debe başlıkları

gallifreyfallsnomore4
profili

  • 9 eylül 2019 süleyman şah türbesi'nin taşınması

    hala nasıl "ecdadımıza saygı" dediklerini merak ettiren taşınmadır. altına tekerlek takmak iyi bir fikir olabilir.

    alttaki "süleyman şah turnesi" cidden yaratıcı bir yorum olmuş.

  • ilginç etimolojik bağlantılar

    kurt sözcüğünün türkçede hem büyük kurt, hem de elma kurdu anlamına gelmesi bir batıl inançtan kaynaklanıyormuş.

    kurt'un öz türkçesi malum börü/böri. fakat eski türklerde kurdun adının anılmasının kurtları çağıracağına inanılırmış, tıpkı anadolu'da bazı yerlerde yılandan söz ederken yılanları çağırmamak için "uzun" dendiği gibi. bir iddiaya göre de kurtlar kutsal kabul edildiğinden adları açıkça anılmazmış. bu yüzden de nedense börü yerine küçük ve zararsız, ama sevilmeyen bir canlı olan kurdun adı kullanılmaya başlanmış. zamanla börü oğuz türkçesinde unutulmuş.

    edit: aynı durum "hayır" için de geçerliymiş. olumsuz yanıt sert geldiği ve belki de kötü şans getirdiğinden olumsuzlama için arapça "hayır = iyilik" anlamındaki ifade kullanılmaya başlamış ve sonra yerleşik hale gelmiş. @fakeinvoice'e teşekkürler.

  • utanmadan wireless şifresi isteyen komşu

    iki senedir oturduğumuz evin kapısını bile çalmamışken evvel gün elinde laptop'la karşımda bitiveren hatundur. o anda ev halkı "aaa, komşuluk öldü müüü?" deyince çaresiz girdim şifreyi, iki haber sitesi, iki üç moda sayfası, bir şey olmaz dedim.

    fakat ardından benim internette beklenen yavaşlama yaşandı. akşam da hatun infial içinde kapıya dayandı "değiştirdin mi şifreyi, giremiyorum?" diye. indim iki kat aşağı, hatunun evinde internet iki çubuk çekiyor, o da belli bir noktada. "film izlemek istedim, açılmadı" diye nasıl sitem ediyor. benim internetin niye yavaşladığı anlaşıldı dedim içimden, "buradan film izlenmez, çok uzak" dedim, bu defa beyaz'ın kliplerini açmaya çalıştı youtube'dan. arada klip durunca da "aa, sen buradasın ama klip yine duruyor" dedi, anladım ki o da beni suçluyormuş internetin yavaşlığından. mecburum ya hakkımı ona vermeye... üstelik ben çalışıyorum da o internet üzerinden!

    laptop'u salonunda dolaştırıp evde iki çubuk çektiği yeri gösterdim, "buradan gir" dedim, hatun tutturdu "hayır, ben televizyon koltuğumdan girmek istiyorum, bir şeyler yap" diye. üç defa gösterdim oradan çekmediğini, sonunda ikna oldu ama ben de dudaklarımı yırtmışım ısırmaktan, o derece sinir oldum.

    bir süre çaresiz katlanacağım, sonra daha pratik bir çözüm olarak modemin yayın alanı seçeneğini daraltacağım ki iki kat aşağıdan çekmesin. yoksa faturasını ödediğim interneti ben kullanamayacağım.

    kaçınılmaz edit: internet şifresi isteyen hatun bir at hırsızıyla evli olan bir yer cücesi. zaten adriana lima olsa yine ilgi alanıma girmez, ben de dişiyim çünkü.

  • öğrencilerin psikolojisini bozan ilkokul öğretmeni

    psikolojimi hayat boyu etkileyecek kadar psikopat olan ilkokul birinci sınıf öğretmenimdir. renkli gözlü filan bir tipti ve kadınlar tarafından beğenilirdi. aynı zamanda inanılmaz dilenci ve ahlaksız bir adamdı, yurt dışı bağlantısını bildiği babamdan sızdırmadığı alman malı teknoloji ürünü kalmamıştı. sınıf arkadaşımızın terzi olan babasıyla bir olup zengin-fakir demeden tüm velilerden yüksek meblağlar toplayıp herkese zevksiz formalar diktirmiş, parayı da kırışmıştı. sonra okul o formaların giyilmesine izin vermeyince de herkes verdiği parayla kalmıştı.

    aynı rezil herif günde bir çocuğu kum torbası yerine kullanır, bir yandan döverken, bir yandan da "pezevenk, deyyus" diye bağırırdı. ben ailemde duymadığım bir sürü sözcüğü ilk kez öğretmenden duymuştum. hele biraz alt gelir düzeyinde bir aileden gelen ibrahim adındaki arkadaşımızı her gün bir defa duvarlara vurur, sonra da "dayak arsızı" diye bağırırdı. bir gün de piyango bana isabet etti: birinci sınıfta toplu beslenmede gelen yiyeceği yemediğim için beni sınıfın birincisi ve düzgün bir ailenin kız çocuğu olmama aldırmadan annem ve iki başka veli ile sınıfın gözü önünde dövdü. bir öfke krizi içinde defalarca yüzümü tokatladı, saçımdan tutup kafamı sarstı ve kasılmış çenesinden tükürükler saçarak ağzının içinde küfürler etti. o anda gerçeklikle ilişkimin koptuğunu, sanki bir rüyada, bedenimin dışındaymış gibi olayı dışarıdan izlediğimi hatırlıyorum. üstelik bu olay olduğu sırada annem de sınıftaydı, ama belki kendini yabancı hissetmenin verdiği çekingenlikle sesini çıkarıp da beni korumadı. öğretmenin bu saldırgan tavrının altında ise sınıfta o anda bulunan üç genç ve çekici kadına erkeklik enerjisini hissettirmek olduğunu düşünüyorum. ne yazık ki benim duyarsız annem sonrasında bu olayı yıllarca aile içinde gülerek anlattı ve ben her seferinde yerin dibine girdim. bu dayaktan sonra geceleri kabuslarım başladı, her gün okula giderken karnıma kramplar girerdi. okuldan soğudum, gitmemek için hasta numarası yapmaya başladım, çünkü o gün okulda hangi dehşeti yaşayacağımı bilemiyordum. bir sonraki sene yurt dışına gittiğimde oradaki öğretmenim aşırı ürkek halime, sorulana cevap vermeyip sinmeme şaşırmıştı. lise ikiye kadar da normale dönemedim, sorulan soruya cevabını bilsem de cevap veremiyor, farların önündeki tavşan gibi donup kalıyordum.

    ama en berbatı, hayatta yalnız olduğumu anlamıştım: annem, babam, büyük bir abim filan da olsa, hatta annemin yanındayken bile bir yabancı bana bedenen zarar vermeye kalktığında beni kimse koruyamıyor veya sonrasında hakkımı savunmuyordu. aynı öğretmen o dayaktan sonra karısını alıp bize geldi, ben uyuyor numarası yapıp önlerine çıkmadım. babamdan yine yurt dışından bir şey istemeye gelmişti, tabii ücretsiz olarak.isteği mecburen yerine gelmişti, kimse kalkıp da "sen benim çocuğumu dövdün, nah sana" diyemedi.

    yıllar sonra yeğenim o öğretmenle pastanede karşılaşmış. "benim için yüzüne bir tükürseydin" dedim ama fırsatı kaçırmış bulundu. eğer ölmeden bir yerde rastlarsam yüzüne okkalı bir tükürük borcum var. geberdiyse de her türlü lanet üzerine olsun.