Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
insan kaynakları olarak, insanları işe almak için değil, çalışıyormuş gibi yapmak için ilan veriyoruz.
kimseye de döndüğümüz falan yok.

pek sır olmadı ama, konuyu anladınız.

edit: ne pis milletmişiz arkadaş.
ben reddit’e gidiyorum, bakim başka ne başlık var.
arabanın kemerinden bi-haber olan sığırın çocuğuna yaptığı şey.
millet çocuğum olsun diye doktor doktor gezer böyle adamlar bulur da çocuğu tokatlar. bebek o bebek! ilk önce onun kemerini bağlayacaksın, sonra önündeki bariyeri takacaksın sonra ne cehenneme bakacaksan bak.
#113220261
her türlü yatırımı engelle, ağaların elinde oyuncak ol, kaçıp gittiğin aşiretini batıda yüceltmeye çalış, kolay yoldan para nasıl kazanılır hesabını yapıp aklını hep hinliğe çalıştır ve tabii ki ülkenin öğretmenini, polisini , askerini, yatırımcısını vb. şehit et, sonra biz fakiriz haritası yayınlayıp kaçak elektrik kullanırızı masum göster. üstüne üstlük her durumda kötü olan yine devlet.
ebru tiroit kanserini yenmiş, tiroit hastası olanlar bilir; tuz bu hastalar için zehir gibidir. o yüzden tuz dengesini tutturamıyor canımın içi.
benim para çekmek vs. için bankamatiğe doğru her yönelişimde yakaladığımdır. hiç şaşmadı. para çekmek için bankamatiğe doğru yürüyorum. bankamatik boş, etrafta da kimse yok. bankamatiğe 5 metre kala bir anda en az 2-3 kişilik sıra oluşuyor. bu kişiler bildiğin npc. ara ara kafamı uzatıp, "ne yapıyor lan bu adam bu kadar zamandır?" diyerek bakıyorum. allah belamı versin boş boş ekrana bakıyor.
üniversite hazırlıkta başka sınıftan tanışıp konuştuğumuz bir kız olmuştu. tam olarak nasıl tanıştık hatırlamıyorum da üniversite ortamı biriyle tanışmaya baya müsait zaten bilirsiniz. ders öncesi ve aralarda kantinde falan karşılaşıp çay kahve içiyoruz. kız benim kahvaltıyı devamlı poğaça ve çayla yaptığımı anlayınca ertesi gün süt getirmişti bana. ve bir süre daha buna devam etti. peki ben ne yaptım? bu düşünceli kızı anlamayıp (nasıl bir salaklıksa) gidip dans ekibinden salak bir kızla çıktım.

dipnot: umarım mutlu olmuşsundur düşünceli kız. ben olamadım da.
işte bu soğuktur ki: sivrisinekli ve sıcaktan uyunamayan gecelerin sonudur. çay ve kahveden alınamayan tadı geri getirendir. çoluk çocuk ve bağrış sesleri yerini doğanın sesine bıraktırandır. motivasyondur. çalışkanlığın sembolüdür. bir sürü cebi olan o mükemmel giysinin, mont döneminin başlangıcıdır.

(bkz: kışı sevme sebepleri)
gürültünün niteliğinden yakınmaya başladığınız an, karşınızdaki kişiler konuyu kişisel algılayıp bel altı vurmaya başlar. dün eve doğru yürüyordum, derken bir araba tam dibimde durdu. yüce rabbim, öyle bir bastılar ki kornaya, sanki düğüne değil savaşa gidiyor pezevenkler. o arabanın ardından on tane daha araba geldi. kornaların arasında kaldım. yemnediyorum az kaldı ben de araya karışıp düğüne gidecektim çamaşır sulu şortimle.

arabadan indiler, bu sefer davul-zurna solo başladı. komşular, balkondan bağır çağır ağlaşıyor. ben de şortum ve elimde kedi maması dolu kavanozumla kaçmaya çalışıyorum. yarım saat o, yarım saat korna, kalan vakitlerde de oyunu halayı biten insanların çenesi desen... gürültü bitmedi. he, bu gürültüyü "ah canım bi kere evleniyorlar, yapsınlar"a bağlarsan tüm yaz mevsimin ankara havası ve onuncu yıl marşı seçkilerinden oluşan sünnet, kına vb ile geçer. geçiyor da.

konuyu birkaç kez masaya yatırma girişimim olsa da aldığım cevaplar; geleneklerden anlamayan, mutsuz, nursuz ve tipsiz bir insan olduğum üzerineydi. izah hareketim el verdiğince "konu bunlar değil ulan gürültü" dediysem de yaranamadım. sırf 4-5 saat eğleneceyiniz diye evinde oturup dinlenmeye çalışan insanların kafasını sikmek de nerenin/neyin geleneği anlamış değilim. nitekim, bir diğer mesele de anne-babaların, kendi dübürlerini patlatabilecekleri desibelde çocuklarına çığırmaları. "eyyyyyymen" (illaki eymen'dir, başka isim olabilemez) (ses yok) "eymeeeeeeeeeeeen" (ses yok) "eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeymennnn", "----anneeeaaaaaaa, burdayım"

allah kitap aşkına in aşağı ara çocuğunu, n'apıyorsun ceku balım ya? pazar günü 10 dakika boyunca ne bağırıyorsun çocuğuna be hayvanoğlu hayvan ya? biri çocuğuna bağırır, diğeri yazın balkona televizyonu kor, gece gece ortalığı inletir. bir insan, gürültüden kaçmak için dışarı çıkmak zorunda kalmamalı. yerinde yeller esen iç huzurumun kırıntılarına ulaşabilmek adına 3 aydır parkta tek başıma oturuyorum el insaf. gerçi sessizliğe ulaşacam diye bi ton gürültü çekiyorum yine.
pozisyon 2 defa penaltıdır. önce bir eliyle vurmustur topa sonra diğer eli ile dışarı atmıştır.

pozisyona penaltı demeyen arkadaslar beden eğitimi dersinde kızlarla voleybol oynayan tiplerdir.

iyi aksamlar.
şöyle düşünün; programdaki kız ya da erkek sizin çocuğunuz olsa, dal daşak ortada iki adamın, göt göğüs açık bi kadının olduğu ortama sokar mısınız?

ben sokmam.

o kadar medeni değilim ben, bu olayı medenilikten sayıyorsanız şayet.
kolay paranın kokusunu alan değişmez arkadaşlar. dolandırıcılıktan bir kere vurgun yapan bağımlı gibi tekrarını ister. çünkü hayat zaten adil değil, çalışıp hak ettiğinden az kazandığını hissettikçe çileden çıkar. 1 hafta içinde son model araba alabilecekken 20 yıl çalışıp alamamak var. onurlu bir insan olmak herkesin harcı değil.
90'lar mesut yılmaz gibi sağcı liderler ve partilerle dolu. ne hikmetse 90'lardaki suçlar ve istikrarsızlık hep cehapaye yıkılıyor.
boşuna kızmayın kadına olum. şimdi feminikler gelip "allah bilir adam neler yapiyüür de kadın boşanmayı göze alamiyüür" diye savunup giderler. siz de kadın düşmanı olduğunuzla kalırsınız. aynı durumda kadın adama saldırsa bu sefer de utanmaz herif boşanmadan koynuna kadın almış tabii ki saldırı görecek derlerdi. her türlü kılıfını buluyorlar yani. ben kadın milletine haksız oldukları konuda laf anlatmayı bıraktım, size de tavsiyem bırakın. yaşam kaliteniz yükseliyor.

edit: al bak aşağıda bi tane gelmiş bile: (bkz: #113242832) olayı yaralama boyutuna çekip kadını mağdur göstererek nasıl örtüyor üstünü. kadınlar aldatıldığı zaman öfkelenip donuna kadar alırken sorun yok tabii. adam aldatılınca sakin kalsın ama. ikiyüzlü mahluklar sizi.

edit2: al bi tane daha aynı familyadan: (bkz: #113243178)
büyük bir haz ile 3 ay önce istifa ederek yaptığım şey.

istanbul'da en çok çalışılmak istenen yerlerde sürekli ilk 10'a giren bir şirkette zamanının asgari ücretinin 2,9 katı ücretle işe girdim. 1. yılda 2,86 katına düştü. 2 yıl boyunca çektiğim her türlü ağız kokusu sonucunda ise 3,11 katı net ücret alıyordum. covid'le terfim ertelenmeseydi 3,44 katı olacaktı* bu arada birim içerisinde aldığımız zamlar şirket ortalamasının çok üstü.

4 yıl kolej + üniversite derecesi + yurtdışı yüksek lisans + 2 yıl deneyim = asgari ücretin 3,1 katı. adama sen benimle taşşak mı geçiyorsun diye sorarlar. burada kimseyi rencide etmek niyetinde değilim ama şahin s'le mahallede klitoris avına çıkan adamlardan en az 10 kat emek vermişimdir bu hayatta. şimdi buraya patronuna ne kadar kazandırdıysan osundur diyen kraldan çok kralcı taşralı dalyaraklar damlar ama söyleyeyim; eskiden ilk işinizde asgari ücretin 4-5 katı gayet normal sayılırdı ki bahsettiğim şirketler öyle süper para veren p&g falan değil. düzgün eğitim almış adamlar için böyle idi. insanlar o sebeple ösym kapılarında ağlardı.

mevcut durumda dil bilen okumuş az deneyimli adamın 10.000 tl altına çalışması emek sömürüsüdür. sizin maaşınızdan kestikleri birkaç bin tl, üst düzey yöneticinin saatlik escort parası. buna izin vermek size kalmış.
kadıköyde yaşarlar genelde. çoğu ingilizce hocası olur. garip bir hayat şemaları vardır vesselam
(#113222978) biraz sessiz olduğu için kimsenin duymadığı çığlık.

edit: yazar arkadaş birileri 155’i aradığı için çok üzüldüğünü belirterek çaresizliğini anlatan bütün entrylerini silmiş.
sorunlarına çözüm bulamazsa son çare olarak intihar edeceğini söyleyen biri için de sanki acil bir durum varmış gibi 155’i aramak, aramızda okuduğunu anlamayan yazarlar olduğunu gösteriyor.

özetle, kendisi denizli’de ikamet eden, 7 aydır iş bulamamış, kira ve gıda ihtiyaçlarını karşılayamayan bir yazar arkadaş. biraz maddi destekle çözülmeyecek problemler değil, yardımcı olabilecek arkadaşlar özelden kendisiyle irtibata geçsinler lütfen.
john calhoun'un fare deneyi'ni insanlara genellemek ne kadar mümkün bilmem ama bir toplumda mevcut rollerin ve statülerin gerektirdiğinden fazla sayıda insan olunca, ya da şöyle diyelim; bir toplum bütün bireyleri için anlamlı kariyer olanakları ve istihdam sağlayamadığı zaman, asosyal eğilimler gösteren bireyler ortaya çıkmaya başlıyor (denklemi böyle kurunca sorun popülasyon artışından çok toplumun kurumsal başarısızlığına kayıyor). calhoun'un fareleri için bunlar yakışıklılar ya da güzeller olarak adlandırılan bireyler. toplumsal yıkımın ardımdan dünyaya gelen bu uygarlık-sonrası asosyal bireylerin erkekleri artık dişileri etkilemek ve elde etmek için çaba sarfetmiyor, bir yuvaya sahip olmak için uğraşıp çalışmıyor. bunlara karşı ilgisini bütünüyle yitiriyor. dişiler de kadınsı davranış kalıplarını terk ediyor, hatta erkeksileşiyor, çiftleşmekten uzak duruyor ve hasbelkader doğurursa yavrularını bakmadığı gibi onlara saldırıyor! tam bir toplumsal felaket... bu asosyal bireyler bütün günü yemek ve uyumakla geçirdikleri, kavga dövüşten ve mücadeleden olabildiğince uzak kalmaya çalıştığı için fiziksel görünüşleri daha güzel hale geliyor -ama ruhen ölmüş durumdalar.
benzer toplumsal koşullar insan bireylerinde de benzer etkiler yaratmıyor mu? uzak doğuda karşı cinsle flört girişiminde bulunmaktan bile vazgeçmiş, vaktini bilgisayar karşısında geçiren genç erkeklerin (bir isimleri bile vardı) inanılmaz artışının yarattığı tehlikeden söz ediliyordu. toplumsal yeniden üretim durma noktasına geliyor. gelişmiş ülkelerde de evlilik, çocuk yapma istatistikleri hızla düşüyor. türkiye'de bile mgtow, antinatalizm gibi yeni yeni duyduğumuz asosyal ve üreme karşıtı akımlar yayılıyor.
hayat koşulları ağırlaştıkça, toplumsal hayat anlamsız hale geldikçe, toplum insanlara anlamlı bir rol ve statü sunmamaya başladıkça insanların ruhsal durumu karamsar, saldırgan, depresif, izole olmaya yatkın bir hal alıyor herhalde. benim de çevremde bu tür yalnız bireylerin sayısı giderek artıyor. insanlar yalnızlığa alışmaya ve sevmeye başlıyor daha kötüsü. ilişkiler giderek güç görünmeye başlıyor. hele hele evlilik aşırı riskli, ekonomik olarak zorlayıcı bir şeye dönüşüyor. çoğu insan benzer nedenlerle çocuk yapmak da istemiyor. ben de bir yanınla dahilim sanırım bu gruba. ama bunun sebepleri kişisel olmaktan ziyade toplumsal...
eskiden şişman şimdilerde balık etli bir hatun olarak bu entry beni incitti. insanların düşünceleri ne kadar da kötü. yeme bozukluğu psikolojik bir rahatsızlıktır. kişi kim bilir neler yaşamıştır hangi kayıpların yerini yiyerek doldurmaya çalışıyordur?! şahsen ben bunu yenebilmek için baya bir uğraştım. şişmanken de her daim temiz, bakımlı ve tertipliydim. kimde neyi bulacağınızı bilemezsiniz. ön yargılı olmayınız. sırf fiziği güzel diye sevdiğiniz el üstünde tuttuğunuz kadınlar sizi üzer. gerçi siz de buna müstehak olabilirsiniz. ayrıca banane ne haliniz de varsa da görünüz.
- yazım hatası yapması.
(bkz: #93842299)
burada bahsettiğim örneklere geçen gün bir yenisini daha ekledi bir arkadaş. dedi ki; “morelin mi bozuk?”. işte o anda cidden morelim bozuldu.

- burç muhabbetine girmesi ve ciddi ciddi burçlara inanması.
her ne kadar bu durum da itici olsa da belki kadınlar hoşlanıyor diye bu muhabbeti açtığını düşünüp ona bir alan tanıyorum; “yaa ben burç muhabbetinden hiç hoşlanmam, ben hoşlanıyorum diye yapıyorsan yapma yani, o yüzden yapıyorsun di mi:)))))” diyorum ama olmuyor. “yoo ben çok severim, boğa burçlarıyla da çok iyi anlaşırım, senin burcun neyyy:)))”.

- karşısındaki kadını geri zekalı yerine koymaya çalışması. sanki dünyada seks diye bir şeyin var olduğundan habersizmiş, o kadınla da asla seks yapma amacıyla konuşmuyormuş gibi davranması. “seks miiii o da neyyyy:)))))”.

- tanıştığı her kadının kendisiyle evlenmek istediğini sanması.
(bkz: #94706001)
“kirli donlarımı yıkamak için sıraya girdiğinizi biliyorum gızlaarr ama üzgünüm olmasssss:)))))))”.

- uzun saçlı ve/veya dar omuzlu olması. şekilci olmak suçsa, evet ben suçluyum.
bu başlığı sırf: "şu tarihte şuna aldım şimdi şona sattım emuğa goyam!" cılar yüzünden takibi bırakıyorum. tiksindim hepinizden. adam akıllı tek entry yazan yok.
arkadaşlar arasında açmayı bilen yoksa bana keyif veren aktivite. yoksa sarılmam ben açayım diye. sigarayla halka da atabilirim. elimi ağzıma sokmadan sert ıslıkta çalabilirim. kendimi geliştirerek seneye daha serseri olmaya çalışacağım. teşekkürler.
olması gereken şeyleri aşağılayanların eğer annesi evlenmeden önce hızlı bir cinsel hayat yaşamış olsaydı yine böyle konuşabilecek miydi merak ediyorum.

evlilik öncesi sex de evlilik ile başlayan sex de umurumda değil.herkes hayata aynı pencereden bakmıyor.kimisi ilk anının özel olmasını ister ya da dinen yasak olduğu için öyle yaşar.

ayrıca ekşi sözlük türkiye'nin sosyolojik haritasını oluşturmuyor,temsil de etmiyor.buradaki yazarların dedikleri ile iş yaparsanız yol katedemezsiniz.

ister hakkari'den ister izmir'den iki erkek çevirin bakireliği sorun ikisi de aynı cevabı verecektir.farketmez diyen de elinden bir şey gelmediği içindir.

karısına ya da sevgilisine söz geçiremeyen erkekler medeniyim diye ortalıkta dolaşıyor.yemezler koçum.

renkli bir cinsel hayatı olan hanımefendilere de saygım sonsuz.hayat sizin dilediğiniz gibi yaşayın.

ama bakire kadını aşağılayamazsın.

zoruma gittiği ve saygısızlık olduğu için değil.

kabul edin bakire olsun istiyorsunuz,akşam dışarı çıkmasın istiyorsunuz,bensiz tatile gitmesin istiyorsunuz,instagramda yakınlar hariç erkek eklemesin istiyorsunuz.

isveçli bir erkek gülse tamam da türk erkeği yemezler be oğlum hadi bak dalgana