Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
iyi bir galatasaray taraftarı olarak elbette beşiktaş’ı destekleyeceğim maç. bunun puan tablosuyla alakası yok, beşiktaş başakşehir’in üstünde de olsa durum değişmezdi. eski entry’lerime bakanlar bunu anlayabilir.

benim hiç başakşehir’li arkadaşım yok. sizin var mı? ancak beşiktaşlı bir sürü arkadaşım, akrabam var. onlar sevinsin.

kimyager de gitmiş takımın başına içi dışı bir sergen gelmiş. nasıl desteklemeyim amk?

beşiktaşlı dostlar sami yen’de bu sene alırız maçı yalnız darılmak yok. *
tarık akan ile aynı uçakta antalya'ya gittik. henüz 18 yaşındaki iş arkadaşım çok heyecanlandı. tarık bey'in peşinden koştu, bütün nezaketiyle vaktini almak istemediğimizi, küçük bir kentten geldigimizi ve güzel bir anı için fotoğraf çekilme ricasinda bulundu. çocuk haklıydı. bizim gibi taşralılar ünlü bir insanı bir daha nerede görecek? bir fotoğrafı yıllarca böbürlenerek eşe dosta anlatacak insanlardık. tarık akan ulan bu! anamız babamız onun filmlerini izlemiş. biz de keza öyle. görüp görebileceğimiz en ünlü kişi!

tarık bey elini havaya kaldırıp "yav, ne gerek var şimdi" dedi ve bizi bozdu. boğazımız düğümlendi. teşekkür edip yolumuza devam ettik. kırılmıştık. sessizce çıkışa yöneldik. bir müddet sonra tarık bey havaalanı çıkışında arkamızdan seslendi "gençler, isterseniz fotoğraf çekilebiliriz". kalbi kırık arkadaş elini havaya kaldırdı ve tarık bey'e "yav, ne gerek var şimdi" dedi. yolumuza devam ettik.
bakın bu neden kaynaklanıyor biliyor musunuz? devlet yok.

türkiye de devletin varlığını sadece tayyip erdoğan hakkında reröre yaparsanız hissediyorsunuz. şehrin en işlek caddesinde 2 sıra park edilmiş olabilir şu an, çünkü devleti sikleyen yok aslında.

servis şoförü 1 saat boyunca elinde telefonla konuşarak otobüs kullanabilir çünkü devletten korkmuyor. yaptırım olmadığını bilen insanlar resmen kaos oluşturmuş durumda.

türkiye cumhuriyeti devleti 2020 de anarşi çağına gidiyor. devletin varlığı hissedilmiyor.

devlet memuruna kim el kaldırabilirdi eskiden? şimdi devletin doktorunu hastanede dövüyorlar, öğretmenini koridorda dövüyolar. "devletin memurunu" . daha geçen gün 2 tane kopil izledik, polise posta koyuyor, yiyosa tutukla lan diyor hatta elini ayağını kaldırıp gerine gerine gidiyor.

devlet? devlet yok. tayyip e küfür etmediğin sürece ortada devlet, hukuk, emniyet yok.

polisi ara, yarım saatten önce kimse gelmez. tayyip e küfret 15 dakika sonra evinden alsınlar.

işte bu tek adam rejiminin, partili cumhurbaşkanının memleketi getirdiği haldir.

buyurun, tepe tepe kullanın.
burada sanane, kimse karışamaz tarzı cevap veren geri zekalılar:

adam karışmıyor zaten. sadece bu eylemin sebebini merak ediyor.

- insanlar neden et tüketir?
- sanane be grzklı.

işte tam da böylesiniz.

tanım: hedeflerindeki erkeklerin dikkatini çekmek içindir.
olması gerekendir. ıki maç vermelerine şaşırmak gerekiyordu zaten. sonuçta alt tarafı oyuncuya vurdu. hükümet destekli bir takımın oyuncusu, rakibe vurmasın mı?
bundan sonra öyle bedavadan kırmızı kart görmesin kimse. sağlamından yumruk indirsinler. sonrasında bir de senaryo yazın.
nasılsa cezası 1 maç. çift sarı karttan görülen de öyle.
ha ama arkanızda bakanlar falan yoksa yapmayın. jailson yaptı 8 maç aldı.
ekonomiyi canlandırmak için götten uydurulan bir diğer gün. 364 gün çuvala girdiği için insanlar bugüne gereğinden fazla anlam yüklüyor. kapitalizmin oyununa gelmeyin diyeceğim ama bunun için de algıları yüksek bir sevgiliye ihtiyacınız var. o da biraz zor. en iyisi sevgilisiz olmak lan.
birine bu kadar kin duyulması mümkün olmayan bir cinayettir. bu adam kesinlikle ağır bir ruh hastası, linklere tıklamamanızı öneriyorum, bizim bakamadığımız şeyleri bu adam oturup yapmış, böyleleri yaşamayı hak etmiyor.
alın size itirafın kralı:
alt kattan bebek ağlama sesi geliyordu bazen. bebekleri var sanıyoruz tabii biz. evde sessiz oluyor rahatsız olmasınlar diye.
akşamları da bazen kendimizi kaptırıp piyano, ney, bendir, darbuka derken müziğin dozunu kaçırabiliyoruz. malum müziksever bir aileyiz.
son zamanlarda düzenli ney üflemeye başladık evde. salı günü başka program vardı, neyi üflemedik. alt katta da sürekli bebek ağlıyor bu arada, kriz var.
kapı çaldı. alt dairedeki kadın. eyvah dedik, her gün gürültü yapıyoruz, şikayete geldi kesin.
"kızım o her gün çaldığın şey neyse bir çalar mısın?" biz tabii şaşırdık. "kızımız engelli de, o sesi dinleyince sakinleşiyor, yoksa hırçınlaşıyor." dedi.
allah'ım tepemden kaynar sular döküldü. bebek sandığımız yavru meğer 16-17 yaşında bir melekmiş.
verdim tümata'nın müzik cd'sini, şifa olsun.
bugün, sevgililer günü, anneler günü, dıdısının dıdısı günü gibi önemli günlerde kullanılmaması gerektiğini hala öğrenememiş insanların yorumlarıyla dolacak web sayfasıdır.
yatılı okudum. (bkz: fen lisesi) sadece okuldan değil, yatakhaneden kaçıyorduk. matrix'in etkisinin sürdüğü dönemler. lakabım (bkz: keymaker) zira okulun ve yatakhanenin her kapısının anahtarı var.

yatakhaneden gece kaçmaya karar verdik. daha önce de kaçmışız ama civarda volta atıp dönmüşüz, bir nanesi yok. ama bu defa mangal yapıp bira içmeye karar verdik. gündüzden alışverişimizi yaptık. bir cumartesi akşamı. hormonları tavan, her türlü sıradışı hareketi ertesi gün kızlara anlatıp hava basacak vaziyette beş erkeğiz.

gece iyice çöktü. herkesin uyuduğundan emin olduk. indik aşağı, yemekhaneye. açtım kapıyı. içeriden dökme demir mangalı çalacağız. efendim bu mangaldan 200 küsur kişiye bir kerede mangal çıkıyor, öyle uzun. 2-3 metre rahat var uzunluğu ve hakikaten dökme demir, epey hantal bir şey. bir ucundan ben tuttum, ki şu günlerde 90 kilo olsam da o zamanlar 50 kilo bir adamım, ipinceyim. öteki ucundan bir arkadaş tuttu.

300 metre kadar bir yol var, yokuş yukarı. yatakhanenin arka kapısından çıkacak, okul olan binanın arkasına kadar koşacağız. aradaki yol yatakhaneden kabak çekirdeği gibi görünüyor. bu 300 metre çok önemli, hemen kat etmemiz lazım, üstelik yokuş var. asıldık iki yanından, belki benden ağır olan o mangalın ağırlığının yarısını yüklendim bana mısın demiyorum. yokuş yukarı çıkarken elimizden mi kaydı, bir şey oldu, ayağımıza düştü mangal. ayağımızın kırılması lazım normalde, kırılmıyor.

düşe kalka götürdük mangalı. okul binasının arkasına geçtik, yüksek duvarlar var dışarıdan görünmüyor, okul da yatakhaneyle aramıza giriyor, oranın görüşünü engelliyor. yaktık mangalı, ama koca mangalın en köşesinde azıcık bir alanı kullanıyoruz. o kadar neşeliyiz ki anlatamam. bazen polis devriyesi görüyoruz, sesimizi kesiyoruz. polis geçip gidince, kahkahalarımız çınlatıyor ortalığı. 2 şişe birayı o kadar keyifle içtiğim hala vaki değildir. fotoğraf falan da çekiyoruz yeni çıkmış kameralı cep telefonlarımızla. bunlara sahip olmak yeterince karizmayken, bir de gece kaçıp mangal yapıp içki içerken fotoğraf çekmişiz. karizmaya bakar mısın?

ertesi gün havamız 1500. biraz zaman geçiyor. benim belletmen hocayla aram iyi. adam ülkücü, sigara da içiyor. birbirimizden sigara alıyoruz vs. bir daha mangal yapalım dedik. canımız çekti. bu defa çocuklar dedi ki sen konuş belletmenle, izin versin. zaten son sınıfız, öss de yaklaşmış, kimse bize dokunmuyor. konuştum hocayla. "oğlum gidin okul binasının arkasında yapın, kimse görmesin, canı çeker çocukların, uğraştırmayın beni" dedi sadece. bizim kaçtığımız yeri işaret etti yani.

güzelce alışveriş yaptık. akşam oldu, hiç kaçmadan, ayağımıza 100 kiloluk mangal düşürmeden gittik zulaya. kurduk mangalı, açtık içkileri. kimsede heyecan, gülücük yok. kimse eğlenmiyor. izin aldık ya... "ekşın" yok. hava yok. asi gençlik yok. yedik içtik mal gibi geri döndük.

meğer işin tadı kaçarak yapmaktaymış. bir hafta sonra izin almadan yaptık aynı operasyonu, acayip keyifli. bu vesileyle yasak olanın ne kadar tatlı olduğunu deneyimlemiş olduk.

bu da böyle bir anımdır.
yarak gibi olacağı heyecan vermeye çalışırken tüm hevesi kaçıran test çekimi videosundan belli olan film.

şu videoyla gaza gelen adam harry potter'la uçuşa geçer, pokemon'la camdan atlar...
anadolu ajansının, sırf kendi propagandaları uğruna, donan küçük çocuğun bedenini istismar etmesinden ibaret bir haberdir.
tamam bir zamanlar kardeş dediğiniz esed şimdi cani, katil anladık da, bu nedir utanmıyor musunuz şu istismardan ey anadolu ajansı?
izlemek istedim ama tik tok indirmeye yonlendirdi beni, hepinizde mi tiktok yuklu aq..

edit: masaustu modda uygulamayi indirmeye gerek yokmus..yesillendirildim..
carl sagan yanılmıyorsam "cennetin ejderleri" kitabında "denizde ateş yakılabilseydi ilk uygarlığı yunuslar kurardı" der. ama bunu yazdığım biri carl sagan'a popülist bilimci gibisinden aşağılayıcı bir ifade kullanmıştı, anlaşılan bilimi anlatmayan bilim adamı daha makbul, neyse.

aynı şekilde balinaların da sesleri kaydedilip analiz edildiğinde arada tekrarlanan bölümler olduğu görülmüş. hatta balina şarkılarının bir çeşit halk destanı olduğu filan düşünülmüştü. tabii biz insanlar anlamadığımız için hemen reddetmeye hazırız bu türden iddiaları.

edit: @bu nick turkce harf icermez hatırlattı: "hatta birbirleri ile teması olmayan balina gruplarının şarkılarının belirli kısımlarını her yıl değiştirdikleri tespit edilmiş. unutma değil, değiştirme söz konusu."

ortada olan bir gerçek var ki, gelişkin canlıların bazıları akciğerleri bile oluştuktan sonra denize dönmeyi tercih etmiş, karada kalan primatlar da ateşi kontrol edip, yiyeceklerini yalnızca avlamak ve toplamak yerine üretmeye başlayıp uygarlığı kurmuş. sonuçta başarılarımız ihtiyaçtan doğmuş. ama görece tek akıllı tür biz olmayabiliriz.
18 yıldır ülkeyi hallaç pamuğu gibi dağıttılar ama hala mağduriyet kasıyorlar.
utanmazlar.
herkes 7 haziran 2015 seçimlerinden sonra kimin nasıl darbe yaptığını gayet iyi biliyor bu arada.
darbeci arıyorsan aynaya bak yusuf.
arabanın aküsü değildir.
en azından birden bozulmaz. önce akünün üzerindeki minik gösterge deliğinin rengi yeşilden siyaha döner, bi kaç hafta sonra gece gaza bastığında farların her zamankinden fazla parladığını farkedersin, sonra marş motoru biraz yorgun basmaya başlar, soğuk bir sabah da iflas eder. özetle belirtileri fark edemeyen beceriksizler vardır.

diğer mekanik aksam da öyledir. hiç belirti vermeden bozulan parça bi vw’nin dsg şanzımanlarıdır. aslında o da belirti verir, bayiden cıkarırken.
"önemsemiyorum diyen kadına inanmayın" temalı erkek entrylerini okuyup şaşırıyorum, size yalan söylenmiş olabilir.
çok açık ve net; özel bir gün olarak görmüyorum bu günü, yeniyıl kutlaması gibi, herkes için.
sevgili olmak, çift olmak bana göre genel bir durum değildir ve her çiftin kendine özel yıldönümü olduğundan dolayı, sevgililer günü gereksizdir.
toplu sünnet töreni hissi veriyor bana.
hatta konuyla ilgili gecen sene yazdığım bir blog yazısı mevcuttur, boş vakti olup okumak isteyen olursa link atabilirim.
yukarıdaki yazarlarla “kaça anlaştılar acaba” diye düşündüren bahis sitesi.
bu başlıklar baydı baymasına da bu şarkıyı seviyorum;

ey gökyüzü...aydınlık mısın benim kadar ve karanlık
hasret yakarmış, kavuşmak varmış
güneşten sıcak, sudan çıplak
sanırım hiçbir şey yok aramızda aşktan başka...
vay hayat, ey hayat..!
denizde vardı oltam bir balık tuttum zannettim
baktım hepsi rüyaymış mekanım yanmış bir orman
ve tek seçimse çaresizlik ona inanma
göz gördüğünden korkmaz
eski bensem bir çiçek olsam da solmam
anlatsın bilen kimse
hep çeken bilir demişler çekense susmuş
hep konuşmuş çekmeyen kim varsa
anlatsın derdi çeken hüzün kaplı yüzlerinde
karışmakta dertler birdi
ellerinde kürekle kazma
ve der ki şeytan yazma
ben uysam neyle anlatırım neyle anlarım ben anlatmazsam hangi sazla
mürekkebim elimde kağıdım aynam
gönlü saydam olan anlar ancak
işte sayfam her gün intihar eşikte ve umutlar beşikte
bu dünya kapkaranlık ışık başka yerde herkes peşinde
herkes sandığı kadar iyi olsaydı keşke
en azından ay beklerdi üstümde yalnız gecede ...
başka seveceksin başka türlü başka şekilde başka biçimde
güneşten sıcak, sudan çıplak...
martıların kanadı gibi...
tutsak..!
hiç kimsenin kalbi şansı yok
bu benim kendi alın yazım seveceğim başka yolu yok
seveceksin başka yolu yok
naklen mutluluk istiyoruz
naklen huzur istiyoruz
naklen sevgi istiyoruz
naklen...
niye varız...?
bu içtaş denilen firmanın gizli ortakları kim acaba. yarın birgün iktidardan düşseler bile 50 sene daha ülkeyi soyacak düzen kurmuşlar yap-işlet-devret modeliyle köprüler, hastaneler, havalimanları, otoyollar. çoluk çocuğumuz bile bunların çoluk çocuğuna çalışacak. haram zıkkım olsun
bulamadıkları için olabilir mi sence de?

baskıcı yaşam tarzınız ve dayatmalarınız yüzünden bırak domuz eti bulmayı, cuma saati geldi diye dükkanı kapatıyor bim falan. düşün artık. domuz etini nereden bulsun insanlar anadolu'nun bir ilinde, ilçesinde?

internetten bile bulamazsın. varsa internet üzerinden satış yapan yer, gösterin.

ama var ya, kasapta 55 liraya dana kıyma satılırken yan tezgahta 15-20 liraya domuz eti satılsın bakalım insanlar yiyor mu yemiyor mu, o zaman görelim.
ne zaman saat gece yarısına yaklaşsa bu başlık öne çıkıyor. çünkü sanırım yalnız olduğunuzu, hayatta hiçbir şeyi başaramadığınızı, gerçek hayatta bir insana merhaba diyecek öz güveninizi en son çocukken yaşadığınız bayram selamlaşmalarında bıraktığınızı tam bu saatlerde anlıyorsunuz.
eve dönüyorsunuz, belki sevmediğiniz eşiniz var yanınızda, belki hala ailenizle yaşıyorsunuz, belki de tek başınıza kanepede oturuyorsunuz. konuşacak kimseniz yok, arkadaşınız yok gerçek hayatta size değer veren sohbet edecek ya da sizinle sevişecek tek bir insan tanımıyorsunuz.
bu başlığa getiriyor bu durum sizi, heyecanla mesaj gelmesini bekliyorsunuz. acıyorum size ama aşağılamak için demiyorum bunu gerçekten acıyorum, üzülüyorum.
amacınızı bir örtü ile kapamak için, kitaplardan konuşalım diyor kiminiz kiminiz burç kiminiz ise sinema ya da bilim arada en azından ne istediğini bilen ve neden burada olduğundan utanmayanlar var, siz örtünün altından yazanlar onlardan daha utanılacak haldesiniz. edebiyat bilginiz, kafka'dan sinema bilginiz tarantino'dan bilim bilginiz tesla'nın yenen hakkından öte geçmeyecek onedio devşirmesi, elinizde avucunuzda ne varsa sevişebilmek için döküyorsunuz. gece eliniz ve avucunuzda kalan tek şey erekte olmuş küçük kahramanınız ya da ıslanmaya yüz tutmuş hayattaki tek sermayeniniz olan bir gedik ile tek başınıza gözlerinizi kapatıp hayallere dalıyorsunuz.
çıkın biraz hava alın, bir kaç insanla tanışın. korkmayın insanlar dışarıda da iletişim kuruyor.
değildir.
gerizekalı olan sizsiniz.

instagram tv gibidir. izlediğin şey senin hakkında gayet güzel ipuçları verir.
müge anlı izliyosan bir modelsin, belgesel gezi vs izliyorsan başka modelsin.

instagram hesabı sadece şeyma subaşı izlemek için kullanılıyorsa gerizekalılıktır.
ama artık her türlü konuda instagram hesapları var.
felsefeden tut bilimsel gelişmeleri paylaşan, profesyonel konularda, sanatsal konularda paylaşımlar yapan şahane hesaplar var.
ben mesela linkedin'den daha efektif kullanıyorum profesyonel işlerim için.

bir muzik projesi için çello kaydı lazım oldu, instagramda takip ettiğim studyo hesaplarından birinde gördüğüm italyan çellist'e mesaj attım, parasını yolladım, ne çalacağını yolladım, şahane bir çello kaydını 2 günde bana ulaştırdı. email vs hiç kullanmadık, direk instagram üzerinden. bu resmen bilimkurgu gibi bişey değil mi?

ya amk elin oglu mars'a araç yolladı - onun bile instagramı var. bu da mı gerizekalılık?
https://www.instagram.com/…ity/?utm_source=ig_embed
adam sana marstan fotograf atıyor ya? marstan? sen de kaka yaparken bakıyosun.

https://www.instagram.com/…vre/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/…eum/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/…ybg/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/…eum/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/factsoffood/
https://www.instagram.com/learnclip/
https://www.instagram.com/…dio/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/hourly_facts/
https://www.instagram.com/…ian/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/…ate/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/…eum/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/…art/?utm_source=ig_embed
https://www.instagram.com/history/
https://www.instagram.com/facts_and_history/

şunlar daha listenin minicik bir kısmı.

gerizekalıca takip ederseniz gerizekalıca bir uygulama olur.
akıllıca takip ederseniz akıllı our.

gerizekalı olmayın. akıllı olun
maçın olduğu gün bu senaryoyu söylemiştim. hakem ben göztepeli oyuncu topa dokundu gördüm o yüzden topu göztepeye verdim diyecek ve olay kural hatası olmaktan çıkıp hakem hatadına dönüp maç tekrarlanmayacak demiştim ki maçın böyle bir olay yüzünden kural hatası denilip tekrarlanması çok saçma olurdu.
holiganlığı bırakıp bir düşünün. hemen her hafta ligde çok daha ağır bir sürü hakem hatası yapılıyor. bariz penaltılar, kırmızı kartlar verilmiyor ya da olmayan kartlar uyduruluyor. var sistemi olmasına rağmen halen hakemler hücumun bitmesini beklemeden ofsayt verip atağı piç ediyor. onca şeyde hakem hatalı yanlı diye yaygara yaparken ortasahada hakem atışı ya da tac yanlış takıma verildi diye maç tekrarı istemek çok saçma.

bu kural hatası denilen şeyin tanımı çok net ve keskin bir şekilde yapılmalı biran önce. böyle basit şeyler kural hatası olmaktan çıkarılmalı. hakem bir maçta 5 hatalı penaltı kararı verse hakem hatası olur öyle arada devam, ortasahada hakem atışını yanlış takıma verince isyan maç tekrarı istiyoruz çok abes.
matematik adına özel ders verdim ve halen devam ediyorum. gerçekten amacı ders almak olan aileler bulursanız tertemiz iş. bölümünüzle alakalı derslerde kendinize güveniyorsanız tabi.

fakat bir kadınsanız ders vereceğiniz kişiye ve ailesine çok dikkat edin. ipsiz sapsız insanlar çıkabiliyor, ders vermek için eğer kişinin evine gidilecekse derse gitmeden önce kalabalık bir yerde tanışın. zaten kişiler kendilerini orada belli ediyorlar. eğer tereddütleriniz varsa direk o kişiye ders vermekten vazgeçin hiç riske atmayın kendinizi, zira yaşadığımız ülke tedbirin elden bırakılmaması gereken bir ülke.

ders vereceklere başarılar diliyor, iyi insanlarla karşılaşmalarını temenni ediyorum.