debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. 11 aralık 2017 uefa şampiyonlar ligi kura çekimi

    takım temsilcileri kendi takımları çıktıktan sonra neyi yazıyor anlamadım. misal az önce basel temsilcisi city çıkınca unutmasın diye mi yazdı anlamadım ki. yarra yedik mi yazdı ne yazdı.

  • 2. beşiktaş'ın bayern münih ile eşleşmesi

  • 3. istanbul gaziosmanpaşa'da kediye tecavüz

    edit 3: arkadaşlar konuyu detaylandıracağım demiştim. pentiye, kuruyemişçiye, maratona ve emlakçıya gittim. hepsinden kedinin sahiplenmesi için izin istedim ve müjgan'ı kendilerinden teslim alıp eve getirdim. emin ellerde şu an. yalnız kendisine yuva arıyorum çünkü ruhsal olarak kabullenebilir ve sevgimi verebilir bir durumda değilim. yanına her gittiğimde ağlamaklı oluyorum.

    edindiğim bilgilere göre müjgan inanılmaz dirayetli bir kedi. ayrıntılı yazacağım içi kaldıramayanlar olabilir ama açık açık yazacağım. bilinsin istiyorum.

    hayvanın karnı komple ameliyatlı. operasyonu 3 saat sürmüş. veterinerin numarasını aldık detaylı görüşeceğiz. bağırsakları parçalanmış. makatında dikişi var. iç organları zarar görmüş. zaten hayvan normalde 4 kilo kadardı şu an tüy gibi kalmış. kendisine asla dokundurmak istemiyor. çok sakin yaklaşmanız gerekiyor. ani hareketlerden ürküyor. yüksek sesten korkuyor. pusete asla girmek istemiyor. şu an evdeki kediler sebebi ile ayrı odada kalıyor ve yanında birisi olmadığında ağlıyor, bağırıyor. bu hayvan şu an inanılmaz tedirgin. kendisine bir şey yapacağımı sanıyor ve öyle davrandıkça içim eziliyor.

    maratondaki fidan hanım tedaviyi üstlenmiş ve gözü gibi bakmış çocuğa, allah razı olsun. pentideki kızlar da kapılarını açmışlar. ama yeterli değil. müjgan'a iyi bakabilecek birine ihtiyacım var ve sizden destek bekliyorum.

    kişinin bulunmasına gelince, ibb bugün esnafı ziyaret etmiş ve görüntüleri almış. tweetler ve sözlük etkili oldu. hepinize çok teşekkür ederim. ama bulunana kadar bu başlık gündemde olmalı. bu yüzden lütfen takipte kalın.

    esnaf bulunsun ve bize getirilsin diyor. bunu cidden çok istiyorlar çünkü müjgan, müjganın kardeşi ve müjganın çocukları o semtin çocukları. müjgan'ı annesi pentide doğurmuş. teslim alırken kızların ağlamasına şahit olsaydınız, oradaki çaresizliği görseydiniz ne demek istediğimi anlardınız.

    lütfen, yardımcı olun bana.

    edit 2: 1 saat içerisinde pentide olacağım. kuruyemişçi ve esnaftan kamera görüntülerine ulaşmaya çalışacağım. bana destek olabilecek yakın civarda birileri varsa destek rica ederim.

    ne kadar ses çıkarırsak o kadar sonuç alabiliriz.

    tecavüze sus. rüşvete sus. zulme sus. her şeyin üstü örtülüyor. müjgan için bu konunun kapatılmasına izin vermeyeceğim.

    yardım istiyorum.

    edit 1:konu detayı;

    müjgan bir kedi. gaziosmanpaşa bağlarbaşı caddesinde 3 dükkanda esnaf tarafından bakılıyor ve gece de dükkanın önünde konaklıyor.
    bu hayvana penti mağazasındaki kızlarımız sahip çıkıyor.
    3 hafta önce perşembe günü müjgan bebeklerinin olduğu emlak dükkanında bebelerini emziriyor. daha sonra penti mağazasına gidip uyuyor. saat 9 civarı mağazayı kapatan kızlar hareket sensörü olduğu için müjgan’ı içeride tutamıyorlar dolayısıyla kapının önüne çıkarıyorlar. müjganın kuruyemişçide konaklama saati geliyor ve gece 12ye kadar kuruyemişçide kalıyor. dükkanı kapatan kuruyemişçi gittikten takribi 1 saat sonra vahim olay gerçekleşiyor.

    kuruyemişçinin karşısındaki kuyumcuda görülen kamera kayıtlarında 35-40 yaşlarında bir sapığın dükkanın önünden kediyi kucağında alarak ara sokağa götürdüğü görülüyor. tecavüzün gerçekleştiği sokaktaki kameralara bakılması ve kişinin bulunması için emlakçı islam bey karakola gidip şikayette bulunuyor. görüntüler iletiliyor. sabah müjgan kan revan içinde, makatı parçalanmış, kuyruğu zarar görmüş, tüyleri yolunmuş, yarı baygın bir biçimde bulunuyor. veteriner tarafından tecavüz edildiği onaylanıyor ve şikayet karakola tekrar tekrar iletiliyor.

    sonuçlar ile ilgili kimse bilgilendirilmiyor!!!

    müjgan kritik durumu atlattı. hala yürümekte zorlanıyor ve dokunmak istenildiğinde ürküyor. ancak bu ona yapılan vahşeti yok saymamızı gerektirmiyor.

    bu kişinin bulunması gerekiyor.

    ---------------------------------------------

    merhaba

    durumu detaylandıracağım iş yoğunluğu sebebi ile yorumumu geceye saklıyorum ama öncelikli olarak konunun dağılması için desteğinizi rica edeceğim. bu insan artığının bulunması için bana destek olun. sessiz kalmayın.

    http://www.anadolukedisi.com/…da-kediye-tecavuz/123

  • 4. enes batur'un altın kelebek'te ödül alması

    “ulan ben bu adam ve diğerlerini ana sayfada görmemek için youtube’da ülke tercihini yeni zelanda yapıyorum. millet ödül veriyor. vay anasını ya.” dedirten olaydır.

  • 5. hüseyin nihal atsız

    bugünün celal şengör'ü, ilber ortaylı'sı ne ise, atsız da o idi. eserleriyle, yaptığı araştırma ve çalışmalarla bir nesli kendisine hayran bıraktı ve gitti... kürşad'ı türk toplumuna tanıtması, türk kara ordusunun kuruluş tarihini tespit etmesi ve süleymaniye kütüphanesini bize kazandırması bile çok büyük işlerdir.

    “hüseyin nihâl atsız süleymaniye kütüphanesini türkçe yapmıştır ve yayınladığı metinler de doğrudur. aşık paşazade’nin kitaplarını osmanlıca’dan türkçeye çeviren nihâl atsız’dır. o olmasaydı biz halen almanların, ingilizlerin çevirilerini okuyor olacaktık.” - ilber ortaylı

    ölüm yıl dönümünde andığımız büyük münevver. var olsun!

  • 6. 11 aralık 2017 ekonomik büyüme rakamı

    %400’ü açıklayın, bu iş huzur içinde çözülsün(:

  • 7. kızlara özel kinder yumurta rezaleti

    10 yaşındaki yeğenim dün bu yumurtadan aldı maalesef. içinden çıkan oyuncak ise tüylerimi ürpertti.

    dört adet prenses ve bir adet prens resminin yerleştirildiği ve alttan prensin yönünü çevirdikçe farklı partnerlerle eşleştiği bi mekanizmayı oyuncak diye yumurtaya koymuşlar.

    bu yaşta kız çocuklarının kafasına eşey seçimlilikte erkeğin egemen olduğu düşüncesini çocukların kafasına yerleştirmeye çalışıyorlar.

    zaten kızlara özel diyerek sexist bir uygulamaya imza attıkları yetmiyormuş gibi bir de bunları yapıyorlar. mümkün değil bu pisliği eve sokmam artık.

    edit: anti rezalet timi doluşmuş başlığa. arkadaş benim değer yargılarımla uyuşmuyor. evrensel değer yargıları ile de sexismin bağdaşmadığını düşünüyorum. sexism i savunacak argümanınız varsa savunun dinleyelim.

  • 8. bitcoin

    bitcoin ile ilgili bildiğim şeyleri sokaktan geçen adama anlatır gibi anlatmaya çalışacağım şimdi. bu yazıda olabildiğince teknik detaylardan uzak kalmaya çalışacağım, belki onun için ayrı bir şeyler yazarım. fakat bunun dışında bir şey yazmayı düşünmüyorum artık buraya.

    bu yazıda "nasıl alıp satarım?", "bu işten kar eder miyim?" gibi tırt sorulara cevap bulamazsınız. ben arkasındaki felsefeyi, işleyiş biçimini, ortaya çıkış nedenlerini anlatacağım. ha siz yine al-sat yapmak istiyorsanız yapın tabii ancak en azından arkasında nasıl bir teknoloji olduğunu bilerek yapmış olursunuz, bu yüzden okumanızı öneriyorum.

    yazıyı okuyup algılayabilmek için ihtiyacınız olanlar; az çalışsa da bir adet beyin, işlevselliğini kaybetmemiş en az bir adet göz (eğer bu yoksa kulaklar da iş görebilir) ve okumak için 15, sindirmek için 45 dakika.

    başlamadan önce şunu okumanızda fayda var, her şeyin çıkış noktası bu çünkü. bu arada tüm linkler bitly, ne kadar okunduğunu görmek istiyorum çünkü.

    bitcoin nedir?

    günümüzdeki finans kuruluşlarını tamamen devre dışı bırakacak olan, eşler arasında direkt ödeme imkanı sağlayan bir para birimidir. eşler dediğim alıcı ve gönderici oluyor. yatırım aracı değildir. insanlar ya da kuruluşların birbirlerine ödeme yapabilmesini sağlamak temel amacıdır.

    temelde bitcoin'in amerikan doları ya da türk lirası'ndan bir farkı yoktur. çalışma prensipleri ve ortaya çıkış nedenleri aynıdır. farkları ise kağıda basılı olmaması ve doğal olarak elle tutulamaması, arkasında herhangi bir devlet gücünün olmaması, bir yere gönderebilmek için herhangi bir finans kuruluşuna ihtiyaç duyulmamasıdır.

    bilmemiz gereken bitcoin terimleri nelerdir?

    cüzdan: bitcoin'i tuttuğumuz yer. tamamen dijitaldir. kendimize ait bilgisayarlar üzerinde oluşturabileceğimiz gibi 3. parti (blockchain.info, btc.com, coinbase gibi) cüzdanlar da kullanabiliriz. çoğu kullanıcı 3. parti cüzdan kullanır.

    adres: bitcoin ile ödeme alabilmek için cüzdanımız tarafından üretilen, 26-35 alfanumerik karakterden oluşan tanımlayıcıdır. türüne göre 1 ya da 3 ile başlar. bir adreste büyük "o", büyük "i", küçük "l", ve sıfır asla bulunmaz. çünkü bunlar birbirleriyle karışabilir. örnek bir adres: tık.

    txid (transaction id): bir işleme ait benzersiz gönderim kimliğidir. işlem numarası gibi düşünebilirsiniz. örnek bir txid: tık.

    fee: her işlem için madenciler tarafından alınan gönderim ücreti, harç. bu ücret sürekli değişkenlik gösterir, nedenlerini alt kısımda anlatacağım. yukarıdaki txid örneğine tıkladığınızda "harç" diye bir kısım göreceksiniz. o tutar bu işleme ait gönderim ücretidir.

    onay (confirmation): bir ödemenin geçerli kabul edilebilmesi için gerekli olan doğrulama işlemi. bir ödemeyi geçerli sayabilmek için 3 onaya ihtiyacımız vardır. bazı cüzdanlar onay gelmeden de parayı kullanmanıza izin verir. daha doğrusu veriyormuş gibi gösterir. detayları yine aşağıda bulacaksınız. onay işlemi madenciler tarafından yapılır.

    madencilik (mining): 3 sene önce bir bitcoin tartışması yapılsa en popüler konu bu olurdu. "al-sat ile ne kadar kar ederim?" tartışmasından daha faydalıydı en azından, neyse. bunun da detaylarını aşağıda bulacaksınız ancak en kısa ifadeyle bir ödemenin gerçekliğini kontrol etme işlemi. karşılığında bitcoin alınır. maaş gibi düşünün.

    satoshi: en küçük bitcoin birimi. 1/100000000 bitcoin'e eşittir. 8 sıfır var, öyle tutun aklınızda.

    bitcoin'e ne kadar güvenebiliriz?

    bu soruyu sorma amacınıza göre değişir. yatırım için güvenmenizi tavsiye etmem, çünkü kendisi bir yatırım aracı değildir. bu maksatla ortaya çıkmamıştır.

    "cüzdanımdan bitcoin çalınabilir mi?" diye soruyorsanız cevabım evet, imkansız değil. bu tamamen size kalmış. 3. parti cüzdanlar zaten gelişmiş güvenlik sistemleriyle donatılmıştır ve şifreniz/şifreleriniz başkasının eline geçmedikçe sorun yaşamazsınız. ancak hırsızlık durumları için mevcut finans sistemi ile arasında şöyle bir fark var; bugün kredi kartı numaranız başkasının eline geçse ve o kartla alışveriş yapılsa chargeback ile paranızı geri alabilirsiniz. bitcoin'de ise yapılan bir işlem yapılmıştır ve geri döndürülemez.

    sorunuz "sistem kandırılabilir mi?" ise cevabım teknik olarak evet. bugün madencilik yapan cihazların çoğu kötü niyetli olursa sistem kandırılabilir. şuradan madencilik havuzlarını görebilirsiniz. bu havuzların büyük kısmı topluca "art niyetli" olmaya karar verirse kaos ortaya çıkar. peki bu olur mu? olmaz. sonuçta olaylara böyle bakacak olursak mevcut finans sisteminde de bu tür açıklar var. bir noktada birilerine güvenmemiz gerekiyor.

    bu son kısımla ilgili tek tehlike yakın bir gelecekte karşımıza çıkacak olan kuantum bilgisayarlar. işlem kapasitelerinin mevcut cihazlarımızdan fazla olduğunu düşünürsek bir tehlike arz edebilirler. fakat bu cihazlar yaygınlaşmaya başladığı zaman mining yapan yerler de bu cihazları kullanmaya başlayacağı için sorun olmayacaktır.

    bitcoin neden ortaya çıktı?

    mevcut ekonomik sisteme olan güvensizlikten ve işleri kolaylaştırma ihtiyacından dolayı. mevcut sisteme olan güvensizlik kısmını geçiyorum, onu en başta verdiğim linkte detaylıca anlattım.

    mevcut finans sisteminde her zaman bir 3. tarafa ihtiyaç var. problem 3. tarafın varlığı değil, bitcoin'de de 3. bir taraf mevcut. önemli olan burada 3. tarafın olayda ne kadar büyük bir rol oynadığı. bugün a bankasındaki hesabınızdan yine a bankasında olan bir diğer hesaba para göndermek istediğinizi varsayalım. bunun için tamamen 3. tarafa yani bankaya güvenmek zorundasınız. tüm kayıtlar bu bankada tutulacak, kendi belirlediği bir ücreti sizden gönderim ücreti olarak alacak.

    peki, bu durum bitcoin'de nasıl? evet, yine bir "3. taraf" var, madenciler. ancak olaydaki rolleri banka kadar büyük değil. kontrolleri banka kadar "sınırsız" değil. madencinin yaptığı şey en basit ifade ile dijital olarak imzalanmış ve şifrelenmiş işlemlerin şifresini açmak, doğru mu yoksa yanlış mı diye kontrol edip onay vermek. vereceğim örnek tam olarak karşılamayabilir ancak bunu şöyle düşünebilirsiniz:

    diyelim ki 1000 yıl öncesindeyiz. ayşe isimli arkadaşımıza borcumuz var. ayşe'ye parayı elden vermemiz gerekiyor çünkü o yıllarda işler böyle yürüyordu. ayşe parayı aldıktan sonra yetkili makama gidip "bu adam bana paramı ödemedi" diyebilir mi? diyebilir. işte bu yüzden ayşe'ye parayı elden teslim ederken yanınızda 3 tane şahit götürmeniz gibi düşünün. bu 3 insan ödemeyi doğrulayacak ve bir mahkeme durumunda haklı çıkmanızı sağlayacak. detaylar böyle olmasa da temel prensip bu. madencilik dediğimiz şey aslında olaya insanları/cihazları tanık etmek.

    bir diğer çıkış nedeni de (satoshi nakamoto tarafından yayınlanan bitcoin manifestosunda tam olarak bu ifade geçiyor) chargeback işini bitirmek. mevcut sistemde kredi kartınızla bir işlem yaptığınız zaman itiraz etmek için visa'da minimum 75, mastercard'da ise minimum 45 gün süreniz var. itiraz türüne göre bu süre 120 güne kadar çıkabiliyor. bir işletme olduğunuzu ve dijital ürünler sattığınızı düşünün. ürünü alıp kullandıktan sonra ödeme itirazı yapan bir insan parasını rahatlıkla geri alabilir, çünkü bu işleme ait bir kanıt sunamazsınız ödeme kuruluşuna. sunsanız bile bu şahıs "kartım çalınmıştı, ödemeyi yapmış birisi benim haberim yok" diyebilir. bu gibi durumların çoğunda alıcı haklı bulunur ve iade yapılır. bitcoin bunu tamamen ortadan kaldırıyor, çünkü işlemler geriye döndürülemiyor. finans kuruluşlarının chargeback birimlerinde istihdam ettikleri personellerin giderlerine değinmiyorum bile.

    bitcoin'in karşılığı nedir?

    bugünlerde insanların sıkça sorduğu bir soru da bu. devletlerin idare ettiği finans sistemi ile büyüdüğümüz için böyle oluyor. chad orzel köpeğinize kuantum fiziğini nasıl öğretirsiniz'de kitaba neden bu ismi verdiğini şöyle açıklıyor; "insanlar hayatları boyunca klasik fizik ile büyüdükleri için onlara kuantum fiziğini anlatmak zordur, çünkü hayal etmeleri ve mevcut sınırlarının dışına çıkmaları gerekir. oysa bir köpek için böyle bir sorun yoktur, o klasik fizik kurallarını da bilmez. onun için aniden ortaya çıkan bir ödül her zaman mutluluk verir, bunu mantıksız ya da korkutucu bulmaz".

    işte dünyada bitcoin'e (ya da genel olarak dijital para birimlerine) olan direncin kaynağını ben de böyle açıklıyorum; mevcut sistemi o kadar benimsemiş durumdayız ki ötesini hayal edemiyoruz. ben yazılım geliştirici olduğum için daha şanslıyım çünkü arkasındaki çalışma prensibine sokaktaki insandan daha hakim durumdayım. daha önce verdiğim bir örneği tekrar etmem gerekiyor şimdi.

    cüzdanımızı açıp, bir kağıt para alalım elimize. bu bir türk lirası olsun. yani türkiye cumhuriyeti'nin kendisini güvence olarak ortaya koyduğu bir para. devletin bize "bunun arkasında ben varım, sıkma sen tatlı canını" dediği bir şey. güzel. peki, devletin arkasında kim var? devlet nedir? devleti kimler oluşturur? işte bu sorulara cevap verdiğimiz zaman bir şeyleri anlamaya başlayacağız.

    devlet denen sanal aygıtı zaten bizler oluştururuz. aramızdan seçtiğimiz yöneticilere bazı yetkiler verir, "devlet"i yönetmelerini isteriz. devletten gündelik hayatımızı düzenlemesini, bizi korumasını, kullanabilmemiz için para basmasını, işleri yoluna koymasını bekleriz. devlet de bunları yapar ya da (çoğu zaman) yapıyormuş gibi görünür. peki, asıl soruya gelelim; devletin bu yaptığı şeyler üzerinde ne kadar denetimimiz var? türkiye cumhuriyeti devleti bugün para basarken bunu neye göre yapıyor? ya da bırakın türkiye'yi, dünyanın süper gücü olan amerika birleşik devletleri'ne bakalım. bu adamların kafasına göre para basıp piyasaya sürdüğü defalarca belgelendi. basit bir araştırma ile bulabilirsiniz. yani çoğu insanın kafasındaki o "altın rezervi" meselesi şu an kullanımda olan bir şey değil.

    bugün zaten basılan paranın da bir önemi yok. önemli olan elinizde bulundurduğunuz güç. bu güç nedir? en büyük güç teknoloji. sonrasında üretim geliyor. yani dünyada söz sahibi olmak için devlet başkanınızın sağda solda millete atar yapmasına değil, teknoloji geliştirmeye ve üretim yapmaya ihtiyacınız var.

    toparlayayım; elinizdeki banknot dandik bir kağıt parçasından başka bir şey değil. üstelik sahtelerine karşı önlemler alındığı için üretim maliyeti de yüksek. o banknotun değerini belirleyen şey insanların ona ne kadar ihtiyaç duyduğu, ne kadar işlevsel olduğu ve piyasada ne kadar olduğu, yani fayda, arz ve talep.

    bugün mevcut para sistemleri tamamen yok olmuyorsa bunun tek nedeni hepimizin bu sistem ile büyümüş olmamız. sisteme inancımız o kadar fazla ki farkında olmadan yıkılmaması için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. ihtiyacımız olmayan şeyler alıp, kazandığımız parayı sağa sola saçıyor, ekonomik sistemi canlı tutuyoruz. elimizdekinin aslında hiçbir değeri yok, bunu fark edemiyoruz. çünkü arz tamamen devlet yöneticilerinin kafalarına göre gerçekleşiyor. basılan her para sonrası cebimizdeki kağıt parçası zaten olmayan değerini biraz daha kaybediyor, buna ses çıkartamıyoruz. çünkü denetleyemiyor, arkada neler olup bittiğini bilmiyoruz.

    bitcoin'de ise durum farklı. üretilecek maksimum bitcoin miktarı 21 milyon adet ve bunun 16 milyon 750 bin tanesi zaten üretilmiş durumda. insanlar bu cümleyi duydukları zaman "ha, o zaman 1-2 seneye 21 milyona ulaşılır" diyorlar ancak öyle değil. işin teknik kısmına girmeyeceğim için detaylı anlatmayacağım fakat araştırmak isteyen internette bir sürü kaynak bulabilir. tam olarak tarihi bilmesek de 100 seneden fazla olması öngörülüyor. sonuç olarak bir gün bitcoin üretimi duracak, elinizdeki şeyin değer kaybetmesi ihtimal dahilinde değil.

    tabii burada bir özel durum var, onu da belirtmem gerekiyor. 21 milyon sınırı değiştirilebilir mi? evet, değiştirilebilir. bunu hard fork dediğimiz bir yöntemle yapabilirler, ona da değinmeyeceğim. yazılımsal bir terim bu. ancak bu hiç mantıklı değil ve yapılmayacağını düşünüyorum. çoğunluk böyle düşünüyor.

    özetle; bitcoin faydalı bulunduğu sürece değerini kaybetmeyecektir. daha önce verdiğim bir örneği vereceğim yine, dönüp dolaşıp aynı yerlere geliyorum çünkü. telefonun icat edildiği tarihe gidin şimdi. telefon icat edildikten sonra kimse bunu kullanmasa, telefon değerli olur muydu? kimi arayacaktınız? işte bitcoin de böyle. insanlar kullanmaya başladıkça değeri artıyor, ani yükselişlerin nedeni de bu.

    20 sene önce kimsenin cebinde cep telefonu yoktu, bugün telefonu yanımızdan ayıramıyoruz. teknoloji sürekli değişiyor/gelişiyor ve biz buna ayak uyduruyoruz. hayvanlardan en büyük farkımız bu zaten; bir şeylere uyum sağlayabiliyoruz. şahsi kanaatimce bitcoin (ya da genel olarak dijital para) de uyum sağlamaya başladığımız bir diğer araç. ticarette etkin biçimde kullanılmaya başlandığı zaman geri dönüş olmayacak ve kağıt paraları bir daha çıkartmamak üzere rafa kaldıracağız.

    devletler bitcoin'i yasaklayabilir mi?

    kısa cevap; hayır, yasaklayamaz.

    uzun cevap; of, bu cidden uzun. teoride yasaklayabilirler elbette, bunu suç olarak kabul edebilirler. peki, bu bir şeyi değiştirir mi? değiştirmez. sadece erişimi zorlaştırabilirler, yapabilecekleri başka hiçbir şey yok. 5 eylül 2017 tarihli şu habere bakalım, çin o tarihte dijital paraları yasakladığını duyurdu. yaklaşık 10 tane çinli müşterim var, hepsi bana bitcoin ile ödeme yapıyor. yasaktan önce böyleydi, sonra da böyle. değişen hiçbir şey yok.

    bu söz ünlü bir ekonomiste aitti ancak kim olduğunu hatırlamıyorum, genelde liberteryenleri okuduğumu düşünürsek onlardan birine ait olmalı; "devlet baskısı, kara borsayı güçlendirir".

    içtiğimiz alkollü içecekleri düşünelim. bundan 15 sene önce bugünkü kadar evde içki üretimi yoktu, çünkü fiyatları makul seviyedeydi. vergi yükü bu kadar değildi. peki, bugün ne oldu? vergiler öyle bir noktaya geldi ki halk isyan edip kendi içkisini kendi üretmeye başladı.

    sigaraya bakalım bir de. şurada ziraat mühendisleri odası'nın yayınladığı bir veri var. yıllara göre yakalanan kaçak sigara miktarını gösteriyor. 2002 yılında 1,9 milyon paket yakalanırken, 2014 yılında 106,5 milyon paket yakalanmış. sizce bunun tek nedeni devletin denetimleri sıkılaştırması mı? hiç sanmıyorum.

    7 şubat 2005 tarihli şu habere göre 1 aralık 2002 tarihinde 70'lik rakının fiyatı 8 milyon 250 bin lira imiş. şuradaki veriye göre o tarihte asgari ücret 250 milyon 875 bin lira. yani asgari ücretle çalışan bir insan maaşı ile ayda 30,40 rakı alabiliyor. günde ortalama 1 tane 70'lik rakı anlayacağınız. bugüne bakalım bir de. şu an asgari ücret 1.404,06 türk lirası. 70'lik yeni rakı 93 türk lirası. yani asgari ücretli çalışan maaşı ile 1 ay boyunca 15 tane rakı satın alabiliyor. 2 günde 1 rakı.

    alkollü içeceklerden örnek verme nedenim belli; mevcut yönetimin en fazla vergi yükü getirdiği kalemler bunlar. bundan 15 sene önce günde 1 rakı alabiliyorken, bugün günde yarım rakı alabiliyor asgari ücretli bir çalışan. bunu hiçbir şekilde zamlarla açıklayamayız, onunla ilgili istatistikleri aramakla uğraşmadım bile. bu hale gelinme nedeni kesinlikle vergidir.

    toparlayayım, çok dağıldı. gördüğünüz gibi yüce devletimiz 15 senede bizi olabildiğince alkol ve sigaradan uzaklaştırmaya çalışmış. bunu yaparken de vergileri kullanmış. peki biz uzaklaşmış mıyız? şuradaki araştırmaya göre uzaklaşmamışız. burada resmi satışlar değerlendirilmemiş sadece, o nedenle bu araştırmayı verdim. zira bugün birçok insan evde içki üretiyor.

    devletler bizi bitcoin'den uzak tutmaya çalışabilir ancak bunu asla başaramaz. dağıtık bir sistem bir kere, tek merkezden kontrol edilmiyor. devletlerin bunun varlığını anlaması bile yıllar sürdü, çalışma prensibini anladıkları zaman iş işten geçmiş olacak. başa dönelim; devlet dediğimiz hayali şeyin arkasında biz yani halk var. biz bitcoin kullanmak istersek kullanırız. yine aynı şekilde, biz ot içmek istersek içeriz. devlet sadece bizim isteklerimizi yapmak için var, bunu aklınızdan çıkartmayın.

    bitcoin ne yapmak, nereye varmak istemektedir?

    devlet bahçeli yakında bu soruyu sorar diye bekliyorum. robota atarlanan adam para birimine de atarlanabilir elbette. bitcoin'in çıkış amacını anlattım, uzun vadedeki plan ise herkesin sanal para birimine geçmesi.

    cep telefonları ile tümleşik yaşıyoruz, tuvalette bile elimizden düşmeyen bir aletten bahsediyorum burada. her yere onunla gidiyor, her işimizi onunla hallediyoruz. bakkaldan alışveriş yaparken neden onu kullanmayalım? neden 2 tuşa basıp ödeme yapmak varken kağıt para verip, üstünü bekleyeyim? neden taksici "abi/abla bozuk yok valla" gibi tırt gerekçelerle kuruşlarımın üstüne konsun? neden uluslararası para transferi yaparken bankalara yüksek komisyonlar ödeyeyim? neden paramın çalınma riskini azaltmayayım?

    işte herkes dijital paraya geçtiği zaman bu gibi saçma sorularla vakit kaybetmemize gerek kalmayacak. işletmeler çalışanlarına bununla ödeme yapıp, müşterilerinden bu şekilde ödeme almaya başladığı gün devrim tamamlanmış olacak.

    madencilikten bahsedecektin, ne oldu o iş?

    teknik kısımlara değinmek istemediğim için yüzeysel olarak geçeceğim burayı. merak eden araştırıp öğrenebilir.

    madencilik dediğimiz şey en temel ifade ile bir para transferini doğrulama işlemidir. göndericinin gerçekten var olan bir bakiye ile bu ödeme işlemini yapıp yapmadığını doğrular. bitcoin sürekli "dolaşan" bir şey, sabit durmuyor yani. ben fatma'ya gönderiyorum, fatma o bitcoin'i alıp osman'a gönderiyor. osman da alıp mahmut'a gönderiyor. bazı cüzdanlar benim fatma'ya yaptığım ödeme doğrulanmadan, fatma'nın bu parayı alıp osman'a göndermesine izin veriyor. veriyormuş gibi görünüyor diyelim. ancak doğrulama gerçekleşmeden hiçbir bakiye gerçekten aktarılmaz.

    yukarıdaki örnekten devam ediyorum. paranın ilk çıkışı benden, son alıcı ise mahmut. paranın gerçekten mahmut'a ulaşması için önce benim fatma'ya yaptığım ödeme, sonra fatma'nın osman'a yaptığı ödeme, sonra da osman'ın mahmut'a yaptığı ödeme doğrulanmalıdır. işlemleri arka arkaya yaptığımızı düşünecek olursak mahmut saniyeler içerisinde cüzdanına para geldiğini görebilir, fakat mahmut bilir ki bu işlem onaylanmadığı sürece o para aslında onun değildir.

    her gönderim "fee" dediğimiz bir harca tabiidir. bu harçlar madencilere ödenir diyebiliriz. madenciler, bilgisayarlarını (ya da cihazlarını diyeyim) bizim kullanımıza açarlar. benim fatma'ya gönderdiğim para transferini doğrulayabilmek için bu makine işlemci gücünü kullanır, elektrik harcar. karşılığında da "ödül" olarak bitcoin kazanır. gerçekten madende çalışmak gibi düşünün, bu insanlar da ay sonunda maaş alıyorlar işte. madenciler de her blokta ücret alıyorlar. dediğim gibi teknik boyutu öğrenmek isteyen internette birçok makale bulabilir.

    madencilik bugün için gerçekten zorlaşan bir şey. ilk başlarda cpu (merkezi işlemci birimi, hani şu intel i5 falan var ya onlar) aracılığı ile yapılıyordu. temel olarak bazı matematiksel problemleri çözmeye dayandığını bilmeniz yeter. ancak bir süre sonra cpu yetersiz geldi, bu sefer de gpu (grafik işlemci ünitesi, ekran kartı yani) kullanılmaya başlandı. bugün ise tamamen bu iş için üretilmiş cihazlar (asic, uygulamaya özel tümleşik devre) kullanılıyor. bu cihazlar sadece madencilik için üretilen özel cihazlar, mimarileri buna göre tasarlanmış ve çok daha verimli çalışıyorlar.

    yani evinizde madencilik yapmanız pek makul bir şey değil. yine de imkansız değil tabii ama illa yapacaksanız "ya ben devlet dairesindeyim, elektrik bedava. cpu ile yaparım" demeyin, kafayı yersiniz. şurada madencilik yapabileceğiniz cihazların karşılaştırması mevcut. ayrıca madenciliği sadece elektrik tüketimi olarak düşünmeyin, özellikle yaz aylarında ciddi soğutma maliyeti de oluyor.

    peki ya şu "fee" mevzusu?

    buraya gelene kadar kısa kısa bahsettim bundan, genel mantığı kavradığınızı varsayıyorum. burada bilmeniz gereken bir konu daha var; bu harçlar sürekli değişir, peki neden?

    şu adrese tıklarsanız onaylanmamış bitcoin transferlerini görebilirsiniz. bunların hepsi onay için kuyrukta bekleyen işlemler. bu işlemlerin onaylanması sırasında "first in first out" felsefesi uygulanmaz. "parayı veren düdüğü çalar" diyebiliriz sanırım işleyiş sistemini anlatmak için.

    her işlemde bir harç ödenir demiştik, bu harcı madenciler alır da demiştik. parçaları birleştirince zaten gerisini anlamışsınızdır. yüksek harçlı işlemler her zaman daha erken onaylanır, sistem buna göre tasarlanmıştır. işlem yoğunluğuna göre harç ortalamaları değişebilir. harç fiyatlarını biz satoshi/byte olarak baz alırız. yani "1 byte veri doğrulaması için kaç satoshi harç ödeyeceksin?" anlamına geliyor.

    normalde bu rakam 40-60 satoshi/byte civarında seyreder. son günlerde aşırı işlem yoğunluğu olduğu için 400'e kadar çıktı, hala öyle. bu da 10 dolar göndermek için 14 dolar komisyon ödemek gibi bir şeye geliyor, mantıksız ve istisnai bir durum. yavaş yavaş normale dönecek, belki de siz bu yazıyı okurken normale dönmüş olur. şu siteden ortalamayı takip edebilirsiniz.

    tabii ortalamanın 400 olması sizin o kadar ödemeniz gerektiği anlamına gelmiyor. aceleniz yoksa daha düşük ücretle de gönderim yapabilirsiniz. ödeyebileceğiniz en düşük harç 1 satoshi/byte ancak kesinlikle önermiyorum, çünkü bitcoin işleminiz sonsuza kadar onaylanmayabilir. önerilen en düşük ücret 11 satoshi/byte seviyesinde.

    dediğim gibi şu an istisnai durumlar yaşanıyor, herkesin piyasaya saldırması ile böyle bir durum ortaya çıktı. birkaç gün içerisinde her şey normal seyrine dönecektir. para transferi yapacaksanız biraz bekleyin.

    bitcoin üzerinde bir denetim var mı?

    yanlış soru. doğru soru şu; denetime ihtiyacımız var mı?

    elbette bitcoin'in bir geliştirici ekibi var ancak bu ekip devletlerin banknot üzerinde sahip olduğu güç gibi bir güce sahip değil. bitcoin çekirdeği şu adreste mevcut, katkıda bulunmak isterseniz buyrun bulunun. tamamen açık kaynak.

    cüzdanınızı kendi cihazlarınızda tutmak mı istiyorsunuz? alın size talimatlar. "bitcoin canımı sıkıyor, ben kendi para birimimi üretmek istiyorum" mu diyorsunuz? blockchain teknolojisi ile bunu yapabilirsiniz. tabii ki teknik bilgi ve güvenlik protokollerini eksiksiz uygulamanız önemli fakat mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyorum sadece.

    "ben kendi banknotumu basıyorum" deyin bakalım devlet size ne yapıyor? işte bitcoin ya da genel olarak dijital para size özgürlük sunuyor. kimsenin bir şeyi denetlemesine ihtiyacımız yok, her şey dijital olarak doğrulanıyor. cüzdanlarınızı 3. parti bir şirketin sunucularında tutmak istemiyor, onlara güvenmiyorsanız ne yapmanız gerektiğini size anlatacak bir sürü döküman var. yukarıda da verdim zaten linkleri.

    bizi bekleyen tehlikeler neler?

    dijital paralarla ilgili bizi bekleyen en büyük tehlike enerji sıkıntısı. bu şekilde devam edersek 2020 senesinde bitcoin madenciliği için 1 senede harcanan elektrik, abd'nin 1 senede tükettiği elektriğe eşit olacak. bu ciddi bir problem yaratabilir. hatta fikirlerini genel olarak beğenmesem de aral balkan bununla ilgili güzel veriler paylaşıyor. şuradan twitter hesabına ulaşabilirsiniz.

    bir önlem alınmazsa bir "kripto kıyamet"e doğru gidiyor olabiliriz. ancak ben bir şekilde önlemlerin alınacağını ve sorunsuz biçimde devam edeceğimizi düşünüyorum. bunun altında yatan mantıklı bir gerekçe var mı derseniz şu an yok, aslında okuduğum birkaç makale var fakat bunlar tam olarak kanıtlanmamış durumda. o nedenle risk olduğunu söyleyebiliriz.

    tabii bu biraz da "aşırı çevreci" insanların goygoyu. böyle bir risk yok demiyorum, sadece abartıldığını söylüyorum.

    of, kafamızı karıştırdın, son bir şey yaz da git

    çok basit bir şey olmadığını biliyorum ancak anlamak için üstün zekalı olmanıza gerek yok. örneğin ben her sabah "of dün ne kadar da salakmışım lan" diyerek uyanıyor olmama rağmen temel çalışma prensiplerini ve arkasındaki yazılım mantığını rahatça kavrayabildim. ben yapabiliyorsam, siz de yapabilirsiniz. sadece biraz odaklanmanız gerekiyor.

    buradaki insanlardan istediğim tek bir şey var; böylesine bir teknolojiye artık banyo terliği muamelesi yapmayın. bitcoin bir yatırım aracı değildir, kısa vadede olmayacaktır. henüz yeterince stabil değil çünkü, çok değişken. dünyadaki tüm ekonomik sistemi kökünden değiştirebilecek bir şey bu, "of site çöktü, al-sat yapamıyorum. dolandırıcı bunlar", "o site kolpa yeaaa" gibi cümlelerden çok daha ötesi bu. para kazanmak gibi bir amacınız varsa oturup çalışın.

    ayrıca bitcoin "balon" da değildir. bitcoin, gündelik hayatımızı kolaylaştırmak için ortaya çıkmış olan bir teknoloji, bir felsefedir. günün birinde devletlerin saltanatı yıkılacaksa bunun fitilini ateşleyecek olan şeydir. al-sat yapmaktan çok daha ötesidir. özgürlüktür. asla faydalanmayacağınız hizmetlere manasız vergiler ödememektir. hayatı hızlandırmaktır.

    söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. artık "balon", "ponzi" gibi saçma şeylere cevap vermeyeceğim. belki işin teknik boyutunu yazabilirim ancak onun ne kadar gerekli olduğunu sorguluyorum şu an. yazılım ile profesyonel olarak ilgilenmeyen insanlar için gerekli bir şey değil sonuçta. profesyoneller için ise sınırsız ingilizce kaynak mevcut. bilemiyorum altan.

    sorularınız olursa bana ulaşabilirsiniz. canım isterse cevap veririm. şaka lan şaka, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. hatalı olduğumu düşündüğünüz yer varsa yine bana ulaşabilirsiniz.

    ek: favorilere eklemeniz entry'nin başlıktaki sıralamasını etkilemiyor, yükselmesini ve daha fazla insana ulaşmasını istiyorsanız artı basmanız lazım. şükela yani. yukarı ok. üste doğru böyle, ters v gibi.

  • 9. 10 aralık 2017 beşiktaş'a verilen penaltı

    bence penaltı değildir. penaltı olması için araya giren futbolcu(cenk) rakip kendisine temas etmeden önce topla oynamalı. aksi halde rakibi engellemiş yani faul yapmış olur. mehmet demirkol ve nebil evren de aynı görüşte

    bayern arsenal maçında verilen penaltıda önce arsenal oyuncusu topla oynuyor. sonrasında lewandowski topla oynayan oyuncuya temas ediyor. burada ise cenk henüz topla buluşmuyor, yaptığı tek şey umut'u engellemek. cenk topla umut'un arasına giriyor ve umut'u engelliyor. umut'a faul var.

    bir de 22 ekim 2017 galatasaray fenerbahçe maçında 23. saniyede janssen topla serdar aziz'in arasına ayağını sokuyor. ilk temas şu; serdar aziz janssen'in ayağına vurup düşüyor. gs lehine faul verildi buna, bu da örnek. eğer janssen serdar aziz'den önce topa temas edebilse gol olacaktı.

    alın size bir penaltı örneği daha, fenerbahçe galatasaray süper kupa maçı, cener'in umut bulut'a yaptığı penaltı, 8.40'tan itibaren.

    yorum açık, tekrar ediyorum, araya giren futbolcu rakip temas etmeden önce topla oynamalı. cenk topla oynamıyor. umut bulut fifa kokartlı hakem ya da çok iyi bir spor yorumcusu, uzman, bilir kişi olduğu için mi penaltı demesi penaltı yapacak pozisyonu? o umut'un görüşü. adamın penaltı diyor muhabbeti mi yapalım?

    edit: eksilenmelere doyamadım. bilgi aktarmaya, doğru yorum yapılması için referans noktaları yaratmaya, örnekler sunmaya çalışıyorum. ama gelen geçen eksiliyor. süper be.

  • 10. 20 şubat 2018 bayern münih beşiktaş maçı

    (bkz: kardeş burası münih mi)

  • 11. erkeklerin seks için aşık taklidi yapması

    kadınların para için aşık taklidi yapması ile kapışır.

  • 12. 11 aralık 2017 new york patlaması

    dün oradaydım, diyen embesiller
    dün oradaydımcılara laf sokanlar
    amerika yine bir yerlere demokrasi götürecek , diyen süper zeki analistler
    inşallah kimseye bir şey olmamıştır, diyen altın günü teyzeleri

    bilgi içeriği mi? ne bilgisi amk, o dediğin buraları terk edeli çok oldu.

  • 13. aşk acısı çekenlere tavsiyeler

    sadece aşk acısı çekenlere değil, içini yakan ve dermanı olmayan bir derdin olduğunda en mantıklı hareket zihni başka şeylerle meşgul etmektir.
    düşünmek insanı aynı girdaba tekrar tekrar sokuyor, kafanda sürekli “acaba şunu yapsam bir şey değişir miydi, keşke şöyle deseydim, neden böyle oldu” soruları dönüp duruyor.

    ben çareyi bulmak için bir sürü şey denedim.
    müzik dinledim, olmadı çünkü kelimeler seni çoğu zaman derdine geri döndürüyor.
    film izledim, olmadı çünkü her rol için kendi yaşamından bir karşılık buluyorsun.
    spor yaptım, olmadı çünkü beden yorulurken zihin kendini meşgul etmek için yine aynı olaylara sarıyor.
    arkadaşlarımla konuştum, bir yere kadar iyi geliyor ama sonra yine her şey başa dönüyor.
    ve nihayet okumakta buldum çareyi. ama spesifik bir tür önereceğim, polisiye. iyisini, kötüsünü, ucuzunu, basitini her türünü oku. senin dahil olmadığın ve çözülmesi gereken bir olay var bu kitaplarda. sürekli acaba kim diye kafanı buna yoruyorsun. merak cezbediyor ve her boş anında kitabı alıyorsun eline, hatta okumadığın anlarda da olayı çözmek için kitabı düşünüyorsun.

    elbette bu senin acını temelde değiştirmiyor ama zaman daha kolay geçiyor. sen o zamanı kendini hırpalayarak değil meşgul ederek geçirdiğin için daha az yara alıyorsun. ve nasıl oluyor bilmiyorum 8-10 kitap sonra sanki o kadar da ağır değil yaşadıklarım diyorsun. hatta “gencecik kızı öldürdüler de ormana gömdüler amk, ailesi cesedi bile bulamadı, bir fatiha okuyamadılar. ben yine iyiyim, hayattayım” gibi şahane şükretme anları yaratıyorsun.

    neyse, yaparsın yapmazsın ama bak sana söz veriyorum -ki ben tutamadığım sözleri vermem- hepsi geçecek. tam olarak geçmezse eğer mutlaka azalacak acın, nasırlaşacak. sakın aklından saçma sapan şeyler geçirme.
    "insan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli " diyor balzac. ikinciyi tercih edip mezarla falan uğraşıp üstünüzü kirletmeyin. unutmak için polisiye okuyun.

  • 14. bayern münih

    tam bir kapalı kutu.

  • 15. ekşi itiraf

    üniversiteden iki tanıdığım var. memleketleri iç anadolu. ikisi de hardcore ateist. yalnız aileleri bunlara kapalı kız bulmuş, bizim tipsizler de nasıl bir açlık içindeler ise kabul etmişler kızları. şu an 2-3 yıllık evliler. ikisi de hala inançsız. balayını tesettür otelinde yaptılar, kayınpeder yanlarındayken cuma namazlarını kaçırmıyorlar *. dünya ne garip bir yer. sanki dünya üzerindeki tüm dini inançlar hanımcılık akımının üzerinden yürüyormuş gibi düşünüyorum şu an.

  • 16. şenol güneş

    hala ve hala saçma sapan şekillerle savunulmaya çalışılan teknik direktörümüz.. kimse son 2 senede yapılanları da bu seneki şampiyonlar ligini de unutmuş değil..

    ancak cümle alem biliyor ki; selçuk inan, burak yılmaz ve volkan şen'i bu takıma getirseydi bu oyuncuların hiçbiri yerlerine alınan gary medel, alvaro negredo, jeremain lens ve dahi orkan çınar'ın uğradığı zulme uğramayacaktı..

    işin asıl rezil tarafı, yine herkes biliyor ki bu aldıramadığı oyuncular şu anda beğenmediği medel'in negredo'nun hatta ve hatta taraftarın da kızdığı lens'in bile 10'da 1'i performans verseydi yine de asla onlara bu muameleyi yapmayacaktı..

    işte insanların çıldırdığı nokta budur. bir yönetici sırf üstüne kızdığı için astını cezalandırıyor, hak yiyor ve işini baltalıyorsa isterse dünyanın en yetkin adamı olsun yerden yere vurulur.. bu kadar basit..

    medel denilen adam bugüne kadar orta sahada atiba'nın yerine oynadığı tüm maçlarda gayet iyi performans verdi, son haftalarda ise bariz bir şekilde atiba'dan daha fazla işe yarıyor oynadığında.. üstüne de dikine ve hızlı pas yaptığı için takım da yükseliyor..

    negredo desen son 3 maçta 5 gol attı..

    orkan çınar'ı 3 aydır 1 dakika bile oyuna almamasına rağmen, çocuk küsmedi ilk fırsatını bulduğu kupa maçında şov yaptı.. yetmedi, sadece bir hafta sonra leipzig denilen ve son iki senedir almanya'nın bariz en iyi ikinci takımını paramparça etti yalnızca 20 dakikada..

    peki, sonuç? bu üç adam 10 aralık 2017 kayserispor beşiktaş maçında ne kadar süre aldı? 12 dakika.. süreyi alabilen kim? forvet negredo..

    rakibin 50. dakikada 10 kişi kaldığı bir maç olmasına rağmen hem de..

    bu adamlar daha ne yapsın la oynayabilmek için? yani, biz bu duruma bu yaşananlara bakınca buradan bir art niyet çıkarmayacak mıyız? göz göre göre yapılanları görmeyecek miyiz?

    yine son derece işinde gücünde adamlarmış, ben olsam çoktan lens'in serdiğinin 100 katı sermiştim illallah edip..

    işin asıl acı tarafı ise şu; şenol güneş hep aynı.. 2002'de de türkiye tarihinin gördüğü en formda forveti yani ilhan mansız'ı dünya kupasında oynatmayıp ısrarla bitmiş okeye dönen hakan şükür'ü oynatmıştı sırf millet ilhan'ı oynatması gerektiğini söylediği için..

    o hakan şükür'e sadece senegal maçında kaçırdığı gollerden dolayı edilen küfrü ve bedduayı bugüne kadar hitler anca yemiştir.. peki, orada sonuç ne oldu? ilhan girdi, altın golü attı ve yarı finale çıktık.. ya sonra? tabii ki yarı finalde yine yerlerde sürünen hakan şükür oynadı.. ne zaman ki elendik, ne zaman ki iş bitti, alay eder gibi üçüncülük maçına ilhan mansız'la başladı ve ilhan iki gol daha attı..

    hata başka bir şeydir, bilerek yapılan hareketler başka bir şeydir..

    kimse kovulsun defolsun demiyor, ancak fikret orman ya masaya yumruğunu vuracak ve bu yeni transferlerin "bilerek" - "isteyerek" oynatılmamasının önüne geçecek ya da biz bu sene şampiyon olamayacağız, son derece açık ve net..

  • 17. google translate'deki israil propagandası

    bilerek yapılmadığına eminim.
    google translate'e yeni bir dil ekleneceği zaman bazı belgelerin aslı ve o belgelerin gerçek insanlar tarafından yapılmış çevirileri makine tarafından karşılaştırılıyor, aralarındaki bağlantı bulunmaya çalışılıyor.
    büyük olasılıkla ellerinde somalice tevrat çevirisinden başka yeterince belge olmadığı için sistem ne bulursa tevrat'taki bir metinle eşleştiriyor.

  • 18. kış saati uygulamasına alışılması

    çok doğru gerçekten, 7:00da kalkıyorum ezan 10 dakika sonra okunuyor, ışık açmadan çorabımı giyemiyorum. sokağa çıkıyorum zifiri karanlıkta sokak aydınlatmaları yanmayan sokaklarda önümü göremiyorum. gerçekten takdir edilecek bir durum.

  • 19. adana'da türktelekom bayine sıçan kadın

    sıçmak bir cononun olağan ritüelidir. kodları bozuk koduklarımın. gelin anlatayım;

    conoların adana-mersin karayolunda kızlarla pusuya yatıp bir sürü salağı soyup soğana çevirdiği dönemlerden bahsediyorum hala var mı bilmiyorum tabi ki.

    neyse conolar erketeye yatıyorlar, kız duran arabaya yanaşıyor o esnada her zaman yaptıkları gibi diğer conolar bunlara çökmeye kalkınca bir tanesi tabancasını çekip ''biz barajyolu çocuğumuyuhhh ülen'' deyip bir iki tane cononun beynini akıtıyor. kızı da kolundan tutup arabaya tıkıyorlar mavi bulvarda bir eve kapatıyorlar. tecavüz edecekler ya hesapta.

    cono ne yapıyor peki? eline sıçıp kafasına gözüne sürüyor hadi şimdi gelin diyor. *

    gariban polisler öğüre öğüre göz altı yapmıştı insan artığına.

    cono böyle bir yaratık. rehabilite değil itlaf olunması gereken bir cins.

  • 20. sinemada seyredilen ilk film

    (bkz: the lion king)

  • 21. akit tv'nin kudüs için savaş çağrısı

    hadi furki hazır çaylakken ve ekşi sözlükte yaladığın insanlar için algı yapamıyorken kudüse git.

    anan izin vermez mi yoksa la :(

  • 22. beşiktaş

    o değilde türkiye'nin yarısı rahatladı lan bildiğin bu bayern münih kurası ile.

    ne kadar çok sevenimiz varmış.

  • 23. beşiktaş'ın bayern münih'i elemesi

    şampiyonlar ligi şampiyonluğuna en ciddi adaylardan biri haline gelmesine sebep olur. gruplarda gösterdiği başarıyı 2. turda da gösterip kupanın favorilerinden birini safdışı bırakırsa artık herhangi bir olası rakipten çekinmelerine gerek kalmaz. aksine muhtemel rakipleri beşiktaş'tan çekinirler.

    gruptaki takımların zayıf olduğu iddialarından sıtkı sıyrılmış beşiktaş camiası için ciddi bir sınav, bir eşik olacak bu eleme turu.

    geçen sene bayern'in leipzig'le oynadığı maç geliyor aklıma. beşiktaş'ın evde dışarıda madara ettiği leipzig son beş dakikaya iki farkla önde girmiş, bayern attığı 3 golle maçı 5-4 almıştı.

    beşiktaşlı taraftarlara, hatta futbolculara ilham oluşturabilecek bir pasajı şuraya bırakayım. ezeli rakip ve ebedi dostlarından gelsin:

    kasım 1999’da avrupa’da bahisçiler, galatasaray’ın uefa 2000 kupasını alma ihtimalini, 1/250 olarak hesapladı. ama burada, türkiye’de kimileri için tek bir ihtimal vardı. leeds united maçından önce avrupa’da ihtimaller 1/16 ya düşmüştü. ama burada, kimileri için hâlâ tek bir ihtimal vardı. burada seyredecekleriniz tek bir ihtimali olan insanların hikayesidir. tek ihtimalli hikayeler tarihin ta kendisidir...

  • 24. kadınlar hakkındaki acı gerçekler

    ya gerçekten biz erkekler bazen utandırıcı olabiliyoruz. adam tutup çocuk büyütmekten başka işe yaramazlar diyebiliyor. seni yetiştiren ana bunu görse kahrolur.

  • 25. twitter'da tacizcisini arayan kadın

    "ilgi orospusu" diyebilen bir adet ahlaksızın kendini ifşa ettiği olay.

    ulan bir de açıklamış adam, yok kadının götü neden bu kadar önemli oluyormuş, erkekler böyle bir olayın peşine düşmezmiş... bunlar senin düşüncelerin oğlum! eğer senin götünü ellerlerse (olayı yaşayan kişiden özür dilerim. yaşadığı olayla ilgili bu tür bir ifade kullanmak istemezdim. sadece şu ahlaksıza kendi zihniyetinin ürünü olan sözler söylemek istedim) şikayetçi olmayabilirsin. hatta bundan hoşlanıyorsan açıkça ifade edebilirsin, burası tercihlerine saygı duyabilecek insanlarla dolu.

    adi herif, bırak bir insana dokunmayı, onun alanı olarak tanımlanabilecek alana bile giremezsin ve böyle bir davranışı normalleştiremezsin. bak dokunmaktan bahsetmiyorum, "alan" diyorum! bir insan caddede, sokakta ya da herhangi bir yerde bekliyorken/oturuyorken/yürüyorken onunla arana bir mesafe koymak zorundasın. eğer onun alanı olarak tanımlanabilecek alana girer ve bunu sürdürmekte ısrar edersen taciz etmiş olursun. anladın mı? bu kadar basit bir fikri reddetmenin sebebi nedir?

  • 26. doktor sevgilisi olmak

    +aşkım ishal oldum doktora gideyim mi?
    -git aşkım tabi ben kalp cerrahıyım ishale bir şey yapamam.

  • 27. avm'leri sevmeme nedenleri

    nereye kurulursa kurulsun, istisnasız her yerde orada yaşayan insanların ortak mirası olan kültürel değerleri paramparça edip, 21.yüzyıla yakışan bir hızda yerine kendi çürümüş değerlerini koyması. keşke mimarlık ve kent sosyolojisi üzerine daha çok okuma yapmış olsam, fikirlerimi daha güzel temellendirsem, yine de söylemekte beis görmüyorum düşüncelerimi.
    bir sinemanın en üst katta, yemek yeme yerlerinin yanında fahiş fiyatlarla izleniyor olması benim canımı sıkıyor. sinemaya gitmek, eyleminin saygıdeğer birşey olması gerektiğini düşünüyorum, giyime önem verilip gidilen, buluşmaların yapıldığı, eskiden hemen girişte olan sinemalar gibi, kızılırmak sineması gibi mesela. vasat fast food zincirlerinin hemen yanında godard sineması izlesen ne değişir ki? gerçi avm'lere bağımsız filmler de gelmiyor ya. bayağı türk filmleriyle, ana akım amerikan filmlerini görüyoruz genelde. ırkçı, cinsiyetçi, linç kültürü pompalayan, mizahtan metrelerce uzak, çıktığında hamburger yedikten sonraki yağlı pişmanlığa benzer bir his uyandıran kitch filmler. e neden nevresim bakmaya gelmişken iki günde youtube fenomeni olan sinemadan bi sik anlamayan üç boş adamın hiçbir şey anlatmayan filmine gidip hayatın yorgunluğundan bir saatliğine uzaklaşmıyoruz ki?
    ikincisi, içeri girdiğiniz anda size verdiği korkunç ilüzyon. avm öncesi neolitik dönemde, bütçene ve ihtiyacına uygun bir dükkana girer ve çıkarsın. girdiğin dükkan, aldığın kazağın fiyatı sana her defasında sınıfını hatırlatır. fakat şimdiye baktığımız zaman, devasal tavanlar, bir köyü aydınlatacak kadar abartılı ışıklandırma, fonda günlük hayatta asla dinlemediğin kesintisiz sofistike bir jazz şarkı sanki kredi borçlarını ödemek için evdeki tuvalet kağıdının kalitesini düşürüp daha ucuzunu almak gibi yöntemlere başvurmuyormuş, evde mandalina yemiyormuşcasına. içeriye giren halüsine olup dışarı çıkıyor, niye aldığını bile bilmediği şeylerle dolu poşetlere bakarak bir yaşam tarzı satın aldığı yanılgısına düşerek ve kendi kendine tekrar ederek monoton bir şekilde: her şey harika.
    üçüncüsü harcanılan kalitesiz zaman. avm'lerde pencere ve saat olmamasının nedeni, içerideyken zamanın nasıl geçtiğini anlamamak, aa hava kararmış gideyim demeden saatlerce amaçsız dolandırmak içinmiş. tam bir distopya. gökyüzünü görmeyi engelliyor. her şey o kadar dikkat çekme amaçlı ki, gözleriniz yoruluyor bakmaktan, dikkatinizin saniyenin onda birinde bir uyarılmasından. bir şey almayacağım ama öyle bir gezeyim, beş poşetle çıktı. sürekli zamansızlıktan şikayet eden bir dolu insan, en az üç saatini bu kendini kandırma cümlesiyle geçiriyor. babam gençliğinde hep gençlik parkı'na gittiğini söyler, haftasonu insandan dolup taştığını. şimdi o insanlar büyüdüler, onlara yenileri de eklendi ve hep beraber haftasonlarını, olmayan vakitlerini burada, daha sonra da eve gelip telefonda geçirmeye başladılar. korkunç bir sosyal yıkım.

    avmler aslında muazzam bir kompozisyonun ürünü. halk otobüsüyle avm'ye gel, avmnin otoparkı var diye sevin. giriş kat, biraz dolanalım, vakit geçirelim beraber. birinci kat, tamam sen git ben de şurada şunlara bakayım. iki saat sonra. nerdesin, ben acıktım bir şeyler yiyelim üst kata gel. biz ikili menülerden istiyoruz. yalnızca beş lira farkla aynı menüye ek olarak peçete de koyuyoruz ister misiniz? aa tabi ki, ekstradan bir şey neden olmasın, bugün yaşıyoruz bu hayatı. gnom, gnom, sonomodo vormoş bordo boksono gotsok mo (ağzı dolu konuşuyor) gidelim olur. şey, ne var sinemada (ıslak mendille ağzını siliyor) neşeli gençlik 5. hatırlıyo musun, geçen hafta 3'ünü izlemiştik. tamam iki bilet lütfen. sadece 20 lira farkla yanına filmin sesinden çok çıtırmadamasını duyacağınız iki tane mısır ister misiniz? tabi neden olmasın, bugün yaşıyoruz bu hayatı. komikti ya demi, hani diyo ya sen benimle yaprak mı geçiyosun, ulan ne filmdi yaa. evet aşkım çok güldüm. yürüyelim mi ya eve kadar? metin saçmalama ev buradan otobüsle iki saat. ne bileyim, açılırız dedim, o zaman al sen şu beş lirayı git eve, ben gelirim akşama. niye diye sorma, bugün yaşıyoruz bu hayatı.

  • 28. 2017-2018 sezonu süper lig sıralaması tahminleri

    sezon başında galatasaray yendiğinde kem küm edilen takımları yenen fenerbahçe'nin bir anda şampiyonluk favorisi haline geldiğini gösteren tahminler.

  • 29. beşiktaş bayern'i elerse renklilerin bahanesi

    o değil de "renkli" deyince gerçekten sinir olduğumuzu filan mı sanıyorsunuz? hadi entryde neyse de renkli diye başlık açmak nedir lan?! ahahhah bayern de renksiz zaten jdjxjf

    not: renkli

  • 30. 44. altın kelebek ödül töreni

    ahahhahahahahahahhahaa.
    gözümde şu sahne canlandı resmen ya:

    şeyma: yaa aşkıaaam altın kelebek ödül töreninde ben de ödül vermek istiyorooom.

    (acun yetkiliyi bir abiyi arar)

    acun: alo x, benim şeyma’ya da bir ödül verdirelim. yok mu sosyal medyayla ilgili bir şey. nasıl yapalım? hah olur tamam. hadi eyvallah.

    ahahahahahahahah. ama noooo şeyma kendi çabalarıyla yapıyor her şeyi. acun’la bir alakası yok ki. acun’un karısı olmasa da verebilirdi o ödülü slk msn?

    çok youtube annecim.

  • 31. 15 milyar ümmetin tek umudu 80 milyon türk askeri

    avcı-toplayıcı dönem bile böyle cehalet görmemiştir; bahtımızı ....keyim.

  • 32. bayern münih'in beşiktaş'a döşeyeceği boru

  • 33. netanyahu'nun tayyip erdoğan'a verdiği cevap

    bir katilin diğer katile verdiği kapak gibi oturmuş cevap. camdan evlerde oturanlar taş atmaya kalkışmamalı.

  • 34. alperen ocakları'nın ayasofya müzesine saldırması

    kudüsyahudi bir devletin başkenti ilan eden protestan bir ülkeye kızıp, zamanında ortodoks kilisesi olan bir müzede namaz kılmaya çalışmak.

    (bkz: kafalar pırıl pırıl)

  • 35. bayern münih'in come to beşiktaş tweet'i

    gayet ince bir göndermedir. bir tek biz bu işleri ölüm/kalım meselesi yapıyoruz.
    adamlar olaya bir oyun ve spor olarak bakıyor. fark da zaten bu.
    adamlar beşiktaş'ın transfer videolarına şahane gönderme yapmışlar ve "bak biz de geliyoruz" demişler.
    budur lan işte amk! keyif alın lan şu işten bir kere, sonuçlar ne olursa olsun.

  • 36. donald trump'un günde 12 kutu kola içmesi

    kendisi için düşündüğüm "yetişkin vücudunda yaşayan bir çocuk" teorimi destekler nitelikte bir haber. yanında köfte-patates de yiyorsa artık şüphem kalmayacaktır.

  • 37. insan yaratılmışların en şereflisidir

    herhalde geri kalanlar çok büyük orospu çocuğu dedirtmiştir. en şereflisi buysa...

  • 38. iota

    kuruş hesabı yapan fakir yüzsüzleri ortaya çıkaran coin. adam paribu, btcturk, koinim'i link olarak vermiyor, binance'te referansı olduğu için binance'i link olarak yazıyor.

    bu başlıkta gördüğünüz hiçbir linke tıklamayın. gidin siteye kendiniz yazarak, hiçbi' işe yaramayan sülüklere 1 kuruş kazandırmayın.

    ya da daha iyi fikrim var. birisi (artık sözlük nasıl güvencekse) tüm referanslı sitelerde bi hesap açsın, ordan gelen komisyonlar lösev gibi yerlere bağışlansın. böyle kuruşçulara kazandırmaktansa en azından bi işe yarasın referanslar.

  • 39. başörtülü kızların master of puppets çalması

  • 40. süleyman soylu'nun fethullah gülen'i övmesi

    milattan önce olduğu için önemi yoktur. bildiğiniz gibi 17 aralık 2013'te isa doğduğu için bu tarih tüm dünyada milat olarak kabul edilmektedir.

  • 41. geceleri uyutmayan şeyler

    yarının iş olması, yine 8 saati saçma sapalak insanlarla geçirecek olmak, hayatın boşa aktığı hissi ve onun getirdiği panik... vs vs.

  • 42. suudi arabistan'da yayınlanacak ilk film

    (bkz: back to the future) olabilir. adamlar resmen geleceğe dönüyorlar*

  • 43. türkiye tarımda avrupa'da bir numara

    binali yıldırım'ın az önce gerçekleştirdiği açıklama. gülüşmeler gelince de "neden gülüyorsunuz" diye sormuştur.

    tbmm'de gerçekleşmiştir.

  • 44. rus askerin esad'ı kolundan tutup uyarması

    normal bir olay.

    esada olan nefete bakar misin. napti bu adam size?

    pardon ya. cihatcilarinizi kömür yaptigini unutmusum

    :d

  • 45. gelinin ördeklere lahmacun attığı düğün klibi

    ekşicileri memnun etmeyen kliptir.

    hayvanlara sopa atana da laf söylüyorsunuz, lahmacun atana da. daha ne yapsın kızcağız, kuru ekmek atmıyor, lahmacun atıyor mis gibi.

  • 46. ekonomik büyüme rakamıyla dalga gecen kansızlar

    (bkz: ekonomik büyüme rakamına hakaretten dava açmak)

    hastasınız, yaparsınız. belli olmaz.

    edit: benim anlamadığım bir nokta var. batı "türkiye demokrasiden uzaklaşıyor" ya da "iktidar baskıcı bir rejim olma yolunda gün geçtikçe ilerliyor," dese "dış mıhrak!" diye cırlayıp küresel oyunları elf gözleriyle görecek adamlar ekonomi hakkında batılı bir kurumdan iyi bir açıklama geldiğinde çok güzel yalayıp yağlıyor. yahu, bu batı iyiliğinizi mi istiyor yoksa kötülüğünüzü mü? önce ona bir karar verin.

  • 47. trump'ın kudüs kararını protesto için turp ısırmak

    "bu arkadaşlar trump ile turp ses benzerliğinden yola çıkarak bu protestoyu akıl etmişler. başkan iyi ki barack obama değil, bu arkadaşları durduramazdık."

    twitter gürbüz çapan

  • 48. 2099'da çıkacak fifa 99

    taş ve sopalarla oynanacaktır.

  • 49. solculuğun akıl hastalığı olması

    ...dedi eşeğe binip aya çıkan bir bedeviye secde eden adam.

    (bkz: şizofreni)

  • 50. tüm filmleri izlenmesi gereken yönetmenler

    filmografi terimi, merriam-webster sözlüğüne göre: "herhangi bir oyuncu veya yönetmenin; oynadığı, yönettiği, yazdığı vb. tüm filmlerin listesi" anlamına gelen bir kelime. ben bir süredir çeşitli yönetmenlerin filmografilerini bitirme temelinde film tercihleri yapıyorum. bir çok yönetmenin kendine has bir çizgisi var, ve hemen hemen her çalışması belirli bir kalite ortalamasına sahip. kendi yönetmenlerimi paylaşacağım, benzer paylaşımları da okumak isterim. ilk entry olduğu için fazlaca ön planda olan yönetmenleri içerebilir, sizin daha az bilindik ama sağlam filmografiye sahip yönetmen tavsiyelerinizi de görmek isterim.

    (bkz: akira kurosawa)
    (bkz: hayao miyazaki)
    (bkz: roman polanski)
    (bkz: stanley kubrick)
    (bkz: alfred hitchcock)
    (bkz: woody allen)
    (bkz: christopher nolan)
    (bkz: sergio leone)
    (bkz: wes anderson)
    (bkz: martin scorsese)
    (bkz: francis ford coppola)
    (bkz: david lynch)
    (bkz: james cameron)
    (bkz: robert zemeckis)
    (bkz: david fincher)
    (bkz: brian de palma)
    (bkz: denis villeneuve)
    (bkz: coen kardeşler)
    (bkz: nuri bilge ceylan)
    (bkz: zeki demirkubuz)
    (bkz: oriol paulo)