o felix15
profili

  • fransa'da fabrikaların kapanmaya başlaması

    ister muhalif olsun, ister akit, bu ülkenin gerizekalı insanları artık hiç çekilmiyor.

    bir fransız gazetesi, yükselen enerji fiyatlarından dolayı bazı fabrikaların üretime ara verdiğini/vereceğini yazmış. olay bu. e zaten bunun böyle olacağı belli, büyük bir sürpriz yok burada. bir gazetenin bunu haber yapmasında da mantıksızlık yok.

    ne olur? devlet belli sektörleri sübvanse edebilir, işi piyasaya bırakabilir, enerji dönüşümüne yatırım yapabilir...

    bizimle aradaki fark nedir biliyor musunuz? ortada böyle bir durum yokken bizde enerji kesintileri yüzünden koca koca fabrikalar, osbler üretimi durdurmak zorunda kaldı, iki gün konuşuldu ve bitti. fatih altaylı epdk’nın mantıksız/halkın zararına işlerle enerji fiyatlarını nasıl uçurduğunu yazdı, gündem bile olmadı. tartışılmadı bile doğru dürüst. önlem yok, halktan tepki yok, gündeme getirebilen yok... e o zaman oyna devam.

    tam da bu yüzden kıskanması gereken biziz. ab ülkeleri bu sorunu atlatacak. emin konuşmamın sebebi de oradaki siyasetçilerin çok namuslu olması değil. gelişmiş avrupa ülkelerinde hükümetler ciddi ekonomik meseleleri s.ke s.ke çözmek zorundadır, aksi halde güle güle derler adama. ve devlet sadece bir tane başbakandan ya da cumhurbaşkanından ve onun avanelerinden ibaret değildir. sende öyle.

    fransızlara da almanlara da kafam girsin, umurumda değil. ama köpekler istedi diye atlar ölmez. yirmi senedir bitti bitiyor bitecek denilen ab’nin en siktiriboktan ülkelerinden ikisi kapı komşumuz ve aylık maaşlarıyla iki üç ay on numara beş yıldız tatil yapabiliyorlar bizim ülkede. ulan senin vatandaşın yunan ya da bulgar vatandaşı birisiyle evlenince hemen koşturuyor vatandaşlık alabilir miyim diye. bizim burada da türk vatandaşlığı alan suri mülteci isyan ediyor ben mülteciyken daha iyiydim diye. o zaman bir oturup düşüneceksin, önce kendine bakacaksın.

  • hayatın tadı olsaydı neye benzerdi

    avokado. bir şeye benzetmeye çalışarak ömür tüketiyorsun.

  • erdoğan'ın ekonomiyi düzeltememesinin nedeni

    seçmiş olduğu yolla ilgili.

    yıllar önce, hatırlayın, ali babacan, mehmet şimşek gibi adamlar yurtdışı ziyaretleri yapıp yabancı yatırımcıların gönlüne su serpiyordu. mesajları açıktı aslında. evet, bir otokratlaşma durumu var ama sizlik bir durum yok mesajıydı.

    o adamların hepsini yaka paça gönderdi erdoğan. yetkileri de kendi elinde topladı.

    yabancı yatırımcı önemli, çünkü bu ülkenin kendi tasarruflarıyla gerekli büyüme rakamlarını tutturması mümkün değil. mecburen dışarıdan para girmesi lazım sisteme ki çarklar dönsün. erdoğana, nebatiye, damada kim inanır da risk alır allah aşkına? erdoğan akşamdan sabaha dostunu düşmanını değiştiren bir insan.

    yolsuzluklar felaket bir seviyeye gidiyor, artık kanıksanmış durumda. böyle bir piyasada kimle, nasıl rekabet edeceksin? seneler boyu devletçiliği eleştirdiler, devlet çay mı üretir, tekstil mi üretir dediler. bu şekilde verimlilik, rekabetçilik olmaz dediler. tamam, eyvallah haklısın.

    peki karşısına ne koydun? özel teşebbüs dediğin bir avuç oligark oldu. adamlar oturduğu yerden sıfır risk, sıfır emekle voliyi vurdu. kamu kaynaklarıyla besliyorsun, yetmiyor bedavaya kredi veriyorsun, o da yetmiyor bir de onu da ödemiyorlar! lan bu şirketler kamunun elinde kalsaydı bu kadar zarar edemezdin ki zaten.

    soygunla, talanla buraya kadar kardeş. daha hala saf saf “du bakalım vardır bir bildikleri” diyenin aklına şaşarım! biraz daha bekle sen. kıçındaki dona kadar soydukları zaman anlarsın belki.

  • yazarların bizzat gördüğü siyasetçiler

    kaç senesiydi hatırlamıyorum, ama çocuktum. memlekete bir siyasetçi gelmiş, annemle ben de sokaktayız bir yere gidiyoruz. o sırada bir otobüs geçiyor, içinde böyle sıcak tebessümle birisi bize el salladı, bayağı göz göze geldik. hatta bana öpücük yolladı.

    hoşuma gitti tabi, anneme dedim bu adam neden cumhurbaşkanı olmuyor?

    hay dilimi eşşoğlu eşşek arısı soksaydı da allahtan başka bir bela isteseymişim diyeyim de siz anlayın kimden bahsettiğimi.

  • italya'nın erdoğan'a posta koymasına izin vermeyiz

    gayet doğru anladığımız ve gayet de haklı olarak saçma bulduğumuz bir açıklama.

    muhalefetin de bu dışarıdan gelen her boka karşı “birlik olmalıyız” tavrından gına geldi artık. bizi sadece biz eleştirebilirmişiz.

    kusura bakma da, senin hükümetin dünya üzerindeki bir yığın hükümet lehinde ya da aleyhinde bir yığın açıklama yapıyor. o zaman sorun yok, adamlar kendilerince bir tespit yapınca yaygara.

    hayır bir de italya başbakanı diyor ki özetle “diktatör de deseniz bunlarla kendi çıkarlarımız doğrultusunda iyi ilişkiler kurmaktan, anlaşmaktan çekinmemeliyiz”. asıl vahim olan, bu zafiyetimizin bilinmesi. benzer bir açıklamayı trump da yapmıştı.

    bu ne demek? koskoca ülkeyi bir şeye ikna etmektense, tek kişiyi ikna etmek, onun kişisel çıkarına bir şeyler yapıp uzlaşmak çok daha kolay. burada asıl konuşulması gereken mevzu bu. ama muhalefetin bu dümdüz ve hayli kof bakış açısıyla güme gidiyor.

    hayır bu ele güne karşı birlik içinde olalım dediğiniz insanlar ecevit’i rahatsızlığı sebebiyle alaya alan insanlardı. ismet inönü’nün işitme sorununu diline dolayan insanlardı.

    sanki adamlar ulusal varlığımıza yönelik bir şey söylemiş gibi zıplıyorsunuz hemen. dünyada biz hariç herkesin dile getirebildiği bie şeyi söylemişler, bu böyledir diye ilişkilerimizi koparmayalım, çıkarımızın peşinde koşalım demişler.

  • 20 ekim 2020 konda'nın genel seçim anketi

    ulan millet bir şeyler karalamış ama adım gibi eminim ki büyük çoğunluğu da habere tıklayıp ne diyor bu adamlar diye bakmamış.

    çünkü baksa görecek, kararsızlar dağıtılmadan kimin oyunun yüzde kaçlarda gezindiğini. mhp nasıl hala bu oyları alıyor diye soruyor mesela adam. bak kardeşim kaynağa, o oyu almıyor ki zaten? kararsızlar dağıtılınca o oy çıkıyor.

    hiç zorlamaya gerek yok. kararsızlar, tercih belirtmeyenler vs yüzde otuz küsürlerde gezinirken, bu anketin ortaya koyduğu sonuç, her şeyin olabileceğidir. başka yeni partilerin kurulmasından tutun da, deva partisi, gelecek partisi gibi yeni partilerin daha da güçlenmesine kadar, chp’nin doğru bir politika izleyerek yüzde otuz küsürlere çıkmasından, mhp’nin hiç bir şey yapmadan yüzde on beş-yirmi bandına gelmesine ya da akpnin mhp’yi de yutup yüzde kırklarda oy almasına kadar her türlü sonuç çıkabilir demek bu.

    muhalefet de, eğer azıcık kafaları çalışıyorsa, hdp tartışmasıymış, kaftancıoğluymuş falan, kendilerine hiç hayır getirmeyecek bu laklakları bırakmalı ve bir an önce sahaya inmeli. gençlik kolları, kadın kolları, taşra teşkilatları ve hatta gönüllüleriyle şimdiden sokak sokak gezmeli, insanların nabzını tutmalı.

    ezbere konuşmanın da anlamı yok ayrıca. yok efendim millet acından geberse yine akp yüzde kırkın altına düşmezmiş de, millette akıl yokmuş da şuymuş buymuş. haziran seçiminde bu millet muhalefete fırsatı verdi, onlar değerlendiremedi mistır stepne sağ olsun. kaldı ki o zaman şu anki ekonomik buhranın onda biri yoktu ortada.

    bu iktidar yüzde kırkın altına da düşer, otuzun altına da düşer. ama sorarlar adama, sen ne yapıyorsun bunun için? iç anadolu’da yoksun, teşkilatların çalışmıyor, belediyelerini yalnız bırakıyorsun zaman zaman ve en önemlisi de sabahtan akşama cnn türk gibi, habertürk gibi boş beleş kanallarda, iktidarın belirlediği gündemi tartışıyorsun. yok hdp terörist mi, değil mi? yok hdpliler ile fotoğraf çekilir mi, kahvaltı yapılır mi, aynı umumi tuvalete sıçılır mı... amk bu ülkeyi yirmi senedir akp yönetiyor, pkk ile ilgili hükümetin alacağı hiç bir kararda hdp sırf meclisteki vekilleriyle hiç bir halt edemez. ülkede gençlerin yarısı ya işsiz, ya çerez parasıyla geçinmeye çalışıyor, tartıştığınız konulara bak? ulan şu dikta rejiminden kurtulalım bir, hdpyi sonra konuşursunuz istediğiniz kadar.

  • milliyetçi hareket partisi

    atatürk’e lanet okuyanlara gıkını çıkarmayan arapçı parti. cücük iktidar.

  • tarihin arka odası

    çoğu konuda çok ön yargılı değilim ama bu programla ilgili ön yargılı olmam için her şey mevcut.

    murat bardakçı,
    erhan afyoncu,
    trt

    murat bardakçı, sağı solu pek belli olmayan bir adam. işin içinde ciddi bir çıkar olunca tatlı yollardan hükümete yanlar. zaten trt 1, başka ne olacaktı?

    erhan afyoncu, iyi bir tarihçidir falan ama çıkarcı da bir adam. kusura bakmasın ama öyle yani. milli savunma üniversitesi adlı güzide kurumumuza rektör olmuş bir insan. oraya da öyle belli cendereler geçirmeden, sırf işinin ehli bir insansınız diye getirilmezsiniz yani.

    nurhan hoca çok şeker bir kadın, değerli bir hocamız. onu üzmesinler de, gerisi pek umurumda değil açıkçası. izler miyim, arada bir izlerim illa ki, habertürkteki her bokologların her şeyi fetöye bağladıkları körler sağırlar birbirini ağırlar programlarındansa izleriz yani. trt'ye verdiğimiz vergilerin hatırına.

    ama onun haricinde eski performansını falan da beklemem. murat bardakçı diriliş ertuğrul izleyen adamların maillerini mi cevaplayacak trt'de? düşününce bile gülme geliyor, öyle bir şey olursa bir kaç haftada tarihin arka odasına kaldırılır program.

  • nasa'nın başına akp'liler geçerse olacaklar

    nasa kadar olmasa da, hazır yapılmışı var (bkz: tübitak)

    yandaş bir badem bıyıklı (isterse hayvanat bahçesi müdürü olsun fark etmez) kurumun başına atanır.

    temizlik görevlisinden bilim insanına, hepsi ne kadar yalaka takımı varsa onlarla doldurulur.

    maaşlar şişirilir. özel banyolu ofisler yapılır, sonra eldeki mevcut binalar beğenilmez, yenileri yapılır.

    yeni binalar bilimum osmanlı bayraklarıyla, lüksle, şatafatla doldurulur. kurumun bütçesi şişirildikçe şişirilir.

    ama netice itibarıyla herhangi işe yarar bir şey üretilmez. onun yerine ayda duyulan ezan sesiyle ilgili araştırmalara kaynak ayırılır falan...

    düşündükçe içim şişti yemin ediyorum.

  • 22 nisan 2018 sabah gazetesi manşeti

    türkiyede her şey pahalanıyor.

    benzin fırladı.
    dolar, euro durduğu yerde değerleniyor.
    et artık o kadar pahalı ki, altın gibi gramla satılıyor.
    kiralar el yakıyor...

    ama bazı şeyler de tarihte hiç olmadığı kadar ucuzladı.

    ahlak mesela,
    ya da vicdan.
    meslek onuru.
    namus, şeref, haysiyet.

  • arda turan'ın bir oturuşta 200 midye yemesi

    sonra neden barcelona'nın maçında herkes oyuna girerken ben "kenarıya" çekiliyorum? işte bunlar hep adamlıktan.

  • fethullah gülen

    kendisini ilk tanımaya başladığım (videolarından, söylemlerinden, müridlerinin hakkındaki söylemlerinden) 10 sene önce de şerefsiz bir şarlatan olarak görüyordum, bugün de aynı şekilde görüyorum. sırf bundan dolayı bile kendimle gurur duyuyorum.

  • yüksek seçim kurulu

    saatlerdir düşünüyorum, ben yanlış anlamışımdır, vardır bir bildikleri diye. naif beyinlerimiz kaldırmıyor böyle hokkabazlıkları.

    mühürsüz pusulalar da dışarıdan getirildiği ispatlanmadıkça kabul edilecektir ne demek lan!!?

    yani ben bir dahaki seçimde bunların oy pusulalarını önceden benzer bir şekilde bastırsam, bunlara istediğim partinin, tercihin mühürlerini vursam ve bir şekilde bu oyları atsam, bunlar benim oyları dışarıdan getirdiğimi kanıtlayana dek sayılacak öyle mi? kaldı ki ben sade bir vatandaşım, düşün ki partilerin onca teşkilatı var gücü var. bunlar göz göre göre seçimde hile yapsa, bu kurumdakiler bağdaş kurup "öyle bir şey varsa kanıtlayıver kardeşim, uğraştırma bizi" diyecek öyle mi? artık bir "sandık demokrasisi" bile değiliz, o bile olamıyoruz. yazıklar olsun ülkeyi bu hale getirenlere.

  • mario gomez

    ben beşiktaşlı olsam, mario gomez hakkinda bizim medyada yer alan haberlere bakmazdım bile. bizim spor medyası için eşi bulunmaz bir fırsat mario gomez. bir yaz boyunca konusunu aç, dur. mario gelecek mi? mario xxx'e mi gidiyor? aziz yıldırım kurmaylarına talimat verdi: mario'yu alın!

    beşiktaş şu anda fenerden de bizden de on kat daha avantajlı durumda. takımın başında çok iyi bir teknik direktör ve çok iyi bir yönetim var. fikret orman var la her şey bir yana. mario gomez 1000 euroya transfer olma opsiyonunu kullanmadı mı? e kardeşim zaten sevr anlaşmasından beter o mukaveleyi fiorentina'ya imzalatan fikret orman yönetimi değil mi? gomez bu turnuva sonrasında beşiktaşın yolunu tutmak isterse fiko onu her türlü alır. ben buna kefilim. yok mario istemiyor mu türkiyeye dönmeyi? almeida gitse kimi alıcaz abi diyen beşiktaşlıları demba ba ile coşturup, sonra onu çine postalayıp mario gomezi inanılması güç bir sözleşmeyle beşiktaşa bağlayan kişiden bahsediyoruz. mutlaka gomezin de yerini doldururlar. hem de gomez'in satışından gelecek pay düşünülürse, beşiktaş yine karlı çıkabilir.

    farz edelim beşiktaş mario'nun yerini doldurabilecek kalibrede bir oyuncu alamadı. yahu cenk var, daha da önemlisi burak yılmazı "kral" yapan şenol güneş var takımın başında. cenk ile yarışacak bir oyuncu alır beşiktaş, sene sonuna kadar şenol hoca cenk'i bu ligin gol krallığı listesine oturtur bir şekilde. telaşa mahal yok gerçekten.

    şimdi "sen burada ne ötüyorsun" diyenler olabilir. ben galatasaray taraftarı olduğum kadar futbol taraftarıyım. beşiktaş kulübü, yönetiminden teknik kadrosuna, oyuncularına kadar bu sene ciddi bir katkıda bulundu türk futboluna. o emeğin bir karşılığı olmalı diye düşünüyorum. beşiktaş güzel bir yola girdi, bunu istikrarla birleştirebilirlerse tüm türk futbolu açısından bir model olacaklar. büyük başarılar için çok büyük harcamalar yapılması gerekmediğini ispatlamış olacaklar. işte bir futbol seyircisi olarak beni heyecanlandıran da bu.

  • tübitak'ın tillo evliyaları projesini kabul etmesi

    tübitak'ın (tam açılımı türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu olan kurumun yani) “tillo evliyalarının kerametleri” isimli bir projeyi 2016 yılı ortaöğretim öğrencileri araştırma projeleri yarışması
    bölge sergisine davet etmesi olayıdır.

    çeşitli gazetelerde yer buldu bu olay. açıkçası sözcü abartması olabileceğini düşünmüştüm başta. ancak tübitak'ın kendi sitesinden de ulaşılabiliyor. şu linkten 98. sıradaki projeye bakarak görmeniz mümkün. başka buna benzer projeler de var tabi. mesela birisi de "aydınlatan ayak izleri" evliya menkıbeleri isimli bir proje. okulun da gurur kaynağı olmuş.

    tabi bu projelerin içeriğini bilemiyorum. türk dili ve edebiyatı alanında yarışıyor bu projeler. ve bu alandaki projelere bakıldığında da zaten genel olarak bir standartsızlık göze çarpıyor. yani şimdi evliya nedir, keramet nedir? bunları nasıl bir bilim kurumunun açacağı proje sergisine konu edebilirsiniz?

    bu aralar tübitak imam hatipler için müthiş bir sömürü kaynağı haline gelmeye başladı. bakıyorum da maaşallah ülkede bilim ve teknoloji alanında çalışmalar yapan insanları, gençleri desteklemesi gereken kurum bol bol bu tarz projelere yatırım yapmaya başlamış. anlaşılan cübbeli'nin isteği yerine geliyor. ülke bilimden, felsefeden ve teknolojiden bir bir elini çekip, kaynaklarını üfürükçülere harcıyor. çok güzel yoldayız çok. bu hızla gidersek on seneye kalmaz orta çağa dönmüş oluruz.

    edit: proje'nin içeriğine ulaşamadım. ancak sözcü'nün haberinde projenin içeriğiyle ilgili bilgi verilmiş. aynı haberde projenin bilimsel bulunmadığı için ankara'ya davet edilmediği belirtilmiş.

    benim asıl canımı sıkan mesele bu tarz projelere tübitak'ın verdiği desteğin gözle görülür ölçüde artması. kardeşim diyanetin müthiş bir bütçesi var. müthiş maliyetlerle sosyal tesis yapana kadar bir zahmet açsınlar böyle proje yarışmaları, onlar ödüllendirsin bu gençleri. tabi diyanetin varlığı bile ayrıca sorgulanmalı devleti laik, toplumu müslüman bir ülkede ama o aşamayı çoktan geçtik maalesef.

    evliyalarla, şeyhlerle, dervişlerle ilgili ülkede istemediğiniz kadar derleme var. bunlar ismi bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu olan bir kurumun ilgilenebileceği şeyler değil. yapılmaya çalışan şey ise çok bariz. islam-bilim sentezi yaratmak. kimse kusura bakmasın ama bu iş kılıçdaroğlu- erdoğan çekişmesinden çok daha önemli bir mesele. böyle bir sentez yaratıldıktan sonra bu ülkede evrim teorisi anlatabilecek olan hocayı zor bulursunuz. ve yarın bir gün bu nesiller yetiştiğinde bilim ve felsefe tartışabilecek insanlar kalmayacak.

    insanların inançlarıyla ilgili hiç bir problemim yok. bilakis, asıl sıkıntı bu inançların devlet eliyle yönlendirilmesidir. bu ülkenin bir kurumu kimlerin evliya olduğuna, kimlerin kerametlerinin hakiki olduğuna mı karar verecek? bu ülkenin bir kurumu hangi inançların doğru olduğuna mı karar verecek? bu çok tehlikeli bir şey. hafife alınmamasını öneririm.

    edit2: tekrar bir entri girmek istemiyorum. bazı eleştirilere buradan bir iki şey söylemek istiyorum.

    şu ana kadar bu başlıkta yazılan eleştirilerden kabul edebileceğim tek eleştiri için bkz. #59987343
    maalesef projenin içeriğiyle ilgili güvenilir bir kaynak bulamadım. konuyla ilgili tek bilgi çeşitli haber kaynaklarından aldığımız bilgi. onda da projenin tam da isminde geçtiği üzere evliyaların kerametleriyle ilgili olduğu belirtiliyor. bunu birinci entride de söylemiştim gerçi. eğer o entride bahsedilen şekilde bir çalışma olsa, değerli bir çalışma olacağını ama yine de tübitak'ın değil de başka kurumların bu tarz araştırmaları değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. yazara da haklı eleştirisinden dolayı teşekkür ediyorum.

    geri kalan eleştirilerden birisi bunun da dahil her şeyin bilimsel bir çalışma olabileceği yönünde. bu doğru değildir. yanlışlanamayacak şeyler bilimsel bir gerçekliğe doğru yol alamaz. konuyla ilgili olarak (bkz: garajımdaki ejderha)

    bir diğeri tillo'yu bilmememle ilgili. evet sevgili yazarlar, tillo'yu bilmiyorum. bu başlığı açabilmek için illa ki tillo'yu bilmem gerektiğini de düşünmüyorum açıkçası. zira bir proje dünyanın belli bir yerinde yapılınca bilimsel, başka yerinde yapılınca bilimle alakasız olmuyor. cübbeli ile ilgili verdiğim link ise bir zihniyetle alakalıdır. bilimse bu da bilim diyerek tamamen inançlarla açıklanan ve kıymeti kendinden menkul fikirlerin bilime sokuşturulmaya çalışılmasıdır. iki meselenin alakası da budur.

    bir yazar arkadaşımız da meseleyi evliya çelebi ile karıştırmış. burada mesele bahsi geçen kişilerin isimlerinin evliya olması değil. mesele dini görüşlerini bilimle karıştıran öğretmenlerin çocuklara böyle bir çalışma yaptırmaları. şüphesiz bu meselenin en büyük mağdurları da o çocuklar. ve evet, evliyaların(?) kerametlerini(?) araştıran bir proje bilimsel olamaz. toplumdaki velilik kavramını inceleyen, toplumca veli olduğu düşünülen kişilerin öğretilerini inceleyen bilimsel çalışmalar elbette yapılabilir. ancak kerametleri incelemek bilimsel olamaz. çünkü daha en başta kerameti bilimsel olarak tanımlamanız gerekir ki keramet denilen şey tanımı gereği olağan dışı, açıklanamayan güçleri içerir. bunun nesini bilime yanaştırmayı planlıyorsunuz açıklayabilirseniz sevinirim.