debe başlıkları

celal şengör

  • bugün teke tek programında efsaneviydi. antik çağ kapsamında bilim ve felsefeye dair ders verircesine program yaptı adam. bir felsefe mezunu olarak şunu rahatça söyleyebilirim. bizim üniversitelerde malesef felsefeden sadece felsefe tarihi okutulması anlaşıldığı için, bugünkü 2 saatlik programı izleyenler bir dönemlik antik çağ felsefe dersini almış kadar olurlar. 2 saatte anlattığını bir dönemde doğru düzgün anlatamayan proflar falan var sözde üniversitelerimizde. hiç ironi, abartı yapmıyorum. bana kalırsa bu programın aynısından 4-5 tane daha yapılırsa türkiye'deki hemen hemen çoğu üniversitenin felsefe bölümünün 4 senelik müfredatını daha iyi bir şekilde halledebilirler.

  • caner taslamana denen adnan oktar müridini kaale almadığı için çomarların saldırısına uğrayan, yaşayan en büyük türk bilim insanı.

  • -her zırvalayan adama ''aman efendim zatıaliniz zırvalıyor, gelin bunu tartışalım'' diyecek halim yok

    hahahahahahahahahaha

  • yıllar önce, amerikan bilimler akademisinin sitesinden, türk üyelerini sorgulamıştım. üç isim çıktı. celal şengör, aziz sancar ve adını hatırlayamadığım ama yanlış hatırlamıyorsam itü jeolojiden celal hocanın meslektaşıydı.

    çin hükümeti tibet'in jeolojik olarak incelenmesini ister. bu konuda çalışacak uzman akademisyenlere davetler gönderilir. bu davetlerden biri kevin burke'ye gider. kevin burke hem celal hocanın university at albany'den hocası hem de çalışma arkadaşı. çünkü celal şengör'e daha öğrenci iken akademisyenlere tahsis edilen ofislerden biri verilmiş. buna itiraz eden öğrencilere de "celal şengör'ün yaptığı yayınlar adedince yayın yapan her öğrenciye aynı imkanlar tanınacaktır" sözü, 'panoya ilanla' yazılı olarak verilmiş. buna rağmen celal şengör mezun olana kadar kimse onun yaptığı kadar yayın yapamamış.

    dönelim kevin burke ve tibet'e. hoca bu daveti öğrenince, kendisinin de tibet konusunda çalışmaları ve ilgisi olduğunu açıklayan bir mektup yazarak çin'e gönderir. ardından çin'den hocaya davet gelir. hoca çin'e gider. önemli olan nokta ise tibet'in kısa bir zaman öncesine kadar dünyaya kapalı olması. yani hoca modern zamanlarda tibet'i ilk ziyaret eden yabancılardan biri.

    grubu karşılayan ve beraber fotoğraf çektiren(ki muhtemelen bu akademisyenleri davet fikrinin ve çin'in dünyaya açılmasının da babası) deng xiaoping, grubun en genç üyesini sorar. o dünyanın çevresinden davet ettikleri kalabalık akademisyen grubunun en genç üyesi celal şengör'dür. nihayetinde celal şengör ve deng xiaoping karşılıklı kadeh kaldırır ve baijiu içerler.

    grubun beraber çektirdiği fotoğrafları da var ama saygısızlık etmek istemediğimden yayınlamadım. bu bilgilerin tamamını bir bilim adamının serüveni isimli kitaptan okumuştum. hocanın dört yılda yazımı tamamlanmış, çok detaylı ve güzel bir biyografisi. herkese tavsiye ederim.

    bu da 1983 tarihli hoca ve kevin burke'nin gezegenler enstitüsünde yayınlanmış çalışmaları. tibet'le mukayeseli olarak venüs üzerindeki isthar terra için bir hipotez.

    http://www.lpi.usra.edu/…ings/lpsc1984/pdf/1053.pdf

    yani neye dayanarak abartılıyor diyorsunuz? bilgi sıfır, okumak yok, öğrendiğini sorgulamak yok. oturduğun yerden, hiç bilgi sahibi olmadan "ama bence böyle" demek var.

  • uzun zamandır içimizdeki beyinsizler çıkıp da bok atmıyordu bu adama, yine başlamışlar. rüyalarında falan gördüler heralde.

    bir tane bilimsel kitabı yokmuş. bilim kitapla değil makaleyle yapılır, buyur.

    halkı tanımıyormuş. ulan sizin gibi aptallar bile bu adamın halkı nasıl da iyi tanıdığını ortaya koyuyor, zahmet edip okursanız kendisini sizin gibi aptallardan çokça bahsettiğini görürsünüz.

    eğitimle alakalı hiç bir şey yapmıyormuş. oğlum adam eğitim bakanı mı, ne yapacak? işi gücü olan, devamlı kendi alanında çalışan bir adamcağız bu. o kadar işinin arasında yine de fırsat bulup bol bol tv'ye çıktı belki bir iki kişi anlattıklarımdan bir şeyler öğrenir diye. türkiye'de yapılmış en iyi evrim sunumunu yaptı adam tv'de daha ne yapsın?

    ayrıca bir bilim adamı olarak kendisi neyin bilim olduğunu neyin olmadığını işsiz aptallardan daha iyi bilir elbet.

    ha bi de oğlum şu "avrupa bilim dünyası" neyden vazgeçmiş bi açıklayın hele?

  • komutanlar aklanınca ne kadar haklı olduğunu bir kez daha görmüş olduk. 27 ekim 2013'te balyoz ve ergenekon için (hürriyet'teki yılmaz özdil köşesinde) şunları yazmıştı:
    "komutanlarım arasında kaç tanesini kendisine isnad edilen suçu işlemişse, toplayıp bana onların cezasını versinler yatayım! onlara itimadım bu kadar yüksek. ama bir şartım var; gerçek mahkeme isterim!"

  • kendisine göre hannibal ya da spartacus teröristtir. hatta bizim son dönemde silahlı eylem yapan denizgiller de teröristtir. bunda alınacak gücenecek bir şey yok.

    roma dediğin kurum yunandan aldığı birikimle ağır aksak bugünün medeniyetini kurandır. daha iyisini getirecek birikimi olmayan bir kölenin isyan edip bu sistemi yıkmaya çalışmasını doğru bulmuyor hoca. aynı şekilde komunik diktatörlük için de söylenebilir. şimdi isyankar eğitimsiz ve romantik bir kölenin medeniyet getireceğine mi inanalım? ya da 20li yaşlarındaki solcu çocukların hiç düşünülmemiş adil bir sistem icat edeceğini mi sanalım?

    medeniyet iyi niyet işi değildir. şiirle romantizmle medeniyet kurulmaz. yüzlerce yıllık felsefenin bilimin yani nesrin üzerine kurulur.

  • az evvel,

    "benim bir arkadaşım var geçen yemek yiyoruz, stephen hawking..." diye söze girdi. ben de kendime yoğurt koydum şimdi.

  • röportajında dile getirdiği "fatih sultan mehmet oğlu bayezid'e "ben bu muhammed'in dediklerine inanmıyorum" demiştir" iddiasının kaynağını sormak için rahatsız ettik kendisini alkolik hafiz ile birlikte, sağolsun şu cevabı gönderdi: http://postimg.org/image/46m97i93n/

    oxford art journal'in 1982 tarihli ilgili sayısında julian raby bu sözle ilgili maalesef kaynak vermiyor. zaten kendisi sanat tarihçisi olduğu için sadece yazının sonunda ufak bir bilgi olarak yazmış bunu sanırım. metin şöyle:

    ------

    mehmed was accused by his son bayezid of "not believing in muhammad"; others, perhaps nearer the mark, accused him of not believing in any one faith. we might add the rider that he did not believe in any one culture. ıs that an accusation too?

    ------

    makalenin tamamı da şurada: http://homes.ieu.edu.tr/…fd122/readings/07_use1.pdf

    celal hoca'nın mailinde bahsettiği julian raby'nin doktora tezine göz atamadım tabi ki internet üzerinden erişemeyeceğim için. belki orada bu konuyla ilgili doyurucu bilgiler vardır. bilkent'te mevcutmuş ama benim gibi cahilleri almıyorlar oraya. ilgilenen olursa: http://eds.b.ebscohost.com/…bilk.80710&db=cat00040a

    neyse efendim, biraz daha araştırınca konuyu başka kişilerin de benzer iddialara değindiğini görüyoruz. misal gülru necipoğlu editörlüğünü yaptığı muqarnas dergisi v.29'da aynı iddiayı dile getiriyor ve kaynak olarak giovanni maria angiolello'yu gösteriyor: http://isites.harvard.edu/…ticles/m29 necipoglu.pdf (15. sayfa 1. sütun ve 66. dipnot)
    edit: biraz zor yükleniyor sanırım sayfa, ilgili kısımların görüntüsünü aldım:
    http://postimg.org/image/l0ajrii35/
    http://postimg.org/image/rf9ko6osx/

    dipnotta ayrıca theodore spandounes'in de bu hususa değindiğini ve fatih için "ne hristiyan ne de müslümandı" dediğini görüyoruz. fatih'in üvey annesi mara hatun (mara brankovic), theodore spandounes'in büyük teyzesi olurmuş ve spandounes çocukluğunun bir kısmını mara'nın yanında geçirmiş. yani sarayı bilen biriymiş.

    özetle iddiayı dile getiren kaynaklar son derece sağlam, angiolello fatih'in defterdarlığını yapmış bir adam, spandounes belki fatih'i en iyi tanıyan kişiyle akraba... durum böyle olunca bu mesele "batılı tarihçi uydurması" denilerek geçilebilecek kadar basit değil.

    daha da derinlemesine araştırmak isteyen olursa angiolello ve spandounes'in yazdıklarını bulup okuması gerekir ki tarihçi değilseniz pek kolay olmaz o iş.

    konuyla ilgili bir şey paylaşmak isteyen olursa mailim: loserblueser@hotmail.com

    not: sosyal linciniz bittiyse belki şuraya bi göz atmak isteyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=hlr92bdv5aa

    edit: antifa ultra nickli arkadaşın bilgilendirmesiyle görüyoruz ki julian raby bizim ağır toplarımız tarafından da takdir edilen bir tarihçiymiş: https://www.youtube.com/…7c&feature=youtu.be&t=1189

  • "dışkı yedirmek işkence değildir" röportajın ilgi çekmesi için gazetenin veya gazetecinin attığı bir başlık.

    koskoca röportajdan sadece kesip bu cümleyi alıp, kişiyi yerden yere vurmak yeteri kadar yetersiz iken diğer yandan aslında röportajın tümünü okursanız celal bey'in kendisinin de bu dışkı konusu ile ilgili anlattıklarına zırva dediğini görürsünüz. (bkz: #56415787)

    --- spoiler ---

    kendisi de farkında saçmaladığının ki hemen sonrasında şöyle devam ediyor:

    "şimdi bak, bu zırva (zırva. zırva. zırva. zırva. zırva) sohbetin amacı aslında şuraya gelmek: bir ihtilalde işler her zaman kontrolden çıkar, ne yazık ki. esas olan ihtilale sebep olacak şeyleri yapmamaktır. ben 12 eylül döneminde yapılan pek çok şeyi rahmetli tahsin şahinkaya generalimle konuştum. kendisi dedi ki "söylenen işlerin çoğunu biz bilmiyorduk bile." tutuklamaları kim yaptı? valiler yaptı, yani siviller. gerçi askerlere tutuklattılar ama listeler valilerin elinde. sivil yönetimin elinde. ondan sonra kimin eline geçti bu yerler? polisler bu adamlara işkence ettiler, bilmem ne yaptılar falan filan. ha asker de vardır aralarında, eminim. ama senin milletin, kızı bir çocukla konuşuyor diye kızını öldüren bir millet yahu. içimizde var bu kötülük yapmak, işkence yapmak. ilkel bir milletiz. iş zıvanadan çıktığı zaman kontrol da edemezsin bazı şeyleri. bu, kenan evren "işkence edin" emri verdi demek değildir.

    fakat kötü şartlarda kaçınılmaz olarak olacak olan şeylerden biridir bu. e o kötü şartları kenan evren mi yarattı? hayır, hükümetler yarattı."

    not: savunmuyorum. sadece ifadelerin kesip bir bölümünü alıp ona göre eleştiri yapılmasının doğru olduğunu düşünmüyorum.
    --- spoiler ---

    kendisinin hayranı değilim (zira bilimle ilgili değilim yoksa eminim kendi alanında önemli başarıları vardır), savunmak gibi bir derdim de yok ama röportajın tamamını objektif bir şekilde okursanız size de katacağı şeyler var bu röportajın.

    hayatınızı ezbere yaşamayın: kemal sunal - mükemmel, kenan evren - o. ç., tayyip - o. ç., fatih altaylı - o. ç. şeklinde kodlayıp, ezberleyip bu ezberleriniz bozulduğunda da hemen rahatsız olup, saldırmayın. azıcık geniş bakmasını, farklı açılardan bakmasını bilin.

    yoksa celal bey de biliyor kemal sunal'a büyük komedyen, kenan evren'e faşist, altaylı'ya yalaka, tayyip'e hırsız demesini ama bunları papağan gibi tekrarlayarak ilerleme kaydedebileceğimize inanmıyor; inanmıyorum.

    sevgiler.