gallifreyfallsnomore8
profili

  • silivri canları

    up'lamak adına yukarıdaki entry'mi güncelleyerek aşağıya taşıdım:

    (sevgili karamel'imin anısına) 10 kedi + 10 köpek konserve ve 5'er kilo da kuru mama gidiyor, hızla ellerine ulaşması dileğiyle:

    (bkz: https://eksiup.com/p/zo321319jv3s)

    bu havalarda zaten evsiz, sahipsiz hayvanlar aklımızdan çıkmıyor, özellikle de geceleri. umarım eksilmeden atlatırlar bu kışı.

  • ekşi itiraf

    ikiz gibi büyüdüğüm bir kuzenim vardı, on yıl önce kanserden öldü. geride kalan oğlunu ailecek sahiplendik.

    bu çocuk daha küçükken annesiyle babası boşandı, şehir ve okul değiştirdi. yedinci sınıftayken annesi kanser olunca yine şehir ve okul değiştirdi. sekizinci sınıfı okurken annesi gözünün önünde eriyip gitti. annesinin cenazesinden birkaç hafta sonra anadolu lisesi sınavına girdi ve kazandı. bakımını anneannesi üstlendi.

    çocuk lise sona geldiğinde anneannesine inme indi, felç oldu. anneannesi öldükten birkaç hafta sonra üniversite sınavına girdi ve kazandı.

    kars'ta dört yıl zor şartlarda okudu. iki dil öğrendi, kayıpsız okudu. üçüncü sınıfın sonunda work and travel ile amerika'ya gitti, çalışıp para biriktirdi, gelince biraz da ailenin yardımıyla bir araba aldı. ardından bir yıl içinde çocukluğundan beri kendine yük olan kiloları verdi, obezlikten çıkıp vücut yaptı.

    mezun oldu, sıra askerliğe geldi ve o atletik görünümü nedeniyle komando oldu. bugün şırnak'a gitti.

    hayatının ilk 24 yılı bile mücadeleyle geçen ve tüm mücadelelerini bileğinin hakkıyla kazanan bu çocuk şimdi hayatı için mücadele etmek zorunda.

    hayat bazılarına çok acımasız davranıyor.

  • arasıra gelen hayat güzel lan hissi

    bugün bir saatliğine yaşadığım his. sadece para için aldığım uzun ve feci sıkıcı çeviriyi daha kopyalayıp dosyayı oluştururken metin tanıdık geldi. bilgisayarda arattım ve aynısını iki sene önce yaptığımı fark ettim. cillop gibi otuz sayfa çeviriyi buldum, tabloları filan da el emeği, göz nuru. bir an "şükürler olsun, hayat güzel" hissine kapıldım, nasıl nefret ediyorsam işten artık.

  • einstein'i aynştayn diye telaffuz eden cahiller

    şu saçmalığı iddia eden ve favlayanlardan daha bilgili kişilerdir.

    tartışmasız "aynştayn" okunur.

    amerikalılar italyan michelangelo'yu da "maykılencılo" okurdu, ninja kaplumbağalar sayesinde aydınlandılar.

    na ja, gegen die dummheit ist kein kraut gewachsen! besonders in unserem lande...

    edit: lisedeki tarih hocamız bir gün bir arkadaşımızı tahtaya kaldırmıştı. bu arada, okul almanca eğitim yapan istanbul erkek lisesi, arkadaş da almanya'dan nakil gelmiş:

    hoca: osmanlı'nın savaşa girmesine neden olan olay hangisidir?
    öğrenci: şey, iki tane alman gemisi türk bayrağıyla rusya' yı bombaladı, böylece savaşa girmiş olduk.
    h: hangi gemiler onlar?
    ö: (alman şivesiyle) göbın ve bğezlau.
    h: hayırr, goben ve breslav!
    ö:... ::dumur::

  • 9 eylül 2019 süleyman şah türbesi'nin taşınması

    hala nasıl "ecdadımıza saygı" dediklerini merak ettiren taşınmadır. altına tekerlek takmak iyi bir fikir olabilir.

    alttaki "süleyman şah turnesi" cidden yaratıcı bir yorum olmuş.

  • ilginç etimolojik bağlantılar

    kurt sözcüğünün türkçede hem büyük kurt, hem de elma kurdu anlamına gelmesi bir batıl inançtan kaynaklanıyormuş.

    kurt'un öz türkçesi malum börü/böri. fakat eski türklerde kurdun adının anılmasının kurtları çağıracağına inanılırmış, tıpkı anadolu'da bazı yerlerde yılandan söz ederken yılanları çağırmamak için "uzun" dendiği gibi. bir iddiaya göre de kurtlar kutsal kabul edildiğinden adları açıkça anılmazmış. bu yüzden de nedense börü yerine küçük ve zararsız, ama sevilmeyen bir canlı olan kurdun adı kullanılmaya başlanmış. zamanla börü oğuz türkçesinde unutulmuş.

    edit: aynı durum "hayır" için de geçerliymiş. olumsuz yanıt sert geldiği ve belki de kötü şans getirdiğinden olumsuzlama için arapça "hayır = iyilik" anlamındaki ifade kullanılmaya başlamış ve sonra yerleşik hale gelmiş. @fakeinvoice'e teşekkürler.

  • utanmadan wireless şifresi isteyen komşu

    iki senedir oturduğumuz evin kapısını bile çalmamışken evvel gün elinde laptop'la karşımda bitiveren hatundur. o anda ev halkı "aaa, komşuluk öldü müüü?" deyince çaresiz girdim şifreyi, iki haber sitesi, iki üç moda sayfası, bir şey olmaz dedim.

    fakat ardından benim internette beklenen yavaşlama yaşandı. akşam da hatun infial içinde kapıya dayandı "değiştirdin mi şifreyi, giremiyorum?" diye. indim iki kat aşağı, hatunun evinde internet iki çubuk çekiyor, o da belli bir noktada. "film izlemek istedim, açılmadı" diye nasıl sitem ediyor. benim internetin niye yavaşladığı anlaşıldı dedim içimden, "buradan film izlenmez, çok uzak" dedim, bu defa beyaz'ın kliplerini açmaya çalıştı youtube'dan. arada klip durunca da "aa, sen buradasın ama klip yine duruyor" dedi, anladım ki o da beni suçluyormuş internetin yavaşlığından. mecburum ya hakkımı ona vermeye... üstelik ben çalışıyorum da o internet üzerinden!

    laptop'u salonunda dolaştırıp evde iki çubuk çektiği yeri gösterdim, "buradan gir" dedim, hatun tutturdu "hayır, ben televizyon koltuğumdan girmek istiyorum, bir şeyler yap" diye. üç defa gösterdim oradan çekmediğini, sonunda ikna oldu ama ben de dudaklarımı yırtmışım ısırmaktan, o derece sinir oldum.

    bir süre çaresiz katlanacağım, sonra daha pratik bir çözüm olarak modemin yayın alanı seçeneğini daraltacağım ki iki kat aşağıdan çekmesin. yoksa faturasını ödediğim interneti ben kullanamayacağım.

    kaçınılmaz edit: internet şifresi isteyen hatun bir at hırsızıyla evli olan bir yer cücesi. zaten adriana lima olsa yine ilgi alanıma girmez, ben de dişiyim çünkü.

  • öğrencilerin psikolojisini bozan ilkokul öğretmeni

    psikolojimi hayat boyu etkileyecek kadar psikopat olan ilkokul birinci sınıf öğretmenimdir. renkli gözlü filan bir tipti ve kadınlar tarafından beğenilirdi. aynı zamanda inanılmaz dilenci ve ahlaksız bir adamdı, yurt dışı bağlantısını bildiği babamdan sızdırmadığı alman malı teknoloji ürünü kalmamıştı. sınıf arkadaşımızın terzi olan babasıyla bir olup zengin-fakir demeden tüm velilerden yüksek meblağlar toplayıp herkese zevksiz formalar diktirmiş, parayı da kırışmıştı. sonra okul o formaların giyilmesine izin vermeyince de herkes verdiği parayla kalmıştı.

    aynı rezil herif günde bir çocuğu kum torbası yerine kullanır, bir yandan döverken, bir yandan da "pezevenk, deyyus" diye bağırırdı. ben ailemde duymadığım bir sürü sözcüğü ilk kez öğretmenden duymuştum. hele biraz alt gelir düzeyinde bir aileden gelen ibrahim adındaki arkadaşımızı her gün bir defa duvarlara vurur, sonra da "dayak arsızı" diye bağırırdı. bir gün de piyango bana isabet etti: birinci sınıfta toplu beslenmede gelen yiyeceği yemediğim için beni sınıfın birincisi ve düzgün bir ailenin kız çocuğu olmama aldırmadan annem ve iki başka veli ile sınıfın gözü önünde dövdü. bir öfke krizi içinde defalarca yüzümü tokatladı, saçımdan tutup kafamı sarstı ve kasılmış çenesinden tükürükler saçarak ağzının içinde küfürler etti. o anda gerçeklikle ilişkimin koptuğunu, sanki bir rüyada, bedenimin dışındaymış gibi olayı dışarıdan izlediğimi hatırlıyorum. üstelik bu olay olduğu sırada annem de sınıftaydı, ama belki kendini yabancı hissetmenin verdiği çekingenlikle sesini çıkarıp da beni korumadı. öğretmenin bu saldırgan tavrının altında ise sınıfta o anda bulunan üç genç ve çekici kadına erkeklik enerjisini hissettirmek olduğunu düşünüyorum. ne yazık ki benim duyarsız annem sonrasında bu olayı yıllarca aile içinde gülerek anlattı ve ben her seferinde yerin dibine girdim. bu dayaktan sonra geceleri kabuslarım başladı, her gün okula giderken karnıma kramplar girerdi. okuldan soğudum, gitmemek için hasta numarası yapmaya başladım, çünkü o gün okulda hangi dehşeti yaşayacağımı bilemiyordum. bir sonraki sene yurt dışına gittiğimde oradaki öğretmenim aşırı ürkek halime, sorulana cevap vermeyip sinmeme şaşırmıştı. lise ikiye kadar da normale dönemedim, sorulan soruya cevabını bilsem de cevap veremiyor, farların önündeki tavşan gibi donup kalıyordum.

    ama en berbatı, hayatta yalnız olduğumu anlamıştım: annem, babam, büyük bir abim filan da olsa, hatta annemin yanındayken bile bir yabancı bana bedenen zarar vermeye kalktığında beni kimse koruyamıyor veya sonrasında hakkımı savunmuyordu. aynı öğretmen o dayaktan sonra karısını alıp bize geldi, ben uyuyor numarası yapıp önlerine çıkmadım. babamdan yine yurt dışından bir şey istemeye gelmişti, tabii ücretsiz olarak.isteği mecburen yerine gelmişti, kimse kalkıp da "sen benim çocuğumu dövdün, nah sana" diyemedi.

    yıllar sonra yeğenim o öğretmenle pastanede karşılaşmış. "benim için yüzüne bir tükürseydin" dedim ama fırsatı kaçırmış bulundu. eğer ölmeden bir yerde rastlarsam yüzüne okkalı bir tükürük borcum var. geberdiyse de her türlü lanet üzerine olsun.