Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
3 kuruş kâr edeceğim diye ekonomik tövbe alıyorsunuz sonra buradan tövbem iptal oldu diye ağlıyorsunuz.

benim tüm tövbelerim iptal olmayan exculusive tövbeler ve hepsi de halen geçerli. pahalı tövbe alanlara enayi gözüyle bakanlar şimdi utanırlar mı acaba?

rezalet puanım 10 üzerinden 2, o da haber vermeden iptal ettikleri için. insan önceden bir mail atar.
10 ton olsa 100 bin para eder, güzel para kanka niye sinirlenmişler anlamadım. köyde ne yapacan 100 bin lirayı ya?? resmen nankörlük.

edit: dalga geçmeyecekmişim üreticiyle öyle mesajlar geliyor. lan 10 lira fiyat verenin geçtiği dalganın yanında benimki dalga mı?
masaya taş koysam "fiyatı 500 milyondur" desem bana oha lan öyle şey mi olur diyenlere "sen neden veremiyosun onu sorgula, zekan 500 milyon kazanmaya yetmiyor demek ki" diyecek tiplerin aklamaya çalıştığı fiyatlardır.

aynen kardeşim enflasyondan şikayet etmek, hayat pahalılığından yakınmak, geçinememek aptallık sana göre. sen bu kafayla devam et hakkaten çok zekiymişsin. heykeline beton yetmez.
düşmese de sırf emlakçı bozmak için gidip ev bokluyorum.

dün gittim bir eve bakmaya. ev sahibi 1200 istiyor. baktım inceledim. en fazla 800 eder dedim çıktım. adam cevap bile veremedi. kaç eder bilmiyorum ama o öyle bilsin. benden sonraki gelen 900 e alsın :) piyasaya hediyem olsun bu da.
bu cahil cesaretini tek bir kişiye borçlusunuz. devir sizin devriniz konuşun bakalım ama bu devran elbet dönecek, o zaman göreceğim ben sizi müptezeller.

ayrıca;
bahçıvansın biberin yok,
dalyapraksın haberin yok amk.
yahu sıcaktan şikayet etmem için illa hamallık yapmam, piramitleri inşa eden kölelerden biri olmam, taş taşımam, kızıldeniz'i ikiye ayırmam, kavimler göçü yapmam, gemime aldığım hayvanları sayıp onları içeri doğru itelemem, uhud savaşı'nda tepeyi terk eden okçular tam listesini hazırlamam mı gerekiyor? şimdi elimdeki "zengin değilim 7/24 klima açamam" içerikli sıcak sevmeme kitapçığını açıp baktım, şikayetlerimi dillendirmek için ağzıma daha da sıçılmasının gerektiğine dair bir madde göremedim. pardon kız ben, "how to live with a huge penis: advice, meditations, and wisdom for men who have too much" kitabını okuyormuşum, millet görüp ayıplamasın diye başka bişiyle kaplamışım.

düşük tansiyonluyum, ayak sevmiyorum (evet çok ani bir geçiş oldu, bio'ma yazayım bunu, iyi bir tanıtım), terlemekten ve milletin leş gibi polyesterli kıyafet kokusunu içime çekmekten hoşlanmıyorum, gereğinden fazla ısınan ve hatta alev topundan farksız bir vücudum var, demir eksikliğim olsa sıcak gelsin ısınayım derdim, o da değil, klozete oturup keyif yapamıyorum, duş mu alıyorum eziyet mi çekiyorum belli değil, denize gitme gibi zevklerim yok ve hiç olmadı, istediğim aralıkta esmiyor, sabah verimsiz geçen bir gün, adamlar gibi memelerini açıp da gezemiyorsun, baksırla gezemiyorsun, balkonda oturamıyorsun çünkü hiçbir anlamı yok, götün sandalyeye yapışıyor, işe gitmek muhtemelen ölümdür, dönüşü kıyametten farksızdır, sanki bir cümle 100 cümleye denk, konuşmayın kardeşim. bir de götümüzden ter akarken sizin ay ben yazı seviyorum yahut hamallar ayol duyarınızı çekemeyeceğim.

şikayet etmemiz için çok daha kötü hayat koşulları, daha büyük dertler, kolumuzun bacağımızın kopması, ebemizin skilmesi falan gerekiyor, dümdüz şikayet edemiyoz asla. önce iki saat hayat hikayemizi anlatıp sempati puanı toplamamız lazım. ben sıcak havalardan nefret ederim, çünkü nefret etmek için geçerli sebeplerim var. bu yüzden bol bol şikayet edeceğim, teşekkürler.
sabahın 6sında bir kediyi bu sahipsiz köpek çetelerinin elinden alalı çok olmadı. hayvanı parçaladılar, yetişemedim. hayvancağız ben gelince son nefesiyle bir arabanın altına doğru komando gibi süründü, orada can verdi. baktım ki karnı parçalanmış. çete ise arkasını döndü gitti.

bundan bir yıl önce de bahçede baktığımız kediyi boğdular. kameradan izledim, bilinçli şekilde bahçeye girmiş, hayvanı kovalayıp sıkıştırıp boğmuşlardı.

kedim de var köpeğim de. dışarıda baktığım kediler de var. bi tanesi kadrolu, yaz kış camın önünde. mamasını alıyorum, kısırlaştırdım, parazit aşısını yapıyorum. yani meşakkatli ve masraflı işler. hem ayran dökülmesin hem de kuçu sevelim yok yani. olmaz. kediyi geçtim, az tüketen bi hayvan, bi şekilde karnı doyar, çeteleşmez. ama sahipsiz köpek demek, hastalık demek, hayvana eziyet demek, çeteleşme demek. sokakta köpek olmaz. seviyorsan, al evine bak. aşısını yaptır, bakımını yap, karnını doyur, eğit. yarasa mı bu amk. evcil hayvan. bu hayvanı sokağa atamazsın. sokakta yaşayamaz. o yüzden, sahipsiz sokak köpekleri önce barınaklara alınmalı. sahiplendirilmezlerse mecburen uyutulmalı. seviyorsan, gider alırsın barınaktan, çipini takar bakarsın. hem hayvanlara yazık hem insanlara.

geçen hafta bulunduğum bir tatil yöresinde hastanede kuduz aşısı tükenmişti. düşünün. batıda bir yer. ısırılanlar, tırmalananlar. bu ne amk. kırsalda mı yaşıyoruz lan? şehir insanlar içindir. zevk mi alıyorsunuz o hayvanlar arabaların altında kalınca, hastalıktan bitap bir köşede mefta olunca? insanlığa sığacak bir durum değil. derhal harekete geçilmeli.
"insanlar kendilerinden daha üst ahlaka sahip insanlardan nefret ederler. onlar için efendi, dürüst ahlak sahibi insan bir ayna gibidir. onlar o aynada çamurlarını görüp sizden nefret ederler. aslında nefret ettikleri kişi kendileridir fakat siz buna aracı olduğunuz için sizden nefret ederler."
sevgilisi demeyelim de orospusu olmuşsundur muhtemelen. gece müzik sonlanirken 1 saat iş görüp kahvaltıda görüşmek üzere olayları var ya ondan. muhtemelen seninki evlidir bide. a pardon öyle olunca daha çekici oluyordu zaten di mi?
atatürk yaşasa lgbt bireyler bu günkü gibi özgürlükleri için mücadele ediyor olmazdı. lgbt oldukları için değil ‘birey’ oldukları için kabul edilirlerdi. sıradan bir insan gibi yaşayıp giderlerdi ve kimsenin gündemine oturmazlardı.
kendilerini ötekileştiren yobaz güruh çoktan tarih sahnesinden silinmiş olurdu.
ve hayretler içinde gavs cenazesi izlemezdik.
burada yazılanları okuyunca ne şanslıymışım diyorum. yazılanların çoğu babaannelerin kötü olduğuyla ilgili.

ama sen bence dünyanın en iyi babaannesiydin, abimle sana taktığımız isminle “babrik”.

çocukuluğumdan genç kızlığıma kadar oda arkadaşımdın, dert ortağımdın, sırdaşımdın. tanıdığım en güçlü, en komik, en akıllı ve en iyi yemek yapan kadındın. 13 yaşındayken sırf yetim ve öksüz olduğun için 39 yaşındaki dedemle evlendirilen, 14, 17 ve 19 yaşında 3 kere anne olan, 29 yaşında doğu'nun bir köyünde dul kalan ama dimdik hayatta kalan küçük bir devdin sen. bugün bu insan olabildiysem senin sayende, hep güçlü kalabildiysem, böyle iyi yemek yapabiliyorsam, narin ve kırılgan değil de mücadeleciysem hepsi senden ötürü.

keşke ölen insanları yılda 1 kez görmemize izin verilseydi, seni o kadar çok özlüyorum ki, insanlar içki içip biraz çakırkeyf olunca sevgililerinden bahseder ya, ben seni anlatıyorum mesela. yemeklerini, gün yüzü görmemiş küfürlü atasözlerini, beraber içtiğimiz sigaraları, sevgililerimi ilk seninle tanıştırmamı, o çok sevdiğin ve şimdi aynı mezarda koynunda yattığın ikinci dedemin mezarına gidişlerimizi anlatıyorum.

ne güzel kadındın be aliye, seni çok seviyorum.
adam demiyor ki "rakibimizin kadrosu ligin çoook üstünde, bizim kadro ile karşılaştırılmaz, dolayısıyla muhtemelen şampiyon olurlar yine"
dediği şeye bak "bu federasyon ve hakemlerle yine gs şampiyon olur"

adamları içeride dışarıda 3 lemiş, 8 puan fark atmışız, bizden 3 kat fazla penaltı kullanmışlar, dediği şeye bak "bu federasyon ve hakemlerle yine gs şampiyon olur"

ne diyeyim, allah rakibin de akıllısını, namert olmayanını versin.

mevcut durumda gs yine favori, ama neticede tahmin etmek zor çünkü dengeler bir anda değişiveriyor, iyi olan kazansın.

t: değeri olmayan tahminlerdir.
ülke değil babasının çiftliği amk.

para sizin paranız amk. daha espri felan yapın durun. 3 gün sonra ekmek niye 100 tl diye sorunca yarramı yiyin diyince de özelden saydırmayın...

benim tuzum kuru. beter olun.

amk editi.
bir kere her şeyden önce sağlıklı bir insanın ilk soracağı soru:

- o telefon ne elinde, kameraya mı alıyorsun?

olur. benim öyle olurdu yani. gözünün içine sokulmuş telefonu görmeyip hemencecik ağlayan hanım kızımızın flash tv oyunculuğu da göz tırmalıyor.

özetle olmayan ayılıktır. fenomen olmaya çalışıp yüksek izlenme oranı yakalayarak para cukkalama peşinde olduğunu düşündüğüm karı kocanın kurgu ayılığıdır.
adam son model mercedes'i çekmiş kenara, inecek arabadan. kapıyı açmış, tam inerken tofaş şahin son sürat 80'le kapıya çarparak uçurmuş kapıyı.

adam
"ne yaptın amk ¿ gitti son model mercedes" demiş.

tofaş şahin'deki genç durdurmuş arabayı, bir arabaya bir adama bakmış. sonra

"abi sol kolun kopmuş, hastaneye gidelim" demiş.

adam "aha rolex de gitti" demiş.
bu toplumsal bir sorun degil ki neden bireysel olan bir problem icin tum toplumun cebinden para ciksin? ben senin guvensizligin yuzunden neden extra vergi ödeyeyim? dersin ki akraba evliligi engellensin, gebelik öncesi ve suresince testler yapilsin falan engelli birey sayisini arttirmamak adina, o zaman ok bunlar toplumsal sorunlar sonucta, ama senin bu derdin kisisel...ki kimsenin seni durdurdugu da yok git yaptir kendin. topluma yikmaya hakkin yok kime ne senin boynuzlarindan.
geçen gün brexit ile ilgli çok güzel bir yazı vardı. ab'nin bürokrasiyi artırmadığı, tam tersine düşürdüğü ile ilgiliydi.

kktc'nin süt ürünleri ile ilgili yaşadığı sorun bu. rum yönetiminin, ab'ye kendi sınırlarındaki mandraların ab standartlarında olduğunu ama daha önemlisi bu mandraların ab standartlarına göre denetleyecek sistemin kurulmuş olduğunu ıspatlamış olması; ama ab'nin aynı çalışmayı kktc'de yapmamış olması.

ama yine de her ülkenin kendisine göre koyduğu kısıtlar var.

mesela almanya'ya çiğ patates de sokamıyorsunuz. yurtdışından gelen patatese, akdeniz'de yerel türleri yok eden balon balığı muamelesi yapıyorlar. veya zeytinyağı ülkelerinde, zeytinyağı sıkıntı çıkartır.

bunun yanı sıra ilaçlar ve yasak olmayan ama ne olduğu da belli olmayan yiyecekler başınıza bela olabilir. gıda ve ilaç dairesinden bir görevli gelip analiz yapıyor. vakit kaybetmek yerine kendi elinizle çöpe atarsınız. bu yüzden yiyeceklerin paketli olması; ilaçların kutusunda, prospektüsü ile birlikte olması, yanınızda da reçetenizin bulunması sınır kapılarında işinizi kolaylaştır.

yanınızda yiyecek taşımak normaldir. köylülük falan değildir. amsterdam'dan türkiye'ye gelirken gouda getirmek normal de türkiye'den amsterdam'a ezine götürmek neden köylülük olsun? bu dünyada şöyle bir realite var:

(bkz: bütün bir ömrü iyi beyaz peynir peşinde geçirmek)

ama gideceğiniz ülkenin gümrük polisi sayfasına bakıp, hangi gıdaları hangi şartlar altında götürebileceğinizi kontrol etmeniz gerekir.

kabahatin büyüğü esas kadının oğlunda. insan anasını tanımaz mı? gelmeden önce uyarması gerekiyordu, "şunları şunları getirebilirsin. bunları bunları getirme"
kesinlikle aras kargo derim çünkü kuryeleri bile o kadar uyanık olmuş ki mesai bitiminde temasız kod göndertip kargonuz adresinize teslim edilemedi mesajı gönderiyorlar rezil bir firma bu kargodan çektiğim sıkıntıyı hiçbir kargo firmasından çekmedim müşteri hizmetleri bile ona göre ilgileniyor bilginiz olsun
av hayvanlarının'da da bulunan belirgin bir tat vardır kuzuda. but bölgesinde bu tat yoğunlaşır. parça et kıyma kuzu steak gibi ürünler bu bölgelerden yapıldığı için tercihinizi kaburga kısmından kullanabilirsiniz. marine de yardımcı olur.
kereviz, kişniş nasıl yeme alışkanlığıyla zaman içinde sevilen şeylerse kuzu da öyledir, yedikçe alışırsınız. sizin için sadece farklı bir tat haline gelir.

o eğer et yiyen bir insansanız dünyanın iyiliği için bu tada kendinizi alıştırmanız iyi olur . koyun yetiştiriciliği dünyaya verilen zarar bakımından en insaflı olandır. dana domuz tavuk %100 küçük kafeslerde beslenen performans canlılarıdır. koyunlar ise açık alanda meralarda bakılmak zorundadır, yine hayvan refahı için aralarında en düzgünüdür. hiç ışık görmeden küçük bir kafeste doğup büyüyen hormon ve antibiyotikle hayatta kalan ,kalori harcamasın diye hareket ettirilemeyen bir hayvandan çok daha iyidir.
yarın itibarıyla yeni yönetmelik devreye giriyor.

10 yaşındaki aracına sıfırından yüksek fiyat yazanları sarı site üzerinden şikayet edebilirsiniz.

ilana girin, aşağıya kaydırın, şikayet et butonuna tıklayarak diğer seçeneğini seçin.

ilan fiyatı sıfır fiyatının üzerinde şeklinde not düşün.

site bu şikayeti yetkili birimlere artık iletmek zorundadır.

yarın değişik şeyler duyabiliriz.

edit: uyarı geldi, cimer vasıtasıyla ilan no eklenerek de şikayet edilebilecekmiş.
gerçek bir insan turnusolu, size günlerinizi, aylarınızı hatta yıllarınızı kurtarabilir bu turnusol.

bayram tatili süresince göcek'te bir yelkenli festivalindeydim, gündüzleri deniz, akşamları parti, yelkenlilerde kalınıyor. sürekli flört, akşamları ise karanlık ve basık yelkenli kamaralarında seks.

velhasıl burada, ortama göre oldukça masum görünen bir hatun ile tanıştım. veteriner hekim olduğum için konu onun scottish fold kedisinin genetik hastalığına evrildi, o konuda neler yapılabileceği konusunda tavsiyeler verdim ve yol haritası çizdim. dilerse de moda'daki kliniğimde yine bakabileceğimi söyledim. tatil boyunca da oldukça yakındık, ama dejenere ortamdakiler gibi sevişmedik, seviyesiz bir ilişkimiz olmadı. bilgi üniversitesi'nde muhtemelen burssuz okumuş, yine muhtemelen ailesinin ödediği ulus'taki evinde oturuyor olsa da, keçi sütü rengi teni, oregon kavunu göğüsleri ve simsiyah swimsuit'i ile şahane görünüyordu.

tatil dönüşü kliniğime geldi kedisiyle, yaklaşık 1000 euro civarı fiyata almış kedisini. oysaki ben ona ücretsiz aynı yakışıklılıkta bulabilirdim, ama 1000 euronun bir değeri yok onun gibilerin gözünde. biraz muayene ettim, scottishlerdeki kronik ve genetik problem, hayvan maalesef acı çekiyor. acısını dindirecek birkaç ilaç verdim. ilaç ücreti dışında da muayene ücreti talep etmedim. bunun üzerine:

-o zaman sana bu akşam güzel bir pestolu karidesli linguine yapayım, spesiyalimdir.

dedi yeni dolgulanmış dudaklarını tebessüm eder hale getirip.

oregon kavunu sevdiğim için kabul ettim. 11 temmuz'da milan kundera'nın ölümü için attığı cringe story sonrası ilgim azalmıştı ama oregon etkisi işte...

uzatmayayım, akşam evine gittim. mutfağa sokmadı, şahane bir masa hazırlamış, güzel bir beyaz şarap ile. yemeğimizi yedik, afedersiniz 2 tabak yedim, sonrasında güzel bir rehavet çöktü ki koltukta yanıma gelmesi ile norepinefrin sistemimde bir canlanma oldu, giydiği dar siyah elbisesiyle kucağıma geldi ve öpüşmeye başladık. yemek sonrası adetim değildir sevişmek,

-dur, gece uzun, önce rica etsem bana bir bardak su getirir misin?

dedim, dişlerimi fırçalayamayacağımdan en azından bir su içeyim diye düşündüm.

kalçalarını bi o yana bi bu yana sallaya sallaya gitti mutfağa. ama mutfaktan garip bir white noise, kulak tırmalamayan ama yüksek sesli bir titreşim sesi gibi bir şey geliyor.

salondan seslendim;

-bu ses nereden geliyor? diye.

+damacana pompası çalışıyor da, birazdan sürahi dolar ses kesilir.

dedi.

önce milan kundera'yı anan cringe story'si geldi aklıma. sen kim köpek milan kundera'yı anıyorsun, bir de hikayesinde var olmanın dayanılmaz hafifliği kitabını almış eline. ona çok şey öğretmişmiş. sen kim, varoluşçuluk kim? sen konforlu hayatında, önüne sunulan devasa fırsatlarla yaşıyorsun, sen varoluşçuluğun ruhsal acısını nasıl içselleştirebilirsin? geleceğini sen mi şekillendiriyorsun ki varoluşuna bir anlam katasın? 4 sayfa sonra o kitabı kapattığından keçi gibi eminim. bir de üzerine bu otomatik damacana pompası...sevişsek muhtemelen 30 saniye üstte kalınca yorulacak, sonra yine konforuna bakıp ya altta kalacak ya da lazy doggy...

aile evinde yaşa, baba parası ile üniversiteye git, babanın çok yakın arkadaşının şirketinde ik uzman yardımcısı diye işe gir...bu rahat hayatın üzerine bari pompaya kendin bas, biraz çaba sarfet.

içimde bir öğrüntü ve iğrenti ile koltuktan kalktım, hızlıca espadrillerimi giydim, kapıyı çekerken elektrikli pompanın sesi hala geliyordu, yarım saatte dolduramadı bir sürahiyi. ben o vakte çoktan pompalamıştım.

adnan saygun'da biraz yürüyüp, metroya binip hacıosman'daki evime gittim.
bir bıyıklıya laf edildi diye, üzerinde gökkuşağı rengi var diye her bok yasaklanırken bunların ülkede serbestçe indirilmesi önceliklere dair ne çok şey anlatıyor.

bizi yönetenlerin umrunda değil insanlar kumara mı bulaşmış, zararlı alışkanlık mı edinmiş, para mı batırmış. bunlar tek tuşla engellenebilen (app store veya google play store'da satışı ülkeye göre son derece kolay ayarlanan) şeyler.

dincilerin "gençler bira içmesinler sevişmesinler de ne yaparlarsa yapsınlar" embesillikleri yüzünden ülkedeki tüm gençler hap içip kumar oynayan kekolara döndü. aynı iran'daki, bazı diğer islam ülkelerindeki gibi.
o yüzden de kimse uğraşmıyor bunlarla.
gizem seni bunca zaman milli takımdan kesen giovanni'ye o kadar küfrediyorum ki

edit: italyanları 3-0 paket yaptığımız maç olmuştur

yarı finalde abd ile eşleştik, onlardan gerek fiziksel gerek taktiksel olarak o kadar üstünüz ki fakat psikolojik evreyi bir türlü aşamadık onlara karşı, yüzüp yüzüp kuyruğuna gelip hep tie breakte yeniliyoruz, umarım yarı final maçıyla kırarız bu laneti
sektör kaynaklarından edinilen bilgiye göre, benzin grubunda cuma'yı cumartesiye bağlayan geceden itibaren 132 kuruş yukarı yönlü fiyat güncellenmesi beklentisi bulunmaktadır.

pompaya yansıyacaktır.

not: seçim sonrası 1 haziran'da 21lira civarlarında olan benzinin litresi, kırk beş gün içerisinde yaklaşık yüzde kırk zamlanarak 29 liranın üzerine çıkmıştır.
sapına kadar alevidir , alevinin hasıdır, cumhuriyet tarihinin en önemli seçimine 2 gün kala alevi başlıklı video yayınlamıştır.
belediyeler, delegeler, ihaleler hepsi etrafındakı alevi lobisinin kontrolündedir. algı oyunlarınızı bir kenara bırakın bu millet akı da boku da görüyor. piro lakabı bile mezhep kaygılarıyla takılmış nohut kafalı tiranın tekidir.
hikayenizi tekrar tekrar paylaşmak yorucu gelebilir ama bu karşınızdakinin enerjisiyle de alakalı. ayrıca ölmediğiniz sürece hikayeniz kapanmamıştır ki, belki üşenmeyip şimdiye kadar olan kısmı anlatsanız kalanına çok şey ekler karşınızdaki. üşenmeyin guzum, hala iyi insanlar var paylaşmayı bekleyen.
bu ülkede yabancı sınırını destekleyenler bu maçı iyi izlesin. çalışmayıp yazın götü göbeği salan, ekstra 1 gün bile emek harcamayıp sadece türk diye galatasarayda oynayan adamlara iyi bakın. bakın da türk futboluna nasıl ihanet ettiğinizi bir daha anlayın.

yabancı sınırı tamamen kaldırılmadıkça bu adamlarla avrupalarda başarı hayal.