Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
insanlarıdır. genellikle okumuş, belli seviye üzerinde insanlarla karşılarsınız ankara'da. ülke seviyesine göre gayet iyi üniversiteleri ve bol memur nüfusu vardır.
bahçeli ve tunalı'dır benim için ankara'nın en sevilen yanı, çünkü yollardaki kızlar çok güzeldir buralarda.
bu başlığın farklı adlarda daha kaç kez açılacağını merak ediyorum cidden
bir başlık.
edit : ekleme
(bkz: uzayda sürüklenirken dinlenecek şarkılar)
(bkz: nükleer bomba düşerken dinlenecek şarkı)
(bkz: atom bombası atılırken dinlenecek müzik)
(bkz: ütü yaparken dinlenecek şarkılar)
(bkz: dayak yerken dinlenecek şarkılar)
(bkz: ülke boka batarken dinlenecek şarkılar)
(bkz: sıçarken dinlenecek şarkılar)

boku çıktı artık, çıkmadı mı ?
80 milyonluk bir ülkede, ekonomik krizin varlığını 80-90 kişilik mekanların doluluk oranı ile belirlemeye çalışmak... millette ne kafalar var. insan gerçekten hayret ediyor.
olm bir şey sorucam size, laz hamurcunun yoğurup kürt fırıncının pişirdiği unlu mamül neden kutsal oluyor aq ya bunu anlamıyorum yıllardır. ekmeği yerden al öp duvara koy ama yerde elma gördün mü voleyi yapıştır. elma orospu çocuğu mu? kutsalmış. gören de isa yoğuruyor musa pişiriyor sanacak. diğeri de kasada. nebi kardeşler unlu mamülleri.

edit: doğaya saygı de anlarım ama etrafına bak bakayım bir bunu savunan adamlar doğa bilinci geliştirmiş insanlara benziyorlar mı? zaten genel kanı nimete saygısızlık çok günah söyleminden yola çıkıyor. bahsettiğim kutsallık da bu. ekmek neden kutsal olsun mesela?
tam olarak;

-revolutionary, amazing, magnificent, bigger, longer, better vs. kelimeleri döngüsü,
- sürekli alkışlayan ve fiyufff, yihuuu, huuhaaa, yeeapp nidaları çıkaran mal bir bindirilmiş kıta,
- birkaç da sosyal sorumluluk kapsamında engelli kimseler için samimiyetten uzak, duyar kasan videolar,

şeklinde geçen etkinlik.

malum partinin mitinglerindeki güruhun ekserisine çomar diyoruz da, bu etkinlikteki bindirilmiş kıta da çok farklı değil.
yanlış anlaşılmak istenmem ancak konuyla ilgili tarafıma ulaşıldığında valilik iznini sordum. hatta cevap gelmeyince "destek olmak istiyorum bir şeyler yazarsanız" gibi bir mesaj attım ancak mesajlar kesildi.

burada bir çok öğrenci arkadaşa burs verdim ve bir çok yardım kampanyasına katıldım.

eğer durum gerçekse tekrarlıyorum yardımcı olmak istiyorum halen. ancak bu süreçte neden valilik izni çıkarılmadı ve ben bunu sorunca neden mesajlar kesildi?
fanatik gözle bakmayı bırakırsak, fenerbahçenin kendiyle gurur duyması gerekir. devlete hatta askere kadar sızmış bu oluşuma karşı dimdik durmak inanılmaz bir başarıdır. ileride fetö alçaklığından bahsederken,ilk başta sarı lacivert bir duvara çarptılar sözü tarih kitaplarında kullanılacaktır.
10 eylül 2019 saat 00:09 itibarı ile henüz yapılmamış açıklamalardır. başlık altında 40 küsür tane reserved entry var...

kanzuk allah seni bildiği gibi yapsın... çöp, çöp sözlük değil çöp... malak yuvası...
üzerinden 41 sene geçmiş* ama 1. sınıfın ilk gününden çok net birkaç anım var. küçük kızımın ilkokul 1'e taze başlaması vesilesiyle depreşti de bunlar, kafa hâlâ sağlamken yazayım dedim.

- okulun kapısından içeri adımımı attığımda gördüğüm ilk şey: bahçede el ele tutuşarak çember halinde hızla dönen ve "piiiii... nooook... yooooo!" demelerinin tamamlanmasıyla ellerini bıraktıkları gibi neşeli çığlıklarla sağa sola savrulan çocuklar.

- okul servisi olarak at arabalarının kullanılması. at arabası dediysem çok güzel boyanmış, süslü püslü şeyler. bunları yakından görünce hem atlara, hem arabalara, hem de içlerinin cıvıl cıvıl çocuklarla dolu olmasına hayran kalmıştım. ancak evimiz okula çok yakın olduğundan atlı servislere binemeyeceğimi öğrenmemle hayal kırıklığına uğramıştım.

- hakan adlı bir arkadaşımızın ilk dersin ilk saniyelerinde kendini yerlere atarak anneeeeğ diye ağlaması, muhtemelen kapının dibinde bekleyen annesinin "hakanııımmm, oğluuumm, geldiiimm" diye paldır küldür içeri dalması. hakan'ın kendisini ve annesini sakinleştirmeye çalışan sınıf öğretmenimizin yüzünü tekmelemesi.

- sağ eli gelişememiş bir sınıf arkadaşımız. minicik, boncuk gibi parmakları vardı. bazı çocuklar "senin elin neden böyle, parmakların uzayacak mı?" diye sordukça bu minik parmaklı arkadaşımız da "parmaklarım hiç uzamayacak, hep böyle kalacak" diye cevaplıyordu. ama bunları söylerken neşesi yerindeydi, yüzü gülüyordu. başta elinin durumundan dolayı üzülmüş, bu meseleyi dert etmediğini görünce de rahatlamıştım.

- hayatta en yakın arkadaşlarımdan biri olacak adamla tanışma anımız. teneffüste uzaycılık oynuyordum. evet efendim, uzayla ilgili her türlü oyunun adı uzaycılıktı. elimi uzay gemisi yapmış vıjjjuvv diye uçururken kapkara saçlı çekik gözlü bir çocuk geldi, gemimin atılgan mı yoksa kartal mı olduğunu sordu. bilmeyebilecekler için bunlar, star trek'in enterprise'ı ve space 1999'un eagle 1'i oluyor. cevap tabii ki kartal'dı çünkü yeni diziydi ve daha havalıydı (o kara saçlı çocuğu boğaz'dan geçen gemileri gözlemleyip fotoğraflarını çeken yörük ışık olarak tanıyanlarınız olabilir)

- son olarak da, ilk büyük aşkım arzu'yu görüp vurulduğum an. o akşam evde annemle babama "arzu diye bir kız var, kaşı şöyle güzel gözü böyle güzel" diye de anlatmıştım (teneffüslerde sınıf kapısını sonuna kadar açıp duvarlarla arasında oluşan üçgene saklanır, orada öpüşürdük. rahmetli öğretmenimiz bunu ya hiç fark etmemişti ya da o cüce halimizle hoş görüyordu, gerçeği asla bilemeyeceğim)

zaman çok feci geçiyor arkadaşlar.
son günlerde sosyal medyada ve sözlükte galatasaray'a karşı çok büyük algı yapılıyor. kazandığı şampiyonluklara leke atılmaya çalışılıyor. peki soruyorum; galatasaray türkiye'de hakem ve tff tarafından desteklendi ise avrupa da bu iki kupayı nasıl kazandı? şimdi ki ergenler bilmez o zamanda uefa kupasını kazanmak gerçekten çok zordu. zaten süper kupayı dünya devi olan ve müzesinde sadece süper kupa olmayan real madrid'i yenerek kazandı.ve o maçta çok haksız bir penaltı golü yemesine rağmen. o real madrid yaklaşık 18 sene çıktığı hiç bir avrupa kupası finalini kayıp etmedi. uefa kupasını kazandığı sezon uefa kupasında hiç bir maçı yenilmeyerek kupayı kazandı. peki hangi takımları geçerek bu kupayı aldı onuda yazalım.
(bkz: ac milan): şampiyonlar liği son maçında 3-2 kazanarak uefa kupasına katıldı galatasaray. o zamanda milanı yenmek heleki son 5 dk. kala 2-1 mağlup iken çok zor bir işti.
(bkz: bologna): o zamanlarda italya'nın kalbur üstü takımlarından biri idi.
(bkz: borussia dortmund): 2 sene oncesinin şl şampiyonu.
(bkz: mallorca): 2 sene öncesinin kupa galipleri kupası finalisti.
(bkz: leeds united): 1 sene sonra şl yarı finalisti ve grup maçlarında bjk'ye 6 tane atmıştı.
(bkz: arsenal): anlatmama gerek yok. kadrosunda henry, bergamp, overmars gibi oyuncaları vardı.
sonuç olarak galatasaray bu takımları hakem ve uefa desteği ile yenerek mi bu kupaları kazandı. daha sonraki yıllarda şampiyonlar liginde çeyrek final oynadığı ve üst turlara çıktığını da hatırlatalım. 1989 yılında yarı final ve ilk şl statüsüne geçildiğinde turnuvaya katılan 8 takımdan biri olması da var.
edit: arkadaşlar bazılarının savundukları 4 yıl desteklenip kazanılan gelirlerle kadro kurulup bu kupalar alındı tezini çürütmek için kupayı alan kadronun hangi yıllarda galatasaray'a transfer olduklarını yazayım da sussunlar.
kale : taffarel(1998)
defans : capone(1999) - bulent(alt yapı) - popescu(1997) - ergün p.(1994)
orta saha : suat(alt yapı) - umit davala(1996) - okan(alt yapı) - hagi(1996)
forvet : hakan sukur(1992) - arif(1991)
yani 2000 yılı kupanın alındığı tarih. sadece capone 1 yıl önce gelmiş. şimdi başka şeyler üretmeye başlayın.
anaları babaları biraz kızsa ölümüne cevap verecek adamların, mehmet yalçınkaya'dan nefessiz 5 posta yediği yarışmadır. çok merak ediyorum hangi para hangi güç sizi bu kadar düşürüyor. bu arada en beyefendileri danilo kendisi italyan. her tadımdan sonra teşekkür ediyor. somer ve mehmet bildiğiniz gibi türk. bugün kanada versiyonunu izledim youtube'da. adam krem karemeli tabağın ortasına bok gibi bırakıyor su gibi bir şey yapıyor ve şef gelip asla pes etme diyor. zaten adamlarda yüksek volüm yok. neden yok? çünkü amını yurdunu siktiğimin yerinde kimse sağır değil. ama bizim ülkemiz ayı dolu bağırmadan konuşamıyor. italyanlar bile bağıra çağıra konuşan adamlar şu danilo bile bizimkilerin yanımda ingiliz prensi gibi duruyor amk.

o kadar kendine ve başkasına saygısı az insan var ki bu ülke neden bu halde anlamak çok kolay. adam şov için ya da değil bir şeyi karşıdakine bağırmadan anlatamıyor. karşıdaki de tutup birader hayırdır neden bağırıyorsun demiyor.
her yere erken gitmek gibi bir huyum olduğu için ofise de mesai saatinden en az yarım saat önce gidiyorum. ilk gelen ben olduğum için, ilk gelenin yapması gereken her işi ben yapıyorum. sekreterin bilgisayarını açmaktan klimaları açmaya, çay ve kahveleri demlemekten iş listesini kontrol etmeye kadar her şeyi... umarım günün birinde kendi ofisimi açtığımda bu işleri yapmaktan sıkılmış olmam.
alanlar sokağa atmasın yeter. onun o tatlı suratı, sevgisi, iyi niyeti, sadece sizi sevmek ve sizinle oyun oynamak istemesi de hayatın tatlılığı olsun.

hangi ismi koyarsanız koyun, o sizin çocuğunuz artık, ailesi bildiğinizsiniz unutmayın.

bu entry çoluğunun çocuğunun, torunun keyfine köpek alıp atanlar için. bu insanlara saygı göstermeyin lütfen.
açılan sikko başlıkların altına gelip de; ne kadar da sikko bi başlık açıldığına dair entry giren bir sürü kişinin, o sikko başlığı açan denyodan, daha embesil kafalı olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.
bazı oyuncular vardır, çok skora katkı yapmaz ama alan açar, arkadaşlarını rahatlatır, rakip defansı yıpratarak gole yol açar, büyük takımlar bu oyunculara bu meziyetlerinden dolayı büyük paralar verir ve taraftarlar bunu anlayamaz. tabii bu dediklerimin cenkle bir alakası yok, beşiktaş iyi kitledi everton'a.

edit: entry yavaş yavaş yükselirken şu entry'ye selam çakayım (bkz: #86809015)
edit2: olum ne güzel güzel espri yapmıştım neden gol atıyorsun yav :(
hahahahaha gerizekalılara bak sen ya...

sor bak bakalım 2000'lerin ilk yarısında olan mezunlara, böyle saçma sapan şeyler yapmışlar mı? tabii ki hayır.

bana soran olursa söyleyeyim; komşu okul saint joseph mezunuyum ve okuduğum 8 sene boyunca da böyle mallık yapan "nesil" dediğiniz insanlara denk gelmedim. kadıköy anadolu dediğin nitelikli insanlar yetiştiren bir okuldur. böyle "mallık"ları övenlerin eline düştüyse, ne yazık o okulun yeni giriş yapan öğrencilerine, ne yazık oradan mezun olanlara.
o kadar çok maaşlarla ilgili başlık açıyorsunuz ki aranızda vergi memurları mı var diye düşünüyorum.
5k euro amsterdam. hayırlı forumlar.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
intel core i7 8700k - msi geforce gtx1080 - asus z370h - corsair 3000 mhz ddr4 2x8 - corsair obsidian 500d
yaşamıyorum ama en çok yaşamak istediğim yer istanbul'da üsküdar. kuzguncuk başta geliyor fakat çok pahalı. aziz mahmut hüdayi, çiçekçi, beylerbeyi, salacak tarafları da çok güzel. küplüce de saklanmış çıkmaz bir sokak gibi orası da olur. şimdilik iç geçiriyorum tarihe not düşeyim bir gün inşallah olur. bağcılar güneşli'den selam çakıyorum üsküdar'a.