juandissimo magnifico5
profili

  • kara deliğin içine düşersek ne olur

    kara deliğin içine düşemezsin. yani halen hayattayken düşemezsin. bunun bir yolu yordamı yok. kara deliğe daha milyonlarca km yolun varken bile kütle çekimini şiddetle hissedecek olan bedenin bu şartlara dayanamaz ve çalışmayı bırakır. sonra da parçalanır.

    sonuç: ölürsün.

    hadi diyelim ölmedin. seni bu feci yer çekiminden koruyacak şekilde tasarlanmış, anti-gravity bir uzay aracın var. yine kara deliğe yaklaşamazsın bile. zira kara delik her şeyi kendine çeker. çok uzaklardan gelen, milyonlarca yıldır kara deliğe doğru düşmekte olan cisimler bile vardır. işte bu maddeler ufak bir noktadan kara deliğe düşerlerken, kütle çekimi etkisiyle kara deliğin etrafında dev bir spiral şeklinde inanılmaz hızlarda dönerler. yani uzay aracının saniyede 200 - 250 bin km hızla uçuşan trilyonlarca testerenin arasından sağ salim geçmesi gerekir ama bu mümkün değil.

    sonuç: ölürsün.

    hadi diyelim ölmedin. uzay aracın öyle bir teknolojiye sahip ki neredeyse ışık hızında kendisine çarpan parçacıkalara falan dayanabiliyor. çarpıp sekiyorlar. evet tahmin ettiğin gibi yine bir bit yeniği var. bu mevzubahis kara deliğin etrafında bir spiral şeklinde inanılmaz hızlarda dönen o parçacıklar çok yüksek ısı seviyelerine sebep olurlar. kara deliğe ulaşmak için etrafındaki yüzbinlerce santigrad derece ısıdan oluşan kalkanı da geçmen lazım, geçemezsin.

    sonuç: ölürsün.

    tabii bedenini oluşturan atomlar halen birer atomlarken kara deliğin olay ufkuna girebilirler. lakin olay ufkunu geçtiklerinde son ışımalarını da yapıp tekilliğin bir parçası olurlar. tekillik bir maddenin kütlesinin, uzaydaki koordinatlarının ve zamandaki yerinin tek bir noktaya sıkışmasıdır. yani atomların uzaydan ve zamandan silinip, aslında her ikisi de olmayan bir öz halini alır.

    peki uzayın sonu var mı?

    var tabii ki. lakin o kadar büyük ki biz fani minnaklar için sonsuz gibi bir şey. evrenin yaşının 13,787 milyar yıl olduğu hesaplanıyor. buna rağmen evrenin sonu 13,787 milyar ışık yılı ötede değil. daha da uzakta. zira uzay durmaksızın genişliyor, genişledikçe de genişleme hızı daha da artıyor. çoktan ışık hızı seviyelerini geçmiş durumda. bilim adamları tarafından büyük oranda kabul görmüş olan kozmik şişme veya kozmik enflasyon (bkz: cosmic inflation) teorisine göre evrenin genişliğinin minimum 23 milyar ışık yılı seviyesinde olduğu hesaplanıyor. ama bu şişme çok da dengeli bir şişme de değil. toplam genişlik çapının 90 milyar ışık yılı mesafeye tekabül ettiği çizgiler olabilir deniyor. buradan saniyede 300.000 km hızla 90 milyar yıl boyunca seyehat etsen evrenin sonuna ulaşabilirsin sanabilirsin ama bu esnada evren o daha da genişlemiş olacak. 90 milyar yıldır gidiyor olmana rağmen önünde artık 90 milyar ışık yılından da uzun bir yolun olacak. öyle ulaşılmaz bir yerde bu evrenin sonu.

    yani uzayın sonu var ama sana / bana değil o son. insanoğlu için bu mesafeler, bu zaman ölçüleri ile sonsuzluk arasında bir fark yok.

  • 25 temmuz 2019 dolar kuru

    bir belgesel izlemiştim. matematik ve istatistik ile ilgiliydi.

    bir abla eline içinde 1500 tane şeker bulunan bir kavanoz alıyor ve 100'ün üzerinde kişiye "bu kavanozda kaç tane şeker var?" diye sorup, cevapları kaydediyor. genelde bin küsür diye cevaplar geliyor ama 100 diyen denyolar da var, 8000 falan diyenler de...

    sonra ablamız sonuçların ortalamasını alıyor, sonuç 1522 çıkıyor. gerçek rakama oldukça yakın. buradan seçim anketlerine ve hata payı muhabbetine falan bağlıyor akışı.

    şu entry'deki (#93038889) datayı kullanarak benzer bir hesaplama yaptım. 6,28 çıktı.

  • ankara soğuğu

    bundan 20 yıl önce. yaşlar 20 civarı. ankara'da kış yine kol gibi. haberlerde gece hava -15 derece diyor. gece arkadaşlarla karda falan eğlenmeye çıkıyoruz. kurtuluş parkında sikko bir havuz var. donmuş havuz. eğlenceyi hemen seziyoruz. "buz kırılır mı acaba?" diye ufak bir tereddüt geçirsek de dayanamıyoruz ve üzerinde bir sağa bir sola kayıyoruz. yerlere düşüyoruz. soğuktan hiç acı hissetmiyoruz. zira hava -15'den daha fena. rahat -20'si var. lakin eğlence dozu yüksek.

    bir süre sonra iyice boku çıkıyor. buzu kırmaya falan çalışıyoruz 4 kişi. kıramıyoruz, olmuyor. 2'li, 4'lü kombolar falan deniyoruz, yok. ben buzu kırabileceğim zayıf bir nokta arıyorum. sonunda köşede daha ince olduğuna kanaat getirdiğim bir bölge buluyorum. tabii kırılmayacağını düşündüğüm için gavura vurur gibi gömüyorum tabanı. buzun o kısmı çötek diye kolayca kırılıyor ve benim ayağım apış arama kadar buz gibi suya dalıyor. buz kalın ama su da derin. arkadaşların yardımıyla çıkarıyorum ayağımı. kot pantalonum var. anında donuyor. pantalonun bir bacağı taş gibi. neyseki bunun bir faydası da pantalon bacağıma temas etmediği için veya soğuktan hiç bir bok hissetmediğim için hiportermi geçirmiyorum. ayaklar zaten dışarı çıktığımız andan itibaren orada yoklar, hissedilmiyorlar.

    ev de bayağı uzak. öyle yürüyoruz. sonra yürürken ben arkadaşımın elinden bir şey damladığını görüyorum. "sen de mi ıslandın la?" diyorum. "höö?" diyor. "sen de mi ıslandın? artı benim bacak donuyor da senin kolun niye donmuyor? bu nasıl bir atmosferik çifte standart?" diye söyleniyorum. sonra arkadaş elini kolunu kontrol ediyor. meğer yere düştüğü anların birinde elinin yanı serçe parmağının başlangıç noktasından bileğine kadar kesilmiş. şakır şakır kanıyor. herif soğuktan ne acı hissediyor ne de kan damladığını. haberi bile yok!

    işte böyle soğuk olabiliyor koduğumun ankarası...

  • yumurta kıran tost yapan mantı yapan erkek

    - yumurta kıran
    - tost yapan
    - mantı yapan
    - türlü yapan
    - börek yapan
    - her türlü meze yapan
    - adana, urfa... her türlü kebap yapan
    - 8 farklı tür pilav yapan
    - et, balık, tavuk binbir çeşidini yapan
    - türk mutfağındaki sulu yemeklerin %80'ini yapan
    - dünya mutfağından 30 - 40 farklı çeşit yemek yapan

    böyleeeee daha 10 kilometre uzatırım bu listeyi. aşçı değilim ama olmaya özendiğim çok oldu. erkek adam ağzının tadına dikkat eder. yaratıcılıktan uzak, düm düz ve lezzeti düşük yemekler yapan hanımlara direksiyonu bırakmaz, mutfağını sever.

  • beşiktaş liverpool'la oynasa 9-0 yeneceği gerçeği

    tam da sizin bu saçmalıklarınız yüzünden adımız "tinerci"ye çıktı amk.

    edit: tamam adam trol anladık! lakin türkiye'de futbolu takip eden kitlenin %80'i böyle muhabbetlere bayılan at hırsızı tipler. keşke siktir olup gitseler de çocuğumuz "baba maça gidiyorum" dediğinde "manyak mısın piç?" demek yerine formayı sırtımıza geçirip ailecek maça gidebilsek. biramızı içip, sosislimizi ısırıp, tezahüratımızı yapıp sikik a.v.m.'lerdeki boktan sinemalarda, fahiş fiyatlı mekanlarda zaman geçireceğimize takımıza bir katkımız olsa. futboldan sadece ekran başında değil, stadyumda da keyif alabilsek. değil mi ha? ama nerdeee...