debe başlıkları

basabbasbas15
profili

  • babalar günü

    8 sene önceydi. kaş kalkan'dan antalya'ya doğru dönüyorduk. yaz vakti, hava sıcak. hanım yan tarafımda, ben direksiyonda üstü çıplak, kemer de takmamışım. benzinlikten yakıtı doldurdum, yolda devam ederken bir anda nedense kemeri takasım geldi. o yoldaki nadir düzlüklerden olan bir yerde, demre'ye girerken, bir tane çöp kamyonunu sollamaya çıktım. ben gaz verdikçe adam da gaz veriyordu. çöp kamyonunu zar zor sollarken, kafamı kamyona doğru çevirip, sinirli bir bakış attım. adamla göz göze geldik, umursamaz bir tavırdaydı. birkaç dk sonra virajlarda ilerlerken, hanım tabelalardan gördüğü mavi yengeçten yemek istedi. ileride sağda viraj ağızında bir restaurant gözüme çarptı. yalnız, deniz tarafında değil, dağ tarafında park yeri vardı. gidiş gelişli yolda ters istikametimde kalıyordu. sinyal verdim, arkayı kontrol ettim, karşıya bakıp yavaş yavaş park yerine doğru ilerlerken güüm!

    biraz önce bana yol vermemek için kendini yırtan çöp kamyonu, ön ve arka kapının birleştiği yerden, direk tarafından çarptı. kafamı sola çevirdiğim anda kamyonun ön ızgarasını görmüştüm. o psikolojiyle aman arabayı dağ dibine, kenara çekeyim, gidişli gelişli yolda ne kendimize, ne de başkasına sebep olmayayım diye düşündüm. arabayı o ruh haliyle güvenli bölgeye yanaştırdım. üstüm çıplak olmasına ve yan cam tuz buz olmasına rağmen üzerimde sanki kalkan varmışçasına tek bir çizik bile yoktu, ama eşimin yüzü kanıyordu. karşıdan restorandan insanlar koştu yanımıza. biz o kadar sakindik, insanlarda ise gözle görülür bir telaş vardı. ambulans geldi, ilçe hastanesine gittik. babamlar yakındı bize, kısa zamanda geldiler yanımıza. kafamı çarpmıştım, şişmişti, eşimin de karnında atan bir kalp vardı. belki de bizim şansımız oydu.

    daha sonra düşündüm de,kamyon on, on beş cm daha önden çarpsa, ya da kemeri takmamış olsam, muhtemelen herşey çok daha kötü olacaktı. belki de henüz aramıza katılmamış olan, kara kuzum hayata babasız başlayacaktı. aylar geçti, herşey yolunda giderken, bir anda sabırsızlandı ve doktor dedi ki bugün alacağız öğleden sonra. aramıza 5 hafta erken katıldı. bir hafta, kuvöz macerası sonrasında evindeydi. aklımda kalan ilk enstantanelerden birisi, çamaşır kurutma askısındaki küçük pembe çoraplardı. şu an hatırlayınca bile heyecanla karışık tatlı bir tebessüm yaşatıyor.

    zaman geçtikçe ilk banyo, kırkıdır, ilk dişidir, ilk adımlarıdır, ağzından dökülen ilk baba sözcükleri ve diğer ilkleri. babaları, kız çocuklarının ilk aşkı derler hep. kızım büyüdükçe daha çok hissediyorum onu. yaptığı naz, kucağındayken hissettiği huzur, elini tuttuğunda hissettiği güven... hepsi geçiyor bana. traş olduğumda sarılıp, yumuşacık olan yanaklarımdan öpmeye bayılıyor. bazen düşünüyorum şimdiden, istemeye geldiklerinde her ne kadar sert mizaçlı gibi olsam da dayanamam duygusallaşırım ben. kendi kendime diyorum, seni nasıl veririm kız ben*

    kızların babalarıyla olan ilişkileri belki başka ama, babaların da kızlarıyla olan ilişkileri bambaşka. kara kuzum büyüyor. bu sene okumayı yazmayı da öğrendi ve ilk defa kendi minik kalbinden dökülen hislerini kağıda döktüğü kelimelerle babasına, babalar günü hediyesi verdi.

    https://eksiup.com/p/fx33667ng6ov

    yükte hafif ama, kıymeti paha biçilemez bir hediye. belki kendi hatırlamayacak bunu ilerde, ama kendi minik kalbiyle, babasına yazdığı bu sözler ileride kendisine, babasından hatıra kalacak.

    eğer babanız hayatta ise, yanınızda ise yanlarına gidin, değilse de varlığınızı hissettirin ve babalar gününü kutlayın. ister tüketimin dayatması deyin, isterse de önemseyin, ama siz gene de hissedin, hissettirin, mutlu edin. belki kızgınsınız, belki de küssünüz, ama ne olursa olsun yutkunsa da, haykıramasa da, sanki yüreği taş bağlamış gibi gözükse de, bir babanın yüreğinde kuzusuna her zaman yer vardır.
    ister mutlulukla, ister haykıra haykıra, ama gösterin, sarılın o ilk kahramanlarınıza. unutmayın, kiminiz, kınalı, kiminiz sarı kiminiz kara kuzu ama o adamların her zaman kuzusunuz siz. babaları hayatta olmayanlar da varsa evlatlarına sarılsın, yoksa da, o kalbi güzel adama bir tebessüm göndersin.

    hayatta olsun olmasın,
    tüm babaların, babalar günü kutlu olsun.

  • an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı

    yemyeşil bir köyde, bir bungalovun balkonunda bacaklarımı uzatmış, doğayı izliyorum.
    ara ara esen tatlı bir rüzgar, bir yanda cırcır böceklerinin sesi, bir yanda kuş cıvıltıları. doğayı dibine kadar ciğerlerine çekiyorsun. köyden arada horozların sesi geliyor, ta uzaktan.
    pek huzurlu ve keyifli be sözlük.
    az sonra da karagöl'e yolculuk...

    https://eksiup.com/p/is22367p7n6g
    https://eksiup.com/p/pr223683yrqj

    edit: çok şaşırdım, çok fazla mesaj aldım.
    yer artvin, şavşat

  • ekşi itiraf

    bir tane entrime istinaden, merhaba hanımefendi diye bir mesaj geldi.
    ne desem şimdi bilemedim derken, içimdeki hanımefendi girdi topa, cümlelerle devam etti. karşımdaki beyefendi de öyle kibar, öyle efendi ki, beyefendi halim bir türlü topa giremedi.
    arada kendimi ayyy! çekerken yakaladım.
    hanımefendiler diyor burada kibar olun, barzo olmayın, doğru. vallahi kibar erkek beni bile etkiledi.

    mesaj atan beyefendi eğer bu entriyi okuyorsanız, o zaman topa giremedim, bir türlü söyleyemedim, itiraf ediyorum ben de erkeğim.

  • migrosta küflü soğan satılması

    devletinin sana verdiği değeri gösterir. senin rusya'ya gönderdiğin konteynırlar dolusu domates ufak bir sinekten, italya'ya gönderdiğin fındık zerre kadar sebepten geri dönüyorken, hayatım boyunca hiçbir pazar, manav, market tezgahında görmediğim kadar kötü, leş kalitede bir soğan, senin ülkene mısır gibi bir ülkeden geliyorsa, bu devletin, milletine verdiği değeri gösterir.

    sonra da, beka sorunuymuş.
    yersen.

  • çirkin kadınlara tavsiyeler

    spor yapın,
    kilo verin,
    makyaj yapın,
    seksi olun,
    gerekiyorsa estetik yaptırın.

    amk, bugün erkek dediğin yukarıdakileri yaparak taş gibi kadına dönüşüyor, sizden mi olmayacak? doğuştan dişisiniz lan, isteseniz adamı düz duvara tırmandırırsınız.
    yok yalnızım, kimse bakmiyir diyorsanız da, sorumlusu sizsiniz.

    edit: öncelikle bir üstteki entriyi yazan meriç'e kafam girsin.
    sonrasında da birkaç entri yukarıda yazmış muhtereme geleyim. diyor ki size çirkin diyenleri sallamayın. ulan ben gözümü kapatınca o koca göt, kayıp mı oluyor? aynaya bakmayınca suratın şekli şemali mi değişiyor? siz bu meriçleri kaale alıp götü kaldırmaya devam ederseniz, sonuçta babalara gelirsiniz, benden söylemesi.

  • berat çok daha seri derleyip toparlayacak

    (bkz: kardeşim köz getir seri)

  • selin ciğerci'nın tabak yerine penis yapması

    merak ettiğim ilgili arkadaş bu instagram sayfasına nerden gelmiş? selin ciğerci'yi ararken mi, tabak ararken mi yoksa yarak ararken mi.

  • bir litre sütün 4.75 tl olması

    geçen trabzon tonya'nın bir yaylasından dönüyoruz. oranın sakini köylüsü bir teyzeyle karşılaştık, aldık arabaya sohbet ediyoruz. hoş beş derken teyzeye sordum,
    teyze ineklerin var mı
    iki tane var dedi
    yağ mağ varsa alayım dedim,
    daha ineklerim yavrulamadı dedi
    dedim sütü kactan satıyorsunuz
    hiç sorma oğlum, şu aşağıdaki kooperatif 1 tl'den alıyor dedi.
    evet ekşici arkadaşlar bunun denizli'si, balıkesir'i, antalyası varın siz düşünün. 1 tl'ye gariban köylüden alınan süt sofranıza 4-5 tl'ye geliyor. kim kazanıyor?

    #76053732 ilgili entrideki arkadaşa bir cevap verme gereği hissettim. pek de güzel çarpıtmış. sütün çiftçiden alınma süreci ile başlamış, fabrikadaki işlenme sürecini ağdalamış da ağdalamış sonra ülkenin temel tarım politikalarındaki yanlışlıklara direksiyonu kırararak "adam haklı beyler!" algısını yedirmiş. politika konusunda haklı amenna ama burda başlıkta vurgulanan ve tüketiciye yansıyan artışı düşünürsek en az paya sahip olan köylü/çiftçidir.

    şimdi bir gıda ürünü üretiyorsak bunun fabrika çıkış fiyatına yansıyan en büyük kısmı ham madde maliyetidir. günlük 100 ton süt işleyen bir işletmenin hammaddeye ödediği miktar 100 bin tl'dir, diğer kalemlerin (hani demiş ya yol yabtık, elaktirik gedirdik, koprü yabdık...) maliyete etkisi bırakın bireyselde, toplamda bile hammaddeden gelen orana yaklaşmaz. bunun yanında işletmenin aldığı sütteki yağ da cebine kalır, bu işin kârıdır. senin standardize edilmiş tam yağlısütünün yağ oranı %3'tür. yarım yağlı da bu oran daha düşüktür. 2017 eylül tüik verilerine göre işletmecilerin aldığı sütlerin ortalama yağ oranı % 3.4 olarak verilmiş. şimdi 0.4 puanlık bir fark olarak görmeyin, % 13.3'lük bir fark olarak bakın. diğer taraftan mevsimsel etkilere ve hayvanın ırkına bağlı olarak bu oran % 5'in üzerine çıkmakta. bunlar hep işletmenin cebine kalan kısımdır. kalitesel özellikleri iyileştikçe üreticiye bir miktar yansıtılmakla birlikte, kalite değerleri düştüğünde üreticiye negatif yansıması daha fazla olmaktadır. merdiven altı üreticileri daha beter. işletmeci, tabiri caizse sütün etinden tırnağına kadar yararlanır. daha var da var... burda mesele tüketiciye yansıtılan fiyat artışının, üreticiye/çiftçiye yansıtılmamasıdır. kimse eğip bükmesin. kafa yoruyorlarsa arada açılan makastaki fark kimin cebine giriyor, onu söylesinler.

  • beşşar esed

    şu biadçı köpeklerdeki esed dilini gördükçe tiksiniyorum.
    ulan sanki dün adama kardeşim esad derken demokrasi çocuğuydu da, bugün orospu çocuğu oldu. adam ne zaman az sallansa, ağzı salyalı, köpüklü itler gibi kuduruyorsunuz. senin ülkene bugün bir saldırı olsa hepiniz şebbihaya dönüşür ortada ne kürt, ne laik ne de alevi bırakırsınız. sizin ruhunuz yavşak da hazımsızlığınız doğru söyleyene.

  • dolar 6 lira da olsa reisten vazgeçmeyiz

    amk malları
    götünüzdeki şemsiye açılınca görürüm ben sizi.

  • pratisyen hekimin şaka maka 10 bin tl maaş alması

    sik kafalılar!

    ben niye dört yıl okudum, iş bulamıyorum, bulsam da vasıfsız çaycı ayşe abla, temizlikçi süleyman kadar para alıyorum demiyor da, onun bunun aldığı maaşı çekiştiriyor. sana ne amk, sen bi kendine bak.

    hiç acımıyorum, beter olun.

  • hiçbir yeteneği olmamasına rağmen ünlü kişiler

    benim en hayret ettiğim kişilerden birisi
    (bkz: eser yenenler)
    tip desen tip yok, komik desen o da değil. üç adamdakilerin en vasıfsızı, ama adam bildiğin star muamelesi görüyor.

  • akp'ye oy veren iyi eğitimli insan

    entryleri okurken şu stanford'da mba yapan, 56 ülke görmüş zatın söyledikleri dikkatimi çekti. ifadelerinden tek katıldığım nokta birşeyleri çok önemsediğimiz, çoğumuzun hayatta sorumlulukları olduğu ve yapmamız gereken öncelikli şeyler olması. birşeyleri çok büyütüp, kutuplaştığımız, bunun da bizi mutsuz ettiği ve kimseye birşey kazandırmadığı ortada. ancak bu zatın entrisinin genelinde beyaz yakalıları aşağılayıp siz kimsiniz lan köpekler, yediğiniz yemeği, suyu bile ben veriyorum tarzındaki ifadeler işte bu zihniyetin ahlaksızlığını ortaya koymuş. demiş ya isteseydim bikaç sefer bu ülkeyle ilişkimi keser, giderdim ama vatan sevdalısı bir tüccar olduğum için gitmedim diyor. bende diyorum ki, affedersin ama yarrak gidersin. sen elin ülkesinde o kadar kolay para kazanamazsın, o kadar rahat vergi kaçıramazsın, mavi/beyaz yakalılarını it gibi çalıştırıp sırtlarından eşek yükü ile para kazanamazsın. şu 15 yılda belki de dolar bazında 20-30 kat büyüdün, bense bir beyaz yaka olarak tl bazında 10 senede anca 2 kat büyüdüm (dikkat edin tl bazında), büyüme dersek ona tabi. onun için geçiceksin vatan sevgisi hikayelerini. başka biri yazmış gene, demis ki bence iki sebebi var ya dindar bir aileden gelmiş olmak, ya da para diye. aynen öyle değil mi paragöz sayın stanford'dan mbalı 56 ülke görmüş zat?

  • tipsiz bir kadını güzel gösterebilecek şeyler

    makyaj var ya makyaj, erkeği bile karı yapıyor, kadına neler etmez ki.

  • oral seksten sonra öpüşmeye yeltenen hatun modeli

    amk gittiği eskort öpüşmüyor diye sızlananlar gelmiş oral seks sonrası öpüşen sevgiliye burun kıvırıyorlar.

    o french kiss öpüştüğün eskort var ya bir önceki müşteri ağzına boşalmıştı, afiyet olsun. sizi gidi kıvrak boyun hareketli yavşaklar.