ni dieu ni maitre5
profili

  • karısına dağda klip çeken adam

    ben şahsen beğendim.

    kurgu desen var. koreografi desen var. adam özenmiş yani. mesela çocuğa fötr şapka ve kravat giydirmiş bir sahnede. oturup bunları düşünmüş. prozodi yok ama arada vurgu yapmaya çalışmış. muazzam bence. sadece teyze biraz mutsuz gibiydi. bir "bitse de gitsek" havası vardı. dayıya imkan verilse belki jesus christ superstar müzikali tarzında işler çıkarabilir. ama imkan verilmemiş.

  • kişinin kulağına gelen kendi hakkında dedikodular

    lise yıllarımda duyduğum dedikoduları yazsam üç sezonluk dizi çıkar.

    liseyi küçük bir ilçede okudum. müzik zevkim ve giyim tarzım, yaşadığım yerin ekseriyetine göre biraz farklı olduğu için dikkat çekiyordu. eh, adımın sataniste çıkması da gecikmedi.

    iş dedikodu boyutunu aşmıştı. millet baya katı bir imanla inanıyordu. mesela artık araba mı çarpmış, köpek mi parçalamış ne olmuşsa birkaç kedi ölmüştü. zanlının kim olduğu konusunda en ufak bir tartışma yoktu. şuradan biliyorum, yolda yürürken dayının biri beni durdurup "oğlum ne zevk alıyorsun şunları yapmaktan" diye sormuştu. son derece emin yani. adam o kadar kendinden emindi ki neredeyse ben bile ikna olacaktım.*

    bir ara geceleri bir yere gidip kendim gibi satanistlerle toplanıp ayin tarzı işler yaptığımla alakalı bir söylenti duymuştum. baya birkaç kişiden duydum. uzunca bir süre, benim dışımdaki herkes haberdardı bu konudan.*

    hayır işin kötüsü, o yıllarda gayet sıkıcı, asosyal bir hayatım vardı ahahaha. dedikoduların baş karakteri olan ni dieu ni maitre supernatural ayarında bir hayat yaşıyordu ama ben bütün gün evde oturuyordum. bir ara öykünmedim diyemem.

  • psikologların aşırı fahiş ücret talep etmesi

    psikologların bir meslek yasaları yok. bununla başlayalım.

    devlette istihdam edilme oranları oldukça düşük. aslında gerekiyor ancak pek yüksek oranlar değil. psikoloji bölümünden mezunsanız ya gidip bir rehabilitasyon merkezinde günde 10 saat asgari ücretle çalışacaksınız ya başka bir meslek yapacaksınız ya da klinik açacaksınız.

    klinik açtınız. kliniği kirası ucuz bir yerde açma şansınız pek yok. mesela üstkaynarca'da açtığınız bir psikoloji kliniğine kimse gelmez. eh, bağdat caddesi'nde, alsancak'ta ya da kızılay'da açtığınızda da 150 tl seans ücretiyle gemiyi yürütemezsiniz. kira var, faturalar var, sizin hayatınızı sürdürmeniz için gereken bir meblağ var, çalışanların maaşları var, tüm bunlar dâhil olunca masraflarınız onbinlerce liraya ulaşıyor.

    türkiye'de insanlar psikologa gitmiyor. psikologa gitmesi gereken insanlar yaşam koçlarını, astrologları ve bilimum dolandırıcıları tercih ediyor. bir astrolog 100 tl'ye seans yapsa gemiyi döndürür, çünkü ne yazık ki insanlar bu şarlatanlara güveniyor..

    psikolog ile psikiyatrın farkını bilmeyen veya psikiyatrı psikologun bir üst rütbesi zanneden insanlar da var. terapiye ihtiyacı var mesela, onun yerine antidepresan almayı tercih ediyor.

    bu durumda psikologlara gelen insan sayısı da az. sirkülasyon düşük. hâliyle seans ücretleri mecburen pahalı oluyor.

    psikologlar devlette istihdam edilseydi, her mahallede çalışan en az 1-2 psikolog olsaydı, yaşam koçları, astrolog gibi şarlatanlara tanınan imkânlar bu işin eğitimini almış insanlara tanınsaydı, rekabet artacağı için fiyatlar düşerdi. böyle bir durumda belki 50 tl'ye bile hizmet alabilirdiniz. ama hâl böyleyken fiyatlar gayet normal.

    çalışma alanı kısıtlı, talep de düşük, böyle olunca düşük fiyatlarla terapi yapmak kolay değil.

  • behzat ç.

    izleyicinin aklıyla alay eden bir senaryo ekibine sahip olan dizi.

    --- spoiler ---

    bir terapistin, danışanına kendi sıkıntısını anlatması hiç gerçekçi değil. çünkü bunlar arkadaş değil, arada profesyonel bir ilişki olması gerekiyor. terapistin görev tanımında "takma kafana qanqa benim de babam öldü" diye dert yanmak gibi bir eylem yok.

    hele hele, terapistin danışanına "karınızı gördüğünüz için çok şanslısınız" deyip "delilik" olarak adlandırdıkları meftumu övmesi mümkün değil. en dandik terapist bile yapmaz bunu. zira, behzat karısını gördüğü için şanslıysa, ortada bir sorun yok demektir. bir sorun yoksa, sorunun çözümü için gerekli olan terapiste de ihtiyaç yok. adam karısını gördüğü için şanslıysa sen neden varsın?

    madem terapi sahnesi yazıyorsunuz, bir terapiste danışın. ya da terapi yöntemlerini anlatan kitaplara bir göz gezdirin. böyle çiğ, sığ bir kurgu olmaz. "aman canım dizi sonuçta" denilip geçilmeyecek kadar kötü olmuş.
    --- spoiler ---

    suat karakterine ayrıca uyuz olduğumu da belirteyim. tamam, amerikan polisiyelerinde bulunan hafif salak polisi yapmaya çalışmışsınız ama abartı olmuş. bir polisin "yaaa amirim ben yapayım mı nooluuuur" diye konuşması mümkün mü? böyle ponçik bir polise rastladınız mı hiç? harun'dan bile daha gereksiz bir karakter olmuş.

    bir sonraki bölümü izlersem, erdal beşikçioğlu'nun oyunculuğunun hatrına olacak.

  • beyoğlu esnafının iflasın eşiğine gelmesi

    ektiklerini biçiyorlar. açık ve net.

    türkiye'nin cazibe merkezi sultanbeyli'den hâllice bir yere dönüştürülürken bu arkadaşlar ellerinde sopalarla eylemci kovalamakla meşgullerdi. bu dönüşümün, beyoğlu'nun cazibesini, kültürel yapısını kaybetmesinin neye mâl olacağını anlamadılar.

    beyoğlu, osmanlı'nın son yıllarından beri modern yaşamın, kültürel hayatın merkeziydi ve her zaman hareketli bir yerdi. tabi bozulma akp ile başlamadı, 6-7 eylül'ün getirdiği kültürel tahribat çok büyük ama akp'nin saçma sapan politikaları yüzünden bütün cazibesini kaybetti. mimarisi tahrip edildi, kültürel hareketlilik zarar gördü, insanları beyoğlu'na çeken ne varsa yok edildi ve birkaç bar/kafe sahibi dışında hiçbir beyoğlu esnafı bu dönüşüme karşı bir inisiyatif göstermedi.

    emek sineması ve gezi eylemlerinde bu kimliksizleştirmeye karşı direniyorduk. nitekim bu esnaf takımını da devamlı karşımızda bulduk. ellerinde sopalarla polislerin peşinden "izin verin amına koyalım hepsinin" diye dolaştıklarını hatırlıyorum yani, üzerinden uzun zaman geçmedi. eğer bize gösterdikleri direnci ayda bir şişli'ye kadar bütün yolları kapatıp taksim'i hayalet şehre çeviren iktidara gösterebilselerdi durum biraz farklı olabilirdi.

    birkaç ay önce radiohead partisine saldırdıklarını da hatırlıyoruz. böyle bir zombi yığınının ortada dolaştığı, sanat galerilerine saldırma cesareti bulduğu bir semtin cazibe merkezi olmasını kimse beklemesin. beyoğlu esnafı da bu durumda ektiğini biçiyor. şimdi "iş yapamıyoruuuuz" diye ellerinde sopalarla çıkabilirler, boş vakitleri boldur.