kamusal adamin oglu8
profili

  • ajda'nın hayatını anlatan filme isim önerileri

    tabii ki bambaşka biri.

  • 14. cumhurbaşkanı özgür özel

    bu tarihimizin en önemli seçiminde kendisine oy vermeyecek olanlar hain, hakkında olumsuz konuşanlar aktroll, chpli olup olumsuz konuşanlar gizli akpli*, farklı bir muhalefet partisini savunanlar muhalefetin oyunu bölmeye çalışan kişilerdir. iyiparti destek vermediği takdirde çok kötü bir parti olup baraj altında kalacaktır.

    ha unutmadan bu son seçimdir. özel kaybederse şeriat gelecek ve bundan sonra seçim olmayacaktır.

  • kıymanın kilosunun 300 tl olması

    bunların hepsi süt fiyatlarına yapılan anlamsız müdahaleden kaynaklandı.

    her şeyin fiyatı aşırı bir şekilde artarken millete şirin gözükmek için süt üreticisinin elindeki sermayeye çöreklendiler. bunlar köylerdeki küçük işletmeciler. kazandıkları giderlerini karşılamadığı için süt hayvanlarını ellerinden çıkardılar. bunlar et üretimi için kullanıldı. bu durum et fiyatlarında suni bir düşüşe sebep oldu. tabi süt ürünlerinin fiyatları muazzam bir şekilde arttı ve peynir fiyatı tarihinde ilk defa et fiyatını geçti. et üretimindeki arzın birden aşırı derecede artmasıyla et üreticisinin malı para etmemeye başladı ve besledikleri her hayvan zarar yazmaya. bu sebeble et üreticileri de küçülmeye gitti.

    biz bu b*ku niye yedik hikayesinin güncel bir versiyonunu yaşadık. süt fiyatları da katlandı, et fiyatları da. hayvan varlığımız da azaldı et ve süt üretimimiz de.

    dolaylı olarak etkilenen yem sektörüne hiç girmiyorum. yem talebi azaldığı için artan yem fiyatlarını ve yem fiyatları arttığı için artan et ve süt fiyatlarını.

    tek yapılması gereken sütün 10 lira olması gerektiği zaman illa 8 olacak diye diretilmemesiydi.

  • sıfırı tekrar üretilse alınacak otomobiller

    eski bir araba tutkunu olarak üşenmedim bütün yazılanları okudum ve bir gruplama yaptım. suser’ların tercihleri şu başlıklar altında sıralanabilir.

    1- manda (mafya) kasa mercedes: farklı model numaraları ve yılları vermeye gerek yok. 90’lı yıllarda yaşamış her erkeğin hayali manda kasa mercedes’tir. o yıllardan bugüne mercedes modelleri iyice i.ne arabası gibi oldu. sıfırı üretilmez ama 90-95 model 2. el manda kasa mercedes almayı istiyorum bir gün.

    2- efsanevi fiat modelleri: özellikle tempra ve biraz da tipo. tempra sxak 90’lı yıllarda mercedes alamayan herkesin tercihiydi. o yılların passat’ı diyebiliriz. fakat buna rağmen bir ağır abi arabası değildi. beyaz şimşek, gösterge paneline hasta olmayan yoktur. uygun fiyatlı kardeşi tipo da tam bir f/p aracı olarak yerini almış burada.

    3- feature arabalar: nasıl anlatayım nev-i şahsına münhasır desem olur belki. bunlar bulundukları segmentte takipsiz veya pek benzeri olmayan veya bir şekilde öne çıkan araçlar. renault flash, lada niva ve mazda 323 hb bu grupta sayılabilir.

    4- fransız reanult’ları: oyak o yıllarda eşek arabası montajı yaparken fransa’dan gelen akrabalarda görüp hayran kaldığımız renault 25, safrane gibi modeller.

    5- eşek arabaları: renault 12 tx, ts, toros vs… bir arabadan maksimum verimi alabildiğimiz için zamanında çok sevdiğimiz arabalardır. tarla sürmekten off-road takılmaya kadar her yola gelir. römork bağlantısı standart donanım gibi bir şeydi. o yılları yaşayanlar bunların arkasındaki sarkan 7 pin römork prizini ve çeki demirini hatırlayacaktır hemen.

    6- zamanında kimsenin almadığı en çok ben marjinalim arabaları: bunların bir kısmını sahibinden’de bulabilirsiniz. kimde varsa birine kakalamaya çalışır. alan bin pişmandır. alfa romeo, rover gibi markalar bu gruptadır.

    7-hala üretimde olan arabalar: bunlar suser’ların yalnızca filmlerde gördükleri ve hayran oldukları bununla birlikte hala üretimde olduklarından haberlerinin bile olmadığı modellerdir. bununla birlikte zaten almaya da para yetmez genelde. artı 4500 cc’lik amerikan arabaları ile özçatalbaş petrol ofisi’ne ortak olman gerekeceği için bedava versen de alıp kullanamazlar.

    8- zamanının eli yüzü düzgün arabaları: bunların tamamı geçen zaman içerisinde geçirdiği makyaj ve geliştirmelerle üretime devam etmektedir aslında. bazılarının ismi değişmiştir sadece.

    gördüğüm arabaları kabaca gruplamaya çalıştım. sıfırı üretilse almam herhalde ama pik dönemlerinden bir ford taunus, fiat 131, toros ve lada niva alıp uğraşmak isterim açıkçası. bilemiyorum belki yakın zamanda ülkemizdeki bu yapay dertlerden kurtulup biz de böyle küçük şımarıklıklara para ve vakit ayırabileceğimiz günleri görürüz. o zaman sıfırmış gibi görünen 91 model bir taunus görürseniz o benim işte.

    herhangi bir mercedes’i de unutmayalım. bir arkadaşımda 83 model bal köpüğü bir mercedes vardı. araçta bildiğin abs, esr, esp, airbag, elektrikli cam, ayna, otomatik klima, elektrikli koltuk falan vardı (bazılarını salladım ama demek istediğim anlaşılmıştır) o yıllarda sağ ayna opsiyoneldi amk tr’de. bunun konuyla ilgisi yok ama aklıma gelmişken yazayım dedim. eski mersolar kral arabalardı.

  • ankara üniversitesi'ndeki başörtüsü mobbingi

  • boyner bizim tarzımız güzel reklamı

    (bkz: keko lives matter)

  • laz kit

    amk. sinema televizyon okuyan çocuklar var tanıdığım. kyk kredisinden artırıp ekipman falan alıyorlar. küçük küçük denemeler yapmışlar, kısa filmler... youtube’da birçok örneği de var. abi bakıyorsun , yani görüntü kalitesi olsun, ses olsun, montaj vs. sinemaya koysan çok sırıtmaz. bu çocuklar bir de kendi yazıyor, kendi oynuyor, kendi çekiyor 2 kişiyle 5-10 dk arası bir filmi bir haftada yapıyorlar.

    be amk. hadi bütçe kısıtlı diyelim. millet iphone ile uhd film çekiyor. siz neyle çektiniz bunu. zaten 3 gün falan sürmüştür çekim. 3 günlüğüne düzgün bir şeyler de mi kiralayamadınız. hadi diyelim bu işlerden anlamıyorsunuz. ulan benim t*şaklar düştü. orada ben doğmadan önce filmlerde oynamış insanlar var. hiçbiri mi demedi napıyoruz biz diye. peki bütçe 0 olsun. lan o looney tunes ses efektlerini niçin koydunuz.

    bütçe yoksa bu oyuncular, set ekibi karın tokluğuna mı çalıştı. az bir meblağa anlaşıldıysa adam başı 1000 tl falan mı. açıkçası 80-100 bin tl arası uzun metrajlı bir film çekilebildiğini duymuştum geçenlerde. yani bu işin maddi yetersizlikle ilgili olduğunu sanmıyorum. dahası o oyuncuların da film çekimi için orada olduklarını düşünmüyorum.

    başka bir şey bu. özellikle böyle yapılmadığı sürece olmayacak, aşırı saçma ve kalitesiz bir şey bu.

  • akademik kariyer yapmak isteyenlere tavsiyeler

    ilk tavsiye olarak "yapmayın" diyenlerin tavsiyelerine uymayı bir gözden geçirin. sebeplerini yazımızda irdeleriz yeri geldikçe. eğer yok ben kafaya koydum diyorsanız başlayalım...

    ülkemizdeki üniversiteleri ikiye ayıralım öncelikle istanbul, ankara gibi illerdeki kalburüstü üniler ile anadolunun gariban ünileri birbirine pek benzemezler. bu sebeple öncelikli olarak bu kalburüstü ünileri anlatmaya başlayayım.

    ilk anahtar kelimemiz torpil. akademik kariyerin başlangıcındaki insanların üniler özelinde en fazla yanlış anladıkları kavram torpildir. kabaca ünilerde torpil hem vardır hem de yoktur diyebiliriz. yani yeri gelir temizlikçi alımında bile kartvizitler, not pusulaları havada uçarken yeri gelir en önemli mevkiler için adam bulamayabilirsiniz. aslında tamamen denk gelmekle alakalı bir şey bu. bu sebeple akademinin kadro konusundaki yazılı olmayan birinci kuralını önemseyin. kadronun sahibi var mı?

    kadronun sahibi konusunu biraz açalım. internette dolaşırken gözünüze bir kadro ilanı çarptı. tamamen rasgele bir ilanı açıyorum.

    koşulumuz şu:

    * analitik hiyerarşi prosesi (ahp) ve rasyonel sayılarda hata ve kavram yanılgılarında çalışmaları olmak.

    hemen torpiiil, kimi alacakları zaten belliii, şöyle böyle demeye başlamayın. bu kadronun bir sahibi vardır. bir doçentlik ilanı olduğuna göre doçentlik sınavını vermiş ve doçent olmayı haketmiş bir hocamız var. ama memur olan arkadaşlar da iyi bilir ki ülkemizde kanun gereği aynı anda kaç tane doçent, kaç tane 7/2 hemşire, kaç tane genel müdür olabileceği bellidir. bu sebeple kadro bekleme dediğimiz bir durum ortaya çıkar. hocamız bazen kısa ve bazen uzun olan bu süreyi beklemiş ve belki 10-15 yıldır görev yaptığı bölümde doçentlik kadrosunu elde etmiştir. bu tür durumlarda gereksiz yere kafa karışıklığı olmaması için basitçe bir koşul belirlenir. hoca da bir iki ay içinde kadrosuna geçer. zaten kadronun açıldığı bölümün yrd. doç.larının cv'lerinden kadronun kime geldiği hemen anlaşılabilir. akademide kuraldır ki başka kimse bu kadroya başvurmaz. bir kadronun sahipli olup olmadığını anlamanın en kolay yolu ilgili bölüm başkanını arayarak sormaktır. ki koşul belirtilmemiş olması bunun için iyi bir göstergedir.

    ikinci olarak bir yardımcı doçentlik kadrosunu ele alalım.

    yine bir koşulumuz var.

    *erken çocukluk gelişiminde izleme ve değerlendirme ile okul öncesi sınıflarında çocuğun katılım hakkına uygun uygulamalar konularında çalışmaları olmak.

    hocamız arş. gör. olarak akademiye başlamış. yerine göre 5-6, 10, 15 yıl bölümün kahrını çektikten sonra sonunda kadrosuna kavuşmuştur.

    bu da torpil değildir. buraya tepeden inme bir başkasının gelmesini normal karşılıyor olabilirsiniz. göz ardı etmemelisiniz ki böyle bir durumda devlet halihazırda bu kişiye maaş vermektedir. fakat kadrosu dolayısıyla yeteneklerinden faydalanamamaktadır. buraya aynı işi yapacak başka bir kişinin atanması devletin zarara uğratılması ve gereksiz işgücü kaybı olarak düşünülmektedir. yani devlet ve birey arasında bir win-win durumu ortaya çıkmaktadır böylece.

    gelelim araştırma görevlisi mevzusuna. burada size tavsiyem azimli olduğunuz zaman eninde sonunda kadroya kavuşursunuz. çok da matah bir şey değil çünkü. şu an size öyle geliyor olabilir. niye olmadığını bilahare anlatabilirim.

    arş. gör. iki şekilde belirlenir. ilk olarak bizim yüksek lisanstaki başarılı genç veya tanıdığımız başarılı gence yüksek lisans yaptıralım önce... çok ayrıntıya girmeyeceğim ama her koşulda burada başarı faktörü ön plana çıkmaktadır. başarıdan ne anladığınız değişebilir. ama belirtmem gerekir ki birine bir akademik kadro verilirken aynı gemide yol alındığı hep akıllardadır. yani dayı oğullarından da başarılı olanı seçilir.

    tabi burada belirtmeliyim ki her zaman atom fiziği alanında doktora yapan dayı oğlunu bulamayabiliyoruz. bu sebeple elinizi korkak alıştırmayın. sahibi olmayan arş. gör. kadro ilanları %70 civarındadır diyebilirim. burada bir üst paragraftaki tanınan başarılı olmak önem arz ediyor işte.

    gelelim akademiye bir şekilde kapağı attıktan sonra başınıza geleceklere.

    yerine göre aynı istikrar ile şube müdürü, daire başkan yrd. olacabileceğiniz yaşta getir götür işleri yapacaksınız. bu arada yüksek lisans, doktora, makale, proje diye diye kel kalacaksınız. üstte belirttiğim arş. gör.lüğün niçin çok matah bir şey olmadığı meselesi aslında bununla ilgili.

    sonrası da aslında 55-60 yaşında prof olup 6-7 bin tl maaştır. ekstraları vardır tabiki. ama o yaşa kadar akademiye harcadığınız emeği limon satmaya harcasaydınız ülkenin limon kralı olabilirdiniz pekala.

    belirtmeliyim ki üç kuruş paraya özel sektörde 7 gün 24 saat çalışan bir insan için toplama kampının olanakları bile çok çekici gelebilir. ama en başta belirttiğim şekilde "yapmayın" diyenlerin sizi çekemediğini veya bol keseden salladığını falan düşünmeyin.

    eh bir tavsiye de vermek gerekirse dışı seni yakar içi beni diyelim de meramımız anlaşılsın.

    yazı biraz uzun olduğu için esas anlatmak istediğim şeye henüz gelememiş olmama rağmen bugünlük bu kadarla bırakayım. bu da akademisyen hastalığı işte.