nice tnetennba39
profili

  • can atalay'ın milletvekilliğinin düşürülmesi

    6 şubat depreminin yıl dönümü yaklaşırken kendi hallerine bıraktıkları, unuttukları depremzedelere, henüz depremin üzerinden bir yıl bile geçmeden bu sefer anayasal haklar üzerinden umursanmadıkları mesajını verdiler. insanların oy vermek için otobüslere binip yerle bir olmuş şehirlerine giderek aynı acıları tekrar yaşamasının, konteynerlarda kalanların soğukta oy vermek için sıraya girmesinin, sonuç olarak %8,69 oy alması nedeniyle resmi ve meşru olarak seçilen kişinin bu adamlar nezdinde hiçbir önemi yok. olayın can atalay'ın milletvekilliğinin düşürülmesinin dışında bir simge ve göstergeler bütünü olarak da ayrıca haysiyetsiz yönleri var, özellikle saydıklarımın üzerinde durulması ve tekrarlanması gerekiyor.

    artık o kadar yüzsüzleştiler ki insanların acısını yok sayıyor, yersiz yurtsuz-kimsesiz kalmışların hür iradesiyle seçtiğiyle dalga geçiyor, hapse attıkları yetmezmiş gibi toplum gözünde daha da itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. eğer onlardan değilseniz değil oy hakkınızın; sağlığınızın, canınızın, paranızın hiçbir önemi yok.

    allah'ın fethullahçısı gelip karar okuyor ya, ülkeye bak :d vallahi inanılmaz.

  • yatalak hastalarla dalga geçen kadın komedyenler

    her şeyin mizahı yapılabilir; ama bunun mizahı asla yapılamaz. çünkü sadece benim istediğim şeylerin mizahı yapılabilir. şimdi sizlerle (keyfime göre hazırlanmış) mizahı yapılabilecek konuların listesini paylaşıyorum. eğer listedekilerin dışına çıkarsanız "muhteşem ekşi sözlük mizah sansürü cemiyeti" tarafından topa tutulacak, hazır yeri gelmişken de kadınların komik olmadığı hakkındaki fikirlerimizi dinlemek zorunda kalacaksınız:

    - alkol (atatürk'e kadar, atatürk dahil değil)
    - uyuşturucu (zeytinköy'e kadar, zeytinköy dahil değil, canım öyle istiyor)
    - hafif seyreden kanser türleri (google'a kimsenin siklemediği dandik kanser türleri yazabilirsiniz)
    - 700 yıl önce ölmüş tarihi şahsiyetler (soyağacı kurumuş olan vitaminsiz kısırlar tercih sebebi)
    - steam'in dolar kuruna geçmesi (espri yapmanıza gerek kalmadan 'sen suçlusun, senin yüzünden dolar kuruna geçtik!!!', 'hayır sen suçlusun!!!' diyenler kavga etmeye başlar. bunlar yüzünden 1 saatlik sürenin yüzde sekseni dolar, yatarak para kazanırsın. bu arada cüzdanımda 4 cent var şu an)
    - astroloji
    - çetin çetintaş

    kalan kısımlar regl, pms ve yumurtlama dönemlerimdeki hassasiyetlerime göre sizlere bildirilecektir, arz ederim.

  • 35 yaşında bekar kadın

    çog afedersiniz yıllar içinde birkaç kere dating uygulamalarından kullandım, ilk üye olduğum vakit yaş aralığı 25-35 olacak şekilde otomatik olarak ayarlanmıştı. sonra ben yaşıtım erkeklerle konuşayım, 25 yaşındakilerle ne işim olur diye düşünerek yaş aralığını 30-35 yaptım ve yapmaz olaydım. meğer tüm yakışıklıları elemişim. uygulama bir anda, kaslı ve fit adam cast ajansı kataloğundan çıkıp organize sanayi bölgesine döndü. korkumdan ne yapacağımı bilemeyip telefonu fabrika ayarlarına geri döndürmek zorunda kaldım. napmışsınız olm kendinize siz, o 5-10 yıl amma fark etmiş, puh.

    kadınların bir yaştan sonra doğaya sarması, kediye köpeğe bakması, yogayla bilmem neyle ilgilenmesi, saçını boyaması, bekarlığı tercih etmesi bir tek bunlara batıyor. üniversiteye başladığım yıllarda, otuzlu yaşları gözümde çok büyütürdüm, o yaşlara gelene kadar kafamda yapmam gerekenlerin bir listesi vardı. o listede hiçbir zaman evlenmek ve çocuk yapmak yoktu. o listedeki maddelerin birçoğuna tik atamasam da yıllardır bir şekilde çalışıp çabalamak üzerine geçiyor hayatım. düştüm kalktım ve hep azmettim. ben bir köşede var olmaya ve yaşamaya çalışırken medeni durumum, kedilerim, yaptığım spor, boyadığım saç rengim sizi neden ilgilendiriyor? size veya etrafa direkt bir zararım mı var? yoksa üzerimde hakimiyet kuramıyor oluşunuz mu götünüzü yakıyor?

    35 yaş üstü kedili-köpekli, spor yapan, bekar adamın konusu bu kadar açılmazken kadınların, toplumsal normlara ve basamaklara bileklerini yalama suretiyle nah çekiyor oluşları nasıl delirtiyor sizi. kadınların çocuk için evliliklerine katlandıkları ilişki biçimlerinden, ekonomik özgürlüklerini ellerine aldıkları an adamları dehledikleri bir sisteme geçiş yaptık ki bu da sizin için tehdit edici bir unsur. artık, size "hayır" diyen kadınlarla aynı ortamları paylaşıyor ve onlardan yüz bulamadıkça çocuk gibi tepinmelere başlıyorsunuz.

    otuzlu yaşlarımın başındayım henüz. yirmili yaşlarımın ortalarında çekmeyi bıraktığım şımarık erkek triplerini ve ıssız adamlıkları hele hele bu yaşımda asla çekmem ve üzerine dalga geçerim. artık benim için yazdığım yazıların konusu ve komedi unsuru olmaktan ibaret hepsi. siz, tek başına kalmayı seven, işinde gücünde, geleceğini düşünen ve sürekli çabalamaya çalışan bir kadının önüne kırıntı bırakmaya çalışsanız ne çalışmasanız ne? ben ikili ilişkilerde karşımdakine ne verebileceğimi çok iyi bilir haldeyim. bu ailem için de böyle, arkadaşlık ilişkileri ve karşı cins durumları için de böyle. verdiğimi alamıyorsam bir gram uğraşmam artık.

    kadını bekar olmasından vuran sizsiniz. ben keyfime bakıyorum. çok mutsuzsam da bi siktir olup dışarı çıkar kahvemi içerim.

  • 65 yaş üstüne ücretsiz ulaşımın kaldırılması

    maaşı 7500 liraya takılan, asgari ücretten düşük para alan, bir kilo kıyma alabilmek için sıcağın altında saatlerce kooperatiflerin önünde bekleyen yaşlıların gezme hakkına bile göz koymuşsunuz. yaşlılar mesai saatlerinde otobüsleri işgal ediyorsa (işgal de ne demekse, senin hakkın var da onun yok mu) mesele doğru düzgün sefer koymaktan aciz belediyelerdir, bu konuda eshot fecaattir örneğin. milletin yaşlısı dünyayı gezer, bizim ezik vatandaşımız örgütlenmek yerine 7500 lira maaş alan yaşlının otobüsle şehir içi yolculuğuna bilenir, gider öğrenci kartlarına çöreklenmeye çalışır, sonra ölen emeklinin maaşı da ölsün der, bekar kadının aldığı paraya takar... bu düşüncedekileri birleştirince ortak bir dalyaraklık kümesine ulaşıyorsunuz. ekonominin vahametini yetimden, öksüzden, emekli ve öğrenciden çıkarmaya çalışan, iş protestoya gelince "aman ses çıkarmayalım:(" diyen korkunç bir toplumuz. evet, ekonominin kötü gidişatının tüm suçlusu bi kalıp peynir ve bi kilo kıyma almak için kart basan emeklilerdir. şehrin bi ucundan diğer ucuna gidiyorlarmış, ohhhh gitsinler. yaşlıları eve mi tıkacaksınız?

    ay bu aşağılık kompleksi beni öldürecek. vurun emekliye, vurun yaşlılara, vurun öğrencilere, öfkenizi sizden kötü durumda olanlardan çıkarın, asıl suçlular da "nasılsa bize bi şey diyen yok, sokalım" demeye devam etsin. rezilsiniz.

    atm'ye para çekmeye gittiğim zaman emekli maaşını çekmemi rica eden yaşlılara denk geliyorum. hesaplarındaki paraları görüyorum ister istemez, beş kuruş paraları yok. ben bilmem kimin hangi partiye oy verdiğini, o durumda soracak değilim. bir keresinde amcanın biri param yattı mı bakar mısın diye sorup kartını verdi, bir baktım hesabında 3 lira para var, gözlerim doldu. ya oturduğunuz yerden konuşup da insanın sinirini bozmayın. kimseyi yürürken, protesto ederken göremiyoruz, anca lolo yapıyorsunuz internet üzerinden.

  • 14 temmuz 2023 izmir sıcağı

    yahu sıcaktan şikayet etmem için illa hamallık yapmam, piramitleri inşa eden kölelerden biri olmam, taş taşımam, kızıldeniz'i ikiye ayırmam, kavimler göçü yapmam, gemime aldığım hayvanları sayıp onları içeri doğru itelemem, uhud savaşı'nda tepeyi terk eden okçular tam listesini hazırlamam mı gerekiyor? şimdi elimdeki "zengin değilim 7/24 klima açamam" içerikli sıcak sevmeme kitapçığını açıp baktım, şikayetlerimi dillendirmek için ağzıma daha da sıçılmasının gerektiğine dair bir madde göremedim. pardon kız ben, "how to live with a huge penis: advice, meditations, and wisdom for men who have too much" kitabını okuyormuşum, millet görüp ayıplamasın diye başka bişiyle kaplamışım.

    düşük tansiyonluyum, ayak sevmiyorum (evet çok ani bir geçiş oldu, bio'ma yazayım bunu, iyi bir tanıtım), terlemekten ve milletin leş gibi polyesterli kıyafet kokusunu içime çekmekten hoşlanmıyorum, gereğinden fazla ısınan ve hatta alev topundan farksız bir vücudum var, demir eksikliğim olsa sıcak gelsin ısınayım derdim, o da değil, klozete oturup keyif yapamıyorum, duş mu alıyorum eziyet mi çekiyorum belli değil, denize gitme gibi zevklerim yok ve hiç olmadı, istediğim aralıkta esmiyor, sabah verimsiz geçen bir gün, adamlar gibi memelerini açıp da gezemiyorsun, baksırla gezemiyorsun, balkonda oturamıyorsun çünkü hiçbir anlamı yok, götün sandalyeye yapışıyor, işe gitmek muhtemelen ölümdür, dönüşü kıyametten farksızdır, sanki bir cümle 100 cümleye denk, konuşmayın kardeşim. bir de götümüzden ter akarken sizin ay ben yazı seviyorum yahut hamallar ayol duyarınızı çekemeyeceğim.

    şikayet etmemiz için çok daha kötü hayat koşulları, daha büyük dertler, kolumuzun bacağımızın kopması, ebemizin skilmesi falan gerekiyor, dümdüz şikayet edemiyoz asla. önce iki saat hayat hikayemizi anlatıp sempati puanı toplamamız lazım. ben sıcak havalardan nefret ederim, çünkü nefret etmek için geçerli sebeplerim var. bu yüzden bol bol şikayet edeceğim, teşekkürler.

  • yazarların sevgilerini gösterme şekli

    ab rh (-) kan grubu olan herifçiye bir şey olursa diye telefona aynı kan grubundan olan insanların telefonlarını kaydetmiştim. yine aynı kişinin yaşadığım şehre taşınacağını öğrendiğim vakit sırf balık tutmayı seviyor diye bu şehirde nerede balık tutulur ve hangi balıklar nereden çıkar listesi yapmıştım. bir kere de yaşadığım şehre gelen adam otobüs kartı alacak yer bulmakta zorlanmasın deyu ona bir harita yollayıp nereden kart alınır diye tek tek işaretlemiş ve yanılmıyorsam kaybolmasın diye de otobüs numaralarını tek tek yollamıştım. bunları da aşkımdan öldüğüm için yapmadım, sevgimi bu şekilde gösterebiliyorum, olabilecek en otistik şekillerde yani hahah.

    yüce rabbim, de gidinin be nereden nereye... artık gideceğim yol iki vesaitse ben gelmem siz gidin diyorum. cayıyorum. kolum bacağım yokmuş gibi hareket ediyorum.

  • 17 bin sandıktan veri alamadık

    sizin karşınızda kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla, valilikleriyle, il, ilçe başkanlıklarıyla ve medyayı kullanarak sürekli örgütlenen, virüs gibi yayılan bir sistem var. bu insanlar biz beğensek de beğenmesek de ağırlıklarını koymak için seçim zamanı milletin tepesine zebellah gibi çöküyor. chp'nin götünü kaldırıp gitmek istemediği yerlere otobüs kaldırıyor, köylülerin başında bekliyorlar. depremzedelerin oy kullandığı konteynerların dibine çöküyorlar. okullara gidip togg show yapıyorlar. seçim öncesi her yere yayılıp organize sanayilerden, köylerden, esnaflardan, sanayi ve ticaret odalarından, derneklerden oy garantisi alıyorlar. chp ise babala tv'ye çıkıyor. "yok canım yaa sonucu değiştirecek ölçüde bir hile yok" denmesine rağmen başka bir gün 17 bin sandıktan bahsediliyor.

    masadaki diğer basiretsizler birbirini yer, masadan kalkma artistlikleri yapmaya devam ederken oylarımızı koruyacak hiçbir sistem devreye girmiyor. seçim öncesinde de dedim, seçim bitti demeye devam ediyorum, akp'nin yayılmasına benzer bir sistem getirmedikleri müddetçe, örgütlenmedikleri müddetçe, oturup birbirlerini yedikleri müddetçe kaybetmeye mahkumlar.

    vatandaş sizin yerinize sandıkları korumak zorunda değil. zibilyon parti birleşip bir siki becerememişsiniz gördüğüm kadarıyla. ne olur bir daha birleşmeyin.

    yeri gelmişken, yerel seçimlerde chp'ye asla oy vermeyeceğimi söylemiştim. yaşadığım şehri de benzer şekilde yönetiyorlar. kıyıda yaşayan zengin kesimin rahatı gözetilerek yapılıyor tüm belediyecilik. onlar, bir yere rahatça gidebilsin diye tramvay denen garabeti kullanabiliyor, vapurla seyahat edebiliyor, 135524 otobüs seferi emirlerine amade, izban desen aynı, biz a noktasından b noktasına varacağız diye 58 vesait yapıyoruz. şikayetlerimizi dinleyen yok. daracık yolları iyice tıkamak için tramvay yapıyorlar, sanki o yollardan otobüs geçmiyormuş gibi. mesai çıkışı tramvaylar yüzünden tüm trafik felç. bir tane metro yapmayı beceremediler, tin tin izban bekliyoruz o da habire bozuluyor. şehirde günlerdir yağmur vardı, yollar çöktü lan. milletin arabası çukura gömüldü. dışarıdan gelen de kıyı şeridini görüp "ağıağğağ izmir :))) moderen şehir :)))" diyor. gel ben makyajını silip seni içerilere götüreyim azıcık. beş dakikadan fazla zaman geçir, görürsün izmir'i. belediyesinde bile korkunç bir hemşehricilik var, herkes aynı şehirden. liyakat diyorduk değil mi...

    aynı kafayla seçimi yönetmeye çalıştılar bir s2m olamadı işte. bu boomer ve götü rahat anlayıştan kurtulmaları gerek.

  • 20 şubat 2023 hatay depremi

    ne yaptınız, topladığınız paraları cukkaladınız değil mi? kakara kikiri ederek zengin iş adamlarının vergi borçlarından düştünüz, matah bir bok yaptığınızı düşünüp "lösemi hastası x tedavi masrafını bağışlıyor" diye garibanın parasına çökme romantizmini yedirmeye çalıştınız, bir muhabirinizi deprem bölgesine yollayıp sanki mtv cribs çekiyormuş gibi çadır genişliğini ve rahatlığını övdürdünüz, peki sonuç ne? insanların hangi yarasına merhem oldunuz, millet haftalardır poşete tuvaletini yapıyor, köylere çadır ulaşmıyor, insanlar bir kap yemek için saatlerce sıra bekliyor. çıldırmamak elde değil. haftalardır ekrandan resmen dalga geçiyorsunuz, bu nedir, allah'ın bir tabela üniversitesinden bile diploma alamamış adamın lafına bakıyor her şey. bir kişi istifa etmiyor lan, 40binden fazla insan öldü ki hepimiz biliyoruz sayının daha fazla olduğunu, yetişemiyorlar, beceremiyorlar, organize olamıyorlar, yapmaları gerekeni zamanında yapamadıkları için insanlar ölüyor. haftalardır enkaz altında sağ kalan; ama zamanında ulaşılamadığı için ölen insanları düşünüp kahroluyorum. bunda en ufak bir payım olduğunu düşünseydim yapacağım ilk iş intihar etmek olurdu, istifa etmekle de yetinmezdim. neden ben, yani bir vatandaş, bu derece bir vicdan azabının içinde yaşamak zorundayım, neden en ufak bir sorumluluk alamıyorsunuz? ne zaman gideceksiniz? siktirin gidin artık ya.

  • nikahta annesinden onay alıp evet diyen damat

    türk aile yapısının beni rahatsız etmeye başlaması, anne ve babamın beni gittikleri her yere sürüklemeleri ile başlamıştı. elbette onları da anlayabiliyorum, küçücük çocuğu kime-nereye bırakacaksın? asıl sorun, söylediklerimin kimse tarafından dinlenmemesiydi sanıyorum. sonraki yıllarda, gerek arkadaşlarım, gerek sevgililer, gerekse şehir dışında okuyup yurtlarda kalmam akabinde, insanların aileleriyle olan ilişkilerini gözlemlemek durumunda kaldım. zira her türlü garip sevgi şovu yahut kavgalar dibimde; telefonla ya da yüz yüze yaşanıyordu.

    biri vardı mesela. maaşı 3 bin lira diyelim. birlikte atm önünde bekliyorduk, "aaa bu ay 3500 lira yatmış maaş, prim yattı herhalde" dedi. sonra, annesine yatan primden bahsetmeyeceğini, o primi kendi istediği şekilde harcayacağını belirtti. ben de "neden annene eksik söylüyorsun ki, bu zaten senin paran" demiştim. ya işte boşver moşver, kavga-gürültü olmasın.

    yurttayım bu sefer. arkadaşımla aynı odada kalıyoruz. arkadaş, kalk yemek yemeye gidelim dedi. biz yurttan çıkarken annesi bir aradı; yürüdük, yemek geldi (o ara telefonu kapattı), yemek bitti bu sefer arkadaş tekrar aradı, yurda döndük uyuyacağız hala konuşmaya devam ediyorlar. kız tam, "hadi görüşürüz" diyecek, annesi başka bir konu açıyor. benim yanımda biri varken telefonum çalsa, maksimum iki dakika konuşurum. sonra yanımda arkadaşımın olduğunu ve müsait olmadığımı söylerim. yanımda birinin olup olmamasının da önemi yok aslında. otobüste, yürürken, okula giderken, uyumadan önce, günün her saati konuşuyorlar. arkadaş, yanında biri varken saatlerce telefonda konuşmanın saygısızlık olduğunu, anneyse kızının yanında bir arkadaşı varken kızını telefonda tutmaya devam etmesinin saygısızlık olduğunu öğrenememiş mesela.

    evliliğe doğru giden demeyelim de ciddileştiğini öngördüğüm, baba hariç tüm aileyle tanıştığım bir ilişkim vardı. aile dinamikleri, tüm ailenin arapsaçına dönüp eski sevgilime "al sen bizi çöz" demesi üzerine kuruluydu. kardeşler evde kavga edip abilerini arar, anne diğer çocuklarla kavga edip oğlunu arar, baba zaten hiçbir şeyle ilgilenmiyor, tüm tartışmalar erkek çocuğun üzerine yıkılıyor. ben de sekiz saat yol gelmişim, iki otobüs değiştirmişim, bir film izleyeceğiz filmi durduruyoruz, telefondan bana kadar gelen kavgayı dinliyorum. adam, "kendi kavganızı kendiniz çözün, sizinle aynı evde yaşamıyorum, beni ilgilendirmiyor" diye telefonu asla kapatamıyordu mesela. bunlar neredeyse her görüşmemizde başımıza gelen şeylerdi.

    yakın geçmişte, bir adamla ilk kez görüşmüştük. bana, bir izin gününün olduğunu ve o izin gününde babasının ona abuk subuk şeyler yaptırdığını söylemişti. izin gününde dinlenmek yerine babası ona, "gel yazlığa buzdolabı götürelim" falan diyor mesela. gel eşya taşıyalım. gel şunu kaldıralım. bir gün bile dinlememekten o kadar bıkmıştı ki. babasına, "benim bir izin günüm var, beni rahat bırak" diyemiyor, ilk kez gördüğü bana diyor bunu.

    video'da gördüğüm sınırını, hayır demeyi bilmeyen, yılış aile ilişkilerinin eseri bunlar. türkiye'de ailesinden biri yanlış yapınca yapılan yanlışı söyleyebilen, anne baba ayırt etmeden hayır diyebilen, ailesi karşısında hakkını savunabilen, sınır çizebilen, ailesine ebeveynlik yapmayı reddeden üç-beş kişi vardır. o kişiler de umarım video'daki kişiliksizlerle evlenip hayatlarında görmedikleri sayko ilişkilerin içine cumburlop diye dalmazlar. o kişiler ki umarım kendi gibilerini bulurlar. yoksa çok zor arkadaşlar, bakın kafayı yersiniz.

  • 18 eylül 2022 lgbt karşıtı yürüyüşü

    iki gökkuşağı bayrağı görünce deliren, "kimse size karışmıyor, siz neden her olayın içindesiniz" diyen sözde muhaliflerin muhakkak izlemesi gereken bir yürüyüş olmuştur.

    küçücük kızların başını kapatmak dayatma değil de insanların varoluşu ve kimliklerini özgürce ifade etmek istemeleri mi dayatma? ülkede binlerce sorun varken ve bu sorunların hiç değilse ekonomik olanları sizi ilgilendiriyorken kafayı taka taka lgbti'ye takmak için hepten sıyırmış olmanız gerek. o yürüyüşe katılan insanların çoğunun evine ekmek götürmekte zorlandığına, bir kilo kıyma alacak durumlarının olmadığına, kadınların çalışmadığına-çalışanlarının da maaşlarını kocalarına verdiklerine, kocalarının asgari ücretle çalıştığına eminim. bu kadar yoksulluğun içinde aile bütünlüğünüzü bozan şey, nasıl aileniz dışındaki bir "birlik" ya da size göre "örgütlenme" olabiliyor? açlık sınırının altında yaşayan ailelerin bütünlüğünü bozan başlıca etmen ekonomidir. sözde bütünlük var ya ailende, sor bakalım çoluğun çocuğun da aynı hisleri paylaşıyor mu seninle?

    zamanında bir lgbti derneğinin internet üzerinden gerçekleşen bir seminerine katılmıştım. bir kız vardı, üniversite sınavlarına hazırlanıyormuş, ilk senesinde istediği okulu kazanamamış. seminere de ailesinden gizli katılıyor. bu arada başörtülü olduğunu eklemem gerekir. bize, lezbiyen olduğunu, ailesinin zoruyla kapandığını ve sınavı kazanıp şehir dışında okumak istediğini söylemişti. kendisini ailesinden gizleyen, kapanmak zorunda kalan bu kıza gelsin ailesi bir kere sorsun, sence bizim ailemizde bir bütünlük var mı diye... sırf aynı evde oturuyorlar diye aile içi birlikteliği koruyup sürdürdüklerini sanıyorlar; ama çocuklar ailenin zincirlerinden kurtulup hayatlarını yeniden inşa etmek istiyor. böyle bir çocuğa daha denk gelmiştim, bizim komşumuzdu. bir yaştan sonra kapattılar kızı. bana, babasının karşısında şortuyla oturamadığını, bacaklarını toplamak zorunda kaldığını söylemişti. çocukların kendi evlerinde, güvende ve rahat hissetmek istedikleri yerlerde istedikleri gibi yayılmalarına dahi izin vermiyorsunuz.

    lgbti bir bireyin cinsel yönelimleri nedeniyle sorun yaşamadığını iddia eden muhalifler (evet, özellikle siz), gördükleri şu ortama elinde gökkuşağıyla giren bir gay'in linç edilerek öldürülmeyeceğinin garantisini verebiliyorsa, bizim ülkenin lgbti'lerinin her eyleme katılmamaları gerektiği hususunda da haklılar demektir. belki onlar abartıyordur gerçekten.

  • kadınların sürekli bir yerlerinin ağrıyor olması

    ayy bu vesileyle ne kadar hareket ettiğimi, iki saniye yerimde duramadığımı, 98 külo ağırlık kaldırdığımı ve benim dışımda kalan tüm kadınların ne kadar tembel ve yağlı olduklarını yazayım da içimde kalmasın. çünkü ben aslında onlara kendi süper atletik vücudumu anlatarak iyilik ediyorum, müthiş hissetmelerini sağlıyorum. hatta yetmiyor, bitmek bilmeyen unsolicited advice'larımla lömbür lömbür olmuş koca götlerini yok etmeleri için gereken gazı veriyorum.

    bakın arkadaşlar, size kimsenin bilmediği bir şey söyleyeceğim. çok şaşıracaksınız. götü yağlanan, eccük veya fazlasıyla kilo alan, ağrı sızısından ötürü yürüyemeyen, hareket edemeyen veya hareket etmek istemeyen herkes ne durumda olduğunu biliyor. kilo fazlan varsa, bunun farkındasındır. git gide zayıflıyorsan, bunu da fark edersin. şimdi, sırf sen enerjiksin diye, atletico madrid fücudunla salınıyorsun diye götünü göbeğini salmış insanın karşısına veya arkasına geçip "ben var ya nasıl iyiyim ha:)))" diyemezsin. olm biraz insanlık öğrenin hayatta, az nezaket sahibi olun.

    misal, ben bilmiyor muyum kilo aldığımı? götümün yağlandığını, kıyafetlerime sığmadığımı? e ben sana yorum yaparken alttan kendini öv mü dedim, vücudumun hali hazırda bildiğim yağından hareketle hareket kabiliyetini suratıma mı fırlat dedim, ya siz neden böylesiniz allah akıl fikir versin.

    salonda ablalar geliyor yanıma. kadınlar spora yeni başlamış. ev işidir, torun torba bakmadır derken belli saatlerde uğruyorlar salona. hepsinde fıtık var. birinin kolunu elektrik çarpmış, onu anlattıydı bana. çoğu hareketleri yapamıyorlar, koşamıyorum yürüyeyim diyenler oluyor. eğilemezler mesela. dizleri çıt eder. bi tanesinin çocuğu var, kadın benimle yaşıt herhalde. yav ben crop top giymek istiyorum, yağlarım var diye utanıyorum giyemiyorum salonda dedi. bacım, giy istediğini ne olacak? salona gelen herkes süper vücutla anasının karnından çıkmıyor, crop top giymen için de illa "yağsız" olmana gerek yok, dedim. umarım doğru kelimeler kullanmışımdır. bi de düşün kadına, "cnm onun için 10 kilo vermen gerekiyor :))) benim gibi atletük olunca giyersin" :)) dediğimi. shshhssh allah canınızı almasın ya. yoruldum valla. iyi ki etrafımda böyle insanlar yok, olmayanı da kanser edersiniz.

    kolay gelsin herkese.

  • kadınlardaki yüksek özgüvenin sırrı

    bu vatandaşlar, "dm'den beşşüz mesaj geliyor" diye sayıklayarak uykularından uyanıyor her gün. gecenin köründen sabahın seherine kadar sürekli aynı muhabbetin yapılmasının başka açıklaması olamaz. zerre tanımadığım, kuvvetle muhtemel eli sikinde, gün yüzü görmemiş bir abazan sürüsünün sözde mesaj kalabalığına karşı özgüvenimin artması mı gerekiyormuş? sorunun içinde cevabın kendisini bulabileceksiniz halbuki. çoğunuz, bir insanla nasıl konuşmanız gerektiğini bilmezsiniz. hayır denilmeyen, nitekim hayır dışında sohbetin (sohbet mi) bitmesi için gereken her kelimenin türlü biçimlerde söylendiği durumlardan nasıl çıkacağınızı da bilmiyorsunuz. ha bak, ben o ima olaylarını yıllar önce bitirdim, konuşmak istemediğimi de söylüyorum, hayır da diyorum. adam sırf hedefe kilitlendi diye hayırı anlamıyor. tanımam etmem, allah'ın bir film sitesinde görmüş beni. tipimi bilmez, beni tanımaz, ben sokakta önünden geçtiği herhangi bir kadınım. adamın canı konuşmak istiyor, ben istemiyorum, ama hayır dememe rağmen sırf o benimle konuşmak istiyor diye onunla konuşmak zorundayım. kafa bu.

    kalabalık sevmem, yabancı insanlardan hoşlanmam, bir tek beş yılda bir hoşlanabildiğim karşı cinsle ve düz erkek arkadaşlarımla konuşmayı seviyorum. benim özgüvenimin kaynağını neden eli sikinde erkek ordusu ordusu oluşturacakmış? onların ilgisi dışında varlığım yok mu? bahsettiğiniz, dm'den gelen mesajların kaçı düzgün, kaçı hayvanın evladı gibi konuya girmek istiyor bir düşünelim. "abazan" sıfatıyla tanımlanan ve hedef odaklı motivasyona sahip bir erkeğin girişimleri karşısında içine gireceğim en son his özgüvendir benim. senin özgüven kapsamında yorumladığın olgu, benim bir numaralı gerginlik ve korku sebeplerimden. işte, kafanız çalışmadığı için anlamıyorsunuz. beyniyle siki yer değiştirmiş insanlara mümkünse, kişisel alandan bahset, sınırlarını anlat, sırf o istiyor diye muhabbetin sürdürülemeyeceğini ilet, alacağın cevap "haaammını skim" olur.

    özgüvenim mayına bastı. siz ne yaptınız...

  • 20 ocak 2022 gülşen'in yaptığı açıklama

    --- spoiler ---

    "siz o kıyafette taşak görmediniz ama asıl taşak bu yazıdır."
    --- spoiler ---

    hocam bu kadın sizi de eleştiriyor siz orayı pek göremediniz galiba. "hiç bir sıfatın kölesi değilim. kimseye ait değilim" minvalinde gelişen bir açıklamaya da "hayır senin toşşağın var" yazmazsın be. ahh ahh. bazen kafamı duvarlara vurmak istiyorum, sonra değmeyeceğini düşünüyorum.

  • 9-10 ağustos 2022 arctic monkeys istanbul konseri

    tıfıl bir lisans öğrencisiyken, "dur aşko, bana komaz, senin biletini de alırım, hiç ailenle konuşma şimdi" diyerek iki bileti kartımdan geçirdiydim. öğrenci kredisiyle antalya'dan istanbul'a konsere gidip bir de üzerine turist misali yiyip içtiğimiz dönemlerdi. 7 eylül 2013 arctic monkeys istanbul konseri'nden bahsediyorum. şimdi, aklıma gelen düşünceler sırasıyla "nasıl halledebiliriz, acaba maksimum kaç taksit yaparlar/taksit yaparlar mı, istanbul'a gitsem ne kadar zayiat veririm" şeklinde.

    sevdiğim gruplar 18 senede bir ülkeye geliyor, onda da hesaplayan adamlara dönüyorum. eskiden böyle miydi, atlar giderdik yav. yayında ve yapımda emeği geçen herkesin a.

  • kadınları çözmüş erkek

    "bir kadın, a yüzünden b'yi yapar, x adamı arar, o x adam y'yi yapmazsa z adama gider" diyor herifçi. çok emin kendinden. sonra başka bir herifçi geliyor, "hayır aslanım, kadınlar öyle yapmaz, kadınlar b yüzünden a'yı yapar, x adama da bakmazlar yalan söyleme sikik" diyor. bunlar başlık altında birbirine laf yetiştiriyor, kadın davranışı hakkında. ben de o esnada fasulye ayıklıyorum. kadın olmayan iki kişinin, kadınlar hakkındaki didişmelerini okuyorum. "allah allah" diyorum lan, yaptım mı ben hayatım boyunca burada iddia edilen hareketleri. yoo yapmamışım. ama kadın olmam sebebiyle iki erkek, yapmadığım davranışlar üzerinden beni eleştiriyor. birbirlerine de hakaret ediyor. allah'ım bu nasıl bir sirk yahu kafayı yersin.

    meselamsı bir kadın, güçsüz erkeği kesinlikle istemezmiş, erkeği güçlü gördüğü an beta rafına kaldırıp alfasını aramaya çıkarmış. güçsüzlükten kastımız, gerek fiziksel gerek mental güçsüzlük. bir kadın, iddiaların sahibine mesaj atıp "benim kocam yatalak, 20 yıldır ona bakıyorum" yahut "sevgilim kanser, birlikte kemoterapiye gidiyoruz, ben de onu dışarıda bekliyorum" dese adam aklını yitirir. kadının, sevdiği erkeğin zor zamanında ona destek olacağını kafası algılayamaz. çünkü gerçek hayattan tamamen kopup beynini alfalık, betalık, omegalıkla yemiş. bir kadının deneyimlerini, 'kadınları çözmüş' bir erkeğe anlatmak imkansıza yakındır. ha bana kalırsa anlatılmamalı da. betalık metalık muhabbeti yaparak akıl vermeye çalışan kadın çözücü erkekleri gördüğüm zaman gözümün önüne marshall applewhite'ın son video'sundaki halleri geliyor. hatta toptan heaven's gate'i düşünüyorum.

    güçlü olmadığınız-gücünüzü göstermediğiniz müddetçe yalnız kalacağınız yönündeki örtülü tehditler, serengeti muhabbetleri ve efendi-köle övünmeleri... post truth çağına hoş geldiniz. bu güç muhabbetini ilk kim yabancı blog sitesinin tekinde görüp türkçeye çevirme suretiyle başımıza bela ettiyse voodoo yapıp iğneyi kaba etine batırıcam. her yerde bir güç gösterisi, bir güç şovu yeter lan illallah ettim. kadın güçlü olsun, adam ondan güçlü olsun, sonra birbirlerine girsinler. reklamlarda kadının biri çıkıyor, biz güçlüyüz kadınlar pörfektoyuz, kusursuzuz. adam diyor biz de başka güçlüyüz, hatta en güçlüyüz. baksana çelik gibi dimdik diyor. ıyy.

    ben güçlü olmak istemiyorum. karşımdaki insanların da 7/24 güçlü olmalarını beklemiyorum. başlayacam gücünüze he. gücümüzü göstermek yerine el ele tutuşup psikiyatri kliniğine gidebiliriz. güçlü görünecem diye psikoloğa gitmeye utanıyor insanlar, inanılmaz. bunları, "hee hee tamam güç ewt aynn, şimdi kafes dövüşüne gidiyoruz" deyu kandırıp en yakın kliniğe kapatmak lazım.

  • evlenmek istemeyen insanların ortak özellikleri

    bekarların uç örnekler vererek evli çiftlere çemkirdiği başlık. sokaktaysa gözü yaşlı evli çiftler, bekarları evlilik çukuruna itmeye çalışıyor. millet durduk yere nasıl sinirlenmiş he, çok eğlenceli. evlilik tiki olanları sıraya dizip tek tek muççuk yapmışlar sanki alttan. şu sinire, şu hakaretlere bak. gece rüyanızda beşik kertmenizi mi gördünüz topluca? hayır, düğün bitmedi, izmir marşı çalmıyorlar, kabus görüyorsun sadece.

    evlilik üzerine yapılan tartışmaların bir çoğunu saçma buluyorum. misal, evli kadının bir kilo kıyma yahut antrikotun fiyatını bilemeyeceğinden, hele hele site ve apartman aidatı denince kafasını kuma gömdüğünden bahsedilmiş. aslında öyle denmemiş de bilmiyormuş işte. bak güzel kardeşim, mesela benim annem bunların fiyatını bilir, apartman aidatını da cebinden öder. neden? çünkü emekli bir kadın birey. site aidatının ve antrikotun ne kadar olduğunu bilmeyen insanlara denk geliyorsanız, orası sizin probleminiz. "bilen"i huhatam alacaksınız. mesela annem'i. siz yine de annemle evlenmeyin bence. ya da evlenin, sevenlerin arasına girilmez.

    belli bir yaşa gelmesine rağmen kıyafetlerinin yerini bilmeyen, çamaşır-bulaşık makinesini kullanamayan, yemek-temizlik yapamayan erkekleri bana kalırsa gulag'larda çalıştırmak lazım. diktatör olsam çalıştırırdım, iyi ki diktatör değilim. erkeğini geçtim, bir insan evladının bunları bilmesi, yalnız kalabildiği ilk anda mala bağlamaması adına gereklidir. eski sevgilisinden flörtasyonlara kadar ilişki kurduğum erkeklere bakıyorum, onları eleştirecek bir ton meseleyi masaya yatırabilirim. meseleleri gerekirse excel'de tek tek düzenlerim, renkler atarım aralara. bu koçero olsa olsa sarı renktir derim. toplayıp çıkarırım. yine de yemek yapamayan, donunu yıkayamayan biri yoktur içlerinde. yüce rabbim, ay ışığım, eğer donunu yıkayamayan birini bulursam tüm oklar beni gösterir.

    çocuk meselesi yapmayarak, çocuk istemeyen birini bularak çözümlenebiliyor. evet birkaç paragrafta evlilik kurumunu çökertmeyi başardım.

    arkadaşlarım, siz bu kafa yapılarıyla zaten evlenmeyin. evlenmeye karşı değilim, tek korkum birlikte olduğum insandan sıkılmak. yemek yapmasını bilmiyormuş da donundaki kirleri pipetle hüptrikliyormuş bilmem ne. olm zaten öyle insanları ne yapayım. tövbeler olsun sıkılabilme potansiyelim çok yüksek. bir de rol yapamıyorum. herkesin, x kişi geldi diye aşırı mutlu olması gerektiği durumlarda kabız bir surat ifadesi takınıyorum. sonra, herkes bana bakıp zoraki gülümsediğimi anlıyor. "ehehe tnetennba pek mutlu değil galipa" değilim işte. bana biraz zaman verin yarım saat gezip geleyim. sıkılıp yarım saat gezmeyi evlenmeye uyarlayabiliyor muyuz? bahsettiğim şey, tek başına kalmak. ağacın dibine çömüp oturmak mesela. tek başına olma arzusu, isteyince çıkıp gitme özgürlüğünü bana bir tek bekarlık verebiliyor. tam bir dızo gibi konuştum şu an.

  • çamaşır asan cam silen ütü yapan evi süpüren erkek

    "annesi hasta olabilir"
    "yalnız yaşıyordur"
    "annesinden/babasından uzaktadır"
    "eşine yardım ediyordur"

    ben sizin çevrenizdeki kadınlara çok üzüldüm he. adam resmen, yapacağı temizliğe bahane buluyor. ya annesi hasta olacak, ya uzakta ve yalnız yaşayacak ya da eşine yardım edecek. bir birey olarak düşünemiyor, etrafını temiz tutması gerektiği için temizlik yapması gerektiği bilincine henüz ulaşamamış. "annesi hasta olabilir" demek, en basit anlamıyla "annem, hasta olmasa temizlik yapmam" demektir. bunda da övünülecek bir durum göremiyorum. "ağbi bak annem hasta ondan temizlik yapıyom" diyor allah sizi kahretmesin ya. insan bir durup düşünür, dediğim nasıl anlaşılır der... yukarıda yazdığım cümleler yüzlerce destekçi bulabilmiş. sözde annesini, eşini yüceltecek onda bile sıçıp sıvıyor adam. annesi, arkasından "hasta olmasak bir süpürge tutmayacak" diye üzülüyordur kesin. sizin, birlikte yaşadığınız insanlara saygınız işte bu kadar. anca eşe yardım edilir, anne hastaysa ev süpürülür.

    yalnız yaşıyordur ne demek yav? "başkasıyla yaşasam temizliği ona kitlerim" mi? temizliği yapabilmem için yalnız yaşamam gerekiyor, yoksa sittin sene yapmam mı? e olm, düz mantıkla zaten yalnız yaşaman sebebiyle temizliğini kendin yapman lazım. anneni mi çağıracaksın onun için de? annesi iki sokak aşağıda otursa annesini çağırır, hiç şaşırmam. zamanında anneniz elinize iki vileda sopası tutuştursaymış keşke. "kaldır lan götünü, ben evi nasıl süpürüyorsam sen de süpüreceksin" deseymiş veya. iş bölümünün ne menem bir şey olduğunu anlatsaymış. gerçi annelerinizin de bunu bildiğinden emin değilim. elden ayaktan düşmeleri yahut hastalanmaları gereksin ki erkek evlatları, evi temizleyenin kim olduğunu anlasın.

    başlıktaki, yapmanız gerekenleri yaptığınız için övünmelerinizden, annenize eşinize kitlediğiniz işleri gerine gerine anlatmanızdan dolayı kusmak üzereyim. sabah sabah yapmayın şunları.

  • instagram'da yoksan yaşamıyorsun

    arada bir kafayı instagram'la bozmuş dangozun biri çıkıyor, uygulamaya bir uygulamanın kullanıcılarına iki sövdükten sonra alkışları toplayıp gidiyor. bu insanlar, "instagram kullanmayanlar aydın kişiliklerdir, hepsini korumalıyız. *panik* allah'ımmmm bir avuç müthiş insan kaldık buluşup birbirimizi pandiklemeliyiz:(" minvalinde acayip acayip övünüp kaçıyor, weird flex but ok kardeşlerim. bir insan neden allah'ın bir uygulamasını kullanmamakla övünür, bir insan neden -yine- allah'ın bir uygulamasını kullanan insanların hepsini aynı kefeye koyar? instagram sövme başlıklarına girince programı kullanmamakla övünen; fakat yazdıklarından anladığım kadarıyla yarak gibi biri olduğu her halinden belli olan insanların hezeyanlarını okuyorum. hayatta anca bu kadar boş olursun; hiçbir ilgi alanın, sevdiğin bir şey/konu olmaz da gider elin programına bilenirsin.

    instagram kullanmıyor olması sebebiyle "sürünün bir parçası değilim" havası atan veya alttan alttan "aaa instagram'ım yokmuş, yaşamıyomuşum meğer ahı ahı" esprileri yapmaya çalışan insandan vizyon, misyon beklememek gerekir. atmaya çalıştığınız üç kuruşluk havadan gözlerim yandı, midem bulandı. naneli şeker emcüklerken maske taktığımı unutuyorum, gözlerimin içi yanıyor aha tam öyleyim şu an. sırf instagram kullanmıyorsun deyu insanların doğum gününü kutlamadığını düşünüyorsan eğer, elin programına bok atacağına doğru düzgün arkadaşlar edinmeye çalış. bacılar sana yürümek istiyorsa instagram neyin dinlemezler merak etmeyesin. ohoooo daha en basit şeyleri anlayamamış insanlara instagram uygulamasını anlatacağız oturup.

    vallahi benim hava atacak özelliğim yok. uygulama üç senedir kapalıydı bende, sonra tekrar açtım. canım sıkılırsa tekrar kapatırım, amma mesele etmişsiniz. kimse sizin kadar detaylı düşünmüyordur. geçen uzun mehmet camii haberleri düştü, arattım deyu keşfet'im camiyle doldu. bana erkek götü gösterin kardeşim, gösterin de layklayalım, camiyi ne yapacam. he bu arada, az çakal değilsiniz. instagram kullanmıyorsanız ekşi sözlük üzerinden ilgi kovalıyorsunuz. instagram kullanan insandan farkınız olduğunu mu düşündünüz?

  • türkiye'deki gürültü sorunu

    gürültünün niteliğinden yakınmaya başladığınız an, karşınızdaki kişiler konuyu kişisel algılayıp bel altı vurmaya başlar. dün eve doğru yürüyordum, derken bir araba tam dibimde durdu. yüce rabbim, öyle bir bastılar ki kornaya, sanki düğüne değil savaşa gidiyor pezevenkler. o arabanın ardından on tane daha araba geldi. kornaların arasında kaldım. yemnediyorum az kaldı ben de araya karışıp düğüne gidecektim çamaşır sulu şortimle.

    arabadan indiler, bu sefer davul-zurna solo başladı. komşular, balkondan bağır çağır ağlaşıyor. ben de şortum ve elimde kedi maması dolu kavanozumla kaçmaya çalışıyorum. yarım saat o, yarım saat korna, kalan vakitlerde de oyunu halayı biten insanların çenesi desen... gürültü bitmedi. he, bu gürültüyü "ah canım bi kere evleniyorlar, yapsınlar"a bağlarsan tüm yaz mevsimin ankara havası ve onuncu yıl marşı seçkilerinden oluşan sünnet, kına vb ile geçer. geçiyor da.

    konuyu birkaç kez masaya yatırma girişimim olsa da aldığım cevaplar; geleneklerden anlamayan, mutsuz, nursuz ve tipsiz bir insan olduğum üzerineydi. izah hareketim el verdiğince "konu bunlar değil ulan gürültü" dediysem de yaranamadım. sırf 4-5 saat eğleneceyiniz diye evinde oturup dinlenmeye çalışan insanların kafasını sikmek de nerenin/neyin geleneği anlamış değilim. nitekim, bir diğer mesele de anne-babaların, kendi dübürlerini patlatabilecekleri desibelde çocuklarına çığırmaları. "eyyyyyymen" (illaki eymen'dir, başka isim olabilemez) (ses yok) "eymeeeeeeeeeeeen" (ses yok) "eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeymennnn", "----anneeeaaaaaaa, burdayım"

    allah kitap aşkına in aşağı ara çocuğunu, n'apıyorsun ceku balım ya? pazar günü 10 dakika boyunca ne bağırıyorsun çocuğuna be hayvanoğlu hayvan ya? biri çocuğuna bağırır, diğeri yazın balkona televizyonu kor, gece gece ortalığı inletir. bir insan, gürültüden kaçmak için dışarı çıkmak zorunda kalmamalı. yerinde yeller esen iç huzurumun kırıntılarına ulaşabilmek adına 3 aydır parkta tek başıma oturuyorum el insaf. gerçi sessizliğe ulaşacam diye bi ton gürültü çekiyorum yine.

  • ekşi itiraf

    pandemi sürecinde tez danışmanı arama planlarım sekteye uğradı. niyetim, birkaç hocayı gözüme kestirip onlarla yüz yüze görüşmekti. evvela tez konumdan emin olamadım, binbeşşüz elli kez başlığı değiştirdim. kitap okudukça "leaaoğlem bu da olabilir ki ya? olmaz mı ki?" deyu kararsızlıklar içinde gidip geldim. sürecin zırtoluğu, enstitüyle iletişim kuramayışımız, benim basiretsizliğim derken sıfıra sıfır kalakaldım ortada.

    ders dönemimin bitmesi, sıcakların da buna takiben başlamasıyla birlikte beni bir sittres aldı. "tez danışmanım yok laaaaan" deyu gruplara paniğimi kusunca, bölüm başkanından "abarma" ayarı yedim. tez danışmanı bulamayan diğerleri (spoiler: herkes) benim sitresime ortak olup şöyle bi gerildi. millete yazıp durmaktansa götsüzlüğümü bahane etmek yerine harekete geçeyim dedim. tez konumdan da iki gün önce emin olmuştum. "tez konumu beğenirler mi? benimle çalışmak isterler mi? acaba ölsem daha mı iyi?" deyu meseleyi iyice öteledikten sonra gözüme kestirdiğim bir hocaya 'meyli' attım.

    dedim "hojaaaa" böyle böyle. aha bunu çalışacam, şu kaynaklar var elimde, konum şu, tak tak tak dedim. birkaç da film eleştirim vardı, onları gönderdim. geri dönüş olmayınca yine "aha sıçtık yandı senem" deyu kendimi can yoldaşım karbonhidratlara vurdum. derken meyli geldi ve hocaynan anlaştık. kafamda büyütüp boşa stres yapmışım, her zamankinden. neyse, mesele bu değildi.

    hoca bana numarasını verdi. "mesai saatleri içinde yazayım da ayıb olmasın" diye saatlerce bekledim. hatta, dikkatli davranacağım ayağına yanlışlıkla hocanın numarasını siliyordum. sabahına, wazzap'tan hocaya mesaj attım, günaydınlar diledim. çok ciddi, kaba saba görünmeyeyim diye, mesıcımın sonuna ne bileyim çiçek böcektir, kelebektir bi şeylerin smiley'ini iliştireyim dedim. bastım smiley kısmına, son kullanılan smileyler şöyle:

    - patlıcan, hamile kadın, kafa kafaya vermiş yer fıstıkları, bolca fışkırtmalı su damlaları, şeftali, külot, sigara, el feneri ve sürüyle şey daha...

    kelebek yok, çiçek yok, sevimli gülücük yok; patlıcan var, şeftali var. yazıklar olsun. saygı ve sevgi tamamen bitmiş. hocaya yanlışlıkla patlıcan yollarım diye smiley işlerine hiç girmedim, ":)" yazıp geçtim.