debe başlıkları

bellum5
ekşi sözlük profili

  • ölüme bir entry bırak

    yıllar önce bir film izlemiştim. bir adam aniden kalp krizi geçirip yere yığılıyordu. kamera onun gözünden gösteriyordu son gördüğü kareyi.. bir kaldırım taşı. ama dümdüz, ama hatasız bir kaya kıyığını. adamın gözlerindeki yaşam ışığı sönerken, sadece onu görebiliyordu. ne üzerinde kırık bir parça, ne küçükken desenlerini inceleyerek vakit geçirdiğimiz salondaki büyük halı gibi bir çatlak vardı üzerinde. bari bir dal papatya, hadi onu da geçtim, bir kuru ot parçası olsaydı.

    tanrıya inanmasam da, insanların son anda sana gelirken, yani hayat ışıkları sönerken, en son gördükleri karenin gözbebeklerinde donup, sonsuza kadar bu görüntünün içine hapsolduklarını düşünürüm. o yüzden o adama çok üzülmüştüm, sonsuza kadar hiç olmazsa tüm kıvrımlarını izleyerek vakit geçirebileceğin bir çizgi bile yoktu o kaldırımda..

    o yüzden beni ne zaman, nasıl istersen al ama gördüğüm en son kare, en sevdiğim insanın gözleri olsun, yalnızsam o an hayatta; denizin güneşe vurduğu o güzellik olsun. bu da eğer imkansızsa, bir hastane odasında tavana bakarak öleceksem hiç olmazsa bir örümcek ağı olsun. milim milim ezberleyeyim sonsuza kadar her ağ parçasını ama bembeyaz bir tavana hapsolmayayım nolur.

    bu yüzden öldügümde, toprağa gömülmeye götürülürken, benim fotoğrafımı koymasınlar insanlar, sen hayat enerjimi benden çekip almadan evvel, bu dünyaya ait en son gördüğüm karenin fotoğrafı olsun mezarımda.

    ki beni sevenler, bundan sonra nerede olacagımı bilsinler, sonsuza kadar..

  • 5 yaşındaki kızından kira alan anne

    bütçe yönetimini öğrenmesi, tutumlu olması açısından güzel ancak..! bu durum bu kadar küçük yaşta eve ve aileye aidiyet duygusunu zedeleyebilir. kızım dört yaşındayken, bana çok kırılıp üzülünce, beslenme çantasına suluğunu, oyuncak ayısını ve akşamları yatarken okuduğum masal kitabını koyup, evden ayrılmaya kalkmıştı. ona nereye gideceğini sorduğumda da çimenlerde yatıp, çöpe atılan yemekleri yiyeceğini söylemişti. hatta sonra geri dönüp bir elma aldı. bu durumda aklıma gelen ilk şey, kızımın evimizi " benim " evim olarak görmesi olmuştu. orası sadece benim evimdi. demek ki ona ortak kullanım alanlarıyla ilgili karışıyor, evi benimsemesine engel oluyordum. daha sonra bu tutumu değiştirip, kazandığımız herşeyin bizim olduğu inancını aşıladım ona. ama bunun okullarını bitirip, güzel bir işe yerleşinceye kadar olduğunu, üniversiteyi bitirdikten sonra en fazla altı ay yardımcı olacağımı da belirttim. şimdi 12 yaşında. ondan kira aldığımı düşünemiyorum. bana kızdığında" eytere beahh, paramla kalıyorum " deme lüksü var. daha ileri gidip, " başka bir evde " yaşamaya karar vermesi var, var da var. ama bu ev hepimizin, hepimiz eşit şartlarda aynı haklara sahibiz ve bütçe planlamasını da sadece verdiğim haftalıklardan özel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayarak yapıyorum.

  • 100 sene sonra şu an yaşayan herkes ölmüş olacak

    arkadaşlar geyiğini yapmış ama burada paylaşılan siyah-beyaz sokak fotoğraflarına baktığımda, sizler eski istanbul'un, eski izmir'in şık giyinmiş beyefendilerini ve naif hanımefendilerini görürken, ben " ne garip, şu an hiç biri yoklar" diye içlenip, şu anda sadece birer kemik parçaları olduklarını düşünüp, o fotoğraflarda eskimiş, kararmış, yer yer parçaları yere dökülmüş iskeletler, biten hayatlar, sönen hayaller görüyorum. aynısını bundan onlarca yıl sonra başkaları da düşünecek. en sevdiklerimiz, ailemiz, sevdiceğimiz, hatta yavrularımız, komşularımız, minibüste birlikte yolculuk ettiklerimiz, beraber kahkahalarla sinemada film izlediklerimiz, metrobüse binebilmek için itiş kakış mücadele ettiklerimiz; hepsi birer birer silinecekler hayattan. bir kaç nesil sonra belki hatırlanmayacaklar bile. en sevdiğimiz, sevdiceğimiz, tuttuğumuz eli, o narin parmakları, kemik tozuna dönüşecekler, şanlıysa toprağın altında uzanacak boylu boyunca, değilse kimbilir nerede toza dönüşecek bedeni. belki onlarca yıl sonra, şimdi bizim yürüdüğümüz gibi neşeli başka bir çift gezecek üstünde. dışarı çıktığınızda iyi bakın etrafınıza, koşuşturmacadaki insanlara, aslında kocamannnn bir mezarlığa bakıyoruz.

    bi durun editi: dakikasında bir kaç yazardan, neden moral bozduğumu soran, canının sıkıldığını belirten mesajlar geldi. olum azrail miyim ben? ben mi alıyorum canınızı? ? te allam ya.

  • ekşi itiraf

    gece gece aklıma geldi. kadınlara yönelik forum sitelerinden birinde, yeni boşanmış, küçük bir çocuğu olan, ailesi olmayan bir kadın başlık açmıştı. çocuğu bırakacak kimsesi olmadığını, eski eşinin kendisiyle ve çocuğuyla irtibat kurmadığını, çocuğu bırakacak kimsesi olmadığı için bir süredir çalışamadığını, faturaların, kiraların biriktiğini ve kimseden borç almaya yüzü olmadığı için evden çalışabileceği bir iş istediğini yazmıştı. cebindeki son parayla çocuğuna süt aldığını ve kaymakamlığın yardım edip edemeyeceğini sormuştu. aynı kadın geri ödeyemem diyerek para tekliflerini geri vermişti. herkes moral verince, kadıncağız da ; " zaten allah rızkımı vermeyecek olsa canımı alırdı öyle değil mi? o zaman demek ki bir umut var" demişti. bir kaç hafta içinde, iş görüşmesine giderken kadına araba çarptığı ve hastaneye giderken öldüğü söylendi. haber linkleri paylaşıldı ve sayfa yöneticileri de doğruladı. işte ekşi' de sürekli" ölmeden önce son sözün ne olurdu? " ya da " ölmeden önce en son göreceğin şey ne olurdu?" tarzı başlıklarda hep bu kadın aklıma gelir. acaba son nefesini vermeden ne düşündü? böyle bir laf edip ardından iki hafta dolmadan ölmek?

    ps: siteyi ve kadının adını soranlar olmuş. kadınlar klubu idi. kadıncağızın adı sibel'di sanırım. trafik kazasında vefat etmişti. sitede konusu açılmıştı bır sure.

  • kilolu kadın iticiliği

    evet iticiyiz. katılıyorum ama veremiyoruz arkadaşım napalım. seviyoruz yemek yemeyi. kazandibi mi yakışıklı bir erkek mi deseniz kazandibi derim..