homerosbey6
profili

  • 21 eylül 2022 banu avar'ın iran'la ilgili tweet'i

    psikopatça bir düşüncenin ürünü tweettir.

    iran çok güzel, rusya çok güzel, çin çok güzel evet. çok cici insanlar yönetiyor oraları, ortalık güllük gülistanlık. insanlar özgürce yaşıyorlar. dert üstü, murat üstü hepsi. demokrasi, insan hakları, hukuk filan uzay çağını yaşıyor.

    solcuların ve islamcıların bu martavalları yüzünden bugün iran'ın çıkmak için debelendiği bataklığın tam kenarındayız.

    yeter be yeter!

    2. mahmud'tan beri yolu belli bu ülkenin. türkiye, batıcı bir lider tarafından, batıyla entegre olmak üzere kuruldu. hedefi liberal batı demokrasileri gibi olmaktı atatürk'ün. ülkeyi 200 yıldır islamcısı solcusu oradan buradan çeke çeke rotasından çıkardınız.

    bunlara on tane türkiye ver, onunu da batırırlar.

  • dışarıda utanmadan şort giyebilen erkek

    şeriat is loading... başlıklardan biridir.

    kadınlar bitti sıra erkeklere geldi.

    benim şortuma gelip laf edecek bedevinin cesedini s....m.

  • boğaziçi protestosunda lgbt bayrağı açmak

    yoktur.

    son otuz yıldır her mesele kimlik politikalarına bağlandığından dolayı o bayrak oradadır.

    son otuz yıldır herkes ben şuyum ben buyum demenin derdine düştü. bu kimlikçiliğin sonu tüm dünyada ayrılıkçılığın, ırkçılığın ve kutuplaşmanın tavan yapmasına neden oldu.

    sonra popülizm neden iktidara geldi. trump nereden çıktı?

  • 2023 seçimlerinde rte'nin alacağı oy oranı

    meseleyi sadece ön plandaki politikacılar ve siyasi partilerden ibaret görenlerin spor toto oynadıkları sonuçlardır.

    bugünkü iktidar yapısı, 2000 öncesi sosyo ekonomik yapının yaşadığı dönüşümün ve neredeyse elli yıllık bir dönemin sonucunda meydana gelmiştir. 2002 yılında sandıktan çıkan sonuç, türkiye'nin çarpık kapitalistleşme buna bağlı olarak büyük şehirlerin gettolaşması sonucu kurulan bozuk düzenin eseridir. % 10 barajı bu eseri çabuklaştırmış, hızlandırmıştır. oysa akp iktidarı 1990'ların başından itibaren bağıra bağıra gelmiştir.

    mahallenizdeki karadeniz fırını, onun müteahhit dayısı, muş'lu minibüsçü, birden bire patır patır şube açmaya başlayan van'lı market sahibi, kayseri'li şarküteri zinciri, sokağın köşesindeki afyon'lu badem bıyık süthaneci... istanbul, ankara, izmir, bursa... 90'lara yaşı yetenler o zamanın bu gelişimine tanık olmuşlardır bilirler. büyük şehirlerin nasıl köyden gelenlerce ele geçirildiğini, ekonominin nasıl el değiştirdiğini gördük hepimiz.

    belediyeler önce gitti, kimse fark etmedi, imar planları, arazi rantları nasıl eş-dost müteahhitleri palazlandırdı, kimse anlamadı. bütün büyük şehirler, doğu, iç anadolu ve karadenizli girişimcilerin süpermarketleriyle doldu, uyanamadı kimse... minibüsçü, taksici, temizlikçi hep başka başka yerlerden gelmişti.

    cumhuriyetin büyük sermayeleri başka büyük işlere daldı. marketçilik, müteahhitlik, sütçülük, peynircilik yapacak halleri yoktu. bir anlaşmaya vardılar kimse fark etmeden. bu ufaklıklar onların tekelleşme eğilimine dokunmayacak, onlar da bu ufaklıkların palazlanmasına ses etmeyecekler.

    ve 2002'de iktidar değişti. değişen türkiye'nin elli yıllık siyasi ve ekonomik birikimiydi.

    bu ekonomik altyapı değişmeden iktidar de-ği-şe-mez!

    ekonomiyi ele geçiren bu dünkü köylüler şehirlileştikçe elbette siyasi yönelimleri etkilenecek. fakat bunun olmasına henüz biraz var. yerel seçimler büyük şehirlerde değişimin başladığını gösterdi. fakat henüz çok erken. ortaya çıkan kımıldanış, 2002'deki gibi bir değişime güç yetiremez.

    kuru artırmak, enflasyon baskısı yaratmak pahasına müteahhit neden fonlanıyor, otoyol ve hastane ihaleleriyle büyük inşaat firmaları neden on yıllar boyunca gelir garantisi elde ediyor, iletişim ve enerji tekelleri neden yandaşa veriliyor sanıyorsunuz.

    ekonomik altyapıyı ayakta tutmak için. çünkü orası bozulursa iktidarın dğeişmesi anlık bir mesele. parmağının ucuyla dokunsan devrilir.

    fakat öteki türlüsü yıllar yıllar alacaktır.

    mesele türkiye'nin kapitalistleşme ve buna paralel gelişen şehirllileşmesinde saklı...

    edit: 1976 yapımı kapıcılar kralı filmini izlemenizi tavsiye ederim. gülüp geçtik belki hep ama film türkiye'nin son 40 yılını anlatıyor. nedir o filmin hikâyesi; köyden gelen kapıcı şehirdeki ticaret ve sermaye burjuvazisi (bakkal ve übeyit bey) işbirliği kurarak, en sonunda apartmanı satın alır ve dün kendisine posta koyan emirler veren bütün herkesi kiracısı yapar. kapıcılığı da yine kimseye bırakmaz. alın size akp iktidarı! seyitoğulları apartmanı türkiye'dir.

  • o ses türkiye

    ismini o ses haydar olarak değiştirmesi gereken program.

    ne zaman denk gelsem koca sesli kıllı birileri haydar haydar haydar diye insafsızca haykırıyor bu programda.

    bir de şebnem ferah şarkılarını çıkartsak geriye ne ses kalır ne o.

  • türkiye'de solun halka ulaşamamasının nedeni

    türkiye'de siyasetin dürüst yapılmamasından kaynaklanan durumdur.

    bir defa türkiye siyaset yelpazesinde sol diye bir şey yok. soldan kastettiğimiz emek hareketinden doğup serpilmiş sosyal demokrat-demokratik sosyalist kitle partileri ise türkiye'de böyle partiler hiç bir zaman var olmamıştır. bir tek 1960'lardaki türkiye işçi partisi deneyimi küçük-sınırlı bir istisnadır.

    bugün adında sosyalist, komünist ve devrim bulunan partilerin alayı ise orta sınıf entelijansiyası tarafından meydana getirilmiş sosyal kulüplerdir.

    türkiye'nin biricik muhafazakâr partisi chp'dir. fakat bu parti solcu olduğunu iddia etmektedir.

    gericilik yapanlar (anap, akp, rp,...) muhafazakâr olduklarını iddia etmektedir.

    gericiliğe ve karşıdevrimciliğe yardımcı olanlar ise milliyetçi (mhp) hatta solcu-demokrat (hdp) olduklarını iddia etmektedirler.

    partilerin ideolojik olarak bu kadar yalancı olduğu bir siyasi düzlemde solun halka inememesini tartışmak abesle iştigaldir.