rdvn046519
profili

  • nagehan alçı'nın öğretmenler rahata alıştı demesi

    ulan artık rahat vatandaş görünce kızıyorlar *
    insan bir der "keşke tüm vatandaşlarımız rahata alışsa" falan ama yok, rahat olduğunu düşündükleri birini görseler bile kızıyorlar.
    cem yılmaz'ın "müslüman mı lan şu" repliğinin yeni versiyonu "rahat mı lan şu"

  • ilişkilerden edinilen tecrübe

    modern tıbbın yürüyebilmesinin olmazsa olmaz şartı hasta değildir, hasta olduğunun farkında olan ve tedaviye gönüllü olan hastadır. tüm dünya kanser olsa dahi, tedaviyi talep eden bir hasta yoksa, tıp da yoktur.

    benim de insan ilişkilerinde edindiğim tecrübe buna paralel. kabullenememiş ve hırslı insanlardan uzak durulması gerektiğini zor da olsa öğrendim. açayım.

    kabullenememiş insan; kendisi ile ilgili herhangi olumsuz bir şeye ikna olmamış, kabullenememiş insandır. içsel veya dışsal da olabilir bu olumsuzluklar. cahil olduğunu kabullenememiştir, aptal olduğunu ya da fakir olduğunu, kimsesiz olduğunu, ciddiye alınmadığını, değer görmediğini, iflas ettiğini veya ''onun öldüğünü''... uzar gider bu. insanın bireysel yaşamda atılım ve değişimler zannedildiği gibi itiraz ile değil kabullenme ile başlıyor. tıpkı tedavi gibi düşünün. doktora direnerek sağlıkta ancak geriye gidersiniz. önce kabullenmek gerekir hastalığı.

    kabullenme, duruma koşulsuz bağlılık ve itaat değildir. gerçekçi ve anlaşılabilir çözümler üretebilme yolundaki ilk adımdır aslında. ve kabullenememiş insandaki hırs, bana hep korkutucu boyutta gelmiştir. gözlerine, sözlerine, seslerine yansır o ''bir an önce'' hedefe ulaşma arzusu. korkutucu ve yıkıcı bir acelecilik yansıyor yaşamlarına. bu uğurda çiğnemeyecekleri, ayaklar altına almayacakları ,pazarlamayacakları bir değer yok gibi görünür.

    bu ''her yolun mübahlığı'', hedefe ulaşma arzusu ve nefretten besleniyor. neye veya kime nefret? belirsiz. tamamen dizginsiz ve serseri bir nefret ve bu nefretin rahimdaşı bir öfke. sorsan, biran sakin dursa ''oha! içimde nefret var, hem de belirli bir hedefi yok!'' diye ürperecek. fakat o kadar hırslı ve kabullenememiş ki, buna vakti bile yok. hayatında ilk defa gördüğü biri de olabilir bu nefretin nesnesi, yolda geçen herhangi biri de, bir eşya veya bir çocuk da. ama hayatını esir almıştır artık bu nefret hali.

    örneğin sohbet arasında ''falan kişi kaza yapmış'' dersin, ''onun parası çoktur bir şey olmaz,'' deyiverir misal. oysa kazan yapan kişinin veya ona bu haberi ileten sizin gündeminizde değil zaten para. bunun gibi, yaşamın her anını esir almış bir nefret halinden söz ediyorum. mesela sözlükte de var; ''doktorların sorunundan'' söz ettiğinde hemen ''bok gibi maaş alıyorlar yea'' diye giriş yapan tipler. oysa dile getirilen doktor sorunları arasında maaş yoktur zaten o an. mesela şiddet vardır, insanlık dışı koşullarda çalıştırılma vardır, mobbing vardır, halk sağlığının neoliberal politikalara kurban edilmesi vardır vs vs ama bu tip, direkt maaşlarına odaklanır. çünkü neden? çünkü ''kabullenememe''. doktor olamayışını kabullenememe, bunu kabullendiyse bu sefer diğerinin doktor oluşunu kabullenememe, bunu kabullenmişse bu sefer doktorun o maaşı hak ettiğini kabullenememe... yani illa bir kabullenememe durumu var. basit ve güncel bir örnektir.

    kapitalizmin insan doğasını iğdiş edip binlerce yıllık kolektivizmin yerine liberal rekabetçiliği ikame etmesinin sonuçları sadece ekonomik değildir. işte bu hırs yaratılan yeni insan tipolojisinin en stratejik parçasıdır artık. kapitalizm önce değer ve kavramları tekeline alır, sonra üretim araçlarını. işte ''azim''in yerine hırsı, işbirliğinin yerine rekabeti, ihtiyacın yerine lüksü, vicdanın yerine katı usçuluğu koyarak büyür düzen. bunun için tüm imkanlarını seferber eder kapitalizm.
    ''asla kabullenme, önüne çıkan engelleri yık, arkana bakma, sen yalnızsın, düşersen yenilirsin, hırslı ol, hırs, hırs hırs'' yani başka deyişle homo homini lupusa göre yaşa der.

    kapitalizm ilginç bir şey başardı; bir yandan ürünleri sınırsız sayıda üretirken, öte yandan bu ürünlerin sayılı olduğunu, bunlara ulaşmak için "engel ve sınır tanımamamız gerektiğini" dikte eder. bunu yapar çünkü, sınırsız sayıda ürün olduğu bilinci, bir "herkese yeter"lik hissi uyandırır. bu da zaten kapitalizmin aşınması demek.

    "ürün ve imkan sayılı ve azdır,insanoğlu ise çok. o ürünü veya hizmeti elde edememe nedenin, senden önce bu hizmete ve ürüne ulaşmış diğer insanlardır. çünkü bu bir yarış."

    filmlerinde, müsabaka sporlarının sloganlarında, şirketlerde, bilboardlarda, okullarda, cafcaflı salonlarda yapılan motivasyon konuşmalarında... her yerde öğretilen budur. gittikçe yıkıcı olan, pervasızlaşan, ahlaki değer ve ilkeleri umursamayan, maneviyatı ve ilkeleri gittikçe itibarsızlaştıran, başka insanlara "aşama, mevki, engel, gaspçı, ürün" diye bakan ama ısrarla insan olarak bakmayan bunu da rasyonalite makyajı ile satmaya çalışan ucube bir tip çıkıyor ortaya.

    söz uzamasın, ki uzadı da. durumunu kabullenememiş ve hırs yapmış insandan uzak durun derim.
    not: siz kör olmayasınız diye paragraflar arasına boşluk koydum.

  • barış atay'ın nihal atsız'a dil uzatması

    ulan nasıl bir cehalet, nasıl bir denyoluk, nasıl bir davarlık, nasıl alaturka bir ezber akıyor entrylerde! okurken ciddi ciddi başkasının yerine utanıyor insan. herif atsız'dan tiksinenlere ''atatürk ve cumhuriyet düşmanı'' demiş.

    bu taptığınız ruh hastası atsız, yine o çok taptığınız cumhuriyet tarafından sayısız kere soruşturmaya tabi tutuldu, mesleklerinden ihraç edildi, tutuklandı, sürgün edildi, yayınları kapatıldı. bu herif meslek icra edemez duruma gelip, yine taptığınız o cumhuriyet tarafından yapılan bir darbe ile idam sehpasına götürülen demokrat parti başa gelince mesleğine dönüyor ve kurucular meclisi isimli yazısında aynen şu açıklamayı yapıyor;

    --- spoiler ---

    14 mayıs 1950’de gerçek bir cumhuriyet kurulmuş ve meşru bir hükümeti iş başına gelmişse de bu hükümet, devlet idaresini gayrı-meşru bir hükümetten devraldığı için büyük güçlükler içindedir. bu güçlükler yeni hükümetin beceriksizliğinden yahut işlerin çapraşıklığından değil, meşru hükümetin gayrı meşru hükümete halef olmasından ve o gayrı meşru hükümeti meşru bir hükümetmiş gibi saymasından doğuyor.
    --- spoiler ---

    al kaynak oku sığır. kendi yazısı.
    yine aynı herif sizin yere göğe sığdıramadığınız dönemin milli eğitim bakanı hasan ali yücel'i ''komunist faaliyetlere çanak tutuyor'' diye ihbar ediyor defalarca. yine bu herif, sizin bokunu çıkarırcasına sahiplendiğiniz ve milli şef diye götünüzü yırttığınız ismet inönü tarafından nutkunda rezil edilmiş, hedef gösterilmiş ve bu yüzden defalarca yargılanmış biri.

    anasını satayım ''bilmem nerenin türkçü gençliği'' sayfasından gidip facebook postu okuyorsunuz; ilkel kabile duygularınız kabarıyor, hayata dair elle tutulur tek bir haltı olmayan hayatsızlar olarak yüzyılların o itaatkar, reaya, cahil ve gün görmemiş ezikleri olarak hayatınızın sonuna kadar bu sikimsonik capslerle yaşama tutunmaya, politik mastürbasyon yapmaya, tutarsa da belki de kendiniz gibi malları ikna etmeye çalışıyorsunız. hayatınız dravdan kabadayılık, uyduruk iddialar, ahkam kesme, bik bik ötme, linç etme üzerine kurulu.

    biri çıkıp size dese ki, "1923-1950 arası rejim dikta rejimdir." anasından girer, ırkından cikar, türlü çeşit hayvani işkencelerle linç etmeye kalkarsınız.
    e bunu atsız demiş, okumaya üşenen sığırlar için üstte verdiğim linkteki metinden copy-paste yapıyorum;
    --- spoiler ---
    ondan önceki 1923- 1950 çağı gayrı meşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır. diktatörlüğü yapan halk partisi, bilhassa onun ileri gelenleridir.
    --- spoiler ---

    onun da anasına küfür etsene, ona da "atam sallandıraydı bu kılıç artığı iti iyiydi" desene. yok! niye? çünkü senin sikik milliyetçi duygularını okşadı, o başka, he mi toynaklı!
    biri dese ki hasan ali yücel vatan hainidir! ne cehaleti kalır, ne ruh hastalığı, ne çomarlığı, ne anası ne bacısı. e bunu da atsız demiş. nasıl! uzaktan bakınca kadir mısıroğlu cümleleri gibi görünüyor değil mi? ama yook, soktuğumun sarkık bıyıklının teki almış bu ergen yavşakları karşısına,hem atatürk'ü hem atsız'ı övmüş de övmüş, övmüş de övmüş. bu amipler de almış bu bilgiyi, 30 yaşına gelmiş hala kullanıyor, üstüne bir de böyle herkese açık platformlarda satıyor. klavyeyi pençelemeden önce azıcık iki google araması yapın. bir şempanze okur yazar olsa şuraya daha mantıklı şeyler yazardı. gidin ananas kemirin, bacağımı soktuğum hastalıklı ortadoğu köylüleri. sizin neyinize lan tarih, ideoloji, fikir falan konuşmak. üstteki metni kadir mısıroğlu mahlası ile paylaşsam beşiktekinden girer mezardakinden çıkarsınız lan ne okuduğunuzu bilmeden.
    dil uzatmak demiş bir de homo deyyus. elalem dine, tanrıya, kiliseye, peygamberlere dil uzattı da senin önüne klavye koydu, birkaç şey öğrenesin diye. sen de git ruh hastası bir öğretmenin muritligini yap, koduğumun karbonhidrat deposu.

  • insanı yoran şeyler

    an geliyor bir olay veya bir problem yaşanıyor ve etrafındaki herkes ama herkes akıl tutulması yaşıyor. koca koca insanlar korku, öfke, heyecan veya panik halinde. sanki sinirlerine zarar veren zehirli bir gaz solumuşlar gibi. yapıcı olma, problem çözme veya ortalığı sakinleştirme gibi mefhumlar ile kalan son bağlarını koparmış, "battı balık yan gider" kafası ile herkesin çıldırdığı anlardan söz ediyorum.

    işte bu anlarda tüm yükü senin tek başına gönülsüzce süreç içinde üstlenmen, ilişkilerin seni buna zorla sürüklemesi. herhalde bunun kadar yorucu başka bir şey daha yoktur. hele ki sana yol göstermesi, güven vermesi, öncülük etmesi gereken yaşta insanlar bu çılgınlığın ve boşvermişliğin aktörüyse. herkes senden adil olmanı, onu anlamanı, ona yaramanı istiyor. yatalak hastalar gibi! sağlıklı kaldığını gördükleri tek kişiden grup halinde talepler...

    5 yaşından itibaren birlikte yaşadığım arkadaşlar da yitirdim, kardeş acısı da yaşadım, belanın her türlüsüne de tanık oldum, günde 14 saat katır yükü işlerde de çalıştım, aylarca birkaç kuruş ile idare etmek zorunda da kaldım, bedensel anlamda öküzü devirecek acılar da yaşadım ama hiçbiri bunun kadar yormadı. çoğu sağlam bir uyku ile halloldu ama bu...

    bazi anlar cidden mantıklı düşünen, tenezzül etmeyen, sağduyulu davranan, erteleyen insana su ve ekmekten daha çok ihtiyaç duyduğum oldu. üzerinden aylar geçse yorgunluğu geçmiyor bu işin.

  • yeniden dünyaya gelinse seçilecek ülke

    "vizyonunuza kafam girsin" diyeceğim de bu kadar dar bir vizyona anca sinek götü sığar. ulan o kadar yazmışsınız, bir kişi de dememiş ki "peki hacı ne zaman?"
    siz bu kafayla kahru perişan olmaya mahkumsunuz bre gafiller!

    ben tanrı olsam, bana tarih belirtmeden "bu sefer almanya'da doğmak istiyorum tanrım" diye dilekte bulunan kişiyi, direkt 1930-50 arası almanya'sında komünist yahudi bir ailenin engelli çocuğu olarak doğurturdum. hatta avrupa'dan ülke sayan herkesi 1910-1950 arası avrupa'da doğurturdum.

    misal biri tarih aralığı belirtmeden "amerika" mı demiş, alır onu 1860lar amerika'da iç savaşın ortasına veya büyük buhran zamanı amerika'ya yollardım.

    bak yukarda japonya demiş birileri. mesela onları direkt 1925 yılında hiroşima'da doğurturdum ki 9 ağustos 1945 günü 20 yaşındayken hayatının travmasını yaşasın.

    "belki gondola biner sonra da pisa kulesi'ni ziyaret ederim," diye italya diyeni direkt benito mussolini'nin en güçlü olduğu zamanda italya'da doğurturdum.

    bunlar hep tarih bilmemekten oluyor işte. yoksa 2005 suriye'si>1945 almanya'sı. tarih önemli yani.

  • esir azerbaycan askerinin boğazının kesilmesi

    başlık, tam beklediğim gibi ceset tüccarları ile dolup taşmış. bu eylemin ne kadar insanlık dışı olduğunu dile getirip, devamında bu eyleme karşın daha fazla insanlıktan çıkmayı tek reçete gören kan ve ceset tüccarlarından söz ediyorum.

    çünkü varoluş gayeleri, zeminleri bu. ceset ile beslenir, insan kanı ile nefes alırlar. ermeni ruh hastası askerlerin savaşta yediği bu boku, buradaki ruh hastaları daha yeni ruh hastalıklarına gerekçe yapmak istiyor. gerekçeleri de pek insani! vicdan diyor, insanlık diyor, merhamet diyor, savaş onuru diyor ve hemen devamında ermeni -ve ne alakaysa- kürtlerin kanının dökülmesi, atom bombası atılması, çoluk çocuk katledilmesi, hatta 1915'in tekrarının yaşanmasını istiyor, talep ediyor.

    "ey insanlik, vicdanınız varsa bu zulme sessiz kalmayın ve gelin ermenilere soykırım yapalım, kadın çocuk demeden soylarını kurutalım" diye derinden, tiz ve gırtlaktan bir çağrı yapmayı da ihmal etmiyor vicdanlı ceset tüccarları.

    sizin derdiniz cidden savaştaki vahşet mi? hadi bu zaten baştan komik bir soru. düzeltelim; sizin derdiniz failin kimliğinden tamamen azade olarak, "türk askeri"ne yapılan vahşet mi gerçekten? eğer öyleyse dünyadan habersiz emir erlerini, boğaziçi köprüsünde aynı bu azeri askerin başına geldiği gibi, kesen ve ödül alanları ne yapacaksınız? üstelik kameralar önünde, hepimizin tanıklığı ile yapıldı bu."kızım 6 aylık" diyen albaya "o kızını sikerim" diyenleri el birliği ile alkışlamanızın üzerinden kaç zaman geçti? bakın askere zorunlu askerlik uygulaması ile giden 20 yaşındaki askerler ile 6 aylık bebekten söz ediyorum.
    daha da ileri bir tarihe sarayım da hafızanız tazelensin! gerçekten askere yapılan vahşet çok mu üzdü sizi? mesela el bab'da önce boynuna tasma takılıp kafesler içinde dört ayak üstünde gezdirilen daha sonra benzin dökülüp yakılarak "annecim" diye çığlık atışları kameraya kaydedilen askerler için ne düşündünüz? o dönem ufak bir beka sorunu olarak görülmüştü bu olay ve bu iki asker olayı hiç yaşanmamış gibi davrandı tüm ülke. askerlerin ailesi oğlunun cesetlerini ısrarla istedigi için arada gündem olabildi hemi de sizin vatan haini dediğiniz sol medya sayesinde sesleri duyulabildi. kime yutturuyorsunuz lan siz savaş, vahşet, vicdan, insanlık falan dingiller!

    madem konu türk askeri, sivillerin yaşam hakkı falan diyerek sizin hiç aşina olmadığınız konulara girmeden, bir örnek daha vereyim;
    öz kardeşinin tabutunun başında ağlayarak iktidarı eleştiren yarbaya yapılanlar vahşet değil miydi? tv'den o yarbayın belki 4 katı maaş alan spikerin biri çıkıp "tüm askerlerimize daha doğrusu vatanını canından ve kardeşinden çok seven askerlerimize buradan selam olsun" diye o yarbayı hedefe koyduğunda, ihraç edildiğinde, kardeşinin ölümüne üzülme fırsatı verilmediğinde ve yetkililer "maaş alıyorsan öleceksin" dediğinde bunlar vahşet olmuyor muydu? hadi evrensel insanlık değerleri falan bırakalım hep sizin istediğiniz gibi türklük ve askerlik üzerinden gidelim lan. ırak'ta şii türkmenleri, daiş çeteleri (öfkeli gençler) kıtır kıtır keserken ruhunuz duymuyordu, umrunuzda değildi lan. onlara yapılanlar çok mu savaş kuralları çerçevesindeydi? bu saydığım olayların hiçbirinde "failin kimliğinin hiçbir önemi yoktu. uygulanan sansürlerin ve görmezden gelmelerin bununla alakası yoktu." diyebiliyor musunuz?

    siz kimi kandırıyorsunuz evladım? siz; ölen insanın yaşam hakkını, insanca yaşama hakkını, insanlık onuruna yaraşır bir şekilde yaşama ve ölme hakkını mı savunuyorsunuz burada? siz cidden, bizi, burada cenevre savaş hukukuna savunduğunuza mi inandıracaksınız? sizin için maktulün değil, katilin kimliğinin önemli olduğunu bilmiyor muyuz sanıyorsunuz lan dümbükler! daha birkaç gün önce "rusya 60 askerimizi öldürdü gık çıkaramadık" dendi tv'den. o zaman niye vicdan, merhamet demediniz lan! failin rus olmasının etkisi yok diyebiliyor musunuz bu olayda? şu ermeni ruh hastası faşist askerlerin yediği bokun aynısını rus askeri yapsa azerilere, "burada başlığını açabilirdik, videosunu izlerdik, nefretimizi doya doya kusardık ve kesinlikle sansür ile uğraşmazdık" diyebiliyor musunuz?

    yoksa asker ölmüş, yanmış, sakat kalmış, parçalanmış çok mu umrunuzda? komünist, ermeni, kürt veya alevi biri polise ve askere yüksek sesle bağırdığında bile kuduran; ölüm,tecavüz ve işkence dahil her türlü vahşet çağrısını yapan sizlerin rusya askerleri topluca katlettiği halde sessizliğe gömülmesine ne tür bir açıklama getiriyorsunuz mesela? o çok militarist, o çok savaşçı, o cok yiğit atarlarınızın, raconlarınızın, fail rusya olunca nasıl da birden "kış soğuk geçecek hehekiki" ciyaklamasına döüştüğünü farketmedi mi kimse sanıyorsunuz lan? ermeniler söz konusu olunca savaş ve vahşet çağrılarının ardında unuttuğunuz bütün diplomatik teammülleri, rusya söz konusu olunca hatırlamanızın ismini "devletler pragmatist olmalı ağbi, çıkarlar önemli" koyduğunuzu kimse görmüyor mu sanıyorsunuz?

    sizin varoluş gayeniz bu. yeter ki biri şuraya ceset, kan haberleri atsın. yeter ki gücünüzün yeteceğine inandığınız birileri fail olsun, yeter ki canına okuyup hayatı zindan edebileceğiniz kişileri hedefe koysun bu cesetler. içinizdeki hayvanlığı eyleme dökmek için can atıyorsunuz.

  • agit ipek'in cenazesinin ptt ile gönderilmesi

    ben yazmayacaktım başlığa. çünkü bunun gibi bir haber ile muhattap olmak, konuşabildiğim bir dilden tercümana gerek olmaksızın okuyabilmek bile alçak hissetmeme sebebi oluyor. bu eylemi savunmayı geçtim, okuyabilmek bile...

    ben buradan sevinen yığına laf anlatmayacağım. böyle iyi hissediyorlar, böyle mutlular, böyle rahatlar onlar da. "biz böyle yamyam, biz böyle alçak, biz böyle hayvan olarak iyiyiz ve mutluyuz" diyorlar. kitlesel bir hayvanlık talebine itiraz etmek yersiz. uzak kalmak, izole olmak mantıklı.

    o yüzden okuyan arkadaşlar arasında hala insan kalabilmiş olanların yüzü suyu hürmetine birkaç kelam edip bırakacağım.

    insanlığınızı koruyun arkadaşım. bakın insanlığı bir kere kaybettiniz mi, bu başlıktaki sayısız örnekte olduğu gibi, sonu gelmiyor. dipsiz bir kuyu bu insandışılık.
    toplama kamplarından kurtulan yahudiler "oradaki en büyük mücadelemiz insan kalma mücadelesiydi. çünkü bize de hayvanlık dayatılıyordu ve bize cazip de geliyordu bu. işte bu cezbedici hayvanlıktan kurtulmak, artık sizin tek gayeniz oluyor." demişlerdi.

    kötülüğün sıradanlaşması talebini, kitlesel bir çürüme talebini görmezden gelmeyin, bilin ve unutmayın asla! bazen sizin yıllar ve sayısız emekler harcayarak anlatmak istediğiniz her şeyi, onlar bir cümle ile anlatabiliyor. onlar konuştukça biz haklı çıkıyoruz. bu zaman insanlığımızı koruma zamanı.

  • 4 mart 2020 selahattin demirtaş açıklamaları

    #103013125

    ''ben en başından demiştim bu adam (selahattin demirtaş) akp projesi diye. bana gülmüşlerdi. şimdi anlıyor musunuz?''
    demiş suser. evet anlıyoruz şimdi. ama seni değil, sana gülenleri anlıyoruz. saçmalama yarışı yapılsa bu cümle direkt finale oynar.

  • sokak köpeklerinin uyutulması gerekliliği

    bence iki video izleyip "ay çok datluu, hemen berkesucanbörü'ye bir tane köpek alalığm" diye gazla köpek alıp; bakımı, temizliği, veterineri, masrafı vs uğraşmayıp sokağa atan yaratıklar uyutulmalı.

    normalde yeryüzünde en sevdiğim birkaç şeyin listesini yapsam, ilk 3'e köpek girer ama şimdiye kadar almayı aklımın ucundan geçirmedim. çünkü bakamayıp sokağa atma ihtimalim var. apartmanda besleyemeyeceğimi biliyorum. birgün müstakil bir evim olursa alırım ancak. etrafta köpek gibi evcil olan at, koyun, keçi değil de kedi, köpek dolaşıyorsa, bunun birinci dereceden sorumlusu insandır.

    herkes burada "avrupa'da sokakta köpek göremezsiniz" diye ahkam kesiyor. avrupa'da senin gibi görgüsüz özenti tipler de bulamazsın. öyle gaza gelip köpek alayım, sonra sokağa atayım diyen kaç kişi bulursun avrupa'da merak ediyorum.

  • karımı koruyamıyorsunuz dükkanınızı kapatacağım

    bu yüzden hep diyoruz;
    ülkede ideolojik, siyasi ve dini bir sorun yok! ülkede karakter, zeka ve zihniyet sorunu var.

  • amerikanların %77'sinin haritada iran'ı bulamaması

    türkiye'de yap insanların yüzde 40'ı türkiye'yi bulamaz. arttırıyorum, isimlendirilmiş haritada bile türkiye'yi bulamazlar.

  • ekonomik durumunu 3 kelime ile anlat

    iki kelimeye anlaşalım!

  • sigara içmeyenlerin ezik tipler olması

    dört dal sigara bu başlığı açtırdıysa eroin veya alkol içse neler olurdu düşünmek bile istemiyorum.
    edit: başlık sahibi kaçmış. ilk entry bu değil sonra gelip de " bu nece bir giriş entrysidir gurban" demeyin.
    şey yazmıştı arkadaş, dört dal sigara içtim ezikliğim geçti falan işte.

  • tüm erkekler tecavüzcüdür

    türkçe okuyup anlama konusunda zeka özürlü olan yazarlar şimdiden doluşmuş başlığa.
    kadın "tüm erkekler tecavüzcüdür" demiyor aygırlar. "kimin tecavüzcü olup olmadığını bilemeyeceğimiz için hepsini öyle varsayıyoruz" demiş. yani bizim çocuklarımızı korumak için herkesi "pedofili" veya "organ mafyası" varsaymamız gibi! çocuğumuza " çocuk tecavüzcüsü ve organ mafyalarından şeker alma tamam mı" demiyoruz, "tanımadığın hiç kimseden şeker alma" diyoruz. çocuğumuzun tanımadıkları arasında mükkemel insanlar da var fakat değil mi? evimizi, mülkümüzü "herkesi hırsız varsayarak" koruyabiliyoruz ancak. kadın bir cinsin böyle tanımlanmak zorunda kalmasını vahşet olarak değerlendiriyor hatta. yani diyor ki; "sevgili erkekler, sizin içinizde o kadar çok tecavüzcü var ki,biz kadınlar artık tüm erkeklere potansiyel tecavüzcü olarak bakıyoruz ve bu da toplumsal ve ahlâkî anlamda dehşet verici bir şey. " bunu anlamayacak nasıl bir beyin yapısına sahipsiniz ciddi anlamda anlamak mümkün değil! yani sırf "feminizm bize küfrediyor koşun" demek için sazan gibi atlıyorsunuz olaya.
    götü boklu ortadoğulu şebekler olarak bu dünyaya oksijen israfısınız lan!
    edit: hala mesajlarda "iyi erkekler de var, mesela ben kimseye tecavüz etmedim" diyenler var. ciddi anlamda bilişsel ve nörolojik bir bozukluk belirtisidir bu artık. laf anlatmaktan vazgeçtim bu tür yazarlara.

    edit2: kopuksenaryoo isimli arkadaşın aktardığına göre türkiye "kendi dilinde yazılanı anlama" bakımından dünya'da son sıralardaymış. biraz arattım hakikaten de öyleymiş. baştan niye uyarmıyorsunuz suserlar, deminden beri davar güdüyorum. arkadaşa teşekkürler buradan.
    aha bu da okuduğunu anlama özürlüleri için link.

  • 7 mart 2019 istanbul'da gerçekleşen katliam

    edit cansever: başlık taşınmış. önceki başlık "istanbul katliamı" diye açıldığı için bu entryi girdim.
    sırf başlık ilgi çeksin diye "istanbul katliamı" denir mi? tamam olay katliam ama istanbul katliamı demek, istanbul'u hedef alan bir katliam demek. srebrenitsa katliamı, halepçe katliamı vb gibi duruyor. gerdiniz sabah sabah.

  • amedsporlu mansur çalar'a ömür boyu men cezası

    amedspor'a gönül ve destek veren biri olarak diyorum ki iyi olmuş, yerinde olmuş karardır. ayrıca kasten adam yaralamaktan ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçlarından da mahkemeye verilmelidir provakatör ergen. bu tiplere sporcu lisansı verilmemeli hatta sokağa çıkması yasaklanmalı.

    edit: bu entryme ilginç bir şekilde ırkçı bile olamayacak çomarlar ve ne istediğini bilmeyen amedspor destekçileri beraber tepki gösteriyor mesajlarla.
    sevgili sözlüktaşım amedspor taraftarı; adalet tek taraflı işleyen bir mekanizma değil. bu nedenle dünyanın her yerinde adalet, çift kollu terazi ile sembolize edilir. başkası senin otobüsünü taşlarken hede hödö, ama sen başkasının götüne vida sokarken "ama.." demen tutarsızlıktır. beklediğin adaleti bazen senden de bekler insanlar. kendine çeki düzen ver ki ciddiye alınabilesin. misal istiklal marşı ıslıklanması... bunun kadar düzeysiz ve gereksiz bir saldırı olabilir mi? tff'ye bağlı bir kulüp olarak kuruluyorsan, dünyanın her yerinde olduğu gibi, kendi ulusal liginin marşını okumak ve saygı göstermek zorundasın. ha yapamam diyorsan kulübü kurma, maçlara çıkma. zorlayan yok. ama dünyanın her yerinde maçlardan önce ulusal marş okunur. ha oyuncun çok mu kızmış karşı tarafa? kendince intikam mı almak istemiş? o zaman gider adam gibi hat-trick'ini yapar 2 asistini yapar, rakip takım taraftarına sus işaretini yapar, biter. git youtube'da futbolcu intikamlarına bak mesela. bu nedenle ona profesyonel futbolcu lisansı veriliyor. illa birinin götüne vida sokacağım diyorsa da yeri bar önleridir, yeşil sahalar değil.

    gelelim sana düzeysiz ağzı bozuk çomar sözlüktaşım! verdiğim tepki sana yetersiz gelmişse bu senin problemin, ki ben tepkimi sen orgazm ol diye vermiyorum. sırf senin içi boş güdü ve duyguların tatmin olacak diye de amedspor taraftarı olmaktan vazgeçmem, kendi halkımın tamamına düşman kesilmem. aynı şekilde sırf sana tepki olsun diye de inandığım değerlerle çelişip başka değerlere de saldırmam. bu nedenle bana küfür yazmak için toynaklarını klavyeye boşuna bırakma, lakin muhatabım sen değilsin.

  • squat yapan kadın vs mantı açan kadın

    squat yapan mantı 1-0 öndedir,kadını ben de yaparım.

  • ateş köpeğe yardım kampanyası

    başımıza gelen bütün iğrençlikler,bu dilsizlerin ahıdır. elimizden gelenin en iyisi neyse yapalım.

  • 14 şubat'ı önemsemeyen kadın

    maaşa bir gün kalmış, ne yapsın 14 şubat'ı. yaşasın 15 şubat.