paybic2
profili

  • öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

    üniversitede öğrenciyken kitaba verdiğim paraya hiç acımaz ama kitapların neden bu kadar pahalı olduğuna dair hep bir sorgulama yapardım. ailesinden maddi destek alamayan, burslarıyla geçinmeye çalışan biri olarak ders kitaplarının dışında kültür kitaplarına verdiğim para ciddi bir kalem tutuyordu. sonra mecburen okulun kütüphanesinin müdavimi oldum. mezun olduktan sonra kader beni yayıncılık dünyasına attı. türkiyenin en büyük yayınevlerinden birinde çalışmaya başladım. gördüklerim, yaşadıklarım akıl alacak gibi değildi. bugünkü fiyatlar üzerinden bir hesap çıkarırsak yayınevlerinin, hiç hak etmedikleri halde, okurlara çok kötü bir tezgah kurduklarını, bu tezgahı da kendi aralarındaki gizli ve yazılı olmayan kurallarla sürdürdüklerini gördüm.
    20-25 tl'ye satılan bir romanın, matbaadaki baskı masrafı, kapak, kağıt, baskı, ciltleme vs dahil toplam 1,5 ile 2,5 tl arasında olduğunu düşünebiliyor musunuz? daha somut ve son baskılardan yola çıkarak vereceğim bir örnek: elinize çok satan kitaplardan ortalama 256 sayfa bir kitap alın. bu kitabın bugün için baskı, kağıt, kapak masrafları dahil maliyeti 1,40 tl.
    bu maliyetin üzerine farklı kalemlerin eklendiğini, telif, tasarım vs masraflarının bindiğini düşüneceksiniz. aslında öyle değil. yayınevleri bünyelerinde artık grafiker çalıştırıyor ve bunları içeride hallediyorlar. en kötü ihtimalle hizmeti dışarıdan aldığınızda bir kapak tasarımının bedeli 250-500 tl arasında. yani 3000 adet basılan bir kitapta en iyi tasarımcıya ödeyeceğiniz bedel kitap başı 0,17 kuruş. kitabın baskı adedi 5000 olursa bu fiyat 0,10 kuruş oluyor.
    peki yazarlar ne kazanıyorlar? türkiye'de isim yapmış bir yazar değilseniz yayınevlerinden telif almanız zaten mümkün değil. normal bir yazar yüzde 3 ila 7, iyi bir yazar 7 ile 10 arasında telif alıyor. çok uçuk örnekler dışındaki genel dağılım ise yüzde 8. yani 20 tl'ye satılan 256 sayfa bir kitap için yazara ödenen telif 1,6 tl.
    şimdi, o bizim hayran kaldığımız, logolarını görünce içimizin ısındığı yayınevlerinin bize neler yaptığını daha iyi anlamamız için şöyle bir hesap yapalım. 20 tl'ye satılan kitabın 1,5 tl'si hazırlık masrafı, 1,6 tl'si telif... 3,10 tl'ye mal edilen bu ürünü, piyasaya hakim olan yayınevleri dağıtımcılara-kitabevlerine yüzde 30, belki taş çatlasın yüzde 35 iskontoyla veriyorlar. yani 14 tl'ye. (haliyle, yazarın kendi ürettiği bir kitaptan kazandığı 1,6 tl iken, yayınevinin kazandığı 11,90 tl oluyor)
    bir de bunlara kendi "zincir mağazaları" olan ve o mağazalarda asla indirim yapmayan yayınevlerini ekleyin, nasıl bir kar elde ettiklerini hesaplayın.
    ben bu piyasada çalışırken iki kez "büyükler" tarafından kulağı çekilmiş "küçük" bir şirket sahibiyim. ülkemizde çok satan birçok kitabın neden e-kitap'ı yoktur, hiç sorguladınız mı? yayınevleri satışına izin vermiyorlar çünkü basılı kitaptan elde edecekleri kar burada olmayacak. 'bu fiyata e-kitap mı satılır?' itirazı sebebiyle ekitabın fiyatını da şişirmekten korkuyorlar. ben kendi şirketimle e-kitaplarımızın 2,90-3,90 tl'ye satılmasını istediğimde "büyüklerin" hakim olduğu sektörümüzün çatı kuruluşu tarafından güzelce ikaz edildim. sonucunda bana 'e-kitap fiyatlarını, basılı kitap fiyatının yüzde 70'inden aşağıda tutamazsın" denildi.
    şimdi bir hesap yapın, diyelim ki popüler bir yazarın 20 tl'ye satılan bir kitabını yayınevi 3,10 tl'ye mal edip 14 tl'ye satıyor. 11,90 tl kar ediyor. peki, bu kitabın e-kitabı çıksa biz haliyle 4 veya 5 tl olmasını bekleriz. bu durumda yayıncının karı ne kadar olacak? 3 veya 4 tl.
    piyasaya girerken ve şirketimi kurarken sektör hakkında hem yurtdışında hem burada olanları okumaya çalıştım. turgut özal bu konuyu adnan kahveci'ye araştırtmış ve bir rapor hazırlatmış. kahveci, o dönemde, 90'lar, kitap fiyatlarının pahalı olmasını, okurla kitap arasında çok fazla aracı olmasına bağlayıp, "yayınevi ile okur arasındaki bağlantıyı sağlayacak daha hızlı bir yapı kurulmalı" demiş. bugün teknoloji buna imkan sunuyor. yayınevleri bırakın arada biri olmasını, hiç dağıtımcı olmadan bile doğrudan okura kitap satışı yapabiliyor. daha önce dağıtımcı, bölge dağıtımcısı, kitapçı arasında bölüşülen paylar artık belki sadece bir internet sitesiyle bölüşülüyor ama buna rağmen fiyatlar hep çok yüksek.
    sonuç: o yayınevlerini çok sevmeyin bence. her gün onlarla ve onların kurduğu düzenle muhatap olan bir yayıncı olarak okurların, özellikle e-kitap meselesini dert edip yayınevlerine isyan etmemelerini anlayamıyorum.

  • öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

    iş hayatına on yıl önce kültür sanat sektöründe başlamıştım. 4 yıl bir firmayla çalıştıktan sonra kendi şirketimi kurdum. bu şirketi kurarken çevremden destekleyen bir kişi bile çıkmadı. iki mühendis arkadaşıma ortak olmaları için teklifte bulundum, sana borç verelim ama işe girmeyelim dediler. sektörde çok baskın bazı firmalar varken iş yapamayacağımı söylediler. ticaret tecrübem de sıfırdı. şirketin ilk yılı çok ama çok zorlandım. ikinci yıl borçlarımı bitirdim, yeni yeni sınırda yaşamaya başladım. sonra işler her geçen gün iyiye gitti. şirketi kurarken kafamda bir plan vardı, işler iyi giderse aracıları mümkün olduğu kadar azaltarak müşteriye doğrudan ulaşabileceğim bir kanal açmak istiyordum. çünkü sektörde çok baskın iki şirket vardı ve bütün mağazaların neredeyse yüzde 90ına bu ikisi sahipti. biri kendi yandaşı olmayan şirketlere ve ürünlere zaten kota koyuyordu, ideolojik davranıyordu. diğeri ise biraz ideolojik ama daha çok maddi sebeplerle kendi ürünlerini vitrine çıkarıyor, biz daha iyi ürün çıkarsak da bizi hep arkada tutuyordu. bu x şirkete bir defasında mail atmıştık. sizi her zaman rahatsız etmiyoruz, ama şöyle meşhur bir isimle şöyle bir proje çalışıyoruz, vitrine koyabilir miyiz veya normal alımdan daha iyi bir alım yapar mısınız.. cevap geldi, 'yaaa bu ürünü çıkaracağınız herif ölü bir herif, ne diye çıkarıyorsunuz ki, hiç satmaz' dediler. ve bizim 3000 falan beklediğimiz siparişlerini 200 olarak geçtiler. ürün bir anda çok iyi sattı, ilk ay 8000 tanesi bitti. şayet bu firma bizi dinlemiş olsaydı sayı en az 20000 falan olacaktı. (bu x firması bir yıl sonra bizim çok iyi satış yaptığımız adama teklif götürdü ve beceriksiz herifler, çıkardıkları yeni ürünü 1000 tane bile satamadılar)
    muhtemelen bütün sektörlerde aynı sorun vardır, baskın şirketler iyi ve orjinal ürünleri, kendi malları değilse hep arka plana atarlar, satmaması için ellerinden geleni yaparlar. sekiz ay önce, müşteriyle doğrudan buluşacağımız bir eticaret sitesi açmaya karar verdim. hazırlık 1 ay sürdü, siteyi açtım. 3 aylık bir deneme ardından, yaz tatilini boş geçerek ekimde tam donanımlı çalışmayı planladım. hedefim ilk yıl 1000 üye, bu üyelerden 500 alışveriş, ve toplamda 50.000 tl ciro idi. kendi ürünlerimi de satacağım için ortalama 20 bin tl kar hedefliyordum ki bu da siteyi kurmak için yapacağım masrafın karşılığı olacaktı. 2 yıl sonunda 3000 üye ve 100.000 tl ciro hedeflemiştim. buna ulaşabilirsek site çalışanları, kirası vs. kendi masrafını çıkarmış olacaktı. sonraki her kazanç kar olacaktı. 5 yıl sonundaki hedefim ise 10.000 üyeydi.
    bu siteyi kurarken 5 yıl önce ortaklık teklif ettiğim 2 mühendis arkadaşa yine teklifte bulundum. paraya falan ihtiyacım yoktu, şirketimin ve benim durumum artık çok iyiydi. kendi dağınıklığım ve iş takibi yapmamam sebebiyle birilerinin siteyle kendi işiymiş gibi ilgilenmesini amaçlıyordum. hatta birine 'işinden istifa et, bu işin başına geç, maaşını vereceğim' dedim. bu iki arkadaşım, 5 yıl önce söylediklerinin aynısını söylediler. 'sektöründe şu, şu ve şu baskın siteler varken, sen nasıl iş yapmayı düşünüyorsun'. ve ortaklığı kabul etmediler. siteyi açtım. 3 ay bir deneme aşaması geçti, sonra 4 ay siteyle hiç ilgilenmedim. ekim ayında tekrar bir düzen kurdum. tökezlediğimiz birçok konu oldu. bu site için işe aldığım bir kişiyi müşteriyle düzgün konuşmadığı gerekçesiyle işten çıkardım vs. şimdi sitenin istatistiklerini inceliyorum. aradaki 4 ay tamamen boş geçen dönem de dahil, çok iyi bir performans var.
    8 ay sonunda gelinen nokta (ki, aslında 4 ay hesap edilmeli) 1966 üye, 130.000 tl ciro. yaklaşık 70.000 tl kar. son 15 günlük veri ise çok daha ümit verici, her geçen gün artarak büyüyor: ocak ayının ilk 16 günü 516 yeni üye, 419 alışveriş, 23.200 tl ciro. şayet bu grafik aynı hızda kalsa ve hiç artmasa, (ki her ay ikiye katlanarak artıyor) 2016 sonunda 12.000 üyenin üzerine çıkacağız. ve neredeyse 300-400.000 tl ciro yapacağız. yani siteyi kurmayı düşünürken 5 yıl sonunda ulaşmayı düşündüğüm hedefe 1,5 yılın sonunda kavuşacağız.
    bu siteyi kurarken aldığım en büyük risk, tekel şirketlerin benim ürünlerime daha fazla baskı uygulamasıydı. şimdi düşünüyorum da istedikleri kadar baskı uygulasınlar, hatta hiç ama hiç benim kendi ürünlerimi satmasınlar, ben bu grafikle devam edersem umurumda olmayacak.
    dün, bu iki mühendis arkadaşla kahvaltı yaparken istatistikleri anlattım. çok sevindiler. arkasından, bu sitenin uluslararası versiyonunu açmayı düşündüğümü, marka adını bir yıl önce satın aldığımı, hatta türkiyede de farklı isimle yine bir site açıp daha zengin kitleye hitap edeceğimi falan anlattım. bu iş için onlardan destek görmeyince almanyadaki kuzenimi türkiyeye çağırdığımı, sitenin başına da onu geçireceğimi söyledim. peşinden bir teklif yaptım. gelin, isterseniz sadece bizim sektördeki ürünleri değil, amazon gibi daha genel kapsamlı bir site kuralım birlikte, teknoloji ürünü falan da satalım dedim. 5 yıl önce bir kez, 1 yıl önce ikinci kez aynı cümleyi kuran mühendis arkadaş, cümleye tam şöyle başladı. 'iyi ama piyasada teknosa, bimeks gibi şirketler varken sen nasıl başarmayı düşünüyorsun'.. delirmemek elde değil, değil mi? maalesef. ve ben konuyu orada kapattım.
    bütün bu işleri yaparken gördüğüm bir konu var, uzun yazdığım için özür dilerim. birçok sektörde tekel oluşturmuş tuhaf çıkar ilişkilerine sahip firmalar var. geçtiğimiz hafta sinema yapımıyla ilgili bir araştırmaya giriştim. ve ülkemizde bir çırpıda sayılacak birkaç işadamının aslında her yere hakim olduğunu anladım. bizim sektördeki mağazalara hakim olan firma, yani x, iki yıldır, belli bir çapta iş yapabilen üretici firmalardan 40 tanesini satın almak için hepsine teklif götürdü ve bazılarını satın aldı. insanlar bu firmaların başkalarına ait olduğunu zannediyor ama hepsi aynı adamın. şimdi sinema sektörünü araştırırken benzer bir yapı gördüm, sinema salonlarının çoğunu satın alan y firması, birkaç sinema yapım şirketine gitmiş ve bunlarla bir ortaklık kurmuş. sahibi olduğu sinema salonlarına sadece gizli ortak olduğu bu firmaların filmlerini koyuyor. siz seanslara baktığınızda 5,6 ayrı film görüyorsunuz ama aslında hepsi farklı yapım şirketleri gibi görünse de tek bir yere bağlı. bunlar öyle küçük şirketler de değil piyasada bir çırpıda sayılacak en büyük yapım firmaları ve merkezleri. bu y firması, çok iyi bir film yapılmasına rağmen bu film kendi şirketilerinden birine ait değilse onu en kötü salonlara koyuyor ve orada öldürüyor. mesela bağcılardaki bir sinema salonuna konulan film zaten ölmüş olarak başlıyor. ama capitole gittiğinizde a filminin seansı doluysa b ye girelim diyorsunuz, zaten aynı firmaya ödeme yapmış oluyorsunuz. bu firmaların arkasında kimlerin olduğunu araştırdım. çıkan sonuç ne olabilir? y firmasının üst yönetiminde, x firmasının yöneticisi var. x firmasının sahibi aynı zamanda k,m,l tv kanalları ile s,ş,t eticaret şirketlerinin de sahibi. yani aslında kendi içlerinde müthiş bir döngü kurulmuş ve ülkede kazanılan paraların hepsi, hem haftaiçi, hem haftasonu, alışverişle ama bütün sektörlerde aynı yere gidiyor.
    sonra film sektöründeki bu şirketleri biraz araştırdım, bunların da bağlı olduğu bir çatı firma buldum. ve sonra inanılmaz ilişkiler.
    bir gazeteci, ama araştırmacı gazeteci bu konuya ve sektöre dair bir araştırma raporu yazsa, ülkedeki algıyı kimlerin nasıl yönettiğine dair müthiş bir sunum ortaya çıkar. şu an bu yazıyı yazdığım platform da dahil.
    türkiyede iş yapmaya çalışan kendi halinde biri olarak tavsiyem, dünya gerçeklerini bilerek ve onlara dokunmadan yürümek gerektiği. aslında bir iş adamının yüzleştiği bu gerçekle türkiye de devlet olarak yüzleşiyor her defasında. yerel bir atılım yapmak istediğinizde hep bir yere kadar gidebiliyorsunuz. benim atabildiğim adımlar ve kazandığım başarılar tek bir kişi için maddi anlamda çok ama çok yüksek, fakat devletler bunlarla karşılaştığında neler yapıyorlar, teslim mi oluyorlar, tezgaha mı uyuyorlar, merak ediyorum.