Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
"bir tane daha al belki evine götürür"

"senin boyun uzun sen onla doymazsın"

ne güzel çocuklar, ne güzel saf yürekler. umarım bu dünya bu çocukların bu güzel kalplerini bozmaz.

aynı zamanda ilk deneydeki ikinci çocuğa da tablet verseydi keşke... aklım onda kaldı

edit: veriyormuş. sağ olsun bazı arkadaşlar uzun versiyonunu ilettiler.
korona döneminde gerçekleştiyse bu kadar yakın eğlenceyi çok yanlış bulduğum, öncesindeyse özellikle kadınların rengarenk kıyafetlerini ve halaylarını çok beğendiğim, gayet normal kendi kültürlerine göre eğlenen insanlar izlediğim video.
ya arkadas anasini sikeyim su yabanci takimlardaki sans niye hic bizim turk takimlarinda tutmuyor. aga bu nedir ya, macta 2 pozisyonu bile olmayan takim nasil 3 gol atabiliyor.
amk bizim turk takimlari en iyilerinden karma bi takim yapip cikarsa yine de gotumuze basimiza carpar 6-7 tane yerdik su city'den.
resmen iki macta anadolu takimi taktigiyle hem juventusu hem city'i elemek nasil bir sanstir gotunu sikeyim lyon. hayir ligi de 7.bitirdiler amk cocuklari.
ikidir iyi zipladiniz ama bayern sans mans dinlemez siker gecer.

not:bjk
insana ortadoğu’da yaşadığını tekrar tekrar hatırlatan, mide bulandıran türden bir şark kurnazlığı vakası.

son zamanlarda ceo’su nedeniyle sıklıkla gündeme gelen elektrikli scooter uygulaması martı’yı hemen herkes biliyor malum.

aldığı yatırımlar ile tekel haline geldiler bile. ama yeterince tekel olmalarının yeterli olmadığını düşünmüş olacaklar ki piyasadaki bir diğer scooter girişimi olan hop’un bulunduğu lokasyonlarda kendi scooterlarını rakip markanın scooterlarına kitleyip, o scooterları kullanamaz hale getirmeye başlamışlar.

bu bireysel bir yorum değil, doğrudan sokaktaki insanların çekmiş olduğu videolarda bahsettikleri ve kanıtladıkları bir durum:

burda hop’un scooterlarına bağlanmış martıları görebilirsiniz:

https://twitter.com/…lak/status/1294705701990916098

burada ise martı scooterlarının araçlardan indirilip hop scooterlarına kilitlendiği anı:

https://twitter.com/…lak/status/1294925844851425281

https://twitter.com/…lak/status/1294925853667790848

burada da hop’un scooterlarını kullanmak isteyen bir kişinin martı’nın scooterları üzerine kitlendiği için kullanamayışını ve yorumlarını izleyebilirsiniz:

https://twitter.com/…abi/status/1294915412497489920

hayatımda bir kere bile martı kullanmadığım ve şu insanlara para kazandırmadığım için cidden içim rahat.
görgüsüz, laftan anlamaz bir milletin başarısıdır. paşazadelerimiz gezecek diye insanlar gün yüzü göremiyor. bazı şımarık doktorlar yüzünden doktorlardan soğumuştum ama özellikle korona sürecinde yaptığı fedakarlıklar takdir edilesi. hepsine teşekkürü borç biliriz. umreciler ve tatilciler için en güzel yıllarımız telef oluyor. tam dünya harbi atmosferi.
telsiz: dgshajagsissjhssusjsjsisososjsisidj

serhan acar: evet verstappen böyle böyle dedi.

aga nasıl anliyon biz de ingilizce biliyoruz da şuradan 2 kelimeyi ayıklamak için tv ye yapisiyoruz adam laps diye söylüyor.
bütün vatandaşlar kanunlar önünde eşittir. bu ibare insan hakları evrensel beyannamesinde de vardır. aynı durum gelişmiş bir ülkede vuku bulsa, o hakim ve savcı görevinden istifa edene kadar medyada haberlerde gündemde tutulurdu. ancak ortadoğuda bu tür şeyler maalesef ki günlük hayatın bir rutini haline gelmiş durumda.

edit: benzer onlarca mesaj arasından çaylak bir arkadaşın mesajını aynen bırakalım buraya; '' yaz kizim (saka kanki)
bizzat savci kankam var, izinlerde eve istanbula 800km mesafeden arabasiyla 200km hizla geliyor. onlarca radar isik cezasini da kendisi ‘goreve giderken hiz yaptim’ maddesi sayesinde siliyor iptal edebiliyormus. hic ceza ödemiyor. hatta mahkeme de acilamiyor bunlara savciligin bakanligin izni olmadan caylagim yazamiyorum bunu entryne eklerseniz diger suserler de gercegi ogrenir''
mahallede hergün geçtiğim bir sokaktaki apartmanın giriş katındaki evin penceresinde çok güzel çiçekler vardı.* o pencerenin önünden geçerken hayran hayran bakardım rengarenk çiçeklere. şimdi ben de biraz arsız biriyim. birgün zili çaldım, sahibinden ekmek için birkaç dal isteyeceğim. başka bir komşusu birkaç gün önce yazlığa gittiklerini ama döndüklerinde isteyebileceğimi söyledi. pencerenin önümden her geçişimde bakıyorum yoklar, bakıyorum yoklar. çiçekler de sulanmadığı için yaprakları düştü ve git gide kurumaya başladı. hani artık öldü ölecek. kıyamıyorum da.

dün sabah fırına giderken dayanamadım çantama birkaç şişe şu doldurdum. pencerenin önünden geçerken parmak uçlarımla ulaşabildiğim kadarına ulaşıp saksıları suladım. tam sulamayı bitirmiştim ki o apartmandaki başka bir komşuyla göz göze geldik. bence kadın yukarıdan "bu deli ne yapıyor?" diye bakıyordu. göz göze gelince gülümseyip "merhaba" dedim. kadın da "ne yapıyorsunuz diye bakıyordum ben de" dedi. o an acayip utandım, yüzüm kıpkırmızı oldu resmen. hızlı hızlı fırına doğru yürüdüm. ben neden böyle şeyler yapıyorum, cidden bilmiyorum. sana ne yani, sana ne!
leon'un da, bahçe kapısının da; sondakika.com'un da...

1 dk'lık reklam mı kaldı be amk internetinde? sanki bana dünyanın sırrını açıklayacak amk sitesi. siktir git izlemiyorum.

edit: reklamı geç olmadığı gibi, başka sayfada takılayım süre geçsin diye de bir şey yok. sayfaya döndüğünde saniye kaldığı yerden devam ediyor. bak bak bak. amklarım.

edit: vpn güvenlidir belki ama bütün komutlar başka bir sunucuya gönderildikten sonra yeniden iletiliyor. o yüzden vpn’e karşı biraz önyargılıyım.
güzel bir 3d tasarımdır.

ülkemizde sektörler iyi tanımadığı için ufak bir kıvılcım bile büyük ve olmayacak yanlış hayallere sevk ediyor. sonra da yetenekli insanlar böyle küsüyor.

bu arkadaşın belli ki 3d tasarim yeteneği var. bu yeteneğini oyun firmalarında, film şirketlerinin sanat departmanlarinda, oyuncak firmalarında vb kullanabilir. hatta upwrok vb platformlarda guzel isler alabilir.

ama otomobil tasarimi baska bir konu.
otomobil tasarımı bir endüstriyel tasarım disiplinidir. yani iyi düzeyde 3d programları kullanabilmek yeterli değil.
müthiş bir tespitle geldim lütfen açılınız.
evlilik sürecindeki organizasyonlarda kız tarafı ve erkek tarafı olarak iki cenah var. karşılıklı bir şeyler alınıp veriliyor. işte tam da bu noktada erkek kendi giyim kuşamını almalı kadın da kendi giyim kuşamını almalı.

kadın gelinliğini kendi almak kaydıyla isterse yüz bin lira bile verebilir. erkek de isterse kendi cebinden kıyafetine yüz bin lira harcayabilir.
herkes bütçesi ölçüsünde istediğini giymiş olur. bu sayede birçok kavganın da önüne geçilebilir. tespitim bu kadar teşekkürler.
istanbul'dan ordu'ya düğüne giden koronalı bir kişinin makyaj malzemesini kullanan 35 kişinin daha korona virüse yakalandığı ortaya çıktı.
tık
güler misin? ağlar mısın? trajikomik ülkemden insan manzaraları...
bunlara pcr testi ile birlikte iq testi yapılmasını da öneriyorum.
ya kardeşim koronavirüs olmasa da ortak kullanamazsınız bu malzemeleri. iyi diş fırçasını da ortak kullanın aynı kilodu giyin çorapları paylaşın... birimizin bakterisi hepimiz, hepimizin bakterisi birimiz için. virüsü ona keza... kafalar pırıl pırıl...
söz konusu fakülte mezunuyum, dolayısıyla çok önceleri bir yıl intörnlük de ben yaptım orada. arkadaşımızın yazdıklarının eksiği var fazlası yok. maalesef intörnlerin ne yapacağına dair yazılı bir kural yok. böyle olunca da asistan şu kağıdı götür dese, ben götürmem görev tanımımda yok diyemiyorsun.
doktorların, yardımcı sağlık personelinin elinde oyuncak oluyorsun.
üstüne bir de korona süreci eklendi. bu çocukları bir şey öğrensin diye mi çağırdılar, yoksa ayak işi yaptırmak için mi?
nagehan alçı gitmiş. bitlis ahlat'taki cumhurbaşkanlığı sarayı'nı gezmiş. gezdiren cumhurbaşkanlığında görevli biri değil. gezdiren kişi bilal erdoğan. c.başkanının oğlu.

kabile devletine hoşgeldiniz.

düzeltme: van gölünde sınırı olan bir saray olunca aklımızda van kalmış. van'ı bitlis ahlat olarak düzelttim.
ne ara büyüdüm ben de 2 çocuğum oldu şaşkınlığı.
evet bugün 2. kez baba oldum. güzel kızıma erkek kardeş geldi.

şimdi daha çok sorumluluk hissediyor bu kardeşiniz. darısı başınıza ne diyeyim ...
başlığa annesinin isminin de yazılması gerektiğini düşünüdüğüm katil.

yaşadığım yerde 2-3 trilyonluk servete sahip zırtapozun tekinin oğlu geçen yıl düğün esnasında madde etkisindeyken hasım bellediği kişiye bıçakla yaklaşırken bir şekilde ortamdan uzaklaştırılıp jandarmaya haber verilir. jandarma gözaltına almaya çalışırken arbede çıkar, söz konusu şerefsiz ortamı yatıştırmaya çalışan bir vatandaşı ve görevde olan astsubayı bıçaklar. olayların üzerine gelen annesinin söylediği söz, her şeyi açıklıyor aslında.
-yine kim oğlumun damarına bastı-
bu organizmanın da anası aynı tıynettedir. hiçbir zaman suç kendi çocuğunda değildir, birileri onu tahrik etmiştir.

düzeltme : imla
ekleme : arkadaşlar anasının adını ben de bilmiyorum. tek bildiğim söz konusu yaratığın bu hale gelmesinde anasının çok büyük katkısı olduğu.
tabii ki bahar’dir, kapitalist sistemi dibine kadar somuren eski kocasindan iki cocuk yapmis, ozel okulda ogretmenlik yaparak hayatini kazanan bir tip olarak, herkese solculuk, esitlik ve ahlak satiyordu. yahu sen kapitalizmin ete kemige burunmus halisin, neyin reklami bu?

behzat’i sonuna kadar somuren, hep bir istemem yan cebime koy tavriyla zor anlarinda duygularindan istifade ederek yardimini alan, hatta eski kocasini sevgilisine kurtartmaya calisan ahlaksiz bir profil.

ustelik de hep aglak, sorunlu ve basindan dert eksik olmayan bir tipleme. ama sorunu da hep baskalarinda aramaktan asla vazgecmezdi, halbuki donup aynaya baksa her sey cozulurdu.

bahar bu yapimda skyler’in izdusumudur.

edit “eksik olmayan” uyaranlara tesekkurler
sanırım 4 yaşındaydım. bir yaz günüydü, köyün harmanında düğün vardı. yaşıtım çocuklarla beraber saatlerce koşup yorulmuştum. sonra eve gittim. merdivenlerden çıktım, salonun ortasındaki sedire uzandım. evdeki bütün camlar açık, perdeler hafif rüzgârla sallanıyordu . yavaş yavaş uyumaya başlamıştım ki eve bir başkası girdi. yanıma oturdu. saçlarımı, yüzümü okşadı, sırtımı sıvazladı. sonra kafamı yavaşça kaldırıp dizinin üstüne koydum. gelen kişiyi yüzümü okşayan buruşuk ellerinden tanıdım, ananem. yaşım bir kaç seneye 40 olacak. hayatımda böyle bir uyku daha uyumadım, böyle bir huzur daha hissetmedim.
particle fever belgeselinde şöyle bir söz geçiyor:

insanlar neden bilim yapar? neden sanat yapar? hayatta kalmak için en az öneme sahip şeyler, bizi aslında insan yapan şeylerdir."
dünyanın en overrated teknik direktörüdür kendisi.ulan 5 senedir her sene 200 milyon bütçe veriliyor sana,üstüne city'i aldığın sene takım cl'de yarı final oynamış,sen 5 senedir çeyrek finali bile geçemiyorsun amk.hadi bayern'e real'e falan elense yine sıkıntı yok.elendiği takımlar:
-monaco
-liverpool(ligde 30 puan fark attığı karius'lu lovren'li liverpool)
-tottenham
-lyon
ulan gökhan zanlı semih kayalı galatasaray bile çeyrek finale çıktı,onun için her sene 200 milyon harcamana gerek yok.klopp'a city'nin yedek kadrosunu versen en az yarı final oynatır.zaten muhtemelen city yedeklerine liverpool'un as kadrosuna harcadığından daha fazla harcamıştır.bayern karnesi daha da kötü bu salağın. 2013'te bayern'e geldiğinde bayern cl şampiyonuydu.bu mal bayern ile final bile göremedi.önce real madrid'e 5-0 elendi.sonra 2013'te barcelona'yı 7-0 eleyen bayern münich'le barcelona'ya karşı folloş oldu.sonraki sene bir de utanmadan atletico'ya elendi.bayern ile atletico'ya elenmek nedir amk.şu son 7 senedeki yönettiği takımlar ve transfer bütçesi herhangi bir kalburüstü td'ye verilseydi en az 1 tane şampiyonlar ligi kazanmıştı.kağıt üzerinde 2 tane şampiyonlar ligi var barcelona'yla ile ama onlar da tarihin en iyi kadrosu olarak gösterilen takımla ve hakem ittirmesiyle kazanılan şampiyonluklar.barcelona lobisi olmasaydı bu aq salağı xavi'li iniesta'lı messi'li kadroyla bile şampiyonlar ligini kazanamazdı.öyle bir mal işte.
sadece ulkemizi degil dunyayi vuran krizmis.

okey o zaman su asagidakiler de ulkemize ozel degil de global mi yani ?

cds imizin 500 un ustune cikmasi. venezuela ve arjantinle yarisiyoruz.

dolar dunyada dip seviyedeyken bizde tepe yapmasi ?

dolar endeksi 93 e inmisken, ve butun gelismekte olan ulkelerde duserken bizde rekor ustune rekor kirmasi ?

amkodum koylusu ya. internet olmasa dunyayi takip etmesek yutturacak.
içine girmek... sınırları bilerek, haddi hududu aşmadan hayatının içine girmek. ona bolca özel alan bırakıp ama bir yandan da hayatının içinde olmak. mesela parfümünün azaldığını görüp, gidip almak. mesela kafasını meşgul eden bir sorunu olduğunda ‘hadi biraz dışarı çıkalım deşarj ol’ demek. mesela iş yaşamında veya farklı bir alanda sıkıntı yaşıyorsa ona yönlendirme yapmadan projeksiyon tutmak. genel anlamda hatalarını yanlışlarını bağırmadan, yapıcı şekilde ifade etmek. kadınlar bunlara ‘ilgilenmek’ diyorlar ve onları en mutlu eden şey bir erkeğin hayatına müdahale etmeden ilgilenmesi
hitap önemlidir. bu konuda takındığımız tavır, almak istediğimiz karşılık ile eş değerdir. hitap insanın önce kendisine ardından karşısındakine olan saygısını ifade eder.

henüz tam manasıyla tanımadığım, neyin nesi, kimin fesi olduğunu bilmediğim biriyle senli/benli konuşmak bana çok yanlış ve saçma geliyor. ayrıca çok samimi ve yakın olmadığım herkes için -uzak tanıdık, az bildikler- sizli/bizli konuşmak harikulade bir mesafe ayarı sağlıyor. böylelikle gereksiz seviye kaybının önüne geçebiliyor insan.

bilemiyorum belki bu durumdan hoşnut olanlar hayli fazladır. olabilir elbette o da bir düşünce, nasıl mutlu oluyorlar ise öyle konuşsunlar. ancak hiç tanımadığım birinin bana koğuş arkadaşı, hala kızı ya da mahalleden biri gibi laubali bir şekilde hitap etmesine açıkçası tahammülüm yok. bu minvalde başlayan bir sohbette muhabbetim olmaz. çünkü ister istemez her laf ziyan oluyor, hacim kaybederek likite dönüşen bir diyaloğu son derece akışkan ve rahatsız edici buluyorum. yapış yapış, vıcık vıcık!

kaldı ki samimiyet dediğimiz hissiyat, bir zaman sonra kendiliğinden gelişir zaten, öyle gereksiz yere elense olmaya ne hacet, mesafe iyidir. görüş açısını ve netliği daha iyi çözmenize yardımcı olur. çok zor değil deneyin.