koca nickli zenci13
profili

  • imamoğlu 2020'de şarkıcılara 52 milyon verecek

    1393 adet konserin toplam maliyeti olduğu iddia edilen miktar,
    o parayla 1.393 konser vermek yerine tam tamına 9-10 gün sarayın masrafı karşılanırdı. saraya 10 günde verilecek parayla 16 milyon insana yıl boyunca 1.393 konser verdirmek ne kadar doğru.

    hepsini geçtim sanata da saygısı yok bu imamoğlu'nun. 1.393 konsere verdiği paraya bak, yandaşa versen suratına atar o parayı sadaka diye. eskiden ankara'da yaz konserleri olurduda 5-10 yandaş 2-3 günde harcatırdı bu miktarları bu adam 3-5 yandaşın karnını doyuracak miktarı 2.000'den fazla sanatçıya veriyor.

    ölecen be adam cimrilikten ölecen artık.
    ben 4.800.000.000 tl'ye yapılan ankapark'ı milayarlarca liralara yapılan kapıları, dinazorları falan görünce bunu inanılmaz cimrice buluyorum. peki istanbul'lu kardeşlerim milyarlarca liralık israflardan, olması gerekenin katlarca fazlasına yapılan yol, köprü, havaalanı gibi icraatların sonunda, bunu mu reva gördün kendine.
    ekrem başkan, eskiler gibi davran ederi 52 ise sen 5.200 harca, 53 milyonsa 520 milyon harca. ye,yedir biraz, halk alışamadı namus ahlak dürüstlük gibi kavramlara gözleri puştluk arıyor hala.

  • çocuklara el öptürme saçmalığı

    el öpmekten ve el öptürmekten hiç hoşlanmayan biri olarak kendi çocuklarıma asla yaptırmayacağım saçmalık.

  • halkın plajlara ücretsiz girememesi

    halkın eğitimsizliği ile haklı gösterilmeye çalışılan kanunsuz icraat. yazar arkadaş halk donlarıyla denize girer falan demiş, pislikten geçilmez demiş, eminin daha niceleri böyle argümanlarla savunacaklar. her vatandaşın plaja gitme hakkı vardır ve plajlar kimsenin toprağı değildir. kendi adan dahi olsa plajlarını paylaşmak zorundasın.

    halkın mevcut durumu kanunları çiğnemeye hak vermez, çözümü halkı eğitmek yada halkın (o kesimin) gidemeyeceği yerlerde tatil yapmaktır. illa işgal edilecekse plajlar bir kanun çıkartılır ( bildiğim kadarı ile uluslar arası bir karar var) ve ona göre davranılır. bende bayılmıyorum sahillerdeki kekolara, çocuğunu denize işeten kadınlara, piknik tüple çay demleyene, mangal yakana fakat benim kişisel isteklerim kanunlardan üstün olamaz.

  • satrancın çağ dışı kaldığı gerçeği

    satranç'ı sadece hamle yapmak ve oyunu kazanmak olarak algılayan kişiler için haklı bir öneri. satranç aynı zamanda karşıdaki oyuncuyu okumak ve çözmek demektir. rakibin içinde bulunduğu ruh hali dahi oyuna etki eder ve unutmayın ki aynı nehirde iki kere yıkanılmaz. aynı şekilde poker'de 52 kağıt var, poker çok sıkıcı demek mümkündür.

    yazıyı bir daha okuyunca nedense yazarın aslında serdar ortaç olduğunu düşündüm.

    (bkz: topu topu 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki)

  • taksiciler kaybolan itibarlarını nasıl kazanır

    devletin zorlu bir sistem ile (ingiltere'de olduğu gibi gerekirse 5 sene, 10 sene eğitim alacaklar) sertifika vermesi, sertifika alamayan herkesi trafikten men etmesi ile kazanır. çok irdelemeye gerek yok, şu an görev yapan taksicilerin %90'ı kesinlikle işinden olur ama taksiciliğin geleceği kurtulur.

    işte ingiltere sistemi: link

  • düğünde topal oyunu ile kendinden geçen teyze

    eğlenmesini bilen teyze'dir. eğlenmeyi bilen insandan zarar gelmez.eleştirmeye gerek yok.

  • 2018 yazında yunanistan'a gidecek türk

    tatil amacıyla gidecek ise çok mantıklı davranan adamdır. antalya ve ege'de yapacağın tatilin daha güzelini yarı fiyatına getirir. doğal, samimi, sıcak kanlı insanlarla bir arada olur. keriz yerine konmadan yer, içer, gezer.

    özellikle ailecek tatil yapacak ise en doğru kararı vermiştir. karısına kızına asılan olmadan, yolunu kesip dilenen suriye'li görmeden, otopark için haraç kesen mafya çıkmadan, sarhoş abazaların sıkış tepiş doldurduğu sokaklarda taciz edilmeden, can güvenliğini yitirmeden tatil yapmayı seçmiştir.

    ek: yunanın biri ırkçı diye tüm ulusu yaftalamaya gerek yok, genellemek salaklık olur. yunan toplumunda bağnaz, faşist, ırkçı, yobaz kesim oranı çok az, özellikle türkiye'ye oranla. bizde 100 kişinin 40'ı böyle ise onlarda 10'u değil.

  • gavur uzaya roket gönderdi diye sevinen ekşici

    gavur yaptı gibi bir yaklaşıma sahip olacak kadar aşağılık kompleksi olmayan ekşicidir. şahsen ben insanlığım mirasına katkı olarak görüp seviniyorum. çünkü gerizekalı bir ezik grubuna dahil etmiyorum kendimi. uzay gibi bir mecra da insanın çabasını anlayamayacak kadar salak olanlar, hala modası geçmiş din temelli düşüncelere sahip olabiliyorlar, ne acı ki tarih hala yok edemedi bunları.

    diğer bir açıdan bakınca gavur olmayanlar maalesef en basit teknolojileri bile üretmekten aciz, kendi karnını doyuracak ürünleri bile yetiştiremeyen zavallı tipler. bilim dünyanın tek umududur ve tek gerçekliğidir. bilime sırtını dönen zavallı toplumlar ve gruplar ya köleleşmiş yada yok olmuştur. islam çoğrafyası 1600 yılında bilime dair son umudunu galata rasathanesini, ulema soytarısı ile beraber yıktırarak kaybeden tarafa geçmiştir. mustafa kemal atatürk'ün geri kazanım çabaları ise bu toplumlara fazla ağır gelmiştir. sonu nereye varacak merakla bekliyoruz. devletler kaybeder, milletler kaybeder, inanışlar kaybeder, tanrılar kaybeder geriye sadece bilim kalır. insanlığın tek kabul gören inanışı bilimdir ve yok edilemez. o yüzden gavur, kafir falan diye konuşan geri zekalı sürüsünü önemsemeyin. bırakın o salakları her zaman olduğu gibi geçici cehalet zaferlerinin keyfini sürsünler, kendi sonlarına doğru yürüsünler.

    hadis editi: alimin mürekkebi şehidin kanından ağır gelecek buyuran islam peygamberini ve onun dinini anlayamamış bir (kendi deyimiyle) gavur iddiası. hz. muhammedin cennet ile müjdelediği adama gavur demek, peygambere saygısızlık değil de nedir?

  • polisin ilgilenmediği gerekçesiyle garson dövmesi

    görevden alınıp, mahkeme sonucunda ağır tazminatlar ödeyip bir daha devlet kurumlarında çalıştırılmaması gereken 2 kişidirler. tabi bu normal şartlarda. şimdi kokoreçcinin fetöcü olma ihtimali falan derken ceza almadan insan içine salınabilirler.

    edit: video (hayranim adlı yazar arkadaş bulmuş sağolsun)
    video'yu izlemeden yorum yapmak istemedim, şimdi izledim. önce ilgili video

    açıkca görüldüğü üzere ne garsonun ne de mekan sahibinin bir kabahati bulunuyor. masaya gelen garsona dayılanan bir polis, tokat atyor. garson saygılı ses bile etmiyor. büyük ihtimal birde azar kayıyor çocuğa. hesap ödemeye gidince herkes sakinden aynı polis yanındakilerden güç alarak mekan sahibine yumruk sallıyor. mekan sahibi fark edip kaçıyor ve istese kolayca dövebileceği memuru biraz tartaklıyor. polis yanındakilerin gazına gelerek mekan sahibine tekrar saldırıyor. bir başka polis ise kavgaya karışıp garsonu dövüyor. diğer polisler mekan sahibini tutarken ilk olay çıkartan polis tekrar efelenerek, eli kolu tutulan adama dalıyor. mekan kadın ve çocuk dolu olsa da umursamadan olay çıkartıyorlar. söylenene göre tabanca çekip, insanların canını hiçe sayarak ateş de edilmiş. müşteriler canlarını kurtarmak için polislerden kaçmaya başlıyor.

    bu anlattıklarım yaşanan olaylar, yorum yapmadım. daha önce bende buna benzer bir olay yaşadım, tüm polis teşkilatı elbet böyle değil. polisler kötü demek yanlış olur. benim başıma da bu şekil bir durum geldi, iki polis memuru o zamanlar çalıştığım dükkandan alışveriş yaparak, biz para ödemeyiz diye gittiler. aldıkları belki 10 lira tutmaz ama peşine düştüm. en son ayağımıza kadar gelip, özür dileyip. aldıklarını iade ettiler. bu süreçte bana en çok destek olan ise diğer polis memurlarıydı. karakol amirleri çok çaba sarf etti. o yüzden hala eminim ki türk polisi bunlar gibi değil.

  • almanya ve türkiye asgari ücret kıyaslaması

    video baz alarak söylemek gerekirse bazı noktalardan haklı bir kıyaslamadır.

    birinci olarak almanya'da asgari ücret 1200 değil 1400 euro civarıdır.

    ikinci olarak ele geçen para miktarına bakalım. örneğin temizlik işçisi birisi olsun ve özel sektörde çalışıyor olsun. türkiye için günde 8 saat haftada 45 saat çalışmak gibi bir kavram hayal. burada genelde sabah 8 de başlanır akşam 5 yada 6 da paydos edilir. haftanın 6 günü çalışılır. günde 9 saati bulur ve 6 gün yani 54 saat eder. en düşük saatlik gelir almanya için konuşursak 9 euro civarı ama genelde 12 euro civarlarında alınır. almanya'da asgari ücrete çalışan kişi sayısı çok az olduğundan dolayı asgariyi almak saçma da olsa alalım. çalışan kişilerden bildiğim kadarı ile almanya'nın bir özel kuruluşunda çalışan abimiz 1800 euro civar maaş almaktadır. haftalık 45 saate alıyor bu ücreti, türkiye gibi 54 saat çalışsa 2200 civarı alması gerekir.

    kıyaslama yapamıyorum çünkü ne yazsam almanya'nın şartları kat kat daha iyi. bu abimiz 1800 euro kendisi 1600 da karısı alıyor. yılda 2 kez türkiye'ye gelirler. geldikleri gibi otele tatile giderler. yeme içmeyi çok severler, baya müsrif insanlar diyebiliriz. her 3-4 sene bandında ki biz 4 diyelim türkiyeden bir ev alıyorlar. geçen sene peşin para ile 320.000 tl'lik bir ev daha aldılar. sanırım 4. evleri oldu. orada karısının citroen, kendisinin bmw marka otomobilleri var. burada ki fiyatları 200.000'i geçer. bana dedikleri eğer dolu dolu yaşarlarsa aylık masrafları 2.000 euro falan tutuyormuş. her ay bi 2.000 euro da kenara atıyorlar.

    bu abimizin ideali ileride türkiye'ye dönmek 14 senedir orada yaşıyorlar. 14 sene de türkiye'den 0 olarak gidip bunları kazandılar. ben tam anlamam ama dediği üzere orada emekli olacaklarmış yakın zamanda. emekli maaşları ve birikimleri ile burada yaşayacaklarmış. eşi emekli olunca 1100 euro civarında alacak, bu abimi ise 1300 euro civarında alacak.

    belki toplamda 20 sene orada yaşamış olacaklar. türkiye'de hiç bir zaman olamayacakları kadar mutlu ve refah içinde orta yaş geçirdiler. sonrasında türkye'ye döndüklerinde 5 evleri, yazlıkları (bodrumda bldiğin 2 katlı lüks ev), arsaları (ucuz diye baya almışlar, sonradan değerlenmiş. hesaba katmayacam. ) arabaları son model olur eminim. 20 senede elde ettikleri bunlar. 20 senenin sonunda bodruma yerleştiklerinde sadece emekli maaşları 10.000 tl civarında iken bi ona yakında gayrı menkkullerinden aldıkları olacak.

    şimdi bu insanlar burada yaşasalardı ve emekli olsalardı belki başlarını sokacak bir evleri ve anca 2.400 tl emekli maaşları olacaktı. bakın orada insan gibi yaşadıkları halde burada hayvan gibi çalışıp, hayatlarını bok etselerdi anca 1 ev ve 2.400 tl maaş.

    buranın emeklisi ay sonunu zor getirirken onlar dünya da göremedikleri ülkeleri de gezecekler. bu abimizin hobisi ve isteği yıllardan beri yaptığı gibi, her yıl bir kaç haftalığına bir ülkeye gidip orada yaşamak. emekli olduğunda güney amerika ve avusturalya'ya da gidecem diye anlatır durur. gerisini gezmiş önceden.

    kıyas size kalmış, bu abimiz gibi binlerce örnek var çevremizde. kışın dondurucu soğuğunda, bayat ekmeğiyle 2 çeşit yemeği zor yiyen emeklilerimizin olduğu bu ülkede, almanya ile yapılacak her kıyaslama salaklık oluyor maalesef.

  • türk kızını en iyi simgeleyen koku

    koklayan kişinin kalitesine göre değişebilen kokudur. mesela bu başlıkta yazılanları okuyunca en kalitesiz ve varoş yazarların aldıkları kokuları öğrendim. vakit geçirdikleri kızlar kendi düzeylerinde olduğundan, aldıkları kokuda yazarın kendisine ve ailesine yakışan düzeyde koku olmuştur.

    başlıkta bahsedilen türk kızı eşim, kız arkadaşım vb biri ise benim alacağım koku sadece huzur veren bir koku oluyor. kızım, yeğenim veya ailemden bir çocuksa pamuk şekeri gibi tatlı bir koku oluyor. annem, teyzem, halam gibi biri ise saygı ve sevgi kokusu oluyor.

    otobüse binersin kadınlı erkekli ter kokusu olur, hastaneye gidersin üstlerine irin, gaita kokusu bile sinmiş olabilir ama genele bunu yansıtmayı doğru bulmuyorum. kendi annesi, kız kardeşi, karısı, sevgilisi pis kokanlara değil bunun gibi başlıklarda onları şikayet edenlere kızıyorum. kusura bakmayın ama benim çevrem, sizin ki gibi kokmuyor, demek ki siz pisin bokun içinde yetişen insanlarsınız.

  • aynı ayakkabıyı üç sene giyen kız

    kadınların %90 ı bu tanıma girer herhalde. burada ölçüt kaç ayakkabısı olduğudur. annem sürekli şu ayakkabıyı 10 sene önce aldım, şunu 5 sene önce aldım diye konuşur. doğruda söyler ama açıp dolabı bakarsanız en az 20 çift ayakkabısı vardır. o kadar ayakkabı olunca hiç birini eskitemiyor hali ile ve kullanılıyor yıllarca.
    bir erkek olarak 3 çift ayakkabı kullanan ben mecburen her sene 3 çift ayakkabı alıyorum, almazsam giydiklerim kullanmaktan yırtılıyor. benim de 20, 30 çift ayakkabım olsa ben 20 sene giyerim eskitemeden.

  • türk kızının tecavüze uğradım yalanı

    çeşitli sebeplerle bolca karşılaşılan yalandır. gerçekten bu olayı yaşayan insanlar da tanıdım ve onları ayrı tutuyorum. sözlükte şu sıralar inanılmaz derecede ''tecavüzcüyü idam edelim, linç edelim'' gibi başlıklar gördüğüm için başımdan geçen bir kaç vaka'yı yazma gereği hissettim. dediğim gibi gerçekten bunu yaşayan bir çok insan gördüm, bazısı tanıdık bazısı müracaatçı bazısı da yakın çevreden duyulan vakalar olarak bilgim dahilinde oldu. çok ağır bir yük olduğunu ve onarılamaz yaralar açtığını da biliyorum. benim bahsetmek istediğim tecavüz gibi ağır bir olayı kullanarak, kendilerine fayda sağlamaya çalışan kişiler ve o kişilerin verdiği zararlar.
    yukarıda bir yazar, hiç bir kadının bu şekil bir ifadeyi kullanmak istemeyeceğinden bahsetmiş ve buna inanmış belli ki. benim şahsi görüşüm ise bu olayn bolca suistimal edildiği yönünde. size bir kaç örnek vereyim

    ilk örneğimiz 19 yaşında bir kızımız ve 20 yaşında bir erkeğimizin olayı. kızla erkek beraber olurlar ve olay erkeğin çenesini tutamaması nedeniyle mahallede yayılır. kız da bunun üzerine, isteyerek beraber olduğu kişinin kendisine tecavüz ettiğini söyler. kızın abisi çocuğu bıçaklar ve abimiz cezasını çekmesi için tutuklanır, suçlanan kişi iyileşince adaletin uygun gördüğü cezayı çekmesi için hapse atılır ve hapiste tecavüze uğrar. bir yıla yakın bir süre sonra kız vicdan azabına dayanamayıp gerçeği açıklar.

    ikinci örneğimiz kızımız uzun süreli sevgilisi ile ilişkiye girer ve ertesi gün buna beni sen zorladın, tecavüz ettin der. yolları ayrıldıktan üç sene sonra kız erkek arkadaşına tecavüze uğradığını söyler ve erkek arkadaşı da tecavüzcü bildiği kişiyi öldürür, hapse girer. gazetenin 3. sayfasından okuruz. bu arada kızın yengesi msn denen programdaki konuşmaları bilgisayarda bulur ve kızın isteyerek beraber olduğunu ortaya çıkarır.

    üçüncü örnek kızımız, sevgilisine kendini kabul ettirebilmek için erkek arkadaşına tecavüze uğradığını yutturur, erkek sevdiceği için intikam almak ister, kızda erkeğin yapamayacağını düşünerek ''öldür onu'' gibi kelimelerle gazlar. erkek adamı bulur ve cinayete girişmeden önce araştırmaya karar verir. kızla tecavüzcüsünün sevgili olduklarını öğrenir, erkeğin kızdan 8 yaş büyük olmasının kız için sakınca olmadığı kafasını karıştırır (kız 18 iken erkek 26 yaşındadır), yıla yakın bir beraberlikleri olduğunu bulur, kızın erkeğin maddi olarak her inkanını sonuna kadar kullandığını duyar. kızın sık sık kendi rızasıyla erkeğe kalmaya gittiğini ve oral, anal yollarla ilişkiye girdiklerini öğrenir. cinayetten vazgeçer ve araştırmaya devam eder. kızın tecavüzcü dediği adamdan önce bu tür ilişkilerle adı çıktığı için lise değiştirdiğini, oturduğu yerde ki bir çok erkekle kamuya açık alanlarda dahi ilişkiye girdiğini anlayınca kesin kararla intikamdan vazgeçer. daha sonra kızın bu olayı her erkek arkadaşına acındırma numarası olarak kullandığını fark eder.

    dördüncü örnek yakın arkadaşlarımdan ikisi dahil bir çok kişiyle ilişkiye giren 21 yaşında ki kızımız bir askeri okul mezunu saf delikanlımızı bulur. büyük ihtimal adet günü olan bir güne getirir ve ilişkiye girer. ilk sensin beni alacaksın diye vicdani baskı yaratır ve evlenir. çocuk yaptığı mecburi evlilikten olan karısıyla tayin yerine gider. damadın amcasının oğlu bir gün sohbet sırasında kızı sevmediğini anlatırken ''bizim salak ....... abazalığına yenik düşüp ilişkiye girmiş, evlenmek zorunda kaldı. geberiyor mutsuzluktan'' diye durumu açar. tabi kızla daha önce beraber olan iki kişide bunu duyar ve başını eğerek ortamdan uzaklaşır.

    beşinci örnek kızımız lise 3 e giden bir cin kızımızdır. öğretmeninin kendisine tecavüz ettiğini söyler ve yasal işlem başlatır. öğretmen okuldan uzaklaştırılır, mahkemede suçlu bulunur. gerçek 8 ay sonra ortaya çıkar kızın ilişkiye girdiği kişinin sınıf arkadaşı olduğu ve iftiradan bir gün önce ilişkiye girdikleri ve kızın vajinasında ki zorlanmanın o zamandan kaldığı anlaşılır. kızla ilişkiye giren diğer öğrencinin arkadaşı kahve ortamında bunu yanlışlıkla öğretmenin yaşıtı oğluna anlatınca ortaya çıkar. olan olmuştur adam aileden dışlanmış karısı boşamış ve işinden olmuştur. (bu olayı bir televizyon programında işlemişlerdi diye aklımda kalmış)

    altıncı örnek mahallenin 18 yaşı doldurmuş bir erkek bir dişi bireyi ilişkiye girer, kız tecavüz olduğunu söyleyerek (bunun sebebini bende bilmiyorum) oğlanı hapse attırır. oğlan içerdeyken kız başkasıyla nişan atar ve hapisteki adamdan özür dilemeye gider. sonra oğlanın ailesi (ilk başta oğlana inanmamışlardır) kıllanarak işin üstüne düşer ve olay ortaya çıkar.

    yedinci örnek en sık rastlanan örnek, o kadar çok ki bir kişiye bağlamaya gerek yok. kızla oğlan sevgili olur, kız herşeyi fazlasıyla yaşamıştır. oğlana kendini kabul ettirmek için ilk seferin tecavüz olduğunu anlatır. bu şekilde erkeği yumuşatmaya çalışır. sonrakileri genelde anlatmaz, anlatsa da 1,2 gibi sayılarla belirtir. mutlu mesut ilişkiye devam ederler. bu örnekteki oğlan ise zamanında her türk erkeğinin olduğu hatta çoğunun olmaya devam ettiği oğlandır.

    bu örnekleri 3 gün yazsam gene bitmez, sadece kendi şahit olduklarımı yazsam belki 100 tane daha yazarım. bu yalan kızların söylemekten çekindiği bir şey değil aksine mazeret olarak kullandıkları bir mekanizmadır. eğer tecavüzün cezası idam olsaydı örneklerde ki masum 6 insan da hayatını kaybetmiş olacaktı. dürüst kızları elbette tenzih ederim ama bu şekilde yalancı ve ahlaksız kızlar tarafından en sık kullanılan yalandır tecavüze uğradım yalanı. belirtmek isterim ki kadın düşmanı değilim, inanç sahibi biri değilim, yobaz biri değilim, cinsel eşitliği ve özgür seksi savunan biriyim, lgbt de dahil olmak üzere bir çok uç grupla çalışıyorum. kusura bakmayın feminist hanımlar ama gerçek bu.