debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. ağustos 2018'de yeni bir hayata başlamak

    (bkz: tamam)

  • 2. 11 eylül 2016 sinop durağan olayları

    kaymakamlık tarafından sokağa çıkma yasağı konulmasına sebep olan olaylardır. olayların beni ilgilendiren kısmıysa ilçe kaymakamının lise arkadaşım turan soğukoluk olması. adam sokağa çıkma yasağı ilan ediyor, ben işe yaramaz bir sözlük yazarıyım, vay amk.

  • 3. gülenizm kemalizm'in çocuğudur

    peki ya kendisi ne çocuguymus? pek merak ettim birden

    tanim: siyasal islamci siçmigi

  • 4. 12 eylül 2016 sanal taciz rezaleti

    takip isteği geldi.
    arkadaşım kabul etti.
    çocuğun profiline baktı.
    beğenmedi.
    çocuk tanışmak istedi.
    arkadaşım kabul etmedi.
    arkadaşım engellemek yerine çocuğa köpek çekip egosunu tatmin etti.
    ben de başlık açtım.

    çünkü benim arkamda sözlük var.

    edit:
    öyle bırakıp kaçmak yok.
    görsel 1
    görsel 2

  • 5. tesbih dar gömlek bilek üstü dar pantolon modası

    türk usulü delikanlı erkeğin default giyim tarzı.

    babet çorapla giyilmiş ayakkabı* ve dar kesim pantolonun arasından gözüken kapkalın, bol kıllı ayak bileklerinin gözükmesi esas alınır.

    dar kesim gömleğin üzerine yine dar kesim bir yelek, muhteşem yüzyıl usulü bir hipster sakalı ilaveleri ile delikanlı plus paketine geçiş yapılabilmektedir.

  • 6. 28 belediyeye kayyum atanması

    bunun hukuken ve siyaseten yanlış olduğunu söylemek için kürt hareketini desteklemek gerekmiyor, aynı zamanda muhalif ya da iktidar yanlısı olmak da gerekmiyor veya herhangi bir topluluğun milliyetçisi de olmak gerekmiyor.

    hukuken yanlış, çünkü ohal khk'sının anayasa tarafından çizilen sınırları var.

    siyaseten yanlış çünkü milyonlarla ölçülen insanların iradesini fırsattan istifade ederek yok saymanın darbeye karşı savunulan demokrasiyle en küçük bir bağı yok.

    son olarak başlık yanlış, atanan kayyum değil kayyımdır.

    ekleme: gelen uyarılar üzerine, tdk'ya göre ifade kayyum ve tdk'da kayyım diye bir sözcük yok. tmk'da ise kavram kayyım olarak geçiyor. sözcüğün yazılışı yanlış da olsa, tmk'daki biçimiyle kabul ediyorum. bir de fetonun fetvası varmış kayyım deyin diyormuş, bir yazar öyle dedi. fetöcü olduğumu düşünen varsa savcılığa gidebilir, sonra utanabilir ama ulan adam sosyalistmiş bir de aleviymiş üstüne iyi mi diye.

    düzeltme: kayyum tdk'da yok diye anlaşılmış, cümlenin böyle anlaşılmaması hususunda..

  • 7. genç evlilerdeki olağanüstü kıroluk

    #kahvaltininmutluluklabirilgisiolmali

    bu etiketi instagram'da arattığınızda iki peynir kemirilecek diye masayı 875 parça kalpli kırmızılı sofra takımlarıyla donatan buldumcuk yeni evli kadınların profillerine denk geleceksiniz.

    bekar evinde üstünde beyaz atlet, dizüstü bilgisayara gazete kağıdı serip amele usulü karın doyurmaya alışmış adamları soktukları kılıklara gülüyorum en çok da.

    şöminenin önündeki ayı postuna benzeyen adamlara kalpli pembe tabaklarda kahvaltı vermek nedir?

    ismi haydar olan ve hayatının son yirmi senesini yarım vakfıkebir ekmeğine tost yaparak geçirmiş bir izbandut pancake üstüne maple syrup ve üç adet yaban mersini ile mutlu olabilir mi?

    bırakın adam cüssesine ve hayvani tabiatına uygun yaşasın. kocalarınıza kendi evlerinde bile doğal davranma hakkı tanımıyorsunuz çünkü instagram'da nasıl göründüğünüz daha önemli. heriflere de instagram filtresi koyuyorsunuz.

  • 8. yanında seks yapılmasına rağmen uyuyan kedi

    kedi medi ayağına sikiş videosu paylaşılan başlık.

    tıklamayın.

  • 9. 11 eylül 2016 fenerbahçe bursaspor maçı

    evvela söyleyeyim baştan fenerbahçeliyim.
    ozan tufan'a 8 milyon, josef'e 8 milyon veren yönetimin arkasındaki taraftarın ben amına koyum. herkese hayırlı forumlar.

  • 10. aziz yıldırım

    (bkz: yedirmeyiz)

    daha on yıl başkanlık yapacak reis.

  • 11. plajda güneş gözlüklü erkek istemiyoruz

  • 12. ankara'da yara torbası bulamamam

    edit: marylou sag olsun bir tanidigi vasitasiyla birazdan gerekli malzemeye ulasacagiz. yardimci olan tum yazar arkadaslara da tesekkur ederim. boyle anlarda elden bir sey gelmeyince insan kendisini cok kimsesiz hissediyor. destekleriniz cok anlamli benim icin. ınsallah guzel haberleri gelecek.

    dualarinizi eksik etmeyin lutfen. cok ihtiyacimiz var.

    kardesim hacettepe'de yogun bakimda su an. bagirsaklarindaki sizintiyi biriktirmek icin dikdortgen formunda büyük yara torbasi (a4 kagidi kadar buyuk oluyormus) istediler. altinda bir de muslugu varmis. dun aksam mesai saatini gectigi icin bulamadik. etraftaki bircok yere de sordurduk. yoktu. bugun de arife ve kesin lazim bu sey.
    medikal isleten, isleten taniyan varsa allah rizasi icin sordursun.
    coloplast marka oluyormus dediler.

    sunlardan olacak

    hastane cevresini gezdik. cogu kapali. acik olanlarda da kucuk boyu var. buyuk olanindan lazim bize.

    bir yazar uyardi musluklu kolostomi torbasi diye geciyormus. bize hastanenin soyledigi basliktaki gibiydi.

    birkac yazar kendilerine hastaneden bol bol verildigini belirtti. ankara'da hastasindan oturu elinde olan varsa yesillendirsin lutfen.

    malzemenin satisi toptan yapiliyormus hastanelere. parekende vermiyorlarmis medikalcilerin dedigine gore.
    yok mu hacettepe hastanesinde ya da cevre hastanelerde calisan, yakini olan? ıllaki vardir hastanede deniliyor.

  • 13. beyaz futbol

    rasim:ligin dügümünü haftaya kasımpasa-fenerbahçe derbisi çözecek.düşme hattı için önemli bir mücadele.
    not:fenerliyim güldüm. sinirlerim bozuk

  • 14. 11 eylül 2016 abd'nin kayyum bildirisi

    akp kayyum konusunda iyi niyetli mi; hiç değil. hdp'li bazı belediyeler pkk'ya destek sağlıyor mu, çatır çatır sağlıyor. peki bunlar nerede gerçekleşiyor yeni türkiye'de! 1980 öncesinde yani eski türkiye'de ise beğenin beğenmeyin amerika'ya karşı yeri geldiğinde çatır çatır direnmesini bilen bir ecevit vardı.

  • 15. hillary clinton

    suriye'de, libya'da kanlarını döktüğü, kendi topraklarında mülteci konumuna düşürdüğü milyonlarca insanın ahı peşini bırakmayacaktır. umarım hastalığı ciddidir.

    (bkz: ırıspı)

  • 16. pratisyen hekimler mağdur

    70.dhy sonucu atanan yeni mezun pratisyen hekimlerin, tebligatin 9.9.16 günü açıklanmasindan doğan mağduriyetlerini twiterda dile getirmek ,sesini sağlık bakanlığına duyurmak için açtıkları hastag.

    #pratisyenhekimlermagdur

    açıklamak gerekirse , 25.09.2016 pazar günü tus (tıp uzmanlık sinavi )var. sınav sadece üç büyük ilde yapilmakta.
    bu durumda 15 günlük süremiz en geç 26.09.2016 pazartesi dolmakta.

    edirne'den kars'a türkiyenin dört bir yanina seve seve gitmeye hazır olan hekimler sağlık bakanlığından biraz daha süre istemekteler.
    zaten memleketimizden uzakta sınava girip , ordan çok daha uzağa gideceğiz ve hepsini ardarda yapmaya çalışsak dahi mesai saatleri süresince işlerimizi halledememe olasılığımız var.

    tustan önce gitmeye çalışsak da işe başlamamız gerek ve dünyanin en zor sinavlarindan biri olan tusa harcadığımız emeklerimizi ve umutlarımizı çöpe atmış ve binbir emekle edindiğimiz mesleğimize başlarkenki heyecanımızı da kaybetmiş olacağız

    kisacasi doktorlar mağdur ,sağlık bakanlığından mehil süresinin uzatilmasini talep etmeye çalışıyor.
    (bkz: #pratisyenhekimlermagdur)

    #pratisyenhekimlermağdur

  • 17. zeki kadın

    keşke ülkemizde zeki kadının tek derdi sevgilisi ya da kocası olsa..

    muş'ta çalışırken bir gün 13 yaşında bir kız getirdiler. bayılıyormuş sık sık, acile getiriyorlarmış, oradaki pratisyen arkadaş epilepsi olabilir diye nörolojiye gönderiyor. eeg sonucu temiz. nörolog arkadaş psikiyatrik olabilir deyince bana getirmişler.

    aileyi çıkardım kızla konuşuyorum. cin gibi bakıyor bir kere, başladı anlatmaya. ailenin büyük kızı, 6 tane kardeşi var. ilkokuldan sonra okuldan almışlar. evde iş var, kardeşlerine baksın, tarlaya gitsin diye. öğretmeni çok yalvarmış, 'çok zeki, çok akıllı okutun bu kızı' diye ama babası nuh demiş peygamber dememiş. kız evde yemek, temizlik, çocuk bakımı derken kaldıramaz olmuş bunaltıyı. konversif bayılmalar başlamış.

    öyle zeki bir kızdı ki, 10 dakika görüşmeyle bile iq düzeyinin 140 civarı olduğu belli oluyordu. ziyan oluyordu yani ve ziyan olduğunu net şekilde görüyordu.

    normalde yaptığım bir şey olmasa da o kızın okumasının hatrına babayı iyice bir korkutup okula tekrar yazdırtmıştım. kız da okul çıkışı mutlu mesut teşekküre gelmişti aylar sonra.

    peki ya okula gidemeyenler?

    bu ülkenin zeki kadınlarının bir çoğunun temel sorunu erkeklerle yaşadıkları sevgililik meseleleri değil, toplumda ikinci sınıf görülüp, çocukluk döneminde erkek yaşıtlarıyla eğitim bazında fırsat eşitliğine sahip olmamaları maalesef.

  • 18. beşiktaş

    yakaladigi çikiş trendini anca kendi taraftari bitirecek diye dusunuyorum.

    daha simdiden şenol hocayi neden ömer ilk 11 de, neden olcay kadroda diye ağir şekilde elestirenler basladi.

    şimdi de şampiyonlar ligi kadrosunu veriyorlar. neymiş atiba ile inler beraber oynamaliymis mutlaka. bak paşalara ya. hocayi kovalim o zaman ne gerek var hocaya?? ismail kartal ya da hamza hamzaoglu gelsin siparis kadrolari oynatsin.

    yav kardesim şenol gunesi rahat birakin. ne yapiyorsa yapsin.

    tek elestirimiz tolga zengindi. o da bizzat yonetimden trabzon torpiline sahip. ki tolga 2 kez kupadan eletti bizi yoksa yemin ederim ona bile itiraz etmem aslinda.

    3-5 tane yeni transfer oldu direkt galatasaray kibiri, fenerbahçe şimarikligi sirayet etti taraftara.

    senin yapi taşin atiba, oguzhan, olcay kardeşim. bu takimi fedadan şampiyonluğa bu adamlar getirdi.

    bi rahat durun sakin olun. iyi transfer yapan her takim sampiyon olsaydi fenerbahce 10 sene ustuste sampiyon olurdu. takim ruhunu koruyacaksin, hocana guvenip sahip cikacaksin.

    besiktasi ve besiktasliyi seven biri olarak diyorum, elestiri başka şey, ben de elestiriyorum zaten ama yıkmak başka şey. kendinize gelin bence

    bu şimariklik iyi degil.

  • 19. yenikapı metro'daki sokak müzisyeni arkadaş

    11 eylül 2016 sokak müzisyeni taciz rezaletine imza atacakmış ki yakışıklılık sayesinde kurtulmuş çocuk.

    düşünsene yakışıksız bir tip "uzunca" bakacak bir kıza!
    peşinden gidecek!
    "niye alkışlamadınız" diyecek!
    "ne var ne yok" falan diyecek!
    bunlarla da yetinmeyip bir de "biz buradayız bekleriz" falan diyecek!

    bir daha baktım da bu kadar cürme taciz demek bile az gelirdi, doğrudan 11 eylül 2016 metroda tecavüze uğramam diye ifade edilirdi. allah'tan ki çocuk yakışıklıymış. bir gecede bu kadar çok rezaleti peşpeşe kaldıramazdık. sağ ol yakışıklı müzisyen.

  • 20. hakemler bjk formasıyla maç yönetsinler kampanyası

    fenerliyim ve başlığı açan arkadaşa aynen katılıyorum..

    dün itibariyle belli oldu ki; beşiktaş arena'da puan kaybetmeyecek. hatta; beşiktaş bu sene kolay kolay puan kaybetmeyecek..

    çünkü adamlar şıkır şıkır top oynayıp, çatır çutur gol atıyorlar..

    sen gel bunu federasyona bağla, sonra beşiktaş taraftarı tinerci olsun. yok yaaa!

  • 21. kendinin sıradan biri olduğunu fark etmek

    hiç biriniz sıradan değilsiniz. hepiniz evden işe/okula gidiyorsunuz, rutininiz var, yemek yiyor, uyuyor, uyanıyor, her gün aynı şeyleri yapıyorsunuz.

    ama sizi siz yapan şeyler bambaşka. kimsenin görmedikleri. size özel, size has olanlar. ben meslek icabı insanların hayatının arka odalarına göz atıyorum ve biliyorum ki özel olmayan bir kişi bile yok bu dünyada.

    hepimiz dışarıdan bakınca çok sıradanız ama iç dünyalarımız bambaşka ve biricik. kendinizin kıymetini bilin, kendinizi azımsamayın.

  • 22. +15 avize takma videosu

    ekşisözlüğü, itüsözlük standartlarına çekmeye and içmiş abaza ergenlerle dolu bir yer haline kim getirdiyse, heh işte ben onun amına koyayım.

    yeni bir içeriği sıfır, yarak kürek başlıkta görüşmek üzere.

  • 23. yaran olaylar

    yer: balıklı rum hastanesi anatolia 3 polikliniği terapi salonu

    yirmi kadar hasta u şeklinde dizilmiş koltuklarda oturmuş, günün bağımlısını dinlemek üzere doktorun gelmesini bekliyoruz. olay şöyle gelişiyor; tüm hastalar sırayla kendini tanıtıyor, hastalığını kabul ettiğini belirtmek üzere alkoliğim, bağımlıyım (kola bağımlısı ve internet bağımlısı olan iki genç, kumar bağımlısı az çok bilinen bir sanatçı, anne bağımlısı bir şirket yöneticisi vardı mesela), esrarkeşim, madde bağımlısıyım gibi şeyler söylüyor. sonra günün hastası önce yaşamını anlatıyor, bağımlılığa neden olan maddeyle nasıl tanıştığını, neler yaşadığını anlatıp bir nevi rahatlıyor. (ben bu seramoninin başka bir işe yaradığına inanmıyorum. terapi diyorlar ama yalan.) tabi her hasta gerçeği anlatmıyor; bu bazen utandığından oluyor, bazen bağımlılığın yarattığı mental bozukluklardan, bazen de sırf ibnelik olsun diye. (bkz: sırf ibnelik olsun diye yapılan şeyler) sonra da diğer hastalar sorular soruyor, günün konuşmacısına falan devam ediyor böyle.

    ortam kaotik, içeride cızırdayan floresanın sesinden başka çıt duyulmuyor. hasta yakınları u şeklindeki koltukların arkasındaki sandalyelerde sessizce hastaları izliyor, kimini ayıplayan, kimini acıyan, kimini ise utangaç gözlerle süzüyor. hepsi bugün dinleyecekleri hikayenin merakı içerisinde ama.

    o gün sıra, yaklaşık yirmi gün önce alkol psikozutanısıyla delirium tremens halinde hastaneye yatışı yapılan ve yattığı günden beri vücudunda gezdiğini söylediği böceklerden hastabakıcılara, ziyaretçilerden refakatçilere, hastalardan doktorlara kadar herkesi askeri zanneden ve iki gün öncesine kadar herkese rakısını getirmesini emreden emekli deniz kurmay albay bir amca. kızının hasta yakınlarına anlattığına göre her gün sabahtan içmeye başlıyor ve karaciğeri falan süngere dönmüş durumda. kaçıncı kez hastaneye yatırıldığını kızı bile artık hatırlamıyor.

    bu amca gerek bağımlılığı, gerek psikozun etkisi, gerekse de meslek hastalığı nedeniyle hastalarca pek sevilmeyen, fazla muhabbet edilmeyen biri. ama en çok ekonomi profesörü olan ve kendisi de alkolizmden muzdarip ömer hoca uyuz oluyor bu albaya. bağırıp çağırması, herkese emretmesi falan canını sıkıyor sanıyorum.

    doktorumuz geliyor ve seramoni başlıyor. herkes kendini her sabah olduğu gibi tanıtıyor, bazıları kabul etmiyor hastalığını, doktor uyarıyor, zorla da olsa söyletiyor, alkoliğim, bağımlıyım, esrarkeşim. konuşma sırası albaya geldiğinde önce itiraz edecek gibi oluyor, duruyor, derin bir nefes aldıktan sonra, "emekli deniz kurmay albay, halihazırda kılavuz kaptan haşmet bilmem ne. alkolik falan değilim, sosyal içiciyim." diyor. doktor nedense üstelemiyor (doktor bazen hastaların durumuna göre bu kendine itiraf dediği şeyi es geçiyordu, ama mutlaka bir gün o u masada bağımlılığını itiraf ediyordu hastalar) "sizi dinliyoruz haşmet albay'ım, bir gününüz nasıl geçiyor anlatır mısınız?" diye soruyor.

    haşmet albay başlıyor anlatmaya, sabah altı da kaktığını, boğazda iki saat yüzdükten sonra duşunu alıp en az bir saat kahvaltı eşliğinde günlük gazeteleri okuduğunu, sonrasında o gün kılavuz kaptanlık görevini yapmak için kıyı emniyetine geçtiğini, en az iki gemiye kılavuzluk yaptıktan sonra orduevine geçip tekrar spor yaptığını, spordan sonra duş alıp iki saat kitap okuduğunu, istiklale geçip saatlerce yürüdüğünü, insanlarla mutlaka sohbet ettiğini, akşam yemeğini orduevinde devreleriyle yediğini, yemek sonrası kitap yazmak için odasına çekildiğini, o çalışması bittiğinde de uyuduğunu ve bu rutininin emekli olduğundan bu güne kadar sürdüğünü büyük bir askeri disiplinle anlatıyor.

    tüm bu anlattıklarını normal bir insanın yapması muhtemelen birkaç gün süreceğinden herkes şaşırmış bir şekilde albaya bakarken ömer hocadan o müthiş soru geliyor;

    "iyi de kumandan, ne ara içiyon amına koyayım."

    salon yıkılıyor, doktor gülmememiz için uyarıyor, haşmet albay büyük bir ciddiyetle son noktayı koyuyor.

    "işte sabah kalkınca bir kadeh, yüzme dönüşü bir kadeh, kahvaltı da iki kadeh, görev esnasında üç kadeh, spor sonrası bir kadeh, kitap okurken iki kadeh, istiklal'de gezerken birkaç kadeh, akşam yemeğinde iki kadeh, kitap yazarken iki kadeh, uyumadan önce mutlaka bir kadeh."

  • 24. grand theft auto serisi'nden akılda kalanlar

  • 25. hatırladıkça iç burkan garibanlık anıları

    işsiz olduğum bir dönem vardı hayatımda. faturaların biriktiği, bu yüzden de elektrik saatini okumaya gelen eleman tarafından sürekli elektriğin kesildiği ve onun gidişinin ardından benim, elimde kontrol kalemi ve penseyle çıkıp kesik elektriği açtığım.

    paranın varlığının insanı güçlendirdiğini düşünen biri değilim ama yokluğunun güçsüzleştirdiğini yaşıyor, görüyordum.

    hayatının hiç beklenmedik döneminde işsiz kalmak, istifa etmek zorunda bırakılmak zaten pek yüksek olmayan standartlarının düşmesi ve geçmişte yaptığın planların gün geçtikçe senden uzaklaşıyor olması içten içe kemiriyor insanı. bu süreç uzadıkça da daha bir zorlaşıyor her şey.

    sanırım güçsüzleşmenin en kötü yanı, güçlü olduğun için elde ettiğin şeylerin elinden kayıp gidişini izlemek.
    çevremdeki insanlar hiçbir zaman çok param var diye benimle olmadı. zaten hiçbir zaman da öyle aman aman param olmadı fakat o zamana kadar hep dayanıklı, hep neşeliydim. güç dediğim şey ise bunları koruyabilmekti. işte o dönemde koruyamadım...

    günün yarısını internette iş arayarak, kariyer.net'te özgeçmişim görüntülendiği zaman onu anında yakalamaya çalışarak geçiriyordum. saçma sapan mülakatlara çağrılmak bile bende heyecan yaratıyordu. uzun uzun hazırlanıp gittiğim o saçma sapan mülakatların her biri hayallerime indirilen birer balyoz darbesi oluyordu. ben ise, o balyoz darbelerinin etkisiyle, daha aksi, sinirli ve huysuz biri oluyordum.

    önce etrafımdaki insanların sayısı azaldı. sonra ailemle daha az kavga etmek için çok daha az görüşmeye başladım.
    en sonunda da kız arkadaşım gitti. hiçbirisinin suçlu olduğunu düşünmüyorum. ben bile güçsüz halimi sevmiyordum.

    şu ana kadar yazdıklarım kısacık garibanlık anımın girizgahıydı aslında. uzun yazdım kusura bakmayın.

    kız arkadaşımdan ayrıldıktan çok değil iki gün sonra yine bir mülakata çağrılmak için arandım. iki gün sonra mülakat yapılacağı bilgisi aldıktan sonra telefonu kapattığımda, cebimde sadece yirmi lira olduğunu ve mülakata gidiş geliş yaklaşık 10-15 liraya ihtiyacım olduğunu gördüm. tabii ki, iki gün sonraki görüşmeye gidemedim. parasını geçtim, zaten yine umutsuzdum. görüşmenin olacağı gün arayıp o gün için gidemeyeceğimi söyledim. bir sonraki güne randevu vermek istediklerinde kıvırdım. bu sefer bir sonraki gün deyip resmen zorla çağırdılar görüşmeye. tamam dedim. aslında içten içe umutlanmıştım sanki.

    görüşme günü geldiğinde cebimde bozuk bir kaç lira dışında hiç param yoktu. dediğim gibi isteyebileceğim kimse de yoktu artık çevremde. sabah kalktım, hazırlandım, cebime üç liramı koydum ve dışarı çıktım. bakkala girdiğimde, bakkal her zaman aldığım sigarayı alıp tezgaha koydu ama ben sigara almayacaktım bu kez. yaşlı adama, "abi, varsa yirmi lira borç isteyecektim senden, iş görüşmesine gitmem gerekiyor da." dedim. bence sesim titredi. utancımdan değil ama yok derse diye korktuğum için. "tabii ki" deyip cebinden çıkardığı parayla birlikte sigarayı da uzattı. "önemli değil, olunca verirsin. inşallah istediğin gibi geçer görüşme." diye de ekledi. o güne kadarki en uzun muhabbetimiz buydu aslında adamla.

    o gün görüşme istediğim gibi geçti. o görüşmenin üzerinden şimdiye iki sene geçtiğini ve hala orada çalıştığımı düşünecek olursak işverenin de istediği gibi geçmiş galiba.

    teşekkür ederim mehmet abi.

  • 26. ismail saymaz

    televizyonda da tuhaf hissettiğin oldu mu böyle?

    - bir gün beyaz tv’ye kadir çelik’in programına gittim, kadir abi’yi severim ama baktım ki bir tuhaf ortam. herkesin akp’li olduğu ve herkesin birbirine bağırdığı bir yer... yadırgadım. “beyler yanlış yapıyorsunuz, sizin bana bağırmanız lazım” dedim sakinleşsinler diye. sakinleşmediler de. alışmışlar çünkü. akp’yi daha çok övmeye dönük bağırıyorlar. şaşırdım tabii. muhalif yokluğundan birbirlerine bağırma geleneği başlamış.

    http://www.hurriyet.com.tr/…-ismail-saymaz-40221028

    hahaha.

  • 27. yüksek sadakat

    selçuk sami cingi ile yollarını ayıran grup.

    (bkz: yüksek sadakat'te yılmaz vural sesleri)

  • 28. hamileyim şakası yapan ablasını döven çocuk

    kendi çomar neslinin farkında olan çocuktur.

    böyleleri ürememeli.

  • 29. fenerbahçe

    puan durumu > tumunu goster

  • 30. internetten tanışılan kişiyle görüşmek

    yarın tren garında gerçekleştireceğim aktivite. kıza böyle mütevazi ve utangaç erkek numarası yapıyorum iki haftadır ki mevzuya uyanmasın. cerrah arkadaşım da bizi uzaktan izleyecek. neşter, küvet, buzlar hepsi hazır.

  • 31. seviyor sevmiyor

    --- spoiler ---

    tuna: sen neye yanarsan yan, ben hep senden yanayım.
    --- spoiler ---

  • 32. 11 eylül 2001

    abd yakın tarihinin en travmatik günüdür.

    o gün aralarında 270 ila 400 arası yahudinin de bulunduğu binlerce insan hayatını kaybetmiştir. bu yahudilerden ikisi de benim o zamanlar çalıştığım bir danışmanlık şirketinde görevliydi. her ikisini de tanırdım.

    o gün, ikiz kuleler 2500 fahrenheit'a kadar erimeyen, ama 1500 fahrenheit ısıda yanan jet yakıtı ve bu yakıtın neden olduğu iç yangın nedeniyle sadece 1100 fahrenheit civarında dayanıklılığının %50'sini kaybedip deforme olan çelik kolonlar nedeniyle yıkılmıştı.

    binaların tasarımcıları uçak çarpmasını dikkate almıştı, ama uçak çarpmasının şoku ile çelik kolonların üzerinden sökülüp atılan izolasyonu, uçağın yakıt tanklarının nerdeyse tamamen dolu olabileceğini, jet yakıtı ile birden çok katta aynı anda başlayacak bir yangının halısından masasına kadar her tür malzemeyi de beraberinde yakıp o çelik kolonları gevşetebileceği hesaplanmamıştı.

    o gün bütün pentagon da dahil olmak üzere binalara çarpan ve yere çakılan her uçaktan oldukça fazla sayıda kalıntı elde edilmişti. hakkında en çok tartışılan pentagon'un çim alanı irili ufaklı uçak parçaları ile doluydu.

    ikiz kuleler civarında toplanan kalıntılar arasında rastlanan terörist pasaportunun yanında, daha aylar önce boston'daki bir üniversiteden mezun olan bir kızın united airlines üyelik kartı da vardı. bunların yanında daha düzinelerce kişisel eşya bulunmuştu.

    gerçi pasaport olsa da, olmasa da o uçaklarda kimlerin olduğu zaten belliydi.

    o gün, ve o güne giden aylar süresince abd devleti adeta uykudaydı. abd tarihinin en düşük zekalı başkanı beyaz saray'da ikamet ediyordu. hatta o yazı hatırlayanlar varsa, abd'nin en önemli dış kaynaklı probleminin bir çin savaş uçağının yüksek irtifada uçan bir abd casus uçağının burnunu kesip atması ve uçağı inişe zorlaması olduğunu hatırlayacaktır.

    o gün o uçaklarda insanlar vardı. hepsi öldü. bazılarının ses kayıtları hala internet'te bulunabilir.

    o gün o binalarda yahudiler de, müslümanlar da, budistler de, hristiyanlar da, ateistler de vardı.

    o gün tahmin edilmeyen sadece tek şey vardı.

    o saldırıyı hazırlayanlar bile o kulelelerin çökeceğini tahmin edemediler. kulelerin çöküşü, travmayı en azından bir 10'a katladı ve rumsfeld gibi, cheney gibi, ashcroft gibi şahinlerin kontrolü ele almasına yol açtı.

    hayır, ortada onbinlerce insanın haberdar olup da gizlilik yemini ettiği bir senaryo yok. o kuleler 90'lı yıllarda da devrilmeye çalışıldı. başarısız oldular. yakalandılar. hapiste çürümekteler. bu defa tek fark, başarılı olmalarıydı.

    ben 9/11 sonrası abd'nin - afganistan dışında - takındığı tutuma tabandan karşı olan, ve demokratik parti tarafında yer alan bir abd vatandaşı olarak bu işin abd tarafından tasarlandığına filan inanmıyorum.

    öte yandan, bu konuda defalarca yanıt bulmuş komplo teorilerine sarılan insanlara da biraz acıyarak bakıyorum.

    bu yazıyı da, basit bir gerçekle bitiriyorum:

    - abd'nin 2015 senesinde ırak'tan ithal ettiği petrol, toplam ithalatının sadece %2.5'i.

    - abd'ye en fazla petrol ihraç eden ülke kanada. abd ithallerinin %40'ı bu ülkeden geliyor.

    - abd'nin - suudi arabistan dahil - opec ülkelerinden ithal ettiği petrol, toplamın sadece %31'i. buna %2.5'lik payı ile ırak da dahil. zaten bu dilimin yarısı kuveyt ve suudi arabistan gibi yandaş devletlerden alınıyor.

    - abd'nin rusya'dan satın aldığı petrol, ırak'tan gelen petrolden daha fazla.

    ama olayın en önemli yanı şu...

    artık abd kendi kendine yetecek petrol kapasitesine sahip bir ülke.

    evet... bazen en basit açıklama en doğru açıklamadır. uçak eğitimlerinde inişe önem vermeyen müslüman teröristlere tekrar bir bakın derim.

    ingilizceniz varsa, komplo teorilerinin hepsinin teker teker çürütüldüğü çok kaliteli kitaplar, yayınlar da var. mesela yukarıda vatandaşın biri "alın bakın, burada her şey açıklanıyor" diye link atmış. açılışta muhammed'in söylediği bir hadis var. sonrasını izlemedim.

    yazık size.

  • 33. dinle dalga geçince modern oldum sanan zavallı

    dinle dalga geçen herkesin modern olduğunu zannetiğini sananların niyet okuyumasıdır.

    mesela yine bu niyet okuyucu tipler üniversiteli tüm ateistlerin kız tavlamak için ateist olduğunu da iddia eder.

  • 34. olcay şahan

    kendisi isliklamak şimarikliktir.

    3-5 transfer oldu götü kalkti bazilarinin. yarin adriano, quaresma laga luga yaparsa geriye kalip aslanlar gibi oynayacak tek isim yine olcaydir.

    bu adam ibrahim uzulmez gibi. son senesinde ve beşiktaştan gittiginde degerini anlayacaksiniz.

  • 35. dick advocaat

    fenerbahçe'nin içinde bulunduğu durumda sorumluluğu en az olan kişidir. yönetimden, oyunculardan, seyirciden, hatta top toplayıcıdan bile daha az sorumluluğu var ve bu konuda gayet ciddiyim.

    fenerbahçe'nin şu anki durumunun sorumlusu aziz yıldırım, mahmut uslu kafası ve yıllardır gözümüze yıldızlar topluluğu diye sokulan yarıya yakını çöplerden oluşan kadrosudur.

  • 36. bir telefona 4 bin lira veren görgüsüzler

  • 37. az önce öldürülen hayvanı yağına bana bana yemek

    bayram namazından sonra hunharca yapacağım eylem. sen o kasaptan aldığın etlerin eceliyle ölen hayvanlardan falan geldiğini zannediyorsun herhalde delikanlı?

  • 38. 11 eylül 2016 internet kesintisi

    ığdır'da öğlene kadar yaşanan kesinti.
    gerek kablolu internet gerekse 3 farklı operatörden internete bağlanamadiğım bugün en sıkıcı günlerimden biri oldu
    edit: doğu lafı geçince aklina hemen o insanları heval olarak sıfatlandıran zihniyetin de damına koyayım

  • 39. samsung galaxy note 7

    zamanında iphone bükülüyor diye taşak geçen ve kara propoganda yapan şirketin kendini rezil ettiği model. daha da yarramı satarsınız artık bu telefonu.

  • 40. vodafone arena

    eski inönü stadı romantiklerini ortaya çıkarmış stat. etrafımda eski inönü'yü özlediğini söyleyen çok kişi var. inönü stadı'na 5 yıl kombineyle girmiş ve vodafone arena'da maç kaçırmamış biri olarak bir karşılaştırma yapmak isterim.

    ilk olarak kapalı tribün kültürüne sekte verildiği aşikar. bunun aksini iddia edemeyeceğim. avrupa'nın tüm büyük kulüplerinde olduğu gibi* hiç susmayan taraftar grubu artık kale arkalarında yer alıyor. kapalı tribündeki aşırı fiyatlar, ateşli destek veren 16-25 yaş arası okuyan gençleri açık tribüne itti.

    taraftarın destek verme biçimi de bir nebze değişti. artık top rakipteyken yoğun ıslık yapan bir beşiktaş tribünü var. başarıya oynayan, şampiyonluk kovalayan takımlar için bu şart. bunun eleştirilmesi bana komik geliyor artık. "sevinmek için sevmedik" kafasından kurtulmamız bu takımı türkiye'nin en büyüğü yapacak kısa sürede.

    artık tezahuratlara, marşlara, atışmalara yeni açık veya yeni adıyla kuzey tribünü başlıyor. maç boyunca neredeyse hiç susmadan destek bu tribünden veriliyor. inönü stadı'ndan farklı olarak artık atışmalara ve tezahuratlara numaralı tribün de katılıyor. hiç maça gitmeyenlerin "yeni statta bağıran yok" aforizması çok yanlış.

    tribünde doluluk istenen seviyenin de üstünde. eski inönü'de, kapalı tribün avrupa maçları ve derbiler dışında tam dolmazdı. yeni kapalı olarak adlandırılabilecek yeni açık tribünü dünkü karabük maçında full çekti örneğin. statta da 28 bin kişi vardı ki, biz inönü'de bu tarz maçlarda 7-8 bin kişiye oynardık. vodafone arena'da 5 maçta 17 gol atılması da bunun kanıtı. inanılmaz bir itici güç var.

    en büyük fark stadın konforunda yaşandı elbette. inönü stadı'nda her tribüne bir yerden giriş yapılırdı. aramalar tek tek olurdu. yani sıradan bir maçı kaçırmamak için 1 saat, derbileri kaçırmamak için 2 saat önce stadın önünde olmanız gerekirdi. inönü stadı'nın içindeki hizmetler yeterli değildi. tuvaletlerin rezil halinden dolayı tüm koridorlarda ağır sidik kokusundan durulmazdı. 10 bin kişilik yere bir büfe düşerdi. sular daha maç başlamadan biterdi. yiyecek zaten hak getire. yeni açığın sonradan kapanan üzeri yağmurdan korumazdı. tribün önleri sırılsıklam şekilde maçtan dönerdi. kapalı tribünler için de aynısı geçerli. çıkışlar ayrı bir rezaletti. her maç sonu taraftar, kapalı demir kapıları patlatmak için uğraşırdı. izdihamdan yarım saatte çıkarsanız şanslıydınız. vodafone arena bizi bu konuların hiçbirinde mağdur etmedi. en geç girdiğim şampiyonluk maçına 15 dakikada girdim, 5 dakika çıktım. büfelerde istenen her şey olduğu gibi ihtiyacı karşılayacak şekilde ayarlanmış. yığılma olmuyor. tuvaletlerin sürekli temizlendiği belli. maç arasında tüm taraftarın girdiği tuvaletler maç sonunda tertemiz. tribünlerin üstü göstermelik değil gerçekten kapalı. içeride internete wifi'yla bağlanıyosunuz ve tam dolu stada rağmen kasma olmuyor.

    özetle bu konumda eski inönü stadı'nı özlemek bana biraz romantiklik geliyor. bu stada emeği geçenleri tek tek tebrik etmek gerekiyor. stattan istediği randımanı alamayanlar için bir tavsiyede bulunabilirim; "90 dakika bağırmak istiyorum, ben maç izlemeye değil takımı desteklemeye geliyorum ve boş tribün görmek istemiyorum" diyorsanız yeni açık (kuzey) tribünde olmalısınız. "maçı iyi yerden göreyim ama desteğimi de vereyim" diyorsanız kapalı üst (doğu üst) tribünde bulunmalısınız. "ara ara desteklerim ama bir gözüm maçta olur" diyorsanız kapalı alt (doğu alt) veya eski açık (güney) tribünde olmalısınız. "ben atmosferi ve maçı izlemek, video çekmek belki de yayın yapmak için buradayım" diyorsanız numaralı (batı) tribünde olmalısınız. eski inönü'de kapalı'da bulunan bir adam olarak, vodafone arena'da kombinemi yeni açık'tan aldım bunu tahmin ederek. ve istediğim randımandan daha fazlasını alıyorum. rüya gibi bir stadyum. değerini en çok biz bilmeliyiz.

  • 41. umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları

    sofore "musait bi yer" demeye 50-100 metre kalmisken baska bir yolcunun inmek istemesi uzerine "kalmis surada 5-6 bina, tekrar durdurmayayim simdi" diye dunuserek inip yurumeye basladiginda, o dolmustaki baska birinin tam da senin inmek istedigin yerde araci durdurdugunu gormek...

  • 42. izmir'de sokak düğünlerinin yasaklanması

    ulan mezun olana kadar buca'dan çektiğimi kimse çekmedi demicem herkesin amına koydunuz orosbuçocukları.

    tanım: şimdiye kadar yasaklanmaması zaten asıl enteresan olandır.

  • 43. jan olde riekerink

    gelmis agzini yuzunu siktigimin terimsporlulari. fenerin 1 puani var. bizim takim namaglup goturuyor, daha seyirci yuzu gormemis. sizin gibi terim sevdalilari ve medya yuzunden teknik direktorumuz agir baski altinda. ayiptir ulan. sirf adam yabanci diye niye dusmanlik yapiyorsunuz? gidin bursaspor'u filan tutun mk, denge dengeoglu var hem. elinde olsa turkiye'nin sinirina yabanci yaklastirmayacak.

  • 44. ozan tufan

    10. sıranın altında bir türk takımında oynamakta olan oyuncu

    not: alex de souza

  • 45. ibrahim üzülmez

    uefa'nın, beşiktaş'ın şampiyonlar ligi'ndeki en ünlü beş galibiyeti videosunda başrolde lan adam...

    http://www.uefa.com/…rs-of-ucl/videoid=2398058.html

    ilkinde, barça maçında soldan deli gibi yardırıp golü yaratması var.

    ikincisinde sergen'e, üçüncüsünde bobo'ya direkt asisti var. ve ayrıca diğer iki maçta da sahada. beş maçın üçünde de kaptan üstelik.

    beşiktaş'ın hakiki efsanelerinden birisi aslında, ama işte, öyle fiyakalı olmayınca...

    kral adam.

  • 46. 11 eylül 2016 trabzonspor osmanlıspor maçı

    balkonda mangal öncesi vakit geçer diye açtığım maç.

    şu an 2008'e ait gazete buldum onu okuyorum.

  • 47. en uzun süre football manager oynama rekoru

  • 48. bir kadının kaliteli olduğunu gösteren detaylar

    kadın, erkek fark etmeksizin, bir insanın kaliteli olduğunu gösteren tek detay (bkz: mehteran) olması.
    bir insan mehteransa, mükemmel insandır her yönüyle.

  • 49. asker eşleri maarif takvimine soyunsun

    aşağılık bir beyan.
    zamanın adamları hepiniz yok olacaksınız
    go to hell bitch
    what is hell

  • 50. 11 eylül 2016 niğde depremi