debe başlıkları

ssg60
profili

  • 10 eylül 2019 sierra leone'ye vizenin kaldırılması

    bundan sonra akp'yi neyle eleştirecekler merak ediyorum.

  • imamoğlu'nun şoförünün mi6'e flash disk vermesi

    "mi6"i "empeüç" diyen tipler gibi "emay altı" olarak okuması da hoş bir ayrıntı. ya yazıldığı gibi tam türkçe oku ya da tam ingilizce oku. fakat "emay altı"? sanki ikinci harften sonra ingilizce tükeniyor ve yerliler yolun kalan kısmını türkçe devam etmek zorunda kalıyorlar gibi.

  • kadınların karaktere değil paraya ve tipe bakması

    halbuki erkeklerin karaktere ne kadar değer verdiğini bilince gerçekten iç burkuyor.

  • yavuz çetin benim 1/3'im gitar çalan bir çocuktu

    hasan üstad haklı. yavuz çetin yıllardır ölmüş olmasının ekmeğini yiyor. ayıptır.

  • yazın balkonlardan gelen çatal bıçak sesleri

    o balkonlardan sokağa bir kızartma kokusu da yayılır. tüm mahalleye her şey yolunda hissi verir.

  • netflix'in torrent'ten farkı

    konfor. torrent, vaktine kıymet veren için akıl kârı değil.

  • başlık ayrımı

    2018'in güzel bir yıl olacağına delalettir.

    (bkz: go (programlama dili))

  • 14 temmuz 1987 queen afyon konseri

    o gün eskişehir'den izmir'e gidiyorduk. daha uşak'ta yol tıkanmıştı ne olduğuna anlam verememiştik. bayram değil seyran değil, üstelik haftaiçiydi. bu konserin yol açtığı tıkanıklık olduğunu ertesi gün gazetelerde okumuştuk. afyon afyon olalı öyle bir kalabalık görmemiştir. ben o zaman queen falan bilmediğimden anlam verememiştim. kıymetini ancak şimdi anlıyoruz. bugün afyon'a freddie mercury'nin heykeli dikilse yeridir.

    edit: "uşak afyon'dan önce gelir" diyenler. maalesef uşak'tan izmir'e kadar geliş şeridi tıkalıydı. afyon üzerinden gitmemiştik zaten. eskişehir'den izmir'e afyon üstünden gitmenin yolu uzatmak dışında hiçbir manası yok. buradan dediklerimin sahihliğini sorgulayanları kınıyorum.

  • trump'ın paris anlaşmasından çekilmesi

    üzerinden daha 24 saat geçmeden

    1) abd'deki 82 belediye başkanı paris anlaşmasına uyma taahhüdü verdi.

    2) california, new york ve washington eyaletleri paris anlaşmasını desteklemeye devam edeceklerini açıkladılar.

    böyle dağıtık yönetim oldu mu en kötü kararda bile dengede durma imkanı oluyor.

  • 1995 yılına dönülse ilk yenilecek şey

    (bkz: minder tava)

  • yol ayrımındaki türkiye ya özgürlük ya sefalet

    dün bitirdim. ağır koyuyor. insan utana utana okuyor. verilerden kaçış yok. salt durum tespiti de değil, ortaya serdiği tüm problemlerin kökenindeki eğitimi düzeltebilmemiz için çözüm önerileri de barındırıyor. her sabah yüzünü soğuk suyla yıkamak yerine bu kitaptan aç rastgele bir sayfa oku o da aynı işi görüyor.

  • yol ayrımındaki türkiye ya özgürlük ya sefalet

    "özgürlük, adalet falan bunlardan bize ne ya? bunlarla karın doyuyor mu?" diyen herkese okutulması gereken bir kitap. çatır çatır verilerle neden ekonomik refahın temelinin bunlarda yattığını anlatıyor. veriler o kadar açık ve net ki insanın berraklıktan gözü kamaşıyor. şimdi biraz bakayım derken 50 sayfasını okumuşum bile. tertemiz bir anlatım dili var. okuması yormuyor. ders kitabı gibi değil, ferah. neredeyse matrix'te kung-fu programını yükleme hızında özümsemek mümkün. tek içerlediğim bu tarz içeriğe 20 yıl önce sahip olmamış olmamız.

  • sümerler

    sümerler kendilerine sümerler demiyorlarmış. onlara sümerler diyenler akadlarmış. sebebi de akadlar arasında sümerlerin yaşadığı bölgenin adının "sümer" olmasıymış. sümerler kendine "kara kafalılar" anlamına gelen "uğsağgiga" diyormuş. akadlı boşuna "abi boşver sümer iyi, fonetiği güzel" dememiş yani.

  • demir pirinç kasesi

    çin'de "ömür boyu düzenli gelir sağlayan garanti iş" anlamında kullanılan bir tabirmiş. türkçe'de en yakın "bir yere kapağı atmış olmak" var karşılık olarak daha yakın bir karşılık yok.

    (bkz: job for life)
    (bkz: altın bilezik)
    (bkz: düzenli biri işi olmak)
    (bkz: kapağı atmak)

  • heidi

    heidi'nin dedesiyle bir ağaç dalını peynire saplayıp ateşte kızartması. ben buna o kadar özenmiştim ki babama yaptırmaya kalkmıştım. babamın dükkanına gittiğim günler* öğlenleri yemeği babam hazırlardı. heidi'de okuyunca "ateşte peynir kızartalım" demiştim. "oğlum yanar öyle peynir bişeye benzemez" dediyse de ikna olmadım. "kitapta yazıyor baba" deyip ısrar etmiştim. onun üzerine bildiğin kalıp beyaz peyniri piknik tüpünde eritip ne olacağını göstermişti. büyük hayal kırıklığına uğramıştım. "istersen artık bunu yumurtaya katalım peynirli yumurta olsun" demişti. üzüntüyle kabul etmiştim. peynirli yumurta da çok güzel olmuştu.

    ama o peynir meselesi johanna spyri'nin okurlarına çaktığı en büyük kazıktır. kimi yiyosun ya. nasıl kızartıyosun peyniri. hislerimle oynadı adi kadın. kesin kendini "alplerde özel bir peynir var" diye savunuyordur. pis yalancı.

    edit: beşyüz tane mesaj geldi "hellim kızartılıyor" diye. johanna açık açık belirtseymiş "dedesinin kıbrıs kökenlerinden dolayı" diye. nice çocuğun hayallerini yıktı pis.

    edit 2: kusmuk dedi ki gerçekten o yöreye özel kızartmalık peynir varmış. kitapta o özelliğinden bahsedilmiyordu. paramı geri istiyorum.

    edit 3: max zorin yardımıyla ne olduğunu bulduk. sözkonusu peynir raclette'miş. 1980'lerde eskişehir'de bulmamız zaten imkansızmış.

    edit 4: komplo teorisi büyüyor. heidi'deki bu kısım zaten isviçre peynir lobisinin bir ürünüymüş. propagandaymış. http://www.npr.org/…isode-575-the-fondue-conspiracy

  • grip aşısı

    grip aşısıyla ilgili yazdıklarım üzerine özelden şu eleştiri geldi:

    "içerisinde aliminyum, formaldehit ve thimerosal var. düzenli aşılama yapıldığında sinir sistemine az miktarda da olsa zararı var."

    halbuki grip aşılarının hiçbirinde aluminyum yok: http://www.cdc.gov/…endices/b/excipient-table-2.pdf

    formaldehit var (virüsleri deaktive etmek için kullanılıyormuş). ama formaldehit her gün yediğimiz meyve ve sebzelerde var ve aşıdakinden yüzlerce kat fazla miktarlarda mevcut: http://www.cfs.gov.hk/…ew_fa/files/formaldehyde.pdf

    thimerosal çoğunda var (koruyucu madde olarak kullanılıyor). üzerinde çalışmalar yapılmış. bir zararı yok. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15342856 çocuklar üzerindeki kümülatif etkileri de araştırılmış. sorun yok. http://onlinelibrary.wiley.com/…risa.12124/abstract hakkında "cıvaya dönüşüp zehirliyor" hurafesi var o da hatalı bilgi. metil cıva değil, etil cıva'ya dönüşüyormuş. etil cıva büyük moleküllü olduğundan kan beyin bariyerini geçemeyip vücuttan atılıp gidiyormuş. dünya sağlık örgütü de aynısını diyor: http://www.who.int/…hiomersal/statement_jul2006/en/

    okurken grip aşısı hakkında bazı bilmediğim gerçekleri de öğrendim:

    - hamilelerin grip aşısı olmasında sakınca yokmuş: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23635613 hatta grip aşısı doğan çocuklarda bipolar riskini azaltıyormuş: http://archpsyc.jamanetwork.com/…?articleid=1686037 bebekteki akut solunum enfeksiyonlarını engelleyebiliyormuş: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23856786 düşük riskini azaltıyormuş: http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/nejmoa1207210 diğer doğum komplikasyonu risklerini azaltıyormuş: http://ajph.aphapublications.org/…journalcode=ajph&

    - bağışıklık sistemini zayıflatmıyor, tam tersine güçlendiriyormuş. bağışıklık sistemi için bir prova gibi olduğundan.

    bunları da kapsayan ve genel olarak tüm bu hurafeleri çürüten aldığım kaynak: https://gizmodo.com/…ng-all-the-flu-vacc-1455630807

  • algorithms to live by

    tam adı "algorithms to live by: computer science of human decisions" olan enfes bir kitap. günlük hayatta, özellikle karar aşamalarında kullanabileceğiniz algoritmalardan bahsediyor. kitabı okuduğuınuzda film sektörünün son zamanlarda paso "devam filmleri"ne odaklanmasının aslında neden sektörün ömrünün sonuna geldiğine gösterge olduğu gibi konuları anlıyorsunuz.

    https://www.amazon.com/…nce-decisions/dp/1627790365

  • iphone 7

    tek alma sebebim iphone 6'nın home düğmesinin çat çut aşırı ses çıkarmasıydı. bu açıdan bakınca yeni model çok iyi olmuş. taptic feedback yine ses çıkarıyor ama iphone 6'dan çok daha az. tepkimenin sertlik seviyesini de belirleyebiliyorsunuz. mekanik düğmeden neredeyse hiç his farkı barındırmıyor. tek fark artık tırnakla tıklanamıyor olması. arada tırnakla tıkladığımı da yeni modeli kullanınca fark ettim. alışılmayacak bir şey değil. gürültüsünün gitmesi yeterli. tabi bonus olarak mekanik arıza ihtimali de kalmadı. iphone 6'yı bu yüzden tamir götürmem gerekmişti.

    ne yazık ki yeni düğme de ıslak parmakla parmak izini algılamıyor (edit: bu ıslak parmak işinin çözümü varmış: ıslak parmağı ayrı bir parmak gibi tanıtmak!). ancak taptic feedback "doğum tarihi" gibi kaydırılan arabirim elemanlarında çarkıfelek efekti gibi çıtır çıtır efekt yapıyor, seçenek açıp kapamalarda hafif bir çıtlıyor. o sevimli.

    pil ömrü kayda değer ölçüde daha iyi ama iphone'un şarj döngüsüne öyle alışmışız ki bu dikkat çekmiyor. yani iphone dediğin 3 saatte bir şarj istese bile edecekmişim onu anladım. bizi öyle alıştırmış pezevenk. o yüzden pil ömrü bende özel bir "wow" efekti yaratmadı.

    performansı kağıt üstünde çok iyi ama kullanımda bu farkı da anlamıyorum. iphone 6 da bana gayet performanslı geliyordu. oyun gibi cpu/gpu zorlayan şeyler kullanmadığımdan olabilir. muhtemelen uygulama ekran geçişleri daha hızlı oluyor ama "oo süper oldu oha" dediğim bir şey yok.

    geniş yelpazeli renklere sahip yeni ekranı ve 12mp kamerası beni etkilemedi. evet çektiğiniz fotolar yeni telefon ekranında daha canlı görünüyor ama yani iphone 6 kamerasından ve ekranından da gayet memnundum. 7 plus'ın çift kamerası ilginç olabilir.

    su geçirmezlik de bana pek bir şey ifade etmiyor. iphone çok uzun zamandır yağmur damlalarına falan dirençliydi zaten. su altına cep telefonuyla girip napıcan? parmak izini algılamayacak zaten. köpekbalıklarının arasında kilit kodu mu gircen?

    haliyle benim gibi vasat bir telefon kullanıcısıysanız sadece home düğmesi rahatlığı için düşünebilirsiniz. iphone'daki bu kafayı yedirtecek inovasyonların gitigde azalması bende artık telefon rekabetinin sonuna geldiğimiz hissi uyandırıyor. neden öyle hissettirdiği ile ilgili kitap önereyim: (bkz: algorithms to live by)

  • canım kardeşim

    ilk izlediğimde siyah beyaz tv'miz vardı. bu da 1982 ya da öncesi demek oluyor. arada tv'de denk gelmişimdir ama ilk defa otuz küsur yıl sonra bugün tarık akan'ın anısına tekrar baştan sona izledim. farklı olarak youtube üstünden chromecast ile lcd tv'ye cast ederek.

    beni en çok şaşırtan filmin basbaya 18+ olması oldu. sürekli halit akçatepe'nin porno dergi arşiviyle yüzleşiyoruz. küfür de var. baya kör gözüne parmağım eşcinsel ilişki esprisi bile var. bir yerde çocuk abisini mastürbasyon yaparken basıyor. küçükken izlediğimde hem trt sansürü hem çocuk kafasından filmin %30'unu kaçırmışım.

    kırk yılda dil baya eskimiş. filmde "zıbar", "metelik", "gırgır" gibi çok uzun zamandır duymadığım kelimeleri duydum. eskiden bunların günlük dilde çok kullanıldığını bildiğimden kaybolmalarını fark etmek ilginç geldi. aynı şekilde çocukların sokakta misket oynaması da bana çok doğal geliyor ama bugün bir çocuğa bir şey ifade ediyor mu bilmiyorum. var mı bu oyunlar sahi? çocuklar gerekli bilgiyi versin.

    "bugün artık hastane koridorlarında kuyruklar yok" denen kuyruklara kısmen bu filmde şahit olabiliyoruz. filmdeki hali tenha bile sayılır. benim çocukluğumda baya belediye otobüsü içi gibi dolu olurdu hastane koridorları. nefes alınamazdı.

    kadro efsaneymiş! ben halit akçatepe ve tarık akan dışındakilere dikkat etmemiştim. adile naşit, kemal sunal, metin akpınar başta olmak üzere sürüyle tanıdık oyuncu var. eski izlediğim zamandan hiçbirini hatırlamıyorum. hatta çocukların babaları olduğunu bile unutmuşum. ancak aralarında en iyi kast bence kahraman'ın "ölücem" demesi üzerine misketlerine çöreklenen çocuk. oyunculuğu dublajı falan da iyi tutmuş.

    yönetmenlik ve kurgu özellikle dönemine göre iyi. izlerken mekan değişimlerinde oradaki kalabalıktan 4-5 sahne göstermesi acaba ertem eğilmez'e özel bir imza mı yoksa çok bilindik bir sinema tekniği mi merak ettim. film baştan sona sıkılmadan izleniyor. film üzüntü vaadediyordu ve bunu verdi.

    senaryo şaşırtıcı derecede modern geldi bana. hatta aynı senaryoyu coen brothers çekse oscar alır. net olarak iyi ya da kötü olarak tanımlanamayacak karakterlerle geçen, mutsuz ve eksik kalmışlık hissiyle uğurlayan bir film. klasik coen.

    tarık akan'ın her sigara içtiği sahnede akciğer kanserinden ölmesini hatırlamadan da olmuyor. sigarayı bırakın.

    -son- arzu film

  • macbook pro with retina display

    birkaç yıldır 2013 modelini kullanıyorum. tartışmasız kullandığım en kaliteli laptop. klavyesine alışamam diyordum ama klavyeyi geçtim işletim sistemine bile alıştım. yüz yıllık pc dünyasının pil ömrü, sessizlik, ekran kalitesi, kasa sağlamlığı, akışkanlık, touchpad, "bloatware olmaması" gibi konularda (premium modellerinde bile) yanına bile yaklaşamamış olması inanılmaz.

    mahmut hoca'nın bütün bu pc üreten şirketlerin patronlarını tek ayak üstünde dizip yarım saat fırçalaması lazım. gerçi bayadır pc laptop'lara bakmıyorum. belki surface book falan bu kadar iyi olabilir. ama geçiş yaptığım dönem bile uçurum o kadar fazlaydı ki arada bu farkın kapanmış olmasına ihtimal vermiyorum.

    bi ara düşürdüm aluminyum kasasında ufak bir çentik oluştu. plastik olsa parçalanmıştı. şimdi o çentiği altın hamuruyla doldurup japonların kintsugi zanaatıyla işleyeceğim. macbook pro aldığı her darbede yeni bir hikaye sahibi oluyor, daha kıymetleniyor.

    hevesle yeni modellerini bekliyorum. yeni macbook pro'dan isteklerim:

    - touch id
    - daha uzun pil ömrü.
    - tıklaması daha yumuşak touchpad. (edit: bu force touch ile zaten takip eden macbook modellerine gelmiş olabilir, haberim yoktu. daha nolsun!)

    üstüne ne gelse bonus olur.