utanan ayi29
profili

  • boğaziçi üniversitesi 1995 yıllığı

    o dönemlerin estetiğini, türkiye'sini çok iyi yansıtan yıllık. iyi ki paylaşılmış.

    takmayacaksın tak açacaksın'dan tutun ufuk bigay'ın tango şarkısının sözlerine kadar şu 3-5 sayfalık paylaşımda bile ne çok tanıdık şey var.

    bir sürü kişi kıskanmış etmiş. demek ki sözlüğün demografisi sahiden değişti.
    75-85 arası doğanlar böyle üniversite okudu evet. boğaziçi havalıydı, ingilizceydi şuydu buydu da, odtü de böyleydi, itü de kısmen böyleydi, marmara, istanbul, yıldız bunların hepsinin kampüsü (odtü hariç hiç biri boğaziçi kadar güzel değilse de ) böyleydi. yerlere yayılınır, öpüşülür, bahar şenliğinde konser izlenir, bira içilir, bir şeyler yapılırdı.

    "ne var cinsellik modernlik mi?" tayfası çok değil ama biraz damlamış. evet, yetişkin insanların cinselliğinin ayıp ve yasak olmaması modernliktir. ortaçağda yaşamıyoruz, nesini beğenmedin? kaldı ki cinsellik dışında da bin tane şey var paylaşılan sayfalarda. okulda aktivite var, polis yok, gerginlik yok (o dönem türkiyesi gerginlikten azade değil elbette o ayrı), atanmış rektör yok, bahar şenliklerine karışılan bir sosyal ortam yok. güler yüzlü, sağlıklı genç insanlar var.

  • joe biden

    türkiye umrunda bile olmayan başkan adayı.

    abd'de başkan adaylarının yarışında türkiye en önemli ilk 300 konu arasına bile girmiyor.

    bunun haricinde, cumhuriyetçi bir başkanın (hele de trump gibi hiç bir şey yapmayan birinden gaza gelip) türkiye'nin lehine olacağını düşünenler zırcahil.
    kongrede türkiye'yi savunan kalmamış durumda. son 5-10 yıldır yenen herzelerin acısı elbet çıkacak, değil joe biden veya başka biri, reha muhtar başkan seçilse yine bu süreci tersine çeviremez. burada boşuna tatava yapmayın anlamadan etmeden.

  • 5 kiloluk köpeği öldüresiye tekmeleyen diş hekimi

    sakaldan belli değil mi ne olduğu?

    oturduğu site "ravza". isim de bonus. bakın bunlar hep karine, öğrenin bunları.
    birisi de köşe yazısı denen paçavrasını bulmuş çıkarmış, ucuz, üçüncü sınıf islamcı menkıbe. 90'lar styla.

    bu dedelere günahını vermez insan, değil hasta emanet etmek...

  • gelmiş geçmiş en güzel duvar yazısı

    (bkz: o göt gökten inecek)

    dört kelimede, milyonların derdini tertemiz anlatmıştı.

  • liseyi sevgilisi olmadan bitiren insan

    türkiye'nin yüzde 99'u.
    tek tek "benim" yazmaya gerek yok.

  • sakarya'da tecavüz edilen pitbull

    (bkz: sakarya)

    nüfusa oranla türkiye'de en çok pitbull beslenen yer muhtemelen bu ortaçağ şehri.

    buna ek olarak, yürüyen her dişi canlı tehlike altında. kadınlar sokağa çıkamadığı için onlara bir şey olmuyor, tecavüz işi pitbull'a kadar gelmiş.

    gerçekten inanılmaz. ben bu şehrin adını bkz olarak vermekten bıktım, nasıl bir insan sermayesi, nasıl bir sosyal ortam. insanın aklı almıyor...

  • 30 mayıs 2019 hatayspor gazişehir gaziantep maçı

    türkiye'de futbolu yönetenlerin hiç bir şeyden anlamadığını bininci kez gösteren maç.

    ülkedeki bütün önemli maçlar bitmiş, ta eylül ayına kadar tek önemli maç bu.
    şimdi yedikleri halta bak:

    1- maç perşembe akşamı
    2- iki takımın da seyircilerine çok uzak, üstelik zemini kötü bir stadyumda oynanıyor
    3- şifreli kanaldan yayınlanıyor.

    yani ülkede insanları futboldan soğutmaya çalışsan bu kadarını anca yaparsın.

  • yurtdışında ev için genel gider faturaları

    edit: başlığa hasbelkader california'da beyaz yaka olabildiği için ülkenin tamamını avrupa'dan daha iyi zanneden bir saftirik damlamış bile. ama polemiğin geri kalanını amerika birleşik devletleri başlığında sürdürürüz, bu son zamanların en yararlı başlıklarından biri, burayı bok etmeye gerek yok.

    neredeyse bomboş olan amerika'da elbette emlak daha ucuz avrupa'ya göre, ki orada bile sf, nyc gibi felaket ortamlar var.

    avrupa'nın fark attığı konu yaşam kalitesidir. yediğin yemek yemeğe benzer, stadyumun tek vasıtayla gidilebilir, çocuk büyütmek dediğin şey zorunlu köle gibi şöförlük yapmak değildir, ameliyat olucam diye evini ipotek etmezsin, internet ve cep telefonu amerika'dan fersah fersah ucuz (ve genelde daha hızlı), şehirler arası trenler 1000 kat daha iyi ve daha ucuz, şehirler ve ülkeler arası uçaklar daha ucuz, üniversite parasız, sağlık sistemi en az aynı kalitede ve çok çok daha ucuz, çocuğunun ortaokulda lisede silahla taranma riski yok....
    (bkz: daha gider bu)

    evet amerika'da arabayla en az yarım saat şehirden uzaklaştıktan sonra müstakil evler çok ucuz ve kocaman, doğru.
    sonra da o evlerin mortgage'ını ödemek için bir ömür boyu araba kullanıp arabada yemek yiyorlar.

  • feministlerin taksim'de ezanı ıslıklama rezaleti

    taksime dikilen bayrağın (cami) ne işe yarayacağını daha ilk seferden ortaya seren durum.

    taksimde ne yapılsa "50 metre ileride cami varken bu mu yapılır?" geyiği olacak.

    siyasal islam kadar ahlaksız bir ekol gelmedi memlekete daha önce.

  • rtük'ün cin kelimesinin kullanımını yasaklaması

    muhafazakarların iyice gerçeklerden koptuğunu gösteren olay.

    cin dediğin halkın bir kısmının inandığı, büyük kısmının zaten sallamadığı uydurma bir kelime.
    ve sen bu uydurma kelimeye televizyonda yasak getirerek kendi uydurduğun şeyi ciddiye almış oluyorsun, gerçekten akıl almaz bir saçmalık.

    bu mantıkla gulyabani, canavar, hayalet, peri gibi bütün kelimeler de yasaklanabilir.

    ha bir de şu var,

    insanlar ne kadar inanırsa inansın, hakaret olmayan, çocukların fiziksel ruhsal gelişimine olumsuz etki etmeyen bir kelime neden ve nasıl yasaklanır?
    bunun hukuki mantığı/altyapısı nedir?

    elbette yok.

    tarih kitaplarında bizans'la dalga geçerler "istanbul işgal edilirken meleklerin cinsiyeti tartışılıyordu" diye.
    istanbul'un fethini çocukça bir hevesle kutlayan islamcıların tam 600 yıl sonra aynı şeyi yapması çok zavallıca değil mi ya?

  • yardım eder misiniz belinde silah var

    insanımızın özgürlük, eşitlik, evlilik gibi kavramlardan bir halt anlamadığını gösteren olay.

    adamın kadını güpegündüz vurarak öldürdüğü olaya “bu o bahsettiğiniz kadın cinayetlerinden değil” diyen dalyarağa zaten allah vurmuş, biz daha fazla vurmayalım.

    lafım öbürlerine.

    bir takım geviş getirenler var buraya üşenmemiş yazmışlar, “evlenirken bilmiyor muydun bacım?” diye. sanki stockholm’de oturuyor kadın. sakarya gibi yerde kaç partneri oldu, kaçını evlilik kararı verecek kadar tanıdı, önüne kaç kişi çıktı da kaçına hayır diyebildi de neyin hesabını soruyorsunuz?

    kaç tane kadın tanıdınız böyle bir hırto karşısına çıktığında ailesi “yok kızım bu adamdan hayır gelmez, senin bekar kalmanın önemi yok hayat karşına başkasını çıkarır” desin? hele de bunu bu şekilde söyleyemeyecek sosyoekonomik ortamdaki ailelerde çevrelerde ilk kriter bu mu sanıyorsunuz? kadının yaşı, evde kalma durumu, evlenmediği sürece artma ihtimali olan gerek sosyal gerek cinsel tacizler dururken kadının evlendiği adamın düzgün biri mi olduğu itin teki mi olduğu kaçıncı sıraya iniyordur acaba?

    adam türkiye’nin en muhafazakar yerlerinden birinde yaşayan, mesleği esnaflık olan biri. türkiye’de bu profilde 4-5 milyon erkek bulunuyor, aileler veya kadınlar hangi birine “yok bu yaramaz” desin? kadından yapmasını beklediğiniz şeyi bütün kadınlar yapsa türkiye’de sosyal patlama yaşanır, hükümetin devreye gireceği kadar büyük demografik çalkantı olur haberiniz var mı? işte söylediğiniz, önerdiğiniz şey bu kadar anlamsız, bu kadar gerçeklerden kopuk.

    kaldı ki aklınıza gelmeyen diğer ihtimali bu başlıkta pek çok kadın yazmış. erkekler bir kadınla evlenene kadar kadın onların değil, kendi ailesinin malı oluyor, ancak evlendikten sonra bu tür bir tahakküm kurulabiliyor. yani söz kesme nişan vb. dönemlerinde idare eder görünen adamlar zaman içinde hem koca olmaktan gelen rahatlığıyla, hem de muhtemelen gençlik heyecanının/keyfinin geçmesiyle kendilerini çocuklu, işsiz, parasız, umutsuz bulmalarının da etkisiyle bu haltları yiyorlar. nişan döneminde nişanlısını silahla tehdit eden hıyar göremezsiniz, o nişan ışık hızıyla atılır çünkü. adamlar da napıyor, hıyarlığı tolere edilebilir seviyede tutuyor, o noktada da işte yukarıdaki paragraftaki durum devreye giriyor, kimse bir tanecik kızına “kızım adam şimdilik uslu duruyor ama bu görgü bilgi seviyesiyle bundan bir cacık olmaz, sen iyisi mi nişanı boz” demiyor.

    tek cümleyle özet geçiyorum, abartı bir olay olmadıkça hiçbir kızın nişan atma hakkı falan yok toplumumuzda.

    hah işte o abartı şey evlendikten sonra olunca da böyle oluyor, dalyaraklar çıkıp “bacım evlenirken aklın nerdeydi?” diyor.

    üstelik bu olayda kadın başka olaylarda “kadın şunu yapsın bunu yapsın” diye ezbere sayılan her şeyi yapmış. hukuki yola başvurmuş boşanma davası açmış, uzaklaştırma kararı aldırmış, mesleğini kullanmış tayin istemiş, yani adam suçlu ve güçlü olduğu için kadın adamdan kaçıyor, kanunların el verdiği her şeyi yapmış, daha ne yapsın?

    sonra biri gelmiş şunu yazmış:

    “adama evden uzaklaştırma aldır, çocuklarını yanına al başka şehre kaçır, adamdan bi dünya nafaka al hayatına sıç sonra başka şehirde sıfırdan hayata başla o adamda yesin yutsun bunları he?
    adam belki çocuklarına başka biri babalık yapsın istemiyor belki boşanmakta istemiyor, neyse devletimizin şahane yasaları erkeği insan yerine koymadığı için işin sonucunda maalesef böyle facialar oluyor.
    bir insan hem kendini hem eşini öldürecek kadar gözü dönmüşse bu ölümün tek sorumlusu adam değildir bunu bilin.”

    he yani adama gerekçesiz durup dururken uzaklaştırma kararı çıkarttırabiliyorsun he mi? hem de türkiye’de?

    daha boşanamamış kadın, ortada nafaka falan da yok, muhtemelen “eksik olsun nafakası uzak olsun yeter” diyecek bir kadına atfettiği duruma bak rezilin. adam belki boşanmak istemiyormuş, sırf adam istediği için evlilik sürmeli çünkü di mi? işte, kadını öldüren zihniyeti bulduk. “ben istemeden nasıl boşanır?” zihniyeti bu. devletimizin şahane yasaları erkeği insan yerine koymuyormuş. o yüzden itin teki uzaklaştırma kararına rağmen kendisinden boşanmak üzere olan karısının 500 kilometre mesafedeki adresini tak diye buluyor di mi?

    mesele açık sanırım. kadınlarımızı bu erkeklere mahkum ediyoruz, erkeklerimizi de yokluk, yoksunluk, cahillik, şiddet ile sarmalayıp egolarını şişiriyoruz, böyle it gibi yetiştiriyoruz, sonra da bunlar oluyor.

    ek ama bir o kadar önemli not: ülkeyi düzeltmeyi hedefleyen herhangi normal bir devlette sakarya özel bir konu olarak ele alınır, düzeltmek için ciddi uğraşılırdı. aynı yöre hem şiddet haberleri, hem yolsuzluk, hem esrar/hap kaçakçılığı, hem aile içi şiddet, hem turist tecavüzü, hem fethullah gülen örgütlenmesi, hem bireysel silahlanma gibi konularda öne çıkarak gerçekten korkunç bir tablo çiziyor. ülkenin orta yerinde koskoca bir şehir sürekli bunlarla haber oluyor, belli ki ciddi bir beşeri sıkıntı var, ve bir allahın kulu tek bir şey bile yapmıyor.

  • 20 milyonluk şehre metrosuz havaalanı yapmak

    ahlaksız dinciler bi de "floransa'da da yok" diye mesajlar atmışlar.

    floransa'nın nüfusu 350 bin. bulabildikleri örneğe bak, hepsi zavallı bunların.
    ayrıca, üçüncü havalimanı'nın istanbul'a uzaklığını 50 km. alırsak (kadıköy-bostancı taraflarına 70 km. uzakta örneğin) floransa'dan o mesafeyi gidince zaten bologna'ya falan varılıyor. yani örnek o kadar abes.

    bu meseledeki asıl kepazelik şu. hadi metro yapamadılar o ayrı, vatandaşın söğüşlenmeyeceği insanca bir sistem de ortaya koyamayacaklar. millet ya otobüse 50 lira verecek gidiş geliş, ya saatlerce bekleyecek, ya malum taksicilerin elinde oyuncak olacak. insanı asıl çıldırtan şey o zaten, "vatandaşın yararına" diye yapılan şeyin vatandaştan başka herkesin yararına olması.

  • ögretmenlerin instagram'da verdiği pozlar

    çomar serzenişi.

    30 yaşına gelmiş yetişkin tc vatandaşı kadın sana mı soracak yaz tatilinde instagram'a ne atacağını?

  • hayatında hiç bayram namazı kılmamış kişi

    35 yaşındayım, kendim kılmadığım gibi, 35 yılda tanıştığım hemen hemen hiç kimse hayatında hiç bayram namazı kılmadı.

    tanım: ülkenin muhtemelen 4'te 3'ü (yoksa kadınları saymıyor musunuz?)

  • erdoğan'ın 1989 bulgaristan göçmenleri konuşması

    türk islamcısında ezelden beri bulunan balkan göçmeni antipatisinin nadide bir örneğini gördüğümüz konuşma.

  • taksim meydanı'nın yeni hali

    aktroller ve gerçekten gerizekalı olan bir grup insan dışında kimsenin güzel bulmadığı, savunamadığı utanç verici hal.

  • türkiye'nin %42'sinin yerde yemek yemesi

    şehirli nüfusun yüzde 40'ı yerde yemek yiyormuş.
    "köyler komple şehre göçtü" demenin bir başka türü.

    bu saçma sapan şeyleri otantiklik diye ballandırmak da varoşluğun bayrak taşıyanı olmak, başka bir şey değil.

  • türkiye'ye asıl saldırı yeni başladı

    saldırıymış.
    saldırılan biziz, ağlayan islamcılar.

    ağlamayı fetö'den öğrendiler, güzel uyguluyorlar.
    ilkesiz ahlaksız üçüncü sınıf haşerat sizi...

  • mehmet görmez'in helallik dilemesi

    herkes "sizden istemiyor ki" demiş.

    şimdi hepimizin vergileriyle maaş alan adam helallik isterken bizden istemiyorsa zaten müslümanlar bence o dini kapatıp gitsin, ya da açık açık "bizimki böyle bir din, geniş halk yığınlarından helallik istenmiyor parayı onlar verse de" desinler, biz de bilelim.

  • 27 mayıs ihtilali

    turkiye'deki butun sag iktidarlarin yaptigindan daha demokratik bir anayasayla sonuclanmis ihtilal.
    bu rezillik de turk saginin boynundaki gurur madalyasi.

    edit: (bkz: 1961 anayasasi vs yeni anayasa)