sonadora57
profili

  • atatürk'e küfür eden çocuk

    çocuk mocuk değil, recep ivediğin traş olmuş haline benzeyen ve yediği boktan bağımsız olarak, sadece tipiyle bile mide bulandıran ucubedir.

    edit: eskiden olsa, cahil bir ailede/çevrede büyüdü, cemaat dershanelerinde beyni yıkandı, doğruyu gösterecek kimsesi yoktu... falan diyerek belki suç bu piçe değil, ailesine yıkılabilirdi. ama günümüzde internet sayesinde artık insanlar sadece önüne konanı öğrenmek zorunda değil, yaşı ne olursa olsun, asgari seviyede zekaya sahipse bir çok kaynaktan, bir çok bakış açısını görebilir. bu piç de bu yaşa gelip, sonsuza yakın kaynak içinden kendine, o geçenlerde geberen fesli maymun ya da fatih tezcan gibileri yol gösterici olarak seçip onlara inandıysa, suç öyle sadece ailede/çevrede falan değildir.

  • kyk borçlarının silinmesini istemeyen güruh

    üç kuruş borcunu bile ödetebilecek nitelikleri kazandırmaktan aciz okullarda "üniversite mezunuyum" demek için 4 yıl takılan, bunu da krediyle yapan tiplere harcanan her kuruşun israf olduğunu bilen güruhtur. amerika'da bile bu sorun espri malzemesine dönüşmüşken, türkiye'de hala okuduğu okulun ona ne katabileceğini öngörmekten aciz olup, düşünmeden yıllarını feda eden tiplere harcanan kaynağa cidden yazık.

    düğün parasını nereden bulacak, nasıl evlenecekmiş. üç kuruşluk onuru/gururu olan, borcunu ödemeden sikinin derdine düşmez zaten.

    edit: beleşçi yüzsüz asalaklar hemen damlamış vergi aflarına, israfa... ses çıkarmazlar diye. kim savunuyor lan vergi aflarını? ezbere mal mal konuşuyorsunuz.

    (bkz: kyk borçlarının silinmesi zoruna gidenler/#110803989)

    -----bu yüzsüzlerden birinin şikayet edip moderasyona sildirdiği entry'den alıntı-----

    yandaş şirketlerin milyar dolarlık borçlarının silinip, bu yükün diğer vergi mükelleflerine yüklenmesi ne kadar adaletsiz ise, devlete borç takanların affedilmesi de o kadar adaletsizdir. hiç öyle, "kredi affına karşı çıkanlar yolsuzluklara göz yumuyor" diye salak salak algı yaratmaya çalışmayın. herkes kendi gücünün yettiği kadar hileyi, yolsuzluğu, torpili... kabul edilebilir görür.

    siz nasıl kendi gücünüzün yettiği kadarını normal görüyorsanız, biz de kendi gücümüzün yettiği kadarına karşı çıkıyoruz.

    ciddi ciddi, bu borcu bile ödememek için dansöz gibi kıvıran tiplerin, bir şekilde ileride ellerine para/yetki geçtiğinde, o yandaşlardan daha ahlaklı davranacağına inanmamızı mı bekliyorsunuz? başkalarını sömürmeye daha ergenken alışanlar, iş hayatında fırsatı bulunca "yaw adamlar kar eden devlet kurumlarını yandaşa peşkeş çekiyor, ben vergi kaçırsam ne olacak" diye kıvırmaya başlayacak.

    böyle bir adaletsizliği savunmak için, karşı çıkanı "ben ödediysem herkes ödeyecek" bakış açısı ile suçlamak da en basit tanımla demagojidir.

    evet ülkede işsizlik çok büyük bir sorun ve "işsizlik yok, iş beğenmiyorlar" demek insanlık onuruna hakaret. ama bu ideal şartlarda geçerli olan bir durum, sen yarrak kürek bir eğitim için borç aldıysan, bu parayı yediysen ve geri ödemiyorsan insanlık onuru gibi bir şeyin arkasına sığınamazsın, böyle bir lüksün yok. gerekirse hamburger paketleyeceksin, çağrı merkezinde küfür yiyeceksin, tuvalet temizleyeceksin... ama borcunu başkasına yüklemeyeceksin.

    -----bu yüzsüzlerden birinin şikayet edip moderasyona sildirdiği entry'den alıntı-----

  • iş hayatındaki en büyük motivasyon kaynağı

    bakmayın ik'ci embesillerin yaptıkları işi kompleks gösterip prim yapmak için uydurdukları kavramlara.

    işini sevmek, sevdiğin işi yapmak, çalışırken mutlu olmak, başarma hissi... bütün bu kavramlar çalışanı daha nazik bir şekilde sikebilmek için uydurulmuş palavralardır. ilk iş görüşmesine gitmiş yeni mezun gibi sallamaya gerek yok.

    tıp, hukuk... gibi idealist mesleklerden birini yapmıyorsan ya da sanat/spor temelli bir işin yoksa işini sevmezsin boşuna kendini ikna etmeye çalışma, işin sana sunduğu olanakları seversin ve bu olanaklar karşılığında o işe katlanırsın. daha iyi olanaklar sunan bir fırsat bulduğunda da onu değerlendirirsin, bu kadar basit. ik'cı mallar önemli bir iş yapıyorlarmış gibi görünsün diye kompleksleştirmenin bir anlamı yok.

    bu olanak dediğim şey de aslında paradır, hiç öyle boşuna paket, ünvan, kariyer, yol haritası... vs. diye dağıtmayalım, hepsinin ucu paraya çıkar. bir şirketin size işinizi yapmanız için sunacağı para dışındaki her şey (sikimsonik unvanlar, anaokulu etkinliklerini anımsatan eğitimler, motivasyon toplantıları, happy hour denen soytarılıklar...) zam/prim yerine daha düşük maliyetle, size yatırım yaptığı illüzyonu yaratarak sizi daha ucuza sikmek içindir.

    bir odayı renkli mobilyalarla döşeyip, iki langırt masası bir playstation koyunca google olunmuyor. google'daki adam oraya langırt oynayabildiği için bağlı değil.

  • türklerin cadılar bayramı kutlaması

    arap mitolojisinin iğrenç ritüellerini kendi kültürü gibi benimsemiş davarlara dert olan durum. çok rahatsız ettiyse toplayın kendiniz gibi arkadaşlarınızı, ıslak çorap kokulu oturma odanızda pilavlı sohbet yapın siz, özünüzü korumuş olursunuz.

    siz o yere göğe sığdıramadığınız ortadoğu kültürünüzün içinde kendi bokunuzda debeleniyorsunuz diye kimse mutlu olamasın mı?

    hangi kültüre ait olursa olsun bu tür soytarılıkları ben de sevmem ama, kendi açımdan fırsatlarını değerlendiririm. halloween nedeni ile yurt dışı kaynaklı bir çok şeyde ciddi indirimler yapılıyor. sadece bunun için dahi, ramazan diye sikindirik hurmaya bile normalinin 2 katı fiyat ödemektense batının bu tür etkinliklerini savunurum.

    bu arada doğu ve batı kültürünün bir farkı da burada ortaya çıkıyor, batılı esnaf halloween/yılbaşı/şükran günü... olduğu zaman indirim yapar ama doğulu esnaf, ramazan/kurban bayramı... olduğu zaman zam yapar. batıya özenenlere bok atarken, sizin gibi davarların özendiği doğu kültürünün özeti bu işte.

    (bkz: fiyatların ramazanda artarken halloweende düşmesi)

  • 10 bin tl maaş alıp iyi maaş alıyorum demek

    10.000 tl günümüz itibari ile ideal gri türk maaşıdır.

    haftada bir ortalamanun üstü bir restoranda yemek yedirir, yılda bir çeşmeye/alaçatıya/uludağa götürür, ucuz bilet kovalarsanız 1-2 yurt dışına çıkarır, güncel elektronik ürünlerden bazılarına sahip olmanızı sağlar, sabahları starbucks'tan kahvenizi aldırır... sizi beyaz türk olduğunuz illüzyonunu içinde yaşamaya devam ettirip, tasarruf/yatırım yapamadan tüketim döngüsünden çıkmamaya ve daha fazlasını istemeye ikna eder.

    ama iş, ev ya da düzgün bir araba gibi büyük ölçekli harcamalara gelince, yoksulluk sınırının biraz üzerinde olduğunuzu yüzünüze çarpar ve "ben düşük gelirli olamam, piyasa şişiriliyor..." gibi bahaneler üretmenize neden olur.

  • kısaca işsizim demenin yeni yolu

    sabahın köründe mesainin daha başlangıç saatlerinde ekşi sözlüğe entry girmek.

  • uçaktaki çocuklu ailelerden rahatsız olmak

    bu gayet haklı rahatsızlığınızı dile getirmeniz bile; bütün dünyayı, aynı kalitesiz gen havuzunu paylaştığı varoş/sonradan görme çevresi gibi sanıp, patates kafalı, şafak sezer suratlı embesil veledinin şımarıklıklarını normal karşılayan alt tabaka (burada konu para değil) ebeveynlerin "çıçığın ılıncı ınlırsın" diye çemkirmesine neden olur.

    bu çingene ebeveynlerin klasik bir taktiği de; bu tür tartışmalarda odağı hemen, çocuk, engelli, yaşlı... diye genişletip, kendilerine ortak aramaya çalışmalarıdır. kimsenin engellilerle, yaşlılarla bir derdi yok, sizin embesil çocuklarınızı konuşuyoruz burada (başlığı açan da özellikle çocuk demiş hatta, bebek bile değil).

    düzgün insanların çocukları sizinkiler gibi olmaz, haliyle çocukları da olsa sizin gibileri anlamayacaklar.

  • tokat atan kadına tokat atan erkek

    durum basitçe; kadın/erkek, çocuk/yetişkin, azınlık/çoğunluk... olmasından bağımsız olarak, güçsüzlüğünü ya da yetersizliğini, yaptığı aptalca hareketlere tolerans gösterilmesi için bahane olarak kullanmaya alışmış tiplere hak ettiklerinin verilmesidir.

    basit bir kural vardır, rekabetin sınırlarını etik değerleri en düşük olan belirler. burada da kadın önce sınırı kaba kuvvete çekmiş sonra da, kendi çizdiği bu çerçevede kaybetmiş (gerçi kaybetmiş dedim ama, anlık bir acı karşılığında belki de boşanma sürecinde çok daha fazlasını kazanmıştır).

    edit: "nasıl olsa ben kadınım, bana karşılık veremez" diye düşünebilecek kadar etikten yoksun biri, erkek karşılık vermese de "bana şiddet uyguladı" diye ifade verebilir, siz istediğiniz kadar ceketinizi alıp çıkın. nasıl olsa, burada kadının attığı tokadı değil, erkeğinkini sorgulayan zihniyet, ona da inanacaktır.

  • dindar nesil projesinin geri tepmesinin nedenleri

    çünkü, "dindar nesil" projesinin amacı; sorgulamayan, başındakinin (devlet, patron, ağa...) söylediğini yapan ucuz iş gücü yaratmaktı.

    ama arapların petrolü gibi, çalışmadan sana para kazandıracak bir kaynağın yoksa, bu iş gücünü değerlendirebilmek için de, onların çalışabileceği alanları açacak yatırımcı gerekiyor. bu yatırımcılar da doğal olarak, cemaat evlerinde abilerinden gizli porno izleyerek büyümüş takunyalılardan çıkmaz. ya eğitimli/nitelikli seküler kesmi ya da yabancı yatırımcıyı, gerekli ortamı sağlayarak ülkende bu iş alanlarını yaratmaya ikna etmen gerekiyor (cevahir'de araplara don-gömlek satarak ülkeye çekeceğin dövizle öyle cari açığı falan kapatamazsın).

    bu yatırımcılar da, ülkedeki dillere destan adalet ve özgürlük ortamına güvenmeyince, o dindar, sorgulamayan, ucuz iş gücü ülkenin elinde patladı basitçe (bir kısmı hala, zaten kısıtlı olan devlet kaynakları ile bekçi/polis/imam... vs. yapılarak eritilmeye çalışılıyor). proje için heba edilen nesilden, torpille bir yerlere kapağı atamayanlar, acı bir şekilde dinin karın doyurmadığını fark ettiler.

  • sahibinden ev ilanı vermenin yasaklanması

    ulan şu ülkede bir şey de, eğitimli/nitelikli kesim için yapılsın. taksici, emlakçı, galerici, imam, bakkal, çakkal... ne kadar toplumun üzerinde parazit haline gelmiş, vasıfsız boş adam varsa hiç bir istekleri geri çevrilmiyor. diğer taraftan doktor, mühendis, hukukçu, akademisyen... ülkeye bir şeyler katma ihtimali olanların işini zorlaştırmak için atılmadık takla kalmıyor.

    (bkz: sağlıkta şiddet yasasının reddedilmesi)
    (bkz: baro ve tabip odalarına müdahale)
    (bkz: erdoğan affı)
    '
    '
    '

    bütün ülke dev bir varoş mahallesine, herkes cahil/vasıfsız çomarlara dönmeden rahat edemeyecekler. sonra da, üç beş bunak bir araya toplanıp, "tersine beyin göçü projesi" yapıyoruz diye sallarlar.

  • diyanet'in ödenek yetersizliğinden şikayet etmesi

    “andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. sabredenleri müjdele”

    (bkz: diyanet'in yoksulluk fetvası/#98357115)

  • askerliği para için seçtiysen zırlamayacaksın

  • yunan askerinin göçmenleri döverek göndermesi

    sınır kapısını tek taraflı portal gibi bir şey sananların şaşıracağı durum. sen istediğin kadar aç kapıları, karşındaki açmayınca bir anlamı olmuyor.

    göndereceğiz diye sınır illerde topluyoruz adamları, oranın insanının başına bela olacaklar sonunda.

    edit: avrupa'yı insan haklarına aykırı davranmakla suçlayanlar, din kardeşleri, peygamberlerinin soyu, über insanlar arapların kaç mülteci kabul ettiğini de yazsa keşke, batı da insan hakları öğrenirdi bahaneyle.

  • mavi yakalı olup beyaz yakalı kız istemek

    beyaz yakalıların en güzel göründükleri an; tamirci, tesisatçı... gibi küçümsedikleri işlerle uğraşan biri bunlara geçirdikten sonra, kafalarında "ulan, günde böyle üç iş yapsa..." diye başlayan hesap sonrası, adamın onlardan fazla kazandığını fark etmeleri ve akabinde kendilerini teselli edebilmek için, üst sosyo/kültürel sınıfta olduklarına ikna edecek argümanlar aramaya çalıştıkları andır.

    büyük ihtimalle, bu anı ilk kez yaşayan birinin koşup açtığı başlık.

    üzme kendini bu kadar. sen beyaz yakalısın, paran yok ama yaşamayı hayattan zevk almayı biliyorsun. gir hadi hemen pegasus'un sitesine, belki altı ay sonrasına ucuz bilet falan denk getirirsin. ya da zomato gold'dan akşam ucuz yemek yiyebileceğin bir yerler bul, yarın anlatırsın "kuşkonmazı çok iyiydi" diye.

    (bkz: beyaz yakalı olmak/#63467775)

  • 9000 tl'lik ters mont

    (bkz: param var ama zevkim yok markaları)

    mankenin yüz ifadesinden bile, "yapacağınız işi sikeyim, hadi çekin bir an önce de çıkarayım" diye düşündüğü anlaşılıyor.

    edit: bu tür ürünleri, rolls royce, vacheron constantin... gibi, belli hedef kitlesine hitap eden diğer niş ürünlerle bir tutup "zaten sizin için değil, pis fakirler" geyiği yapmak saçma. bunu büyük ihtimalle dünyada toplam 10 kişi falan alacak ve bir film galası, etkinlik... gibi bir yerde dikkat çekmek için birer kere giydikten sonra dolaplarında olduğunu bile unutacaklar. yani özetle bunlar, "astronomik fiyatlı ama, o işin gurmesine hitap eden yüksek maliyetli kaliteli ürünler" değil. soytarılıkla dikkat çekmeye çalışan tipler için yapılan şeyler.

  • esenyurt'ta ayağından vurulan düşünceli kadın

    (bkz: 19 ayrı suçtan sabıkası olan biriyle sevgili olmak)
    (bkz: serserilerle evlenip şiddet görünce zırlamak)

    kısmet bir sonraki sefere artık demiştir. umarım, o bir sonraki seferde de zarar göre sadece o kadın olur.

    yoksa bu orospu büyük ihtimalle şikayetçi de olmayacak. belinde silahla gezen, sinirlenince birilerine 4 el ateş etmekten çekinmeyen bir orospu çocuğu her gün aramızda dolaşmaya devam edecek. belki kaldırımda omzuna çarptığımız için, belki trafikte önüne geçtiğimiz için, bekli de yine bu karına ateş ederken seken bir kurşunla... bizi vuracak.

    edit: haberin son güncelleme saati 11:00 civarı, daha sonra hiç bir sitede şikayetçi olup olmadığı ile ilgili bir güncelleme girilmemiş. şikayetçi olup, böyle bir adamın ceza alması için elinden geleni yaparsa, o anki korkusu yüzünden alttan aldığını düşünenlere hak verebiliriz.

  • genco erkal'ın beyin yakan tiyatro yorumu

    antik/orta çağda, matbaa yokken, iletişim olanakları kısıtlıyken... tiyatro gerçekten de eğlencenin üzerinde bir rol üstleniyordu. aristokrat olmayan insanların bilinçlendirilmesi, muhalif düşüncelerin/eleştirilerin aktarılabilmesi en etkili olarak tiyatro gibi sanatlarla yapılıyordu.

    zamanında sahip olduğu önem inkar edilemez, ama hala şu vıcık vıcık romantizmin gözünüzü kör etmesine izin vermeyin, geçti bunlar. sanatçısı "biz büyük bir misyon üstleniyoruz" havalarında, izleyicisi, "biz çok sofistikeyiz" havalarında, kendi kendinize circle jerk yapan adamlarsınız artık.

    edit: başlıkta kullanılan "beyin yakmak" ifadesini anlamaktan aciz insanlar doluşmuş. şaşırılan şey; genco erkal'ın ne yazdığı değil, kendi kendine (ya da çevresindekilerce) toplumu bilinçlendirme misyonu yüklemiş birinin, bu kadar cahilce bir sebep/sonuç ilişkisi kurabilmesi.

    veri 1: alt sosyo-ekonomik kesimdekiler genel olarak tiyatroya gitmez. (büyük ölçüde doğru)
    veri 2: alt sosyo-ekonomik kesimdekiler genel olarak cahildir/bilinçsizdir. (büyük ölçüde doğru)

    çıktı: tiyatroya gitmeyenler, cahildir/bilinçsizdir. (buradan bu çıktıya ulaşabilmek için ciddi ciddi beyinsiz olmak gerekir)

    bu; alt sosyo-ekonomik kesimdekiler genel olarak esmerdir (paylaştıkları gen havuzundan dolayı). yani esmerler cahildir/bilinçsizdir demek gibi bir şey.

    evet, gerçekten de hemen hemen her toplumdaki en cahil/bilinçsiz kesim tiyatroya gitmez, ama onları bilgili/bilinçli kesimden ayıran özellikleri saymaya başlasak, tiyatroya sıra bile gelmez.

  • 2002den önce ülkeyi güllük gülistanlık sanan kitle

    "akp'den önce ekmeği karneyle alıyorduk" deyip, tanzim kuyruklarında birbirine dayayan kitlenin yanında çok naif kalmaktadır.

    13 nisan 2019 şok market yerde soğan izdihamı

  • laiklerin çoğunun zengin olma sebebi

    (bkz: dindarlık ve iq arasındaki negatif korelasyon)

    aslında "zengin" değil de, "kaliteli yaşamaları, yaşam standartlarının yüksek olması..." gibi genellemeler daha doğru olur. tarikatlerin, akp yandaşlarının, hacı-hocalarınn, muhafazakar köylü kurnazlarının... ellerindeki toplam mal varlıklarını dindar sayısına böldüğümüzde, kişi başına düşen tutar çok büyük ihtimalle laik/seküler kesimdeki kişi başına ortalama tutardan çok daha yüksektir.

    bazıları, yaşam standardını zenginlik sanıyor ama aralardaki fark burada ortaya çıkıyor.

    böcek gibi yaşadığı halde çok şükür diyen insanları geçip sadece para içinde yüzen köylü kurnazı dindarlara bile baksak;

    - evleri sadece daha büyük, daha estetik değil
    - arabaları sadece daha pahalı olduğu için alınmış, otomobil kültürleri yok
    - eşyaları sadece daha şatafatlı, tasarımdan/kullanışlılıktan/zevkten yoksun
    - eğlence/tatil anlayışları sadece para harcama ve gösteriş üzerine kurulu, parayı çıkarsanız çorap kokulu hemcinsleri ile pilav yemekten ileri gidemezler
    - yeme içme zevkleri czn burak seviyesinde
    - kültür/sanat/entelektüel zevkler... gülmekten yazamıyorum bile

    sonuç olarak, çoğunun yaşam standardı orta sınıf laik/seküler insanlardan düşük, bu yüzden laikleri zengin sanıyorsunuz.

    edit: bir kaç embesil de çıkmış, "geçmişte devlet laiklere, solculara... ayrıcalıklar tanıdı, onlar da musluğun başını tuttu" diye sayıklıyor. ulan sığır, devlet o ayrıcalıkları, solcu/laik oldukları için değil, senin deden cami avlusunda, köy kahvesinde pineklerken onlar okuyup kendilerini geliştirdikleri için tanıdı. ülke kurtuluş savaşından çıkmış, devlet binbir yokluk içinde atılımlar yapmış bütün halkın eğitim seviyesini yükseltmek için uğraşıyor, kritik işlerin başına zorluklara rağmen okuyup o işlerin altından kalkabilecek duruma gelenler yerine, senin hala eşek siken deden mi getirilecekti? o ayrıcalıklı dediğin adamlar da, senin dedelerin gibi; akraba evliliği/başlık parası/beşik kertmesi... ile genetik havuzun içine sıçmak, tavşan gibi üremek, karısını çalıştırmamak, kızını okutmamak... yerine kendi çocuklarını kaliteli insanlar olarak yetiştirdiler. böylece nesilden nesile uçurum açıldı, ayrıcalık sandığınız şey bu.

    ta ki, menderes'in ucuz popülist politikaları ile ayaklar baş olana, 70-80'lerdeki göç dalgaları ve bundan rant sağlayan şark kurnazlarına verilen tavizlere ve en son akp dönemindeki yandaş kayırmalarına kadar. o günlerden bu güne solcu/seküler/laik... adına ne diyorsanız artık, o kesim değil, vasıfsız taşra çakalları ve yağmacılar zengin oldu. ülkenin çöküşünü de, bu üç dönem özetliyor zaten.

  • türkiye'de üniversitesi olmayan ilimiz yok

    (bkz: türkiye'nin üniversite çöplüğü olması)

    işsizlik mişsizlik önemli değil nasıl olsa. her yere üniversite açılsın, yeter ki esnaf, ev sahipleri, dolmuşçular... katma değeri olmayan meslek grupları kazansın.

    (bkz: #97992894)