debe başlıkları

paranormal paranoyak7
profili

  • en son gerçekten mutlu hissedilen an

    doğum günümde kök hücre bağışı için verdiğim kanın başka bir hastayla 10/10 uyumlu olduğunun haberini aldığım gün. eve gidince mutluluktan ağlamıştım. umarım en kısa sürede nakil gerçekleşir ve en azından bir kişi sağlığına kavuşur.

  • zeki kadının zeki olduğunun en önemli göstergesi

    saf ayağına yatabilmesi. hayır, sinsilikten bahsetmiyorum. siz herhangi birşey söylediğinizde bunun yalan olduğunu bilse yada inanmamış olsa da o kadın sizin söylediklerinizin doğru olabileceğini de düşünüp, inanmış gibi davranır. siz de o kadının herhangi birşeyden haberi olmadığını yada sizin söylediklerinize inandığını sanırsınız ama o kadın aslında sizin doğru söylemiş olabilme ihtimalinizi düşünerek hareket eder. çünkü o kadın size inanmak ister beyler. hayır, saf değil; sadece size inanmak istedi, hepsi bu.

    trip atmaması. kadın yada erkek olarak zeki insan işi değildir şu trip atmak. hem aptalca hem de çok toyca. trip atmakla herhangi bir sorunun çözüldüğünü düşünmez. trip atmak yerine o sorun oluştuğu anda karşısındakiyle sorun ne ise karşılıklı oturup konuşmayı tercih eder.

    sıkboğaz etmemesi, özellikle de erkekleri. bu özellik de yine biraz erkek mantığıyla düşünebilmesini ve empati yeteneğinin olmasını gerektiriyor. öf valla rahat bırakın biraz şu adamları. maç mı yapacak, oyun mu oynayacak, arkadaşlarıyla içecek mi ne yapacaksa gitsin yapsın. siz de kendinize zaman ayırın işte.

    sabırlı olması, çabuk sinirlenmemesi, soğukkanlı olması. özellikle de herhangi bir olay karşısında haklıysa karşısındakinin eline koz vermemesi. bir arkadaşımla konuşuyoruz. kadının anlattığından anladığım; adam kadından ayrılmak istiyor ama bekliyor ki kadın arıza çıkartsın. adam da "of ben gelemem böyle şeylere" deyip üste çıkıp bunu bıraksın. dedim bekle, sabret ki herhangi bir sebep bulamasın; bulamasın ki asıl düşüncesini söyleyip ayrılsın senden. adam en son birşey bulamayıp kadından ayrıldı yine. tipik sorun sende değil bende muhabbeti. neyse ki en azından kadını suçlayacak herhangi birşey bulamadı.

    ortamdaki her olayı bilip duyup bunu aynı ortamda paylaşmaması. anlatılması gerekenleri sadece anlatılması gereken kişilerle paylaşabilmesi.

    ön yargılı olmaması. gerçi bu biraz görüp geçirmekle alakalı ya neyse.

    saçma sapan sebeplerle kavga yada sorun çıkartmaması. bu demek değildir ki herşeyi alttan alması gerekiyor. çok fazla alttan alıp tolerans gösterildiğinde o kişi kendi yaptığı davranışların normal bir davranış olduğunu zanneder çünkü.

    dipnot: her zeki kadın, bir kadının ilişkiye başladığında salaklaşacağını bilir. bundan dolayı da zeki bir kadın genel olarak diğer kadına akıl vermekle uğraşmaz. dinlemeyeceğini bilir çünkü. yaşa ve gör der sadece. denildi, oradan biliyoruz. *

  • şu anda çalan şarkı

  • türk erkeğiyle evlenmemek için en büyük neden

    türk kızıyla evlenmemek için en büyük neden başlığında yazanları okurken geldim ta buralara. şimdi oradan yola çıkarak düşünüyorum ben de. türk erkeği ve türk kadını farklı dünyaların insanı mıdır öncelikle? o başlıkta sıralananların bir çoğunu türk erkekleri de taşıyor maalesef. evlenilecek kadınlar da var erkekler de var. bulmak istedikten sonra evlenmemek için de çoook neden var:

    - ikiyüzlü olmaları. siz mesela türk erkeği olarak bir kadınla tanıştığınızda hangi özelliklerinizi ön plana çıkardığınıza hiç dikkat ettiniz mi? ben kadın olarak biriyle tanıştığımda genelde "hangi üniversiteden" mezun olduğunu değil, hangi bölümden mezun olduğunu; "hangi şirkette" çalıştığını değil, hangi "sektörde" olduğunu sorarım. bunlar bir insanı tanımak için, muhabbet kurabilmek için yeterlidir. türk erkekleri olarak bir kadınla tanışırken "statünüzü" ön plana çıkarıyorsanız ve karşınızdaki kadını bunlarla etkilemeye çalışıyorsanız ve kadınlar da evlenirken buna bakıyorsa sonra gelip kadınlar şuna buna bakıyor dememelisiniz.

    -türk erkeğinde biraz da patron mantığı var. adam direkt olarak sonuca odaklanıyor. giriş, gelişme bölümü yok adamlarda. bir nevi yedek oyuncu gibi. maçın ortasında oyuna girme, yorulmadan gol atma ve maçı bitirme peşinde. sonra da önümüzdeki maçlara bakalım modunda takılıyor adam. sevişebildi mi yada sevişebilecek mi.. bütün mevzusu bu genel olarak. o aşamaya kadar yapmadığı şey yok, o aşamadan sonraysa dünya birden tersine dönüyor.

    -kadını anlama, dinleme, değer verme becerilerinden yoksun olmaları. hayatın her alanında bu böyle ama. sosyal hayatta da yatakta da böylesiniz. hani kadınlar ne ister ne ister diyorsunuz ya, susup kadını dinlemeyi başarsanız emin olun cevabını bulacaksınız.

    -türk kızı ve cinsellikle bağlantılı entrylerde türk kızını yerden yere vurup bunun kendileriyle herhangi bir bağlantısı olmadığını düşünmeleri. uzun uzun girmeyeceğim, yine en büyük neden üstteki satırdaki gibi sizin kadını dinlememeniz ve bencil olmanızla alakalı. bunun harici sizinle ilgili fiziksel ve duygusal problemleri söylemiyorum bile.

    -kadına güven verebilmekten yoksun olmanız.

    -kadınları her konuda eleştirmeniz. sürekli olarak kafanızdaki kadınla karşınızdaki kadını karşılaştırmanız.

    **türk kızıyla ilgili başlığa bakınca ortak bulduğum noktalar:

    -sadece erkekle evlenmezsiniz. anasıyla, babasıyla, kardeşleriyle, halası, dayısı, yengesi, kuzenleri... gibi tüm aile fertleriyle evlenirsiniz.

    -kına gecesi, düğün, gelinlik üçlemesine laf eden zihniyetin anasına baksan sanki ecnebi. varsan baksan aynı erkeğin anası benim düğün gecesi giyeceğim geceliğin rengine kadar belirlemek ister. neymiş illa o gün beyaz giyilirmiş. len ben belki siyah giyeceğim, sana ne?

    -çevresinde ki insanların dolduruşuna gelirler.*

    -özür dilemeyi bırakın, hatalarını bile kabul etmezler. sürekli bağırıp çağırarak üste çıkmaya çalışırlar. kadını dinlemeye çalışmazlar. kendi istedikleri neyse onu empoze etmeye bayılırlar.

    -eş olmaktan ziyade siz o evin hizmetçisi, kuluçka makinesi durumuna düşersiniz.

    - dizilerde izledikleri hayatı yaşamak isterler. sanırlar ki bütün kadınlar o dizilerde gördükleri gibi, her zaman hazır ve nazır onları beklemektedirler.

    - anası ve teyzesi kafa kafaya verip her konuya burnunu sokar, adama sürekli gaz verirler. işten yorgun argın gelirsiniz ayaklarınızı uzatıp 2 bira içme gibi bir planınız vardır, uygulamaya geçemezsiniz. çünkü işten geldikten sonra öncelikli göreviniz yemeği hazırlamaktır. çünkü aynı kişinin annesi kendi oğlunu paşa çocuğu gibi yetiştirdiği için herhangi bir yemek yapmayı bilmez. kendi evinizde kendinizi hizmetçi gibi hissedersiniz.

    - evin temizlenmesi ve yemeklerin yapılması için yardımcı kadın çağrılacaktır. sözlükçülerin maaşları başlığına baksan hepsi ayda en az 10k kazanan insanlardır ama evin temizlenmesi için birinin çağırılmasına da kulp bulurlar. çünküüü siz hem ayaklarınızın üstünde durup para kazanmalı ve erkeğe muhtaç olmamalısınız, hem çocukla ilgilenmelisiniz, hem ev temizliğini yapmalısınız, hem de sürekli bakımlı olmalısınız. ha, kafa dinlemek için ayırdığınız kahve molası sözlükçülerin diline düşer. böyle kadın varsa bana da yollayın beyler. maaşlı köle gibi bişiy bu.

    - haftasonu akşam, ayda yılda bir arkadaşlarınızla buluşma planları yapsanız. kıskançlık krizine girip gittiğinize gideceğinize sizi pişman ederler. artık siz evlisinizdir ve sizin "özel" hayatınız yoktur.

    bulmak istedikten sonra örnekler çoğaltılabilir. sadece bunun dışında da insanlar olduğunu bilmeniz yeterli.

  • başkanlık referandumunda evet çıkacağı gerçeği

    gerçek olur mu olmaz mı bilemiyorum. ne çıkarsa çıksın bir şey değişeceğini de düşünmüyorum. mayıs ayında binali yıldırım'ın fiili durumu yasal hale getireceğiz diye bir açıklaması vardı. yani adam diyor ki, zaten biz bunu uyguluyoruz, sadece hukuki zemine oturtacağız. referandum sonucundan ziyade türk toplumunda olmayan toplumsal hafıza nasıl kazanılır diye kafa yormak lazım belki de. bu adamların hangi psikologlarla, hangi sosyologlarla çalıştıklarını ciddi ciddi sorguluyorum. ülkenin şu an içinde bulunduğu durumu sadece bir partiyle açıklayamıyorum çünkü.

    idris küçükömer'in bir kitabı var: halk demokrasi istiyor mu diye. soruyorum şimdi: halk demokrasi istiyor mu? bu toplum eşitlik, özgürlük, demokrasi gibi kavramları kendi isteğiyle elde etmemiştir, tamamen tepeden inme bir devrim olmuştur. bu anlamda atatürk gibi bir deha bu ülke halkına çok çok fazladır.

    görüşmeleri izliyorum. düşünme, sorgulama yeteneğim olmasa "adamlar doğru konuşuyor, haklı" derim. bu anlamda kendilerini takdir etmeden geçemeyeceğim. bunları izleyince the strain dizisi aklıma geliyor. adamlar resmen bir thomas eichhorst, itaatkar hizmetkarlar yemin ederim. umarım bu ülkede abraham setrakian'lar da vardır.

    “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye bir atasözü var ya, bunu boşuna söylememişler. benim milletim böyle bir millet çünkü. kendine dokunan bir şey yoksa, umursamaz. şu an olduğu gibi. bu millet kendine ciddi anlamda bir zarar gelmedikçe bir şey yapmaz. tarihe bakalım mesela. kahramanmaraş halkı işgalcilere ne zaman başkaldırmış? sanma ki maraş’a ilk düşman askeri geldiğinde. ne zamanki işgalciler bunların topraklarını paylaşmaya, ekinlerinden hak iddia etmeye başlamışlar o zaman ayaklanmışlar. sonra adı olmuş “kahraman”maraş. bak menemen'de düşman askerleriyle film izleyen halk. senin günlerdir dil döktüğün, bilgilensin diye periscope'ta canlı yayın yaptığın halk böyle bir halk ey chp.

    --- spoiler ---

    savaş barıştır
    özgürlük köleliktir
    cahillik güçtür

    "winston, birazdan bir günce tutmaya başlayacaktı. günce tutmak yasadışı değildi (aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu)".

    "winston, savaş suçu işledikleri gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırılan bazı avrasyalı mahkûmların o akşam park'ta asılacaklarını anımsadı. nerdeyse her ay düzenlenen bu gösteri çok tutuluyordu. çocuklar gitmek için yanıp tutuşurlardı. son zamanlarda nerdeyse tüm çocuklar korkunçlaşmıştı.

    en kötüsü de, casuslar gibi örgütler aracılığıyla sistemli bir biçimde, başına buyruk küçük vahşilere dönüştürülmüş olmalarına karşın, parti disiplinine en ufak bir baş kaldırma eğilimi göstermemeleriydi. tam tersine, partiye ve parti'yle bağıntılı her şeye tapıyorlardı. şarkılar, törenler, bayraklar, yürüyüşler, oyuncak tüfeklerle yapılan talimler, atılan sloganlar, büyük birader'e tapınmalar; onların gözünde bütün bunlar harika birer oyundu."
    --- spoiler ---

  • ilk buluşmada 200 lira hesap kitleyen kız

    eğer "kitlemek"ten kasıt erkeğin o hesabı ödemesiyse, istemeden de olsa bir kaç kez aralarında bulunmuşluğum var. üstelik ne memelerim büyük ne de öyle güzelim. yeri geldiğinde dışarı çıkmayalım evde yiyelim demesini de bilen biri oldum.

    kadınların hesap ödememek için yaptığı hareketler başlığını okuduktan sonra türk kızı olarak; tuvaletim gelmiş, tuvalete gidemiyorum. niye? hesap istenecek, şimdi kalkarsam "tam hesap gelirken tuvalete giden türk kızı" olurum diye. canım bir değil üç bira içmek istiyor, içemiyorum. neden? nasılsa erkek ödeyecek diye düşünüp "ilk buluşmada 200 lira hesap kitleyen türk kızı" olmayayım diye. çantama olabildiğince az şey koymaya çalışıyorum. neden? çantanın içinden cüzdanı daha hızlı bir şekilde bulabileyim diye.

    erkek hangi kadının o hesabı "kitlemeye" kalktığının gayet farkında aslında. benzerler birbirini çeker derler. karşınızdaki insanı siz seçtiniz, başkası değil.

    200 lira türkiye şartlarında iyi bir miktar. gidip de bu da para mı muhabbeti yapmak anlamsız. herhangi bir insanla buluştuğun yeri kendi ekonomik durumuna göre belirlersin. gidip lüks bir yere oturup sonra gelen hesabın lafını yapman da garip olur.

    bazen karşımdaki kadın ya da erkek fark etmez hesabın hepsini benim ödediğim de oluyor. yeri geliyor kendi kendime 100 lira hesap kitledigim de oluyor. birinde arkadaşım menüdeki fiyatları görünce ve hesabı da benim ödeyeceğimi bildiği için yavaşça eğilip "ya çok pahalı, kalksak mı" demişti. şimdi bu kız hesap mı kitlemiş oluyor? dedim ya herkes kimin nasıl olduğunu bilir zaten.

    annem hep "yarın bir gün karşındaki insana lafını yaptırma" diye sıkı sıkı tembihlediginden midir bilemiyorum ama hiç bir zaman karşımdakine hesap kitleyen biri olmadım. "ben kadına hesap ödetmem" deyip sonra bunun lafını yapabilecek kapasitedeki adamı da hayatımda barındırmadım. siz de erkek olarak böyle kadınları hayatınızda barındırıyorsanız karşınızdakini değil kendinizi sorgulayın.

  • ayrılık acısından kurtulma tavsiyeleri

    seneler önce bir arkadaşım "bir gün bu acıyı bile özleyeceksin" demişti. o zamanlar tam anlayamamıştım. aradan 2 sene geçmiş, yeni yeni anlıyorum ne demek istediğini.

    sevdiğim biri olsa da oturup arkasından ağlasam. o biçim. her ne durumda olursa olsun birine karşı bir şey hissetmek güzel. ayrılık acısını sonuna kadar yaşayın arkadaşlar. bu bile güzelmiş, şimdi anlıyorum. çok saçma geliyor, değil mi? ama değil. keyfini çıkartın.