debe başlıkları

godotyu kovalarken3
ekşi sözlük profili

  • fikret hakan

    “çolpan ilhan’la nişanlıydık. askere giderken, baylan pastanesi’nin önünde çolpan’ı, sadri’ye emanet ettim. sivas’ta askerliğimi yaparken, çolpan’dan mektup geldi. mektupta ‘biz sadri’yle evleniyoruz’ yazılıydı. çok şaşırdım. büyük bir acı hissettim. çolpan’la güzel şeyler yaşamıştık. ardından da birçok filmde oynadık. asla da bir gün ‘neden?’ diye sormadım. hiç bir şey olmamış gibi davrandık. birbirlerini gerçekten sevmişler demek ki bu evlilik sadri ölünceye kadar devam etti. ”

  • avukatın müvekkilini dolandırması

    2004 yılında aynı soyadı taşıdığım akrabalarımın kendi aralarında çıkan bir kavgayı ayırmak isterken, ateşli silah yaralanması sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde ağır yaralandım ve acilen kaldırıldığım hastanede yaklaşık 8 saat boyunca ameliyat edildim. bu ameliyat sırasında sol böbreğimi, dalağımı ve safra kesemi kaybettim. ayrıca karaciğer ucu, mide ve bağırsaklarımdan da cerrahi tamir uygulandı. sonuç itibariyle aynı hastanede 2 hafta boyunca yatarak tedavi edildim ve 25 gün iş göremezlik raporuyla taburcu edildim.

    (avukatım tarafından nasıl dolandırıldığıma değinmeden önce şu hususu kısaca izah etmek istiyorum. zira olayın sonunda adli makamlarca şizofreni hastası ve çulsuz bir insan olarak nitelendirilip, haklıyken haksız duruma düşürüldüm! ben silahla yaralandığım sırada henüz 24 yaşında, herkes gibi kendi istikbali için hayat mücadelesi veren biriydim. en azından iyi kötü lise eğitimimi tamamlamış, askerlik görevimi yerine getirmiş ve gerek askere gitmeden önceki süreçte, gerekse askerden terhis olduktan sonraki yıllarda çeşitli işlerde sigortaya kayıtsız şekilde çalışmıştım. bu arada tüik'in ocak 2017'de yaptığı bir araştırmaya göre bu ülkedeki çalışan nüfusun yüzde 30'u sigortasız şekilde çalışmakta yahut çalıştırılmaktadır. bunun da göze alınmasını isterim ki, benim çalıştığım yıllar 1997 - 2003 arasıydı. yani ben her ne kadar sigortalı bir iş bulamasam da en azından meslek öğrenmiş ve aileme yük olmadan yıllarca kendi paramı kazanmıştım. ayrıca 2004 yılının temmuz ayında yapılacak olan kpss sınavına da o tarihte hastanede yattığım için katılamamıştım. sanırım bu da benim kendi istikbalim için bir şeyler yaptığımın göstergesidir.)

    her neyse hastaneden taburcu olduktan sonra müşteki sıfatıyla bulunacağım ceza davasında tarafımın haklarını savunması için .... barosuna kayıtlı bir avukatla tavsiye üzerine görüştüm ve anlaştım. 2004 temmuzunda kendisine vekalet verdim. ayrıca ceza davası için tarafımdan talep ettiği 2.000 tl bedelindeki vekalet ücretini de peşin olarak ödedim.

    ceza davası yaklaşık 1 yıl sonra (2005 yılında) sonuçlandı ve tarafımı silahla ağır yaralayan sanığa kasten öldürmeye teşebbüs, ruhsatsız silah bulundurmak ve adaleti yanlış yöne sevk etmek suçlarından dolayı toplamda 11 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    sanık şahıs bu karara itiraz ederek ceza dosyasını yargıtay'a gönderdi. bu sırada bende sanık şahsa karşı tazminat açmaya karar verdim ve ceza davasında vekilim olan avukatla yeniden görüşerek anlaştım.

    avukatla yaptığımız sözlü anlaşmaya göre ben tazminat davasının açılması ve devamını sağlamak için kendisine 2.000 tl nakit para verecektim. oda bu parayı harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak kullanacaktı. fakat tazminat davası için ödemem gereken vekalet ücretini bu defa peşin olarak değil, dava sonunda lehime hükmedilen tazminatın yüzde 10'u oranında kendisine verecektim.

    kısaca özetlemek gerekir ise ben 2005 yılının sonunda harç ve ihtiyati tedbir masrafları olarak 2.000 tl bedelindeki nakit parayı avukata verdim. böylece bulunduğum şehirde 100.000 tl maddi, 50.000 tl manevi olmak üzere toplamda 150.000 tl bedelinde tazminat davası açtık.

    burada bir şeyin altını önemle çizmek istiyorum; ben bu davayı 200.000 tl maddi, 50.000 tl manevi talebiyle açacaktım. fakat avukatım bu rakamın yüksek olduğunu ve en fazla 100.000 tl maddi talepli açabileceğimizi söylediği için maddi kısmı 100.000 tl talebiyle açtık.

    ayrıca bir şeyi daha eklemek istiyorum; davalı şahsın kendi adına kayıtlı 95 dönümlük arazisi ve 3 tanede evi vardı. ben avukatıma davalı şahsın geçmiş yıllarda kendi kız kardeşlerinden bile mal kaçırdığını ve 20 yıl boyunca miras haklarını vermediğini açık şekilde ifade ederek kendisini bu konuda dikkatli davranması için uyarmış ve davalı şahsın mal varlığının tümüne ihtiyati tedbir koydurması için talimat vermiştim. oda bana ''merak etme senin burada avukatın var'' diyerek ahkam kesmişti.

    fakat bu avukat tam bir orospu çocuğuymuş. şöyle ki;

    yukarıda açıkladığım üzere ben 2005 yılının sonunda bu avukata harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak 2.000 tl nakit para (o dönemde hiçte fena bir para değildi!) verdiğim halde, herif tutmuş bu davayı adli müzaheret talebiyle açmış. dava dilekçesine bakın. (kısa not: ben bu davanın adli müzaheret ile açıldığını 2011 yılında, dava sonuçlandıktan aylar sonra öğrenebildim)

    bunun yanı sıra avukatım olacak bu orospu çocuğu, davacı sıfatıyla açtığım tazminat davasının ilk 11 celsenin 5'ine katılmadı. bunda tabi ki de bir problem yok. nitekim benim duruşmamın olduğu günlerde ilgilenmesi gereken daha önemli davaları yahut başka işleri olabilir. fakat avukatım kendi bürosunda çalışan bir sekreteri varken, katılmadığı duruşmaların mazeret dilekçelerini her defasında bana verdi. ben de davamın devamlılığını sağlamak amacıyla bu mazeret dilekçelerini tıpış tıpış gidip mahkeme kalemine teslim ettim ve davamın müracaata bırakılmaması (düşmemesi) içinde pul masraflarını ödedim. aslında burada canımı sıkan asıl mesele şuydu; benim bu davada kendime avukat tutmamın yegane sebebi husumetim olan davalı tarafla adliyede karşılaşmak istemiyor oluşumdu. kaldı ki ben sırf davalı tarafla karşılaşmamak adına çocukluğumdan beri yaşadığım adresimi dahi değiştirmiş ve bulunduğum şehirde yıllarca tek başına yaşamak zorunda kalmıştım. fakat benim bu durumum avukatım olacak orospu çocuğunun zerre sikinde değildi.

    hepsini geçtim... şu belgede de görüleceği gibi avukatım 12'inci celseye katılmamış, daha da kötüsü bu celseye katılmadığını bana da haber vermemişti. dolayısıyla ki davamın mahkeme kararıyla düşmesine sebep olmuştu. hadi buna da göz yumayım diyeceğim ama burada asıl yenilir yutulur olmayan şey ne biliyor musunuz..? avukatım bana davamın düştüğünü söylemedi..! bunun yerine elime saman rengi bir zarf verip, içinde mazeret dilekçesi olduğunu ve bunun gidip davamızın görüldüğü mahkemenin kalem müdürlüğüne teslim etmemi rica etti. tabi ben salak biri olduğumdan mütevellit o zarfı açıp içinde ne olduğuna bakmadım ve kapalı şekilde mahkemenin kalem müdürüne teslim ettim. fakat kalem müdürü bana ''kardeşim sen buralara avukatından çok geliyorsun, bu zarfın içinde ne olduğunu biliyor musun bari? diye sordu. ben de kalem müdürüne ''zarfın içindeki mazeret dilekçesi değil mi?'' diyerek adamın sorusuna soruyla cevap verdim. oda bana ''senin davan geçen ki celsede düşmüş. avukatın sana söylemedi mi?'' diye sordu.

    işte o anda avukatıma güvenmemem gerektiğini anladım ve hazır adliyenin içindeyken gidip dava dosyamın içeriğindeki belgelerin fotokopilerini çektirdim. ve bu fotokopiler sayesinde öğrendim ki; avukatım olacak orospu çocuğu, davalı şahsın 95 dönümlük mal varlığının ve evlerinin tümüne değil de, sadece bir kısmına tedbir uygulatmış. üstelik davalı şahsın mal kaçırma konusunda deneyimli biri olduğunu yönünde kendisini uyarıp bu mal varlığının tümüne ihtiyati tedbir koydurması için kesin bir dille talimat verdiğim halde..! ve üstelik benden harç ve ihtiyati tedbir masrafı adı altında 2.000 tl nakit para istediği ve aldığı halde..! düşünsenize ben bunu 2008 yılının ortalarında (davayı açtıktan 2 buçuk yıl sonra) 12'inci celsede davamın düşmesi sayesinde tesadüfen öğrenebiliyorum. tabi sağ olsun mahkemenin kalem müdürünün beni uyandırması sayesinde.

    doğal olarak bu duruma fazlasıyla canım sıkıldı ve avukatımın bürosuna gidip kendisine şu iki soruyu sordum; 1) neden davamın düşmesine sebep oldun ve o zarfın içindekinin ''dava yenileme dilekçesi'' olduğunu neden bana dürüstçe söylemedin? 2) neden davalı şahsın 95 dönümlük arazilerinin tümüne ihtiyati tedbir uygulatmadın?

    elbetteki avukatın bu sorulara vereceği makul ve mantıklı bir cevabı yoktu. bunun yerine yaygara yaparak suç bastırma yolunu tercih etti ve ''kardeşim, benim tedbir koydurduğum yerler 150.000 tl'lik tazminat alacağını rahatlıkla karşılar, hepsine tedbir koydurmaya ne gerek var.'' dedi... davamın düşmesine neden sebep oldun ve bana o zarfın içindekinin yenileme dilekçesi olduğunu niye söylemedin soruma ise tek kelime cevap vermedi-veremedi.

    bunun üzerine öfkeyle bürosundan çıktım ve aynı gün kendime başka bir avukat aramaya başladım. fakat orospu çocuğu avukat kendime başka bir avukat aradığımı anlamış olacak ki beni aradı ve davamla adam gibi ilgileneceğinin sözünü verdi. lanet olsun ki ben de meseleyi daha fazla uzatmayıp kendime başka bir avukat tutmaktan vazgeçtim.

    tamda bu sıralarda avukatımın d.e. isimli bir yeğeni hukuk fakültesinden mezun olup avukatımla aynı büroda çalışmaya başlamıştı. 13'üncü celseden itibaren görülen bütün duruşmaları da avukatlık mesleğine yeni başlayan bu piç yavrusu takip etmişti. tabi yetki belgesiyle. yani ben bu genç avukata vekalet vermedim. kendisine avukatlık ücreti ödeyeceğime dair herhangi bir taahhütte de bulunmadım.

    işte bu piç yavrusu yeni avukat var ya, öz dayısı olan asil vekilimden daha büyük bir orospu çocuğuymuş. şöyle ki;

    2009-2010 yıllarında ailemin ikamet ettiği bölgede büyük bir baraj yapılacağı açıklandı. o sırada ben yine ailemden ayrı yaşamaktaydım ki hala da öyle. ayrıca o dönemlerde babamla aramızda iyi değildi. hiçbir zamanda iyi olmamıştı. buna rağmen avukatlık mesleğine yeni başlayan piçin evladı, benim davamı bahane edip ikide bir babamı arıyor ve kendi markajına almaya çalışıyordu. tabi babamda aferin delisi, el iyisi bir adam. nitekim avukat kendisini ne zaman arasa hemen geliyor ve kendisinden istenen her şeyi harfiyen yapıyordu (ben istesem yapmazdı şerefsiz). hatta bu genç avukat ve babam, benim haberim bile yokken bir kaç defa duruşmalarıma birlikte gidip gelmişler. fakat dediğim gibi avukatın tek amacı babamı kafalamak. çünkü babamın baraj sahası içinde hatırı sayılır derecede mal varlığı var. avukat da babamı ayartıp devlet su işlerine karşı dava açmak için çabalıyor. üstelik babamın yaşadığı bölgede baraj yapılacağı açıklandıktan sonra o bölgeye avukatların gidip orada yaşayan insanlarla ticari diyaloglara girmesi yasaklandığı halde. ama bu genç avukat alabildiğine kurnaz. güya o barajın yapılacağı o bölgeye babamın misafiri olarak balık yemeye gidiyormuş havası verip babam da dahil olmak üzere orada yaşayan insanlara bir iki hukuk dersi verecek ve aklınca kendisine yeni müvekkiller edinecekti. açıkçası bu durum beni fazlasıyla rahatsız etti ve ben babamı defalarca kez uyardım. şu avukatla fazla yüz göz olma dedim. bunlar benim davamla bile adam gibi ilgilenmiyorlar dedim. ben bu avukatların her ikisinden de bıktım usandım dedim. fakat babama ne dersem diyeyim o genç avukattan uzaklaştıramadım.

    şimdi şu belgedeki rezalete bakın... neymiş efendim, davalı şahıs babamında tanıdığı .... isimli birine taşınmazlarından birini satacakmış. fakat ben bu mal varlığına ihtiyati tedbir koydurduğum için satamıyormuş. işte bu yüzden bu taşınmazı satın almak isteyen ... isimli kişi babamla temasa geçmiş. babamda bu durumu avukatıma (genç olana) söylemiş. bunun üzerine avukatım da belli bir ücret karşılığında bu taşınmazın üzerindeki tedbiri kaldırabileceğini ifade etmiş. tabi beni yine adam yerine koyan yok. güya dava benim davam. neyse sonuç olarak benim talimatım olmadan, daha da kötüsü bana sorulmadan davalı şahsın mal varlığı üzerinden ''kısmi'' şekilde tedbir kaldırma işlemi yapıldı. inanmıyorsanız buyrun bakın. ve avukatım bu şekilde haksız para kazandı..! yani tazminat davası hala devam ederken orospunun çocuğu üç kuruş fazla para kazanmak uğruna davalı şahsın mal varlığından ihtiyati tedbir kaldırarak davamı açık şekilde riske attı.

    peki bitti mi? elbette ki bitmedi. birde şu rezalete bakın. asil vekilim bürosunda oturuyor (ki o zaten 12'inci celseden sonra ortalarda yok). yetki belgesiyle duruşmaları takip eden genç avukatta bürosunda oturuyor. yani yurt dışında falan değil bu adamlar. o gün ilgilenmeleri gereken başka bir davaları da yok. yani her iki avukatta elleri siklerinde ofiste oturuyorlar. ve beni kendi duruşmama gönderiyorlar... itiraz ediyor muyum...? asla etmiyorum. çünkü ben her iki avukatın da nasıl orospu çocukları olduklarını zaman içinde öğrendim. benim için önemli olan tek şey davamın bir şekilde devamlılığını sağlamak. (bu paragraftaki duruşma tutanağını neden paylaştığımı yazımın sonunda açıklamayacağım.)

    şimdi gelelim avukatımın yaptığı şu ibneliğe. bu bir bilirkişi raporu. bilirkişi uzmanı sürekli iş göremezlik zararımı 117.000 tl olarak hesaplamış (sürekli iş göremezlik zararı = tazminat davasının maddi kısmı). avukatım ise bilirkişi raporunu incelemek üzere süre istemiş. buyrun buna da bakın. tabi mahkeme başkanı avukatımın istediği bu süreyi vermiş.

    geldik şimdi bilirkişi raporunu incelemesi için avukatıma verilen sürenin sonuna ki bu sürenin bitimi karar celsesine denk geliyor. lütfen okuyun karar celsesini.

    yukarıdaki son fotoğrafta da görüleceği üzere tazminat davası benim lehime olacak şekilde kısmen kabul ediliyor. fakat maddi alacağımın miktarı 117.000 tl olması gerekirken, 95.500 tl olarak açıklanıyor. peki niye? çünkü bu dava 100.000 tl maddi taleple açıldığı için. hani ben yazımın başında bu davayı 200.000 tl maddi talepli açacağımı yazmıştım ya... avukatım da güya bir takım hesaplamalar yapıp bu davanın maddi kısmını en fazla 100.000 tl bedelinde açabiliriz demişti... bakın burada avukatıma gerçekten kızmıyorum. belki benim aç gözlü bir insan olduğumu da düşünebilirsiniz. fakat o yıl şarkıcı emrah, kendisini taklit eden emral isimli bir şarkıcıya 300.000 tl tazminat davası açmıştı. bunun üzerine ben de o zamanki cahil aklımla ''ulan adam kendisini taklit eden birine 300.000 tl bedelinde dava açıyorsa, yaşadığım şu olayda benim hayatım sikilmiş, gideyim ben de 200.000 tl maddi talepli dava açayım'' diye düşünmüştüm. evet, hukuk sistemine göre kendime gerçekten fazla değer biçmişim. ama burada önemli olan bir şey var o da; tazminat davalarında bilirkişi ne diyorsa o olur. yani ben bu davayı her ne kadar 100.000 tl bedelinde açtıysam da lehime hükmedilen 117.0000 tl'yi alabiliyorum. ama bir şartla o da; bu davayı ıslah ederek... peki davayı ıslah edebiliyor muyum? tabii ki edemiyorum. çünkü avukatım olacak orospu çocuğu bana bilirkişi raporundan hiç söz etmiyor. üstelik bilirkişi raporunu incelemek üzere mahkemece kendisine süre verildiği halde...
    ve üstelik her duruşma öncesinde ve sonrasında bürosuna uğrayıp davamla ilgili gelişmeleri kendisine sorup bilgi almaya çalıştığım halde. sonuç olarak bu davayı ıslah etmeyen, davanın ıslah edilip edilmemesi konusunda benim fikrimi sorma gereği de duymayan avukatın bu ihmalkarlığı yüzünden burada 22.000 tl zararım oluşuyor. tabi bütün bu rakamsal değerler tazminat alacağımın faizsiz olarak hesaplanmış haliyle böyle.

    bitti mi dersiniz? ne bitmesi, daha yeni başlıyor... ben asil vekilimin ve yetki belgesiyle duruşmalarımı takip eden yeğeninin buraya kadar yaptıkları bütün ihmallerine ve orospu çocukluklarına razıyım ki genç olan avukat son dakikada bile beni daha nasıl sikeceğinin ince hesaplarını yaptığı halde. peki beni nasıl mı sikecekti..? şöyle;

    şimdi bu mahkeme 23 mart 2011 tarihinde benim lehime sonuçlanmış, ben avukatımın ofisine gitmişim, usuldendir diyerekten kendisini tebrik etmişim ve bundan sonraki aşamada üzerime düşen bir şey olup olmadığını sormuşum... avukatım ise bana mahkemenin karar tebliğini alır almaz davalı tarafın mal varlığı üzerine ivedi şekilde icra takibi yapacağını söylemiş... bende icra takibinin neden ivedi olması gerektiğini merak edip sormuşum. avukatım da bana davalı şahsın mal kaçırmasını önlemek amacıyla teknik olarak bu işlemin geciktirilmeden yapılmasının gerekli olduğunu söylemiş... buna karşın ben de davalı şahsın mal varlığına ihtiyati tedbir koydurduğumuzu hatırlatarak, davalı şahsın nasıl mal kaçırabileceğini sormuşum... avukatım ise benim sorularımdan sıkılıp ''sen bu işlere karışma, bundan sonrasını bize bırak'' diye konuyu kapatmış... yani ben zerrece ihmalkar değilim. saf falanda değilim. her neyse. avukatımla yaptığımız 23 mart 2011 tarihli bu görüşmeden yaklaşık bir buçuk ay sonra, 1 mayıs 2011 tarihinde avukat beni arayıp ''godotyu kovalarken bey, icra takibi yapabilmem için bana vekaletname vermeniz gerekiyor'' diyor. fakat bu durum benim hiç hoşuma gitmiyor. çünkü ben asil vekilime zaten vekalet vermişim. eğer davalı tarafa karşı icra takibi yapılacaksa o vekaletnameyle bal gibi yapılabilir. kısacası ben genç olan avukatın benden vekaletname istemesini iyi niyetli bulmuyorum ve asil vekilime vereceğim yüzde 10'luk avukatlık ücretinden ayrı olarak benden avukatlık ücreti isteyeceğini düşünüyorum. ve bu kuşkumu da kırıcı olmamak adına kendisine sormaktan imtina edip memurlar.net isimli web sitesinde avukat olduğunu düşündüğüm av.alist nickli birine soruyorum. buyrun kanıtı. bu yazışmanın tarihi 1 mayıs 2011'dir. her neyse. sonuç olarak ben genç avukata vekaletname vermiyorum ve asil vekilimden yetki belgesi alarak icra takibi işlemi yapmasını söylüyorum.

    şimdi geldik dananın kuyruğunun koptuğu yere. tarih; 2 mayıs 2011. avukatıma mahkemenin gerekçeli kararı tebliğ ediliyor. buyrun gerekçeli kararın avukatıma tebliğ tarihini gösteren belge....

    bu andan yukarıda da belirttiğim üzere, daha doğrusu avukatın bana kendi ağzıyla söylediği gibi, şimdi sıra davalı şahsın mal varlığına icra takibi yapmaya geliyor. fakat oda ne..? avukatım icra takibinin son derece önemli ve geciktirilmemesi gereken bir işlem olduğunu bildiği halde 1 hafta boyunca sikinin keyfine bekliyor. davamı takip eden iki avukat var bakın ve her ikisi de kılını kıpırdatmıyor.

    sonra ne mi oluyor..? şu oluyor. davalı taraf 3 mayıs 2011 tarihinde mahkemeye başvurup, hukuk usulü muhakemelerinin 112. maddesine dayanarak ''2005 yılında masraflarını ödeyerek ihtiyati tedbir koydurduğum mal varlığı üzerindeki tedbirin kaldırılması'' için mahkemeye talepte bulunuyor. mahkeme de bu talebi kabul ediyor. ben mahkemeye kızmıyorum. çünkü hukuk böyle işliyormuş. nitekim hukuk muhakemeleri usulünün 112. maddesi ''ihtiyati tedbir kararlarının dava sonunda kendiliğinden ortadan kalkacağını'' söylüyormuş. yani benim avukatımın ''acilen icra takibi yapmamız gerekiyor, bunun teknik olarak yapılması şart'' demesinin asıl sebebi buymuş. gerçi bana bunu hukuk diliyle anlatsa daha iyi anlardım ya neyse. herif bana ''sen bu işi bize bırak, gerisine karışma'' minvalinden laflar edip kesip atmıştı konuyu. sonuç olarak davalı taraf 3 mayıs 2011 tarihinde tedbir kaldırıyor ve 5 mayıs 2011 tarihinde'de bütün mal varlığını üçüncü şahıslara satıyor. kısacası davalı şahıs bir anda züğürt bir adam olup çıkıyor ve tazminat alacağımı ödeyemeyecek durumlara düşüyor.! tabi bu bir mal kaçırma girişimi.

    ha bu arada unutmadan ekleyeyim; buyurun bu da benim avukatımın bir hafta boyunca orospu çocuğu gibi bürosunda oturup, iş işten geçtikten sonra başlattıkları 9 mayıs 2011 tarihli icra takibi belgesi.

    benim bunlardan haberim yok. inanın bana bu işin içinde ihanet var. nitekim hiçbir avukat alenen, bariz şekilde müvekkiline ihanet edemez. ancak böyle ibnelik yaparak karşı tarafın ekmeğine yağ sürer. aksi halde bu hukuk sistemi, benim diyen adamın götünden şırıngayla kan alır.

    peki hepsi bu kadar mı derseniz, maalesef değil....

    davalı şahıs 5 mayıs 2011 tarihinde mal kaçırmış. avukatım ise aynı yılın haziran ayının son haftasında babamı arıyor. ve babama davalı şahsın mal kaçırdığını, bunun nasıl gerçekleştiğini öğrenmesi gerektiğini ve kendisine 600-700 tl kadarcık yol para vermesini söylüyor. babam olacak şerefsiz de bir sonraki gün avukatın yanına gidip kendisinden istediği 600 tl parayı veriyor. ve benim hala hiçbir şeyden haberim yok..! sağ olsun adam yerine koyup da annem arıyor beni ve davalı tarafın mal kaçırdığını söylüyor. bunun üzerine ben de aynı gün avukatın ofisine gidiyorum ve neler olup bittiğini soruyorum. avukatım bana hiçbir şey bilmediğini, işlerinin yoğun olduğunu, ancak bir hafta sonra gidip davamızın görüldüğü mahkemeden ve ilgili tapu dairelerinden davalı şahsın nasıl mal kaçırdığını öğreneceğini söylüyor. orospunun çocuğundaki şu pişkinliğe bakın..! üstelik benden gizli şekilde babamı aramış bu konuyu araştırıp öğrenmek için yol parası adı altında 600 tl para almış. buna rağmen kılı kıpırdamıyor herifin. bir sonraki hafta öğrenirmiş-miş. .! tabi benden yol parası istese alacağı tek şey yar...ğım olurdu ya neyse.

    anladım ki bu orospu çocuklarından fayda yok. davalı tarafın nasıl mal kaçırdığını öğrenmekte yine benim harcım. gittim mahkemeye dava dosyasına ait yüzlerce sayfalık fotokopi çektirdim ve okudum. gördüm ki davalı taraf mal kaçırmamış, bilakis hukuka uygun şekilde mahkemeden tedbir kaldırmış ve yine hukuka uygun şekilde mal satışı yapmış. tabi o anda anladım durumu. avukatım ya bana ihanet ederek davalı tarafın mal kaçırmasına bile isteye göz yummuştu ya da bariz şekilde görevini savsamış ve ihmalkar davranmıştı. sonuçta her halükarda davalının mal kaçırmasındaki kusur, benim kendi avukatlarımdaydı.

    ben bu fotokopileri avukatlarıma gösterdim. fotokopilerde davalı şahsın hukuk muhakemeleri usulü kanununun 112. maddesine dayanarak tedbir kaldırdığı yazıyordu. mal satışının kimlere yapıldığına kadar her şey yazılıydı. avukatım fotokopileri okudu ve bana şu cevabı verdi ''valla bizde anlayamadık, bu amına koyduğumun hukukunun böyle açıkları oluyor işte, ama merak etme biz davalı şahsın donuna kadar almasını biliriz''...

    dedim ki bana davalı şahsın donu lazım değil. bana sadece davalı şahsın nasıl mal kaçırdığını açıklayın. ben bu şahsın mal varlığına ihtiyati tedbir koydurdum. şu durumda bu adamın mal kaçırabilmesinin imkanı olamaz. hukm 112 ne demek? hakim davalı şahsın tedbir kaldırma talebini nasıl kabul etmiş? ki bu hakim benim lehime karar veren hakim. ben yasal alacağımı tahsil etmeden böyle bir şeyi nasıl yapabilir..? işte avukatların ikisine de aynen bunları sordum. tabi avukatlar dudak büzmekten, şaşırmışı oynamaktan, bir şey bilmiyormuş ayağına yatmaktan başka bir şey yapmadılar. karşımda öylece susup kaldılar.

    yılmadım, gittim elimdeki fotokopileri başka bir avukata gösterdim. ve neyin ne olduğunu bu avukat sayesinde öğrenebildim. zira bu avukat bana tıpkı salağa anlatır gibi hukuk muhakemeleri usulü kanununun 112'inci maddesini anlattı. karşı tarafın hukuka uygun şekilde mal satışı yaptığını da söyledi. ayrıca burada kabahatli olanın benim kendi avukatlarım olduğunu da sözlerine ekledi. çünkü benim avukatım acil olarak yapması gereken icra takibi işlemini 1 hafta boyunca geciktirmiş. davalı taraf da her ne kadar kötü niyetli olsa da bundan yararlanıp yasalara göre tedbir kaldırmış ve mal satışı gerçekleştirmiş.

    sonuç olarak ben bu gerçekleri öğrendikten sonra kan beynime çıktı ve tekrar kendi avukatlarımın bürosuna gittim. bana neden açık açık her şeyi anlatmadıklarını ve icra takibi işlemini niye bir hafta boyunca geciktirdiklerini sordum. bakın namusun ve şerefim üzerine yemin ediyorum genç olan avukatın söylediği aynen şu ''godotyu kovalarken bey, onun bunun lafıyla bize geliyorsunuz ama bir icra takibi masrafının 7.000 tl olduğunu biliyor musunuz? biz bir hafta boyunca keyfimizden beklemedik, bu parayı tamamlamayaçalıştık ve maalesef ki icra takibi işlemini ancak bir hafta sonra yapabildik.'' aynı esnada asil vekilim de odasından çıkıp sanki beni dövebilecekmiş gibi kollarını iki yana açarak üzerime doğru yürüdü ve o siktiğimin gözlerini pörtleterek ''burada hala bu mesele mi konuşuluyor?, dosyan orada duruyor, ister bizimle devam edersin, istersen vazgeçip gidersin'' diyebildi... ya anneye küfrü sevmem. ama bu avukatların her ikisininde annesini sikeyim.

    (düşünebiliyor musunuz, kendini avukat zanneden bu adamlar, haklılığıma inanarak ve adalete güvenerek 2004 - 2011 yılları arasında verdiğim hukuk mücadelemin sonunda, adalet huzurunda kazandığım davamı bana kaybettirdiler. üstelik bu davalar için harcadığım paralarda yandı gitti ki, ben bu dava için sadece 2.000 tl ödemedim. bilirkişi uzmanına da para verdim. avukatım olacak bu orospu çocuklarına da yol parası verdim. benden aldıkları paralar yetmezmiş gibi, bana çaktırmadan babamdan da para istediler, ve aldılar. kaldı ki bu avukat müsveddeleri tazminat davam hala devam ederken yine bana sormadan kısmi tedbir kaldırdılar, bu sayede de para yediler. hepsini geçtim. bu davanın açılması verdiğim 2.000 tl bile mahkemelerim için harcanmadı. o parayı ile asil vekilim olacak orospunun evladı yedi. üstelik bu orospu çocukları davalarım süresince beni kendi sekreterleri gibi kullandılar ki, toplamda 31 celse görüldü. inanın bana bu celselerin 14 - 15 tanesine bizzat ben gittim. mazeret dilekçelerini yatırdım. bir duruşmaya da bizzat kendim katıldım. buyurun kanıtı. bunun yanı sıra ben bu dava için iki kez istanbul adli tıp kurumuna, bir defa da kocaeli adli tıp kurumuna giderek sağlık raporları aldım. yani ben müvekkil olarak üzerime düşenin fazlasını yaptım. ama karşılığında ihmalkarlıktan, ihanetten, şerefsizlikten başka bir şey görmedim. bilirkişi raporunda açıklanan iş göremezlik zararım da bile bu adamlar benim 22.000 tl bedelinde zararım oluşmasına sebep oldular. en önemlisi de basit bir icra takibi işlemini bir hafta geciktirerek davalı şahsın mal kaçırmasını sağladılar. ki o zamanda utanmadan sıkılmadan bana yalan söylediler. neymiş bir icra takibinin masrafı 7.000 tl'ymiş. bu parayı 1 hafta da zor tamamlamışlar ve icra takibi işlemi bu yüzden 1 hafta gecikmiş. yalannnnnnnnnnnn... bakın bunu bile çok sonradan öğrendim. bir icra takibinin 50 - 100 tl arasında bir masrafı varmış. )

    her neyse. ben bu avukatların ofisinden çıkım gittim. elimdeki mevcut fotokopilerle başka avukatların kapısında dolaştım. görüştüğüm avukatlardan bir tanesi dava dilekçesini okuduktan sonra; ''vallahi sana acıdım birader. sen harç ve ihtiyati tedbir masrafı olarak dava başında avukatına 2.000 tl verdiğini söylüyorsun ama, senin avukatın bu 2.000 lirayı bile kendi cebine atmış. bak burada adli müzaheret isteminde bulunmuş. yani seni harçtan muaf tutmuş. senden aldığı parayı da çatır çatır yemiş bu adam'' dedi. bunları duyduktan ve öğrendikten sonra kendimi nasıl kötü hissettiğimi anlatacak kelime bulamıyorum inanın. yukarıda da yüklemiştim ama dava dilekçesini şuraya tekrar yüklemek istiyorum. bakın ve görün şu orospu çocuğunun yaptığını. kendisine verdiğim 2.000 tl'nin nereye gittiği bugün hala belli değil.

    dediğim gibi ben kapı kapı avukat arıyor, fakat bulamıyorum... zira küçük bir şehirde yaşıyorum. bulunduğum şehirdeki baroya kayıtlı 120 civarında avukat vardı o dönemde (2011 yılında). dolayısıyla ki bu avukatların hepsi birbirini tanıyorlarmış. adliyede her gün yüz yüze bakıyorlarmış. bu yüzdende kendi meslektaşlarının davasını almak ayıp olurmuş falan filan. başka şehirlerden de kendime avukat bulabilirdim pek tabii ama iş oraya varmadı. çünkü genç olan avukat yine babamı aramış ve ''benim kendilerine haksızlık ettiğimi, başka avukatların dolduruşuna gelip bürolarında kendilerine ileri geri laflar söylediğimi, davalı şahsın mal kaçırmasında hiçbir` kusurlarının olmadığını, yıllarca benim davamla uğraştıklarını ve benim iyiliğim için mücadele ettiklerini'' söyleyip, ''babamın kendilerine bir hafta gibi kısa bir süre içinde 4.000 tl para vermesini, aksi halde davalı şahsın mal satışı yaptığı kişilerin üzerinden de başka şahıslara mal satabileceğini şayet böyle bir şey olursa tazminat alacağımı tahsil etmemin hukuken imkansız hale geleceğini'' ifade etmiş.

    babam olacak şerefsiz de avukatların istediği bu 4.000 tl'yi iki üç gün içerisinde bulup buluşturup vermiş. inanın bana benim bundan bile haberim yok. zira ben o sırada hala tırım tırım avukat arıyordum. derken genç olan avukat beni aradı. ve bana ''babamın kendisine 4.000 tl para verdiğini, bu parayla davalı şahsın mal satışının iptal edilmesi için tasarrufun iptali davaları açacağını, kavgayla gürültüyle bir yere varamayacağımızı ve acilen bu davaları açmazsak haklarımın tamamen yanacağını'' söyledi.

    şimdi bana kızabilirsiniz. hatta beni tükürdüğünü yalayan onursuz biri olarak da görebilirsiniz. fakat insan böyle bir durumda gerçekten çaresiz kalıyor ve ne yapacağını bilemiyor. kısacası ben bu avukatlardan her ne kadar memnun olmasam da, kendilerinden tiksinsem de, yine onlarla devam etmek zorunda kaldım. çünkü tasarrufun iptali davalarının gerçekten de acil olarak açılması gerekiyordu. ama bu avukatlara asla güvenmedim. bilakis tasarrufun iptali davaları açıldıktan sonrada kendime başka bir avukat aramaya devam ettim. bakınız ispatı.

    netice olarak babamın verdiği 4.000 tl ile 2011 yılının temmuz ayında iki tane tasarrufun iptali davası açtık. bu davalar henüz yeni açılmış ve halen devam etmekte iken, mahkeme bizden yaklaşık 2.000 tl bedelinde keşif masrafı istiyor ve bu parayı ödememiz için bir sonraki celseye kadar kesin süre veriyor. bir sonraki celseye de 2 ay var. yani bu paraya sahip olmasam da eşten dosttan borç alıp tamamlayacak kadar zamanım var. fakat gelin görün ki avukatım olacak anasını, bacısını, karısını siktiğimin evladı bana bunu bile söylemiyor..! yine gitmiş babamdan istemiş. babamda tutmuş tamam ben veririm demiş. ben istesem gerçekten vermez orospu çocuğu. ulan avukatım söylemiyorsa bile baba olarak sen bari söyle. bende gideyim avukatın yanına elini taşın altına sokturayım. o 2.000 t'yi bari ona ödettireyim. ödemezse de siktiri çekeyim gitsin anasının amına koyduğumun çocuğu. her neyse. keşif masrafını ödeyeceğimiz son günde gelip çatmış. tarih 15 kasım 2011. o sabah celseler görülecek. babam yine kalkmış avukatımla birlikte adliyeye gitmiş. peki bundan haberdar mıyım? tabi ki yine değilim. her neyse. tamda bu sırada, yani celselerin görüleceği sabah; davalı taraf babama aracı gönderiyor. barışalım, uzlaşalım falan diyor. 50.000 tl nakit para teklif ediyorlar. ayrıca 100.000 tl bedelinde 4 yıl vadeli bir senet vermeyi de taahhüt ediyorlar. fakat benim yasal alacağımın miktarı yasal faizleriyle birlikte 201.000 tl...

    her neyse. babam davalı tarafın bu teklifini avukata söylüyor (orospunun çocuğu. burada babama küfrediyorum evet)

    bu davalar için şahit yazdırdığımız kişiler mahkemeye gelip ifade vermekten vazgeçmişti. babam bunu da avukatıma söylüyor.

    avukat da babama ''eğer şahitler olmazsa biz bu davaları zaten kaybederiz. şu durumda en mantıklı şey davalı tarafla anlaşmak'' diyor.

    ve bana sormadan, bilgim, rızam ve talimatım olmadan bu anlaşma yapılıyor.

    halbuki avukatlık kanunlarına, türkiye barolar birliği meslek kurallarına ve yasalara göre;

    1) avukatın aldığı işi sonuna kadar götürmesi zorunlu.

    2) avukatın müvekkile bilgi vermesi zorunlu.

    3) avukatın sulh, feragat ve tahsilat gibi işlemleri yapabilmesi için müvekkilinden yazılı muvafakat alması zorunlu.

    4) yetki belgesiyle dava takip eden avukatların yazılı bir sözleşme olmadığı sürece vekalet ücreti hakları yoktur. zira yetki belgesiyle dava takip eden avukat, kendisine yetki belgesi veren avukattan para alabilir. müvekkilden ayrı ayrı para talep edemez ve isteyemez.
    ve müvekkilin zararına iş yapamaz.

    şimdi bakın. yukarıda maddeler halinde yazdığım kanunlardan bir sürü var. yani bunların ihlal edilmesi kanunen suç. fakat bu orospu çocuğu avukat bu kanunların hiçbirisini siklemiyor. üstelik beni de adam yerine koymuyor. yani davalı tarafla anlaşma, davalı taraftan para alma, davalarımı geri çekme (feragat) konularında benim fikrimi sormak bile sormuyor. üstüne üstlük babama ''eğer şahitleriniz geri çekildiyse biz bu davaları zaten kaybederiz'' diyerek babamı da işin içine çekiyor ve bir an önce davalı tarafla anlaşmak istiyor. peki sebep ne? çünkü davanın sonuçlanmasını beklemeden davalı taraftan para alacak. üstelik yasal olarak hakkı olmadığı halde. zira bu avukat asil vekilim bile değil yahu.

    işte bu şekilde davalarımdan feragat ediliyor. avukat davalı taraftan 50.000 tl nakit para alıyor. bu paranın içinden 10.0000 tl'yi de vekalet ücreti adı altında oracıkta kendi cebine indiriyor. bakiye kalan 4.000 tl'yi babama veriyor ki bu da kanunen suç. zira türkiye barolar birliği meslek kurallarının 43'üncü maddesinde ''müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir'' diyor. ama takan kim. para kısmını geçtim. gelelim şimdi 100.000 tl bedelindeki 4 yıl vadeli senet'e. bu senetin üzerine benim yerime alacaklı olarak babamın adı yazılıyor! ve bu senet dediğim gibi 4 yıl vadeli. oysa türk ticaret kanununun 661'inci maddesine göre ''senetlerin üç yıl ömrü olduğu, üç yılın sonunda müruruzamana uğrayacağı, dolayısıyla ki 3 yıl içinde tahsil edilmeyen senetle ilgili borçluya karşı hiçbir hukuki işlem yapılamayacağı' açık şekilde belirtişmiş. yani yapılan bütün bu işlemler zaten benim zararıma iken, ileride doğabilecek zararlarımı bile sikleyen yok. işte böyle bir avukat orospunun çocuğu.

    sonra ne mi oluyor? bütün bu işlemlerden sonra aynı günün ikindi vakitlerinde babam beni arıyor ve davalı taraftan anlaşma teklifi geldiğini söylüyor. bana diyor ki; davalı taraf 50.000 tl nakit, 100.0000 tl bedelinde de bono verecek, sen bu işe ne diyorsun. (bononun vade tarihini bile söylemiyor orospu çocuğu babam).

    ben bu anlaşma teklifini kabul etmediğimi, davalarımı sonuna kadar takip edeceğimi söylüyorum.

    babam ise bana ''ulan amına koyduğumun çocuğu, oraya gelir seni vururum bak, sen hayatında 50.000 tl'yi hiç bir arada gördün mü, senin bana 'baba sen o parayı al. belki borçların vardır. bana zaten sen bakıyorsun' demen lazımken şu yaptığın şerefsizliğe bak. seni dinlemiyorum ulan. siktir git. ben karşı tarafla anlaştım bile'' diyor ve telefon suratıma kapatılıyor.

    tarih yine aynı gün. 15 kasım 2011. akşam olmuş. koştura koştura avukatın bürosuna gidiyorum. avukat büroda yok. asil vekilim de yok. sekreterleri olacak orospu var. sekreter bana ''hayırdır ne oldu, yüzünden düşen bin parça!?'' diye soruyor. ben de sekretere durumu anlatıyorum. sekreter ise avukatı benim bilmediğim numarasından arıyor. o gün kapalıydı orospu çocuğunun vodafone hattı. meğer turkcell de kullanıyormuş. her neyse. sekreter aradığında benim büroda kendisini beklediğimi söylüyor. avukat ne dese beğenirsiniz ''hayırdırrrrr niye bekliyormuş!'' nasıl kan beynime çıktı anlatamam.

    avukat yarım saat sonra geliyor. elinde deri bir çanta. içinde benim kanımdan, kahrımdan ve derdimden kazandığı haksız 10.000 tl olduğu besbelli. ama ağzını yüzünü sikmiyorum. sabrediyorum. ve neler olduğunu soruyorum. oda bana şaşırmış rolü kesip ''sen feragat edileceğini bilmiyormuydun?'' diye karşılık veriyor. bende bilmediğimi, babamdan bir ton küfür yediğimi söylüyorum ve yaptığı anlaşmayı iptal edip davalarıma kaldığı yerden devam etmesini istiyorum. avukat ise bana bunun hukuken artık imkanı kalmadığını ifade ediyor. sonra ben başlıyorum ayar vermeye. ayar verirken de sinirimden öfkenden ağlıyorum. içimden o büroyu ters düz etmek geçiyor. o avukatı orada kafasından vurmak istiyorum. ama her şeye rağmen sabrediyorum. ve bana dava dosyalarıma ait fotokopileriyle birlikte davalı taraftan aldığı 10.000 tl nakit paranın makbuzunu vermesini istiyorum. avukat bana bir iki gün sona gel diyor.

    iki gün sonra gidiyorum. avukat beni odasına çağırıyor. çay ısmarlaya kalkıyor. kabul etmiyorum. makbuzu ve fotokopileri alayım gideceğim diyorum. avukat ise bana ''neden böyle yapıyorsun. bak ben senelerdir senin davan için koşturuyorum. biz bir aile gibi olduk. ben sana şimdi bu makbuzu verirsem benden 2.500 tl vergi kesilecek. benim avukatlık ücretim 13.000 tl'yken, 10.000 tl almak zorunda kaldım. hems izin şahitlerinizde mahkemeye gelmekten vazgeçmişti. ayrıca mahkemeye 2.000 tş daha masraf ödenecekti. ben bu parayı sen çalışmıyorsun diye babandan istedim. babam bu parayı tamamlayamamış. şu durumda en iyi şey davlarından feragat etmekti. davalar düşseydi daha mı iyi olurdu'' diye bir sürü açıklama yapıyor. duygu sömürüsü yapıyor ve gözleimin içine baka baka yalan söylemeye devam ediyordu. yalan çünkü kendisinden keseceği vergi 2.500 tl değil, yüzde 18. yani 1.800 tl. hem bu benim sikimde mi? adam benim 201.000 tl bedelindeki yasal alacağımı yakmış, buna rağmen geçmiş karşıma hala kendi zararından ziyanından bahsediyor. tanrı bilir bana ihanet etmek için davalı taratan ne kadar para aldı. her neyse. makbuzu ve fotokopileri vermesi konusunda ısrar ediyorum. oda bana bir kaç gün sonra gel vereceğim diye başından salıyor..

    devam edeceğim. belgeleriyle hem de.

  • beyin yakan kadın isimleri

    (bkz: döne)

    edit: yazar bir arkadaşımız döne başlığı altında şöyle demiş; ''anadolu'da sürekli kız çocuğu olanlar, artık erkek çocukları olsun diye en son kıza " döne" ismini verirler. bir nevi sözle tılsım yapmaktır bu.''

    ismin konulma gerekçesi bile kendisinden daha bir beyin yakıcı değil mi?