğin makale ise başka bir şey söylüyor: "çekici kadınlar, olabilecek en ideal erkekleri istiyorlar"

    ne alakası var şimdi bunun?

    **

    8) anlamadım, nasıl bu madde konu hakkındaki sığ anlayışımın bayrak sallayan ispatı oluyor? bu maddede yine metodolojik bir tuzaktan bahsediyorum. basit bir örnek verdim diye bozuldun herhalde. o örneğin içeriği, konu açısından önemli değil. anlatılan fikre etkisi yok.

    **

    9) hayır.

    bahsettiğim konu ne? kültürün ve korteksin, biyolojik evrimsel baskılardan bağımsız kendi dünyaları olduğu. akabinde, "en baz güdülerimizin, mutluluğumuzu belirleyecek ana parametre olmadıkları" hakkında bir düşünce var. çünkü bu daha üst-sistemlerden de güdüler geliyor.

    buna karşı "kanıt" olarak verilen makale ne diyor? "9 aylık bebeklerin seçtiği oyuncaklar cinsiyete göre değişiyor. bu değişimin biyolojik ve çevresel etkenleri var."

    yine ne alakası var?

    **

    10) eh, biraz kabul. verdiğim örnek fazla basit, çünkü millete aşırı basit ep hesaplarından uzak durmasını tembihliyorum. zaten vardığım sonuç, senin dediğinle aynı: ep stratejileri sanıldığından karmaşık.

    **

    11) hayır. benim argümanım, sosyal uyuma yönelik genlerin, alfaya yönelik genlerden daha değerli olabileceği.

    senin dediklerin bunu yanlışlamıyor. verdiğin link de dahil: "25 babadan sadece 1'i, başkasının çocuğuna babalık yapıyormuş bilmeden"

    eee? cuckolding yok mu dedim ben? neyi değiştiriyor bu?

    **

    12) hayır hayır hayır.

    sen verdiğin linkleri okumuyor musun? burada tarım toplumundan bahsedilmis. tarım toplumunda zenginliği biriktirmek mümkün, hiyerarşi mümkün, din mümkün, harem kurmak gayet mümkün. bunlar benim bahsettiğimle alakasız.

    ikincisi, pair bonding sadece 3-4 sene sürse bile dediklerim geçerli olabilir. yani o kadar sürecek bir bağı yürütebilecek karakterde erkekler seçilmiş oluyorlar otomatikman. bu da alfa olmak kadar -ya da daha fazla- önemli diyorum.

    **

    13) hayır, benim iddialarımla alakasız bir eleştiri yine.

    "gerçek redpill bu değil" demişsin, ama benim oradaki derdim, hipergamiden nankörlüğe atlama yapan insanlar. bunlardan da çok var. sense, aynı şey senin başına gelse neden nankörlük olarak görmeyeceğini uzun uzun yazmışsın. iyi.

    ***

    kalan kısım ise yazdıklarım hakkında ve kısmen katılıyorum. aslında bence yazdığın en ilginç şey bu kısımda.

    ama toplumun değerleri, bir eylemin fayda sağladığı kişi sayısına oranlı şekillenmiyor. yani "anaçlık 1 kişiye fayda sağlar, temiz su mühendisliği ise 1000 kişiye, o yüzden mühendisliği yüceltiriz" mantığı yok.

    toplumun değerleri kafana "fayda sağladığı kişi sayısı" bilgisiyle beraber girmiyor. "annelik kutsaldır" diye giriyor mesela. "cennet anaların ayakları altındadır" diye giriyor.

    **

    "kadınlar kaç savaş çıkartmışlar" sorumun amacı belli: kadın düşmanlığı bariz bir elemanın, nazilerle yatan kadınlar örneğini verip, sonunda "zaten kadınlar kaç ülke kurdular ki, hepsi karaktersiz" çıkarımının saçmalığını göstermek.

    yani bir bağlama bak, bir de refleksine. dünyanın en gerizekalı argümanıyla aynı safta yer alıp, bana trump'a oy veren kadın oranını filan vererek, kadınların melek olmadıklarını kanıtlamaya çalışman garip.

    **

    14) "güya romada erkek karısını öldürse ceza almazmış"

    aslında verdiğin link sadece "aldatma" hakkında ve dahası beni tam yanlışlamıyor:

    "according to cato (2nd century bc), a husband had an ancient right (ius) to kill his wife if he caught her in the act of adultery. the existence of this "right" has been questioned"

    sonrası daha da ironik: augustus'un kadınları hedef alan bir ahlak kanunundan, ve sonunda kendi kızını öldürmesinden bahsediyor.

    bak dürüst olmasam burada bırakırdım ama aslında hatalı benim. aklımdaki kavram patria potestas idi. ama bunun erkeklere de uzandığını bilmiyordum. ailenin reisi, hem erkek, hem de kız çocukları üstünde sonsuz hak sahibiymiş meğer. ve evet, bu öldürmeyi de kapsıyor. kız evlenince, gelin gittiği evin reisinin kontrolüne geçiyor.

    neyse, sonuçta bu işin detayı. bu kısmı tamamen çıkarsak, argümanım değişiyor mu? kadınlar herhangi bir güç sahibi olamıyorlarsa, "kadınlar niye iktidarda yok" sorusu manasız.

    sen engizisyon zamanı, katolik bir ülkeye gidip "buradan niye yahudi bir kral çıkmıyor" diye soruyor musun?

    **

    15) hayır, ben yanlış anlamadım, başlıktaki en beğenilen entrylerden birinden alıntı yaptım. kadın ve erkek beyni aynıdır demedim, bu linklerin benle alakası yok.

    "kadının hafızası daha iyi deyince kimse bişey demiyor, ama erkek matematikte iyi deyince oouuvvvv"

    basit:

    eğer toplumda "erkeklerin hafızası kötüdür" yargısı yerleşirse, ödeyeceğin maliyeti düşün. eğer toplumda "kadınlar matematikte daha kötüdür" yargısı yerleşince, kadının ödeyeceği maliyeti düşün.

    ***

    kapanış:

    benim derdim, geçerken buraya da uğrayıp, "ben bu konuyu da sizden iyi bilirim" imajı bırakmak değil. bilmiyorum bir şey. bilgiden ziyade, derdim var. o derdim de, sözde postmodernizmin bozduğu kadın erkek ilişkilerini düzelteceğim diye (edit: burası skeptico'nun en beğenilen entrysine atıf), zar zor edinilmiş kazanımları geriye çevirmenin yanlışlığı. hele türkiye gibi bir yerde tehlikesi.

  • bu işin kökünde tabii ki evrimsel psikolojinin (ep) yanlış anlaşılması yatmıyor. başka tatminsizlikler ve duygular yatıyor. ama bu işe bir saygınlık kazandıran, ayrımcılığı "kurumsallaştıran" teknik araç, evrimsel psikoloji. o yüzden ona odaklanacağım.

    evrimsel psikoloji ile entellik yaparken dikkat edilecek hususlar:

    1) ep, fizik gibi bir bilim dalı değil. astroloji kadar uyduruk da değil. en iyi haliyle bir "zayıf bilim" (soft science), kötü kullanıldığında ise pseudoscience. kulağa mantıklı gelen ama çoğu test edilemeyecek, bazısı da birbiriyle çelişkili bir sürü hipotez.

    **

    2) hipotezler ve test edilmiş teorileri karıştırmanın tek tehlikesi, yalan yanlış şeylere inanmak değil. asıl tehlike yarı-doğru şeyler. red pill'in en büyük günahı bu: soft-science ile başlayan bir paragraf, pseudoscience ile bitebiliyor, fakat akıllarda kalan otorite hard-science seviyesinde oluyor (sanki bir fizik kanunuymuş gibi).

    **

    3) örnek: her ülkedeki ortalama bir erkeğin, kadında gençlik ve güzellik aradığını, kadınların da zengin ve başarılı erkekler aradığını buldunuz. daha bu noktada bilgi kaybı yaşanıyor. çünkü ortalama lafı, bana bir dağılım bilgisi vermiyor. belki erkeklerin %30'u güzelliğe öncelik verdi ama ikinci gelen şıkka katılım %28'di. daha bunların eğitime ve gelir grubuna göre değişimi var. tüm bu bilgilerin tek bir rakama indirgenmesi imkansız ama beynim tek bir rakam istiyor.

    **

    4) istisnasız her erkek "önce vatan, sonra güzellik" demişse bile, o cevapların özü epey farklı olabilir. ben de çirkin kadınla beraber olmam ama misal, 10 üzerinden 6 güzellik sağlandığı sürece, güzellik önemini kaybediyor. bir başkası için bu sınır 3 olabilir. yahut, başımızdan geçenler bizi birbirimize bağlamışsa, sınır mınır koymayabilirim.

    insan karmaşık bir yaratık, fakat dünyanın kalanını basitleştirmek istiyor. tüm bu detayları aktarabilecek deneyler yapılsa bile (ki yapılmıyor, çok pahalı) insanın aklında kalan bilgi ne yazık ki şu: "her erkek güzellik ister, her kadın da zenginlik".

    **

    5) devam edelim. her ülkede aynı sonuç çıktı diyelim. kültürleri aşan bir trend yakaladığınızda, doğal olarak cevabı evrimde arayacaksınız. fakat psikolojinin fosili yok (gerçi cenaze törenlerinin fosilleri olabilir ama çok istisnai). bu noktada farkında olmadan senarist oldunuz: "kadınlar zengin erkek ister, çünkü senede en fazla bir çocuk yapabilirler, onu da büyütme süreci uzun iş, onlara bakacak adam lazım. erkeklerinse çocuk sınırı yok, sağlıklı her kad....".

    **

    6) bu senaryoyu bitirmeye bile gerek yok, çünkü çoktan ikinci yanlışı yaptık: kültürleri aşan her trend, evrimsel olmak zorunda değil. evrimle alakasız şu açıklamayı düşünün:

    "kadınlar, yakın zamana kadar köleden hallicelerdi. eğitilmezler, tarla dışında çalışmazlar, mal mülk sahibi olamazlardı. halen de bir çok kültür böyle. bu düzende, kadının tek kurtuluş şansı, daha üst birini bulup sınıf atlamak (hipergami). başarılı erkek ise, özgürlüğüne paralel olarak, eşit ve alt statüdeki kadınlara kolayca erişebilir. dolayısıyla, eş seçimindeki tercihler sosyoekonomik yapıya bağlıdır, öğrenilmiştir" (social learning theory).

    **

    7) bu ikinci teori, ep teorisinden daha bilimsel çünkü yanlışlanabilirliği var: eğer kadın-erkek eşitliği arttıkça, eş seçilim tercihleri yakınsamıyorsa, teori yanlıştır. ama ep hipotezini yanlışlayamıyorsun. ne dersen de, "ep'nin de etkisi vardır" denilebilir. (ki ben de buna inanıyorum zaten)

    **

    8) devam edelim üçüncü büyük yanlışa: herhangi bir ep hipotezi doğru olsa bile, bu onu tek geçerli faktör yapmaz. ana faktör hiç yapmaz.

    hasta eşine yıllarca bakan, o öldükten sonra tekrar evlenmeyen insanların motivasyonu nedir? belki beyinlerinin bir köşesinde "alfa erkek bul, elmas yüzük kap, bir çocuk daha yap" komutu çalışıyordu ama en kuvvetli komut bu değildi belli ki.

    insan nasıl ki basit sonuçlar istiyor, aynı şekilde çok-boyutlu davranış modellerini de işleyemiyor. "ayşe neden mehmet'i seçti? arabası yüzünden tabii". yoksa "%20 arabası, %15 kendisine çiçek alması, %129 beşiktaşlı olması" değil.

    **

    9) stephen jay gould bu yukardaki hata hakkında uyarıyordu insanları. kültürün (sosyoloji) temeli psikoloji olabilir, onun da temeli biyoloji olabilir ama her bir seviyede, bir öncekine indirgenemeyen etkileşimler vardır. yoksa tek ihtiyacımız parçaçık fiziği olurdu.

    ve burada savunulduğu gibi, bu üst-seviye etkiler, modern toplumun bize dayattığı şeylerden ibaret değil. yani "en baz güdülerimizi reddetmek yerine, onlara göre yaşarsak daha mutlu oluruz" düşüncesi, ahlaksal boyutunu geçtim, bilimsel olarak da bir uydurma. bu da bizi suna getiriyor:

    **

    10) farzedelim ep hipotezleri baskın faktör olsunlar. birbirine ters ep etkileri, aynı anda geçerli olabilir. yani tek bir ep anlatısı yok.

    yine bu "hipergami" kavramı üzerinden örneklendireyim: "kadın daha iyisini bulduğunda bırakır" deniyor. hayır. çocuğuna bakacağı %100 garantili olan mevcut vasat eş, bu garantiyi vermeyen übermenshe kıyasla evrimsel olarak daha değerli olabilir. dünyanın en iyi genleri de olsa, çocuğun o genleri bir sonraki nesile aktarabilecek yaşa gelmesi için, senden yıllarca yatırım alması lazım. o yatırım vaadinin ve ilgili davranış biçimlerinin (örneğin sadakat, dürüstlük, istikrar) evrimsel değeri, mutlak gen kalitesinden daha büyük.

    **

    11) bu tip çoklu-etkiler, insanların topluluk içinde yaşadıklarını düşününce iyice artıyor. mesela çok alfa olan bir erkek düşünün. taviz vermez, gözünü kaçırmaz, özür dilemez, egosu kuvvetlidir, vs... bu kişinin genleri değerli olabilir ama toplulukla uyum sağlayamadığı sürece soyunun devamı zor.

    zaten insanlar gibi toplu avlanan ve toplu yiyen hayvanlarda, fiziksel özelliklere dayalı genetik üstünlüğün değeri azalıyor. empati, fedakarlık, ittifak kurabilme yeteneği önem kazanıyor. egosu yüzünden olur olmadık kavga çıkaran insanlarla beraber olmaktan hoşlanıyor musunuz?

    **

    12) dahası, bu topluluklar içindeki insanlar eşleşiyorlar (pair bonding). bu insanın doğasında olan bir şey. yani "erkeğin tek ihtiyacı, maksimum sikişle genlerini yaymak, kalan her şey fasa fiso, o yüzden evlilik müessesi erkeğe getirilmiş bir yüktür" gibi yaygın görüşler asıl fasa fiso. yukarda gördük zaten, 5 dakikalık sikişle gen yayamıyorsun, o çocuk ölüyor sonra.

    zaten bunun sağlamasını şöyle yapabilirsiniz: bu faydalı bir strateji olsaydı, medeniyet öncesi her erkek tecavüzcü olurdu. hatta her hayvan böyle olurdu. kadınlarını korumakla harcayacağın enerji, tecavüze harcayacağından fazla. üstelik tecavüzün riski az: bir erkekle dövüşeceğine, ufak dişilere dadan. en zayıf erkekler dahi hemen her kadına tecavüz edebilir değil mi? hatta tüm çocuklar o zayıf adamdan da olabilir. e ne oldu birkaç nesil sonra? uyumsuz bir topluluk ve genetik kumar sonucu zayıflamış bir yeni nesil. yani red pillcilerin mantığıyla gitsek bile zaten sonucu yanlışlıyoruz.

    velhasıl, pair bonding muhtemelen bu saçma stratejiye alternatif olarak gelişmiş ve başarılı olmuş belli ki. yani pair-bonding yapmayan insan topluluğu yok. erkek-kadın 50 bin yıl önce de bağ oluşturuyordu. o bağı tanımlayan bir sürü psikolojik etmen var, bunlar "güçlü çene kemiği" geninden daha değerliler.

    dolayısıyla buradaki yanlış sadece "korteksimiz ve kültürümüz bu kadar gelişmişken, evrimsel güdülere fazla önem vermekten" ibaret değil, o güdülerin ep yorumu da eksik. işin açıkcası, reddit'teki "red pill theory" etiketi olan veya burada en beğenilenlere giren hemen her evrimsel açıklama benzer hatalarla dolu. çürütemeyeceğim bir tane argüman göremedim, ki bu konunun gerçekten uzmanı olsam herhalde delirirdim.

    (bu arada, pair bonding'in modern kurumsal hali olan evlilik üzerine: " kadınların sizi hapsetmesi için gelişmiş bir kurumdur", yahut "kapitalizmin bize çok mal satması için beklentileri değiştirilmiş bir kurumdur, eski güzel günlerdeki denge bozulmuştur" düşünceleri, medeniyet tarihi açısından da uydurma teoriler. bir feministin, evlilik kurumundan nefret etmesi için, 100 kat daha mantıklı tarihsel nedenleri var).

    **

    13) ama tüm bunlar yine işin iyi kısmı, asıl sorun şurada: kesin doğru ve tek faktörmüş gibi kabul ettiğimiz bir ep hipotezinden, bir ahlaki yargı türetiyoruz.

    mesela, kadının evrimsel strateji olarak hipergami yaptığını mı söyledik? öyleyse "kadınlar nankördür, iyisini buldu mu sizi bırakır, bu karı milletine güven olmaz".

    bunu "straw man" olarak ortaya atmıyorum, en beğenilen yazılar arasında nankörlükle ilgili bir şeyler bulmamanız imkansız. ha, bazısı daha sofistike oluyor, "nannnnkörrr!" diye rakı kadehini masaya vurmuyor da, "işte efenim, kadınlar doğalarından kaynaklanan, kötü niyetle yapmadıkları, bizim amiyane tabirle nankörlük dediğimiz ama aslen..." diyor. küfür olmayan ama küfür etkisi yaratan cümleler.

    kadını "duyarlı ve anaç", erkeği "mantıklı ve koruyucu" olarak stereotipleştirmek de aynı. sofistike kardeşlerimiz bunun nötr bir tespit olduğunu savunsalar da, toplumun mantıklı olmaya atadığı değer daha yüksek. yani kadına "salak" demiyorsun da, demeden diyorsun, incitmeden sikiyorsun. bravo.

    **

    14) bu tip söylemlerle birbirinizi fiştekleye fiştekleye, şöyle garabetler yer bulmuş (bunu da öyle dipten çekip çıkarmadım, en beğenilen entrylerden):

    "tüm insanlık tarihinde kadınların kalkındırdığı, yücelttiği bir tane toplum yoktur. aksine kadınlar en zor zamanda toplumunu anında satar. nazi'ler fransa'yı işgal ettiğinde fransız kadınları anında kendilerini nazi subaylarının kollarına bırakmıştır, çünkü artık fransız erkekleri güçsüzdür"

    bu ne şimdi? bunu "haggaten ya, evrimsel psikoloji işte hacı" diye beğenenlerin kaçı, "erkeğin özü" olan rasyonelliğini kullanıp şunları sormuş:

    a) fransız kadınların kaçta kaçı nazilerin altına yattı, kaç tanesi bunu zorunluluktan yaptı? bu bilgilerin bir önemi var mı?

    b) fransız kadınları yattı da, fransız erkekleri de vichy hükümetini kurmadılar mı? "işbirlikçi orospu çocukları" kümesinin ne kadarı kadın?

    c) fransız kadınlar, olağanüstü bir savaş sırasında yaptıklarından ötürü, tüm kadınların gerçek doğalarını mı göstermiş oluyorlar? bu erkeklere işlemiyor mu?

    d) tarihte kadının kalkındırdığı toplum yok çünkü eşşeğin zikinden dolayı. tarihte kölelerin kalkındırdığı bir toplum var mı? 2500 yıllık demokrasi tarihinde kadının oy atabilmesi 100 senelik. abd dünyanın en eski cumhuriyetlerinden, 1776'da bağımsızlığını ilan etti, yıl oldu 2017, neredeyse mars'a insan gönderecek, hala kadın başkan seçilmesi büyük olay. onlar yine iyi, 2000 sene öncesinin süpergücü roma'da, evin reisi karısını herhangi bir sebepten ötürü öldürebilir ve hiç bir ceza almazdı. daha yaşama hakkı kendine ait olmayan bir "kast"ın, eğitilip, mal mülk sahibi olup, sonra üretime ve yönetime katkısından mı bahsedeceğiz?

    (çok çok çok ufak bir ayrıntı olabilir ama ingiltere'yi <caps> dünya tarihinin en büyük imparatorluğu </caps> haline getiren, her alanda tarihinin zirvesini yaşatan ve gezegendeki her dört insandan birini 63 sene boyunca aralıksız yöneten kraliçe victoria erkek miydi?)

    yahu işin trajikomik yanı, adam bildiğin nazilerden bahsediyor, fatura yine kadınlara çıkıyor. bari başka bir örnek kullanılsa. tüm insanlık tarihinde kadınların soykırıma uğrattığı kaç tane toplum var? kaç şehir yağmalamışlar, kaç savaş çıkarmışlar, kaç atom bombası atmışlar, kaç erkeği cadı diye yakmışlar, kaç din kurup kaç cihad başlatmışlar? kurbağa kadar beyni olan bu soruları da sorar, sonra argümanının aptallığını görür, utanır.

    **

    15) bu saçmalıklarla aynı solukta, "kadınların mantıksız" oluşlarını okuyorum, "mantık kapasiteleri olduğunu ama bunu fazla kullanmayacak şekilde evrimleştiklerini" okuyorum. özfarkındalığa gel.

    arkadaşlar, mantık genel olarak insana ters bir şey. cognitive bias deneylerinde, kadın-erkek sonuçları arasında bir fark çıkmıyor. hatta iq testlerinde de ortalamalar aynı (varyasyonda az bir fark var, erkekler arasında moron ve deha oranı biraz daha fazla. ama az bak. üstüne basıyorum, çünkü cognitive bias'ların en kötülerinden biri istatistiki düşünme yetimizin olmaması. bunu okuyup "işte bu yüzden tüm buluşları erkekler yapıyor" sonucuna atlamaya can atanlar var, hissediyorum)

    söyleyeceklerim bitmedi (red pillci olmanın psikolojisi, elitizm karşıtlığı, alt-right ile örtüşme, vs) başka zamana artık. şimdi sinirlerimi yatıştırmak için, ünlü bir erkek olan nazım'ın bir şiiriyle veda edeyim:

    erkeklik öyle bir sorumluluktur ki anlayamazsın,
    öyle bir sevmektir ki korkarsın,
    öyle bir dövmektir ki şevhetle domalırsın,
    öyle bir sikip atmaktır ki arkamdan ağlarsın,
    ama istediğimden değil sevdiceğim, mecburen,
    mecburiyetten."

  • lisedeyken kızların yürüyüşlerinden bakire olup olmadıklarını anlayabildiğini iddia eden suat diye bi eleman vardı. lakabı "piç"ti bunun. ders aralarında alt sınıflardan abazanları etrafına toplayıp uzun uzun anlatırdı bu piç. işte efendim "şöyle giyindiyse vericidir", "böyle konuşursa motordur", "yüz vermiyceksin ağbi" falan. buna ne oldu, öldü mü, kaldı mı, bir baltaya sap olabildi mi falan bilmiyorum; 20 senedir görmedim. ama anladığım kadarıyla piç suat'ın öğretileri bugün "the red pill" adı altında tüm dünya'ya yayılmış :)

  • "o mercedese porcheye binen, en iyi okulda okumus yakisikli havali tip var ya, ha iste onu hic bir zaman gecemeyeceksin. ancak onun begenmedigi, ilgi duymadigi kizlar sana yanasabilir. "
    yazılmış.
    tek amacı skor yapmak olan yurdum delikanlısı için çok doğru bir tespit aslında. sebebi ise gerçekte şu, varlıklı bir soydan gelinmedi ise ortadirek veya varoş kültürü içinde büyüyen gencin ailesel ve çevresel psikolojik sorunları olur. evin etkisiz elemanı anne ve düşmanlaşılan baba ile büyüyen erkeğin, kendini ifade edebileceği bir hayat sunmaz ona, içerisinde yaşadığı kültür. psikanalitik yorum üzerinden gidelim; ergenlikte cinsel açlık da çeken bu gencimiz 20'li yaşlara geldiğinde, insan ilişkilerinde tarif edilemez hasarlarla karşılaşmış bir zihin ile bocalayacak. anca kendisi gibi bir karşıcins ile iletişim kurabilecek fakat, bunu da o istemiyor. yani gencimiz kendi gibi varoş altkültürün kızını "kezban" olarak görürken, kişisel işeyaramazlığını fark edemediğinden bu haplara başvurarak üstkültürün baskıcı ailesel sorunlar yaşamamış, cinselliğini özgürce yaşayabilen kadınları ile birlikte olmak istiyor. hatalı bu. hap değil fitil olsa işe yaramaz. 70'lerin ibrahim tatlıses filmlerine benzemez hayat.