debe başlıkları

haciz mahallinde tango54
profili

  • ofise babetle gelen kadının asıl amacı

    bitmediniz, bitemediniz; değil mi?

    size ne lan?

    babet giyiyorum çünkü ayaklarımın pide gibi görünmesinden keyif alıyorum.
    sneaker giyiyorum çünkü rengini seviyorum.
    topuklu giyiyorum çünkü canım istiyor.
    yalın ayak geziyorum çünkü sana ne?

    sana ne lan ağzına sıçtığımın; sana ne?

    göz zevkini bozuyormuşuz.
    sen de varlığınla benim ruhuma darlık veriyorsun; onu napıcaz?
    seçenek sunuyor bir de, babet olmazmış ama kinetix'in oluru varmış; haspamdaki hadde bak!

    sana ne lan, sana neeeeeeeeeeeee?

  • hemşirelere hekimlik yolu açılsın

    hukuk okumayanların avukatlık yapmasına yönelik tekliften sonra, şahane bir teklif daha.

    lan gerizekalı; puanın yetseydi zatne tıp okur ve doktor olurdun.
    üniversite sınavında yeterli puanı alamamışsın, tıp fakültesine girememişsin. puanın hemşireliğe yetiyormuş, hemşire olmuşsun.

    daha neyin talebidir bu ya?

    yemin ediyorum aptal bu millet!

  • tuzlu tereyağı

    bunun türkiye'de popüler olmadığını zannedenler ve tuzlu tereyağıyla gidip taaa ingiltere'de tanışanlar, memleketin neresindeki fildişi kulede yaşıyorsunuz lan?

    bizim köşedeki markette bile var tuzlu tereyağı. eskiden köylerde kışlık tereyağı çabuk bozulmasın diye tuzlarlardı.

    yani hakikaten çok cahilsiniz ve yaşadığınız toplumdan bihabersiniz; daha da bir şey diyemeyeceğim ben.

  • bir günde iki kadınla sevişmek

    kadınlardan en az birisiyle aranızda bir ilişki varsa (eşlik, sevgililik, adı konulmamış sevgililik, nişan vs) şerefsizin tekisiniz.

    bunun dışında kendi bileceğiniz iş.

  • şarapla iyi giden şeyler

    şarabı yuttuktan sonra ağzınızdaki tadını hızlıca yok edebilecek herhangi bir şey. mümkünse tuzlu olsun ki mideniz kalkmasın.

    evet, şarabın tadı bence çok kötü.

  • git köpeğini boş bir inşaata işet

    kadının yerinde ben olsam, haftada sadece birkaç saat açık havaya ve yeşil alana çıkartabildiğim çocuğumun köpek sidikleri içinde oynamasını ben de istemezdim. çocuk köpek sidiğinden hasta olsa, sorumlusu kim?

    öte yandan, çocuğumu işetmemi normal karşılamayacağın bir parka, köpeğinin işeyip sıçmasını normal karşılamamı da bekleme. ikisi de çiş sonuçta, ne farkı var?

    götür köpeğini başka yerde işet; orası tuvalet değil, park. her haftasonu denk geliyorum bu densiz insanlara, sinir basıyor. ben oturmuşum orada, çay içiyorum; başkalarının çocukları top oynuyorlar; millet iki saat nefes almanın derdinde; adam getirip milletin orta yerine köpek işetiyor! ben gelip senin yemek masanın önünde işeyeyim mi, bahçene sıçayım mı? hoş mu yani? bu kadarcık empati kurabilmek için alim olmanıza gerek yok; insan olmanız kafi!

    edit: şu kadarcık şeye aklı ermeyen beyinsizler hayvansever kesilmiş başımıza... arkadaşım, alenen ortaya işeyen hayvanın sidiğiyle, günlük hayatta mecburen maruz kaldığımız "sosyal hayat pisliği" bir değil! sapla samanı karıştırmayın!
    köpeklerden ya da genel anlamda hayvanlardan değil ama sizin şu "köpeğimin bokunu yiyin" tavrınızdan nefret ediyorum! kimse sizin köpeğinizin sidiğine bulaşmak zorunda değil! o kadar seviyorsanız evinize işetin!

    dünya hayvanlara aitmiş meğer, bizim değilmiş... vaaay! bunu savunanlar; bu zekayla çok yaşamazsınız, ben diyeyim size. hoş, zaten yaşamayın da hayvanların dünyasında zaten; yazık değil mi hayvancıklara?

    edit 2: ahahaha süper zekaya bak lan; "git bahçeli evini al" demiş adam... sen alsan o bahçeli evi, köpeğini kendi bahçene özgürce sıçırtsan da bizim sokaklar temiz kalsa ha, ne dersin?

  • türk insanında kişisel alan kavramının olmayışı

    beni inanılmaz rahatsız eden, hayattan soğutan gerçek.
    o kadar saygısız, bencil ve empati yoksunuyuz ki, "kişsiel alan" kavramından bihaberiz ya da bu kavrama saygı duymak umurumuzda değil.

    * bir iş için ya da toplu taşıma beklerken sıraya girersin, gelip dibine kadar sokulurlar; 20 cm öteye gitmezler.
    * yürüyen merdivende gelip hemen bir arkanızdaki basamakta dikilirler. bir basamakcık geride beklemeyi düşünemez ya da umursamazlar.
    * asansörde sizden basmanızı rica etmek yerine, ellerini bazen size çarpacak şekilde koltuk altınızdan, göğsünüzün üstünden, ensenizden uzatıp kat düğmesine basarlar.
    * yürüyen merdivende yan bantlara tutunup, ellerini sizin önünüze doğru uzatırlar. zaten sadece bir basamak dibinizde oldukları için, belinize sarılıyormuş gibi hissedersiniz.
    * toplu taşımada size bir yerlerinden değerler. suratınıza üfler, poflarlar.
    * evinizin-ofis odanızın-kişisel bir mekanınızın kapısı açıksa merakla içeriye bakarlar.
    * kuaförde işlemlerinizi yaptırırken gözlerini üstünüze dikip seyreder, rahatsız olabileceğinizi düşünmezler.
    * gözlerini dikip bakarlar. rahatsız olduğunuzu anlasalar dahi başlarını çevirmezler.
    * bankada, hastanede, postanede vs. işlem yaptırırken gelip yanınızda dikilirler. o an özel bir işleminizin olabileceğini yahut sizi seyretmelerinden rahatsız olabileceğinizi düşünmezler.
    * atm'den para çekerken dibinize kadar girip seyrederler.
    * toplu taşımada müzik dinler, cak cak sakız çiğner, yüksek sesle dakikalarca sohbet ederler.
    * siz alışveriş yaparken gelip yanınızda dikilir, denediğiniz kıyafetin üstünüzde duruşuna bakar, ürün seçmekte olduğunuz reyona sizi iteleyerek uzanırlar.
    * cep telefonunuzun ekranına, okuduğunuz kitaba vs. bakarlar.
    * evinize misafirliğe gelir, izin istemeden diğer odalarınıza dalarlar.
    * çocuğunuz varsa zaten kamunun malı sayılır; sizin yanınızda onu azarlar ve terbiye etmeye çalışır, ona yiyecek verirler; size sormazlar dahi.
    * otobüste koltuklarını kucağınıza kadar yatırırlar,
    * toplu taşımada, sohbet ortamında, işyerinde ayaklarını burnunuzun dibine kadar uzatırlar,
    * yan yana oturduğunuz bank, koltuk gibi yerlerde bacaklarını sallayıp sizi de öne arkaya sallarlar,
    * kalabalık alanlarda çantalarını önlerine almaz, size yaslarlar,
    * denize girersin, adam gelir tam dibinde yüzer. kocaman deniz abi, bulunabileceğin en geniş ve boş alan belki, neden dibimde yüzüyorsun, neden üstüme üstüme su sıçratıyorsun?
    * açık alanlardaki kafeterya masalarının arasındaki boşluğu yol olarak kullanırlar... lan kenardan geçsen ya?
    * otobüste, metroda eşyalarını getirip sizin önünüzdeki azıcık boşluğa sıkıştırırlar, ayaklarınızı götürecek yer bulamazsınız. o eşyayı geri almak için eğilip suratlarını adeta kucağınıza gömmelerinden bahsetmiyorum bile.
    * müvekkil gelir, masamın önündeki sandalyeye oturup derdini anlatmaya başlar. daha ikinci cümlede masamın ortasına kadar uzanıp kolunu dayar, masamdaki eşyalarla oynar, masaya dirseklerini dayayıp uzanarak bilgisayar ekranına bakmaya çalışır.
    * ofise gelir, sekreter arkasından yetişmeye çalışırken sorgusuz sualsiz odanıza dalar.
    * istediği kişi ile görüşmeyi bekleme alanında değil, masanızın başında dikilerek bekler.
    * teklifsizce masanızın arkasına geçer, etrafı inceler.

    vs, vs, vs...

    "her yer çok kalabalık, ne yapalım?" demeyin, şu saydıklarımın çoğunun kalabalıkla ilgisi yok. kaldı ki insanımız bomboş bir alanda dahi olsa gerçekten kişisel alan kavramından tamamen bihaber. çok benciliz, saygı kavramından haberimiz dahi yok. insanlar birbirinden nefret ediyor ve her türlü muameleyi birbirimize hak görüyoruz.

    sinir basıyor.

    edit: çok sayıda mesaj aldım, üstüne entry çok fazla da beğenildi. demek ki insanımızın bu konuda ciddi bir şikayeti var.
    beni ruh hastası, paranoyak, anlayışsız, asosyal yahut şirret olmakla yaftalayan arkadaşlara da şunu diyebilirim ancak: olması gerekende fazlaca uzaklaştığınız için anlayamıyor olabilirsiniz; ama insanın bir kişisel alanı vardır ve bu korunmalıdır; bunun sıcakkanlılıkla yahut tam tersi asosyallikle vs. ilgisi de zerre kadar yoktur. yürüyen merdivende götüme giren adam bunu sıcakkanlılığından yapmıyor ya da ben asosyalliğim nedeniyle bundan rahatsız olmuyorum; sapla samanı ayırın rica ederim.

  • +18'li şehir tanıtımı yapan kayseri valiliği

    vali, kitaba yazdığı önsözde “ülke insanımızın kitap okuma alışkanlığının çoğu ülke insanlarına göre çok düşük olduğu bu günlerde, akıcı üslupla yazılıp her birindeki olaylardan ders çıkarılacak nitelikte olan bu kitapların gençlerimizin okuma alışkanlıklarını geliştirmelerine katkı yapacağını ümit ederek bu kitapların okuyucuya ulaşmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” demiş.

    adam ülkede okuma alışkanlığı olmamasını eleştiriyor ama kendisi, bizzat önsöz yazdığı kitabı dahi okumamış.

    işte benim güzide ülkemin kendine has çelişkilerinden bir örnek...

  • telefon ekranına kırılmaz cam kaplatmak

    kırılmaları engellemese de çizilmeleri büyük oranda engellediğinden, şahsen tercih ettiğim durum.

  • ağladığı için bebeğin suratını sıkan hemşire

    işkence etme kastıyla değil, sözümona severken yapmış aslında ama neticede bebeğin canını yakmış ve onu korkutmuş. kastını aşan bir hareket olmuş kısacası. haberde yazdığı gibi "ağlayan bebeğin ağzını kapattı!!!" falan; yok öyle bir durum abi; çarpıtmayın gözünüzü seveyim.

    kötü niyetli olmadığından, bebeği incitmeyi amaçlamadığından, çocuklara şiddet uygulayan diğer canilerle bir tutulmasını doğru bulmuyorum. "ağladığı için bebeğin suratını sıkmış" şeklindeki bir başlık da yanlış bence; ağladığı için işkence etmiyor kadın, kendi aklınca seviyor işte. yanlış seviyor, bokunu çıkarıyor ama seviyor yani; videoda ne bir azarlama var ne bir şiddet var; sadece severken hırpalamış; mahalledeki ayşe teyze gibi yani.

    yaptığı şey kati surette yanlış; bu noktada diğer yazarlarla hemfikirim. en azından bebeğin canının yanacağını, korkacağını öngörmesi gerekirdi. ya da allah korusun; başkaca kazalara da meydan verebilir bu gibi hırpalamalar. ama türk insanı böyledir abi, ısıra ısıra sever, döve döve sever; çok yanlış ama böyledir yani. aynılarını yeğenime de yapıyorlar; sinir olurum ama tek kelime edemem mesela; azarlasan "sevdim canım, ne var?" diyecek...

    netice itibariyle bu kadını, haberlerde okuduğumuz diğer insanlarla bir tutup üstelik "ağladığı için bebeğin yüzünü sıkan hemşire" diye de başlık açarsanız, yine haksız bir linç eylemine kapı açmış olursunuz. yazıktır, günahtır, vebaldir; aman diyeyim.

  • havaalanında ayağıyla oynayan adam

    şimdi bu adam gitti, uçağa bindi, emniyet kemerine dokundu.
    sonra önündeki masayı açtı, ona dokundu.
    sonra koltuğun kolçaklarına dokundu.
    sonra indi, havaalanındaki aktarma aracına bindi, tutamaklara dokundu.
    sonra gitti, bir taksinin kapısını açtı; inerken şoföre vereceği paraya dokundu.

    o indikten sonra taksiye tesadüfen ben binmiştim; para üstü olarak şoför bana adamın kendisine verdiği o parayı...

    ay daha fazla devam edemiycem...

  • hastane bahçesinde karısını tekmeleyen adam

    iki ay önce doğum yapmış olan ve hastalığı nedeniyle yürümekte zorlandığı belirtilen karısını, yalvarmasına ve ağlamasına rağmen, bebeğin kontrolü için gittikleri hastanenin bahçesinde "neden yürümüyorsun?" diye tekmeleyen canlı.

    haber

    anadolu aslında böyle bir yer ve biz halkımızı, aslında olduğundan daha çok insan zannediyoruz; benim başka diyecek lafım kalmadı.

    edit: kadıncağız şikayetçi olmayacak ve adam elini kolunu sallaya sallaya aramıza dönecek; bekleyelim ve görelim.

  • eskortluk geçmişi olan bir kadınla evlenmek

    söz konusu ankette "evet" diyenlerin aynı zamanda "çağdaşlık, modernlik, özgürlük, yallah arabistana, seni başkan yaptırmayacağız filan" de diyenler olduğu ifade edilmiş.

    yani akp'ye oy vermediğim için, eski bir eskortla evlenebilirim; başlık sahibinin tabiriyle "mezhebim geniş". hatta muhtemelen bununla da kalmayacak, "gavat, pezevenk" falan diyecek kendisi.

    akla boku, elmayla armutu ancak bu kadar karıştırabilirsin.
    senin gibi düşünmeyen insanları ancak bu kadar yaftalayabilir, bu kadar küçümseyebilirsin.
    basit ve saçma sapan bir anket üzerinden insanları ancak bu kadar iğrenç ve mide bulandırıcı bir şekilde vurabilirsin.

    insan bu denli çirkinleşir mi ya?
    çirkinleşiyormuş.

    akp'ye oy veren bir eşcinsel olabilirim.
    akp'ye oy verip, gidip bir eskortla evlenebilirim.
    akp'ye oy vermeyip, beş vakit namaz da kılabilirim.
    sana ne lan; sana ne? kıt akıllı, sana ne?

    evet diyenler "seni başkan yaptırmayacağız" diyenlermiş...
    karaktersiz herife bak sen; şunun kendinde gördüğü hadde bak ya! şunun sınıflandırmasına, azıcık aklıyla sokmaya çalıştığı lafa bak ya! sinirlerim zıpladı!

    ulan midem bulanıyor sizden artık be; yemin ederim tiksiniyor ve nefret ediyorum!
    kendi başınızı yiyin!

  • okulda düzenlenen kapanma partisi

    2017 model ikna odası görüntüsüdür bu abi!

    ben de sanıyorum ki sömestr geldi, okullar kapanıyor; onun için parti yapıyorlar.

    bakınız bu baskıdır. o parti yapılırken dışlanacağını, diğer arkadaşları kapandığı için kutlanırken kendisinin kınanacağını düşünecek o küçücük kız çocukları ve istese de istemese de kapanacak; sırf kendini gruba dahil hissetmek ve kutlanmak istediği için kapanacak.

    daha küçücük, özgür iradesi olmayan, neye inanıp neye inanamayacağını kendisi kestiremeyen, soyut kavramlara aklı ermeyen çocukların başlarını örtmeleri sizi neden tatmin ediyor ki? o bilmiyor ne yaptığını; siz baskılamışsınız; bundan zerre sorumluluk duymuyor musunuz?

    şimdi ben de mesela seküler bir insan olarak "açıldım mutluyum" partisi yaptırsam; bu da dinsel özgürlüğe girer mi?
    e hani ikna odaları diye bağırıyordunuz? ne farkı var şimdi bunun ikna odasından?

  • 9 yaşındaki kızına tecavüz eden baba

    bak bunu hadım edeceksin. o uğruna suç işlemeyi, öz kızının canını yakmayı dahi göze aldığı kutsal erkekliğinden ilelebet mahrum kalacak. sıçarım modern hukukun da içine.

    yalvarıyorum; bu yasayı çıkartın artık!

    ps: hukukçuyum!

  • kendinizle çıkar mıydınız

    çıkmazdım; açık ve net.

    daha canlı, daha enerjik, daha az melankolik birini arardım muhtemelen.

  • evliyim ama ilk aşkımı unutamıyorum diyen insan

    ağzına sicilasi insandır.

    evlenme o zaman.

  • güven veren firma isimleri

    (bkz: metro turizm)

    bu markayla seyahat ettiğiniz her seferde, en az bir sorun yaşayacağınız ihtimaline kesinlikle güvenebilirsiniz.

  • müzelerin aşırı derecede sıkıcı olması

    antik çağa ait bir takının önünde dakikalarca durup, onu boynuna takan kadının hayatını, neler yaşadığını, neler hissettiğini; yemeğini nasıl yediğini, insanlarla neler konuştuğunu, aşık olup olmadığını, hayatında hiç şarkı söyleyip söylemediğini; o günün şarkılarını, insanlarını, yiyeceklerini, sokaklarını, işlerini, meşguliyetlerini, hayallerini düşünmemiş insan beyanı...

    tüm gün müze gezebilirim.
    zerre sıkılmam.

    hayata dokunmuş gibi hissediyorum kendimi, tarihi eserlere bakarken. içim garip oluyor, meraktan ölüyorum.

    hayatta sıkılmam be!

  • okul kaydı için el sabunu istenmesi

    devlet okullarına ödenmesi gereken ödenekler, teşvik için özel okullara kayıt yaptıran öğrencilere dağıtılınca; okulun temizlik giderleri için buna mecbur kalınmış sanırım.

    para isteseler insanın içinde şüphe olur anlarım da, adam temizlik malzemesi istemiş abi; demek ki gerçekten zor durumda ve okulu çekip çeviremiyor artık.