isolde142
profili

  • doğumdan hemen sonra zorunlu dna testi

    böyle bir uygulamanın acilen hayata geçirilmesine ihtiyaç duyuyorsanız biraz sınıf atlama çabası içinde olmanızı önce yaşam kaliteniz açısından tavsiye ederim. görümcesinin eniştesinden yaptığı çocuğu size itelemeye çalışacak bir kadınla evlenmek üzereyseniz bu dna testiyle çözülemeyecek kadar büyük bir sosyolojik sorundur. böyle endişeler taşıyorsanız zaten yaşadığınız semtte rekreasyon alanı yetersizdir, boş arsa ve refüjlerde mangalda tavuk kanadı yellenmektedir, türkçe popa maruz kalmadan oturabileceğiniz mekan sayısı 0'a yakındır, eğer sinema varsa 9 salondan 8,5'inde recep ivedik oynamaktadır. sürekli polis ve ambulans sireni duymaktan kaliteli uyku uyuyamazsınız, cildiniz erken sarkar. sokakta yürürken her an bir erkek bir kadının başından aşağı vinçle gül yaprağı döküp "benimle evlenirmisin senanur" diye soru eki bitişik pankart açabilir, iki adım yürüdükten sonra önünüze bonz içmiş bir tırrek yığılabilir ve kediler sizi 3 km'den görünce bile insan olduğunuzu anlayıp tekmelenmemek için kaçar. kaldırımlarınız 6 ayda bir sökülüp tekrar takılır, kentsel dönüşüm dediğiniz mahalle arası müteahhitlerinin 120 m2'lik yerinize kat karşılığı girip 70 m2 fransız balkonlu evi burnunuza dayamasıyla son bulur. pazar sabahı fırına giderken kendinizi sokak düğününün içinde bulabilir ve kör kurşuna kurban gidebilirsiniz.

    sabah programlarında gördüğünüz terlikli hırkalı kadınlardan biri, kasabın ve daha beteri öz amcaoğlumun çocuğunu kucağıma verirse diye endişeden tırnaklarınızı yiyorsanız siz iyisi mi bedava ve sınırsız segs hayaliyle 25'inizi doldurmadan koşa koşa evlenmek yerine yabancı dil, çizim programı filan öğrenin, bilecik şeyh edebali üniversitesi 2. öğretim tarih bölümüne değil gerçek bir üniversiteye gidin. önceliğiniz bu tür vakaların yaşandığı habitatlardan kendinizi kurtarmak olsun, uzun vadeli düşünün. evlenmeseniz bile çevrenizdeki diş ipi kullanımı ve düzenli duş alma oranı artar, ortam mis gibi kokar. kıps.

  • 24 ocak 2020 ceren damar'ın üçüncü duruşması

    hasan ismail hikmet'in dedesi duruşmada ceren'i siğilli kurbağa kılıklı torununu baştan çıkarmakla suçlayıp "sıpanın oynaması eşeği yoldan çıkarır" demiş. isterse dünya yakışıklısı olsun ailenin dededen toruna ne menem bir anadolu çökeleği olduğu dedenin kullandığı özlü sözden belli, kokuları buralara kadar geldi. sanık ve avukatı, kadınların hiçbir seçim kriterinin de şansının da olmadığı komple tipsiz yerlerden çıkıp bir amfi görmüş, iki kitap sayfası yalamış olabilirsiniz ama burası sizin şu dede gibi yaşlı sapık akrabalarınızın üst üste yaşadığı çirkin kasabanız değil ankara'nın orta yeri, kıçınızdan senaryo çıkarırken allah aşkına biraz makul olun, ceren gibi bir kadın kendisine "1 liran var mı abla" diyip bonz alacak bu tiple nasıl aşk yaşasın, zeka bu kadar mı geri?
    sırtından 2 kurşun, bedenine 17 bıçak darbesiyle öldürülen kadının katilinin ağırlaştırılmış müebbeti yemesi için 3 duruşma gerekli miydi, bu "ilişgimiz varıdı" tiyatrosunu 3 perde izlemek zorunda mıydık?

  • ümraniye'de noel babaya öfke kusan çarşaflı

    yılbaşı ağaçlarına bakıp burnundan soluyan esenler aile apartmanı furkanları da damlamış, "nasıl yılbaşı kutlarsınız, bunlar hep kıristiyan adeti, nenen çarık giyerdi bunlari unuttun mi, artık 35 iqlu anadolu halgı uyandı tabi ki sizin hayatınıza karışıp saldıracaklar!!1!" diye ağlıyor ahahs yılbaşı kutlayanlara cahil demiş bir de. beyaz yakalı eğitimli kesime, evet hahaha.
    söylenmesi gerekenler, bu saldırıların aslında kıskançlıktan geldiği, 80 yıllık hayatı sülük gibi emen boş bir masala çok bağlı gibi görünüp esasında bunun koca bir yalan olduğunun içten içe bilinmesinin getirdiği saldırganlık filan anlatılmış ama ben başka bir şey dicem.

    yıllardır her aralık ayında burada aynı muhabbet dönüyor. yılbaşı kutlamanızı neden islamcılara şirin görünebilecek bir zemine oturtmaya çalışıyorsunuz ısrarla? yok noel baba antalyalıymış, yok aslında şaman türk adetiymiş, falan filan. geç bunları, geç geç geç. yeni bir yılı şık bir dekorasyon içinde, sevdiğim yemek ve içkiler, sevdiğim ve seçtiğim insanlarla karşılamayı seviyorum, kutluyorum. istediğim her şeyi kutlarım, istemediğimi kutlamam. ben ne istersem onu yaparım. noel babanın kütüğü ve ışid wannabelerinin bunu tolere edip edememesi, sinirden kendilerini sikmeleri umrumda değil, onlar kim ki fikirleri benim için önemli olsun? islamcıya sevimli görünme çabasının bir sonu yok arkadaşlar, 21. yüzyılda buna harcayacağınız çabayla gidin buz pateni vb. öğrenin.

  • et yemenin insan doğasında olmaması

    bir incir yaprağını dalından koparıp edep yerlerimizi ve ciciklerimizi onunla kolayca örtebiliyorken, bir kıyafeti hammadden iplik üretip, ipliği kumaşa dönüştürüp beden ölçülerimize göre kalıp çıkardıktan sonra, kalıba göre kesilmiş kumaşları metalden üretilmiş iğne ile birbirine tutturmadan giyemiyoruz. keza bir ayakkabıyı da dalından koparıp giyemiyoruz, bir ton proses. hal böyleyken galiba giyinmek insan doğasına aykırı, cıblak ve yalın ayak gezmeliyiz.

  • ceren özdemir'in bıçaklanarak öldürülmesi

    birincisi, duyduğum kadarıyla katil firari değil evci iznine çıkmış, yani 15 yıl önce bir çocuğu öldürmekten dolayı hapis cezası alıp 13 yıl kaçak şekilde sokaklarda gezen - ve kim bilir daha kaç kişiye zarar vermiş - bir katil, hırsızlık suçundan tesadüfen yakalanıp 1 yıldır yattığı cezaevinden izne çıkartılmış. nasıl ya? adam sanki katil ve hırsız değil de ırak'ta şantiyede çalışan inşaat mühendisi, izne yollamışlar. aklınız bunu kesiyor mu? hukuk "git birilerine daha bıçağı tak, gasp et, öldür, elinden geleni yap" diye izin vermiş adama. inanılmaz bir şey. çok klişe gelebilir ama biz bunca vergiyi neden ödüyoruz? ülkede adalet tahsis edilsin, devlet bizi depremden, terörden, altyapı eksikliğinden ve katillerden, ruh hastalarından korusun, bu tipleri ayak altından çekip çoğunluğun iyiliği için gerekeni yapsın diye değil mi?

    filantroplar kenara geçsin, çünkü duyduklarından hoşlanmayacaklar. bir vatandaş olarak hukuktan beklentim, ruh hastaları ve suçluların halktan izole edilip tedavi edilmesi, tedavisi olmayanların sınırları belli bir mekanda ömürlerini tamamlayana dek kontrol altında tutulmasıdır. sjw gibi "halin tavrın çok iyi, o zaman al sana iyi hal izni, hadi gez dolaş tatlış şey ;)" denerek sokağa salınması değil.

    ikincisi, iyi niyetle yazıldığını düşündüğüm ama gerçeklerden kopuk akıllar veren entrileri ciddiye almayın, kriminal tiplerle hür iradenizle kesinlikle muhatap olmayın. cinayete meyilli adamla rakı masasında oturup derdini dinleyemezsin, çünkü onunki dert değil, hastalık. bunun için de hastaneler, psikiyatrlar, ilaçlar var, siz değil. tekrar ediyorum asla siz değil. ola ki siz ceren'den daha şanslıydınız, çevrenizde suça meyilli birinin varlığını fark ettiniz, hemen önlem alın, ortamınızı, gerekirse şehrinizi değiştirin, hiçbir vakit ve nakit kaybı hayatınızdan önemli değil. onların katil, tecavüzcü, toplum zararlısı olma sebebi kimsenin onları yemeğe çağırmaması, rakı masasında dertleşmemesi, yaralarına merhem olmaması gibi klişeler değil. burası çukur dizisi değil gerçek hayat, ulan rakı masasında öldürür sizi daha sağınıza solunuza bile bakamadan çünkü bu içinde var.
    katilin emniyete götürülerken bir videosu vardı şu an bulamıyorum, bulun ve bakın o tipe, hale tavra, donuk ifadeye. belli ki bozuk gen, zeka anomalisi de var. insan desen değil, hayvanımsı desen değil, sen sıradan insan halinle bunun hangi defektine çare olacaksın, ne halt edebileceksin. holywood filmlerinde bile bitti bu klişeler. böyle bir olayın nerede yaşanacağının tabi ki garantisi yok ama bilhassa küçük şehirlere üniversite okumaya giden kızlar için tekrar ediyorum, çevrenizde bir kriminalin titreşimini hissettiğiniz an gerekirse evinize dönün.

    son olarak, haber ilk geldiği saatlerde sosyal medyada ceren'in dudağındaki piercing, balerin olması, öldürüldüğü saat vb. üzerinden ufak bir katili aklama mevzilenmesi sezmiştim, kim bilir yine hangi güzel, dövmeli, piercingli kız bir erkek mağdura yüz vermemişti de ölmeyi hak etmişti... derken olayın detayları ortaya çıkmaya başladığında bir anda mevzi dağıldı, herkes dehşete düştü, etraf buz kesti ve lanet etmeye başlandı. bu ikiyüzlülüğe de ne küfür etsek az.

  • lahana sarması vs yaprak sarması

    kışın sumaklı, acılı, kıymalı lahana sarması üstüne yoğurt. yiyince sıfatıma kan geliyor.

  • şule çet cinayeti

    "şule gezip tozan bir tipti"

    sadece sanıklar değil, bir cinayeti haklı çıkarmak amacıyla bu cümleyi kuran kişi (avukat) sırf bu cümleyi kurması sebebiyle, çoğunluğun iyiliği için ölene kadar toplumdan tecrit edilmeli.

  • sahibinden.com'daki altın varaklı villa

    tam daire kanalının artık öğürtü getiren "zengin koca/aile + yargıcı home + mudo concept + ikea + paris'ten milano'dan değil herkesin gidemeyeceği ülkelerden alınmış 1 obje + marangoza yaptırılmış ahşap 1 eşya + paşa dedemler de çok zengindi hatırası eşya + kaktüs + büyük saksı bitkileri + makrome + soft renkler" formülüne sövmeye gidiyordum ki bunu gördüm asdfhdjk. daire en azından migrenimi tetiklemiyor.

    eski iş yerinde servisten bir arkadaşım vardı, kız antepliydi, hiç durumu olmamasına rağmen evlenirken o zamanın (8 sene önce) parasıyla sırf bardak takımlarına 2500 tl vermişti. kız anteplilerden kaçmak için karadenizliyle evleniyordu, yine de akrabalarım yemeğe geldiklerinde tabakların bardakların altını çevirip markasına bakarlar arkamdan demediklerini bırakmazlar diyerek bir sürü pahalı ve varaklı şey almıştı. fast and furious gibi, pahalı ve varaklı. kızın kuzeni de aynı zamanlarda evlenmişti, klozet kapağını komple swarovski taşlarla kaplatması sülalesinde büyük bir onur ve sevinç yaratmıştı. bu anteplilik belasına o kadar çok varak borcuna girdiler ki özel taşlı bir avizeye ampul alamamışlardı. wuthering heights gibi evde mumla dolaştılar bir süre, sonra boşandılar. sanırım kızın akrabalarını oldukça tatmin edecek bir ev.

  • unutulmayan üşüme anları

    geçen sene ekim ortaları, edremit 19. motorlu piyade tugayı'nda 21 günlük askerliğinin 10 gününü revirde hastalıktan kırılarak geçiren küçük kardeşimin yemin törenine gittik. edremit öğretmen evi'nde yer ayırtmıştık. kardeşimin eski kız arkadaşıyla aynı odada kalıyoruz, tüm bedelli asker aileleri aynı gün yola düştüğü için yolculuğumuz saatler sürmüş, yorgunluktan lensimi çıkaramıyorum artık. odada iki petek var ama ikisi de yanmıyor, hava buz. aşağı inip neden bu zemheride kaloriferi yakmıyorsunuz birader diye soramayacak kadar bitiğiz. dolaplarda ne kadar yedek battaniye varsa paylaşıp yattık. ben o gece üşüdüğüm kadar hiç üşümedim. ki ben hep üşürüm. zannedersin dağ başında, kurt ulumaları arasında, 150 tl'ye alınmış quechua çadırda kuru zemin üstünde saten gecelikle uyumaya çalışıyorum. sabaha karşı hipotermiden bilincimi kaybetmek üzereyken kalktım hareket edip hayata tutunmak amacıyla. kardeşimin kız arkadaşı karşı yataktan "sana kötü bir haberim var" diyerek tepedeki klimayı gösterdi. odada klima varmış meğer. ama akdenizli olmadığımız için klima zihnimde sadece serinlemeye yarayan bir şey olarak kodlu ve yemin ederim ki önceki gece o klima orada yoktu. algıda seçemeyicilik sonucu tam bir keriz donması yaşadım.

  • neslican tay bu çıplaklıkla cennete giremez

    daha ilk okuduğumda arkadaşıma "bunu yazan erkek değil, tipsiz kıskanç künfeyekünün teki" demiştim, yanılmadım. neslihan sungur, sen de içten içe biliyorsun neslican'ın gidemeyeceği ama senin gideceğin hiçbir yer olmadığını. ama bu senin son kurşunun, tek kalkanın. çok söylersem, kendim gibi çaresizleri bulup hep bir ağızdan söylersek gerçek olur zannediyorsun. o eteğin sana hiç yakışmayacağı, bakışlarının hiçbir zaman o kadar kıvılcımlı, gülüşünün o kadar güzel olmayacağı ve kimsenin kalbini yerinden oynatmayacağı gerçeğine karşı günlük teselliler peşindesin. bu gerçekle durduğun yerde kavruluyorsun, ölünce gideceğin ferah yer kuyruklu bir yalan olmasa ne fayda, tamamen çıplak gezsen de işe yaramayan dermansız sönüklüğünün içinde sen gerçek olan tek cehennemi bu dünyada yaşıyorsun. hadi biraz daha teselli et kendini, sizin taife çok sever 20 yıldır her fırsattan mağduriyet çıkarıp melankolik dilenci sesiyle konuşmayı. gece gözlerini kapattığında biliyorsun senin gibi vasat yaradılışlar için azot döngüsünden ötesinin olmadığını.

  • istanbul'un abartılmış yerleri

    (bkz: balat)

    bu tahtakurulu, kasavetli ve rutubetli yerin ikinci cihangir* olması beklenirken çay öven iç anadolu melankoliği habitatı haline geliş serüvenine çok gülüyorum.

  • neslican tay

    hastalığı üzerinden prim yapmakla suçlanmasının tek sebebi ezik olmaması. yüce milletimiz ezik, pespaye ve zavallı olmayan, kötü bir durumda bu özelliklerin dozunu artırmayan insana güceniyor, ondan irrite oluyor. neslican hayatımda gördüğüm en güçlü insanlardan biri, ne hak etmediği bir yere hastalığını kullanıp dilenerek geldi ne de insanımızın merhamet gösterme eşiğini aşmak için yıkıldım, mahvoldum edebiyatı yaptı. hep dipçik gibi, dimdik durdu.
    başta twitter olmak üzere, burası dahil her sosyal medya aracını açtığınızda aynı şeyi göreceksiniz:

    "kendimi hiç sevmiyorum, intihara meyilliyim, hayat çok boş ve acımasız, haftada 1 yıkanıyorum, 95 kiloyum, makyaj yapmıyorum, suratım komedon içinde, sakalımda böcekler yuvalandı, parasızım çünkü para kazanmak için hiçbir girişimim yok ve bununla gurur duyuyorum, sonunu düşünmeden çocuk yaptım şimdi ailecek sürünüyoruz, kendime ait bir hayatım yok, anamın babamın kaynanamın sevgilimin akrabalarımın arkadaşlarımın kölesiyim, 15. kez beş para etmez birine aşık oldum şimdi aşk acısından kusa kusa ağlıyorum, acılarımdan asla kurtulmaya çalışmam, bilakis 3 birimlik acıyı 30 birim haline getirip don lastiği gibi sündüre sündüre yaşarım çünkü acı çekmek harika, hayatla mücadele etmiyorum gelen vuruyor giden vuruyor, başıma gelen her şeyin suçlusu başkaları, hep iyi niyetimden kaybettim, tam bir asosyalim evden günlerce çıkmıyorum, çok çirkinim, kıllarımı almıyorum, aşırı değersizim, depresyon hırkamı giydim katatonik gibi sallanıyorum" - dersen ooo harikasın, senden öte kral yok, muhteşem birisin, işte gerçek bir insan, ne kadar alçakgönüllüsün, alkışlar alkışlar...

    "kendimi çok seviyorum, son derece akıllı, güzel/yakışıklı, güçlü, komik, zeki buluyorum, yılmıyorum başıma gelenle kanser de olsa her zaman mücadele ediyorum, köşeye çekilip zırıl zırıl zırlamıyorum, bana iyi gelmeyen şeyleri hayatımdan 3 saniyede çıkarıyorum, ailemle aram iyi, muhteşem arkadaşlarım var, başarılıyım, sevmediğim hiçbir şeyi yapmama lüksüne sahibim, zor zamanlardan geçsem de her zaman bir çıkış yolu arıyorum, kendime çok iyi bakıyorum, bireyim, kişisel alanım konusunda hassasım, ne yaşarsam yaşayım dışıma da içime de özen gösteriyorum, yaşadıklarımdan aldığım dersleri unutmuyor ve doğru insanları seçiyorum, gereksiz acılarla vakit kaybetmiyorum, sosyalim, geziyorum eğleniyorum, şu hayattan çok zevk alıyorum ve doya doya upuzun yaşamak istiyorum" dersen duyacakların: egoist, kendini beğenmiş, sahte, bencil, primci, narsist, duygusuz, lanet olsun sana, keşke 3 kasa domates olsa da suratına fırlatsak.

    dünya üzerinde hiçkimse kanserinden prim yapmaz arkadaşlar, aksini düşüneni herhangi bir onkoloji servisinde bir hasta yatağının başına bekleriz. buraları illa ki okuyorsun neslican, lütfen hiçbir zaman olumsuz şeyleri kafaya takma, çünkü kendinden nefret eden ve bu yüzden başka birine yapay bir merhamet göstermek -aslında onun durumu üzerinden kendi durumuna şükretmek- için o kişinin de amansız bir zavallı olmasını bekleyen insanlar hep var olacak. sen kanseri yendiğinde de, orta yaşlı bir kadın olduğunda da, dünyanın öte ucuna gittiğinde de. hiç takmadan bu öncesi ve sonrası olmayan tek hayatın için mücadeleye devam et, seni çok seviyorum. bir de 1 milyonuncu kez de olsa söylemeden geçemeceğim, o ne güzelliktir kardeşim!

  • daire

    tanım: misafir olup bir kahve içecek kadar oturmaktan çok keyif alacağım ama içerisinde yaşamak istemeyeceğim evleri tanıtan güzel bir youtube kanalı.

    bugün yayınladıkları videoyu taze taze izleyip hakkında birkaç kelam etmek istedim. mottosu "gerçek insanların gerçek evleri" ama gerçek insanların önüne kalburüstü sıfatını ekleseler bence herkes rahat eder. kanalın kurucusu eda hanım'ın dediği gibi belki direkt holding sahibi x bey ve karısının evini göstermiyorlar ama onların çocuk, torun, yeğen gibi uzantılarının evlerini gösteriyorlar, bunda anlaşalım.
    gelin evi programının beyaz yakalı versiyonu demek haksızlık olur. birincisi bu evlerde yaşayan insanlar beyaz yakalı değiller, üstte belirttiğim gibi herhangi bir yakaları yok aileden zenginler. çünkü kimse çanta, obje tasarlayıp bitki aranjmanı yaparak o evlerdeki yaşamı döndürecek parayı kazanamaz, yemeyelim birbirimizi. mesela şu beyoğlu'ndaki yüksek tavanlı evi özel demircisiyle tasarlayan hanımefendi çok büyük bir iplik fabrikasının veliahtı. kanaldaki herkesi tek tek araştırmasam da pek çoğu yine bizim adını bile duymadığımız şirketlerin sahiplerinin bir şeyleridir eminim.
    ikincisi, o programdaki evlerle bunları kıyaslamak olayı duygudan arındırıp, sadece paranın satın alabileceği şeyler vs. zevkin satın alabilecekleri düzeyine indirgemiş olur fakat bu kanalda ben aynı zamanda kök ve bağlılık gibi duyguları da görüyorum.

    bu kanaldaki evler bir kez daha şunu anlamama yardımcı oldu: türk evi çok kalabalık. yaşanmışlık veya gösteriş adına evi tepemizden eşyalar dökülecek kadar doldurmaya bayılıyoruz (neden kendimi kattıysam? nefret ederim). kredi çekerek masko'dan biçimsiz oturma odaları satın alıp evi instagram'da gördükleri kıvır zıvırla dolduran orta-dar gelirlinin evi de, evindeki her objenin, her kullanım alanının üzerinde uzun uzun düşünecek kadar vakti olan çok zenginin evi de insanda boğulma hissi yaratacak kadar sıkış tepiş. şahsen tanıtılan evlerde yaşayan insanların hiçbirinin kendi evini kendisinin temizlediğine inanmıyorum. duvarlar, komodinler, sehpalar üzerindeki o kadar objenin, bitkinin, dekorasyon amaçlı açıkta bırakılan kitap yığınlarının arasında tek kişi yaşasa bile toz oturmaması mümkün değil. bazı sabahlar, televizyon ünitesinin üzerindeki kadın figürünü hareket ettirince etrafında biriken tozu gördüğü için kriz geçirerek temizlik yapmaya başlayan ben, 3-4 gün bile şu kanalın içinde yaşasam obsesyondan hastaneye kaldırılırım mesela. ayrıca hep şunu merak ediyorum, çoğu home office çalışan bu insanlar bu renk ve desen cümbüşünün içinde nasıl huzurla oturabiliyor ve dikkat dağınıklığı yaşamadan çalışabiliyor, her yerden bir renk patlar ve bir şeyler sarkarken hem de?
    sanıyorum sadece tiny house bölümündeki ailenin 2 çocuğu vardı. gösterilen evler çocukla yaşarken çok kolay kaza mahaline dönüşebilecek yerler. buradan tam bir varoş gibi çocuksuz aileleri kınadığım fikri çıkmasın, şu yüzden belirttim, evli ve çocuk sahibi olmayı planlayan çiftler için pek sürdürülebilir olmayan bir tarz bu.

    kanal üstte yazdığım gibi sebeplerden gerçek insanların gerçek evleri sloganındaki gerçekliği biraz yitirse de, izlemekten keyif almamı sağlayan çok nokta var. en önemlisi şu, evlerde oturma grubu yok. bir eve dair beni oturma grubu kadar geren ve irrite eden başka bir şey yok sanırım. genel olarak evdeki oda sayısına göre alınmış takım mobilyalardan nefret ettiğim için bu evlerdeki o takım dışılığı seviyorum. düğüne 3 ay kala büyük bir mobilyacılar çarşısından vakit ve maddiyat kısıtının, ailelerin ve evin şeklinin yarattığı baskı altında "eh bunu beğenelim bari" çaresizliği içinde satın alınmış toplu oda takımlarından ne kadar rahatsız olduğumu sabaha kadar yazabilirim. masko'dan da roche bobois'dan da alınsa fark etmez, takım halinde alınmış her şeyi istisnasız ruhsuz buluyorum. bu sebeple kanaldaki parça toplayarak yaşam alanı oluşturma trendi hoşuma gidiyor. evli ya da değil, bir evi paylaşan çiftler için bir alanı birlikte peyderpey yaratmak bence çok anlamlı. kanaldaki insanlar kadar büyük bütçeler ayırmadan, dünyanın çeşitli yerlerinden koltuk, halı toplamadan da yapılabilecek bir şey bu.
    ikinci sevdiğim nokta da kanalın konuklarının aileye, köke, anıya verdikleri değer. barış bey'in izmir'deki dairesini izlediğimde, annesinden bahsederken sesinin tınısının değişmesinden çok etkilenmiştim. kanalda belki dışarıda veya sosyal medyada görseniz ailesiyle hiçbir bağı olacağını düşünmeyeceğiniz insanların aile yadigarlarına verdiği önem çok hoşuma gidiyor.

    özetle, kalburüstülüğün ve kaosun dozu biraz yüksek olsa da pazar günleri yeni videolarını izlemekten keyif aldığım bir youtube fikri, en azından o evlere uğrasam mezar taşı rahatlığında bir koltuğa oturtulup zorla düğün videosu izletilmeyeceğini bilmenin huzurunu veriyor. uzun soluklu olmasını dilerim.

  • kendinle aran nasıl

    tatile girmesinden birkaç gün önce çalar saat'i izliyordum, ismail küçükkaya son reklam arasına girmeden önce konuğuna "şimdi ben kendime bir kahve ikram edeceğim, isterseniz siz de benimle birlikte içebilirsiniz" dedi. baya güldüm. işte ismail'in o an kendisiyle arası nasılsa benimki çoğunlukla öyle.

  • royal academy of dramatic art'a kabul edilen türk

    seneye fox tv'de yayınlanacak yaz dizim bir yar sevdim gayler aldı'da portakal suyu servisi yaparken havuza düşen hizmetçiyi canlandıracağı için pace university'de oyunculuk kazanan asude defne yakın zamanda kerizlerden 50.000 dolares kapızladığı için ne yazık ki bu hanımkıza pek bir şey kalmadı ama 6500 tl filan ayıklar yine de.

    bu arada benzersiz bir konusu olan dizim bir yar sevdim gayler aldı'nın yapımcılığı için yardıma ihtiyacım var arkadaşlar. dizi insan beyni nakledilmiş bir orangutana benzeyen zengin patronla 42 kilo ağırlığında şeker mi şeker mavi yakalı kızın aşkını anlatıyor. sonunda adamın aslında kızın közcü dayısına yanık olduğu ve kızı dayıya yakınlaşmak için kullandığı ortaya çıkıyor. ama halkımız 176 bölüm adamla kızın öpüşmesini bekledikten sonra. adam kıza dönüp "sabahları kinoalı smoothie içmemden de mi şüphelenmedin allahın salağı?" diyor ve final. bu diziyi izleyebilmek için ltfn pamuk eller cebe.

  • ekrem imamoğlu'nun en net itlik yapmıştır videosu

    ay öyle mi demiş, şu an ağlıyorum ve artık oyum soyguncu şeriatçılara.

    yaşadığım şehrin atmosferi iyice pilavlı ve gülsuyu kokulu havasız mevlüt etkinliğine dönmeli, nefes bile alamamalıyız.

    her yerden daha çok arap fışkırmalı, hepsi gözümün önünde bostancı ve yeşilköy sahiline çömelip sıçmalılar. havadan arap yağmalı ve yere indikleri gibi yedirip içirip sevişmeye göndermeliyiz ki her yün yeni bir arap kadını metrobüste yaklaşıp "eble bebeg" diyerek yer istesin. arappp <3 <3

    okçuluk vakfı, sümeyyelique cemiyeti, tevfik'in abisinin işkembesini büyütme fonu gibi yerlere para akmalı, vatana millete faydada yarışan yerler buralar neticede.

    fatmanur altun'un önlenemez yükselişi devam etmeli (bkz: #91203048), thy yetmez onu akkuyu'nun başında görmeliyiz. tek fotosuna bakınca bile kadının nasıl bir deha olduğunu anladım, oh yeah künfeyekün!

    bütün bakırköy - zeytinburnu sahil şeridine 135 katlı rezisanslar yapılmalı, zengin araplar rezidansın 102. katından sahilde sıçmakta olan daha az zengin araplara bakarak türkiye'nin her yanını tek kurşun atmadan sarabilmenin gururunu yaşamalılar.

    bir sürü modanisa ve közullah'ın hiçbir iş yapmadan her ay atmden maaşlarını takır takır, fıkır fıkır ve şıkır şıkır çekmeye devam etmelerini arzuluyorum. bu bebişlerin bir iş yapacak vasıf ve beyin sahibi olmamaları maaş almalarına engel olamaz çünkü rızkını veren hüdadır, kula blablabla. bu hüda da kim? aaa benmişim.

    başkanların, valilerin, gençlik kolları kekolarının bize hakaret etmeye devam etmesini istiyorum. ananı da al git, gavat, öküzün trene baktığı gibi bakıyorlar, terörist, pegagalı, fedöncü, kız mıdır kadın mıdır bilmem, oh biraz da şurama hakaret. yannız ateisti hakaret olarak kullandıklarında bi gülesim geliyor çk özr dlrm...

    öfff ne baydınız be. izlemedim, demişse de "vay be ne sabır varmış adamda" diyorum. yerinde başkası olsa yakası açılmadık küfürleri ardı ardına sıralayarak uzaktan kumandalı mitralyözle havadan taraya taraya geçiyordu. atm kuyruğunda sırası gasp edilse olay çıkaracak adamlar kazanılmış hakkı katakulliyle elinden alınmış, ülkedeki tüm makamlı çirkin cahiller tarafından üzerine çullanılmış adam saygısızın birine güya it demiş diye ağlaşıyor. ay oyumun rengi hemen değişti kardeş teşekkürler çünkü ben dev bir hıyarağasıyım.
    bunca saldırı altında hala salon erkeği bekleyen varsa yallah bolşoy'a kuğu gölü izlemeye.

  • konya'da duvara karşı dondurma yiyen çocuk

    spesifik olarak odağa ramazan ya da orucu almadan bu konuda genel bir şey söyleyeceğim: birine karşı bir incelik yaptığınızda veya özveride bulunduğunuzda bu kişi kibarlığınızı ya da özverinizi bunu yapma gereği duymayanlara karşı bir suçlama aracı, utandırma yolu olarak kullanıp "helal olsun filancaya, bunu yapmayan falancaya ders vermiştir, o falanca şerefsizdir pisliktir!!" diyorsa, o kişi hiçbir incelik ve özveriyi hak etmiyordur. iyi günler.

  • chernobyl (dizi)

    olması gerektiği gibi olan şeyler ne kadar güzel oluyor değil mi? 3. bölümdeki cenaze sahnesinden sonra diyecek hiçbir şey bulamadım. ne diyebilirim ki, hbo olan biteni en sade, en gerçek ve dolayısıyla en etkili şekilde anlatan bir yapım ortaya çıkarmış. madencilerin o pırıl pırıl kömür bakanına vura vura geçtiği sahne bugüne dek izlediğim en güzel şeylerden biriydi. uzamasına hiç gerek yok, 5 bölüm yeter. jared harris ve stellan skarsgard harika paslaşıyor. tam olması gerektiği gibi bir dizi.

    ve iyi ki hbo bu konuyu netflix'e kaptırmamış. bu dizi netflix yapımı olsa yaşanacaklar:

    - 10'ar bölümden 3 sezon olurdu böyle sündüre sündüre. bol bol aşk.
    - valery legasov ve ulana khomyuk birbirlerine aşık olup reaktörün önünde öpüşürdü.
    - çıplak madencilerin 2'si gay ve aşık olurdu, onlar da tünelde öpüşürlerdi.
    - mihail gorbaçov'u siyahi bir aktör canlandırırdı.
    - pripyat halkının evlerini terk etmesi tüm 1 bölüm ve 5 kat acıklı gösterilirdi, ağlayanlar, bağıranlar vs.
    - shcherbina ve legasov çok cool olurdu ve çok komikçil espriler havada uçuşurdu.
    - işçilerden biri katolik veya müslüman olduğu için ayrımcılığa uğrar 1 bölüm de o ağlardı.
    - etrafta kimlik bunalımı yaşayan ve hayatı sorgulayan gençler gezerdi.
    - herkes çok güzel ve çok yakışıklı olurdu. khomyuk'u nicole kidman oynardı, botokstan kıpırdayamazdı.
    - lyudmilla hemen yeni bir aşka yelken açardı.
    - sezon finalinde enkazdan mutasyona uğramış zombiler çıkardı.
    netflix'te yogg diye izlemeye üşenenler de the umbrella academy, sex education, hakan muhafız filan izlesin.

    edit: çok minik bir detay fark ettim, ilk bölümün başında arabadan legasov'u izleyen adamla 3. bölümde ulana'yı tutuklayan adam aynı kişi.

  • mustafa kemal atatürk

    ay'da ilk neil armstrong yürüdü, mars'ta ilk kim yürüyecek bilmem ama bildiğim bir şey varsa, hepimizin sürekli yürüdüğü dünya gezegeninde senden daha büyük kimse yürümedi. doğum günün kutlu olsun.

  • #dahagüzelolacak

    hani gülen gözler'de yaşar usta evlenmelerine izin vermeyince ismet intihar mektubu bırakıp gardroba saklanıyordu, babası mektubu okuyup şimdi burada olsa ismet'i temel'e verirdim diyince dolaptan çıkıyordu; bunun üzerine fikret de vecihi'yle evlenebilmek için aynı mektubu bırakıp aynı dolaba saklanıp 5 dakika içinde bulunuyordu ya, işte en az fikret'in dolaba saklanması kadar orijinal bir slogan olmuş. bravo.