juvares4
profili

  • ertesi gün hapını erkek mi içer kız mı sorunsalı

    genç sevgililerin kafasını karıştıran sorunsal.

    keşke babalarınız içseydi de bu tartışmayı hiç yapmasaydınız :/

  • en yakındaki kitabın 107. sayfasının 1. cümlesi

    en yakın kitabın 56. sayfası değil miydi bu başlık? ona bile %90 üzerinde zam gelmiş :/

    (bkz: hiperenflasyon)

  • golden state warriors

    warriors’un yıldızlarla dolu kadroya kevin durant’ı eklemesi çok büyük oranda başarı, küçük bir miktar da şans içeriyor. ancak öncesinde durant’ı almadan önce de warriors’ın kendisini son iki sezonda bir kez şampiyon, bir kez finalist ve 73 galibiyetlik rekor sahibi yapan kadroyu oluşturmasının da en az aynı derecede bir başarı ve şans olduğunu hatırlatmak isterim.

    geçmişe dönüp baktığımızda warriors’un bu günlere nasıl geldiğini -biraz cap hesabı da yaparak- anlatalım.

    13 mart 2012

    lokavt sebebiyle çok geç başlayan sezonda trade deadline öncesi playoff şansı kalmayan golden state warriors 22 sayı 6 asist ortalamaları ile takımın en iyi oyuncusu görünümündeki monta ellis’i diğer oyuncularında dahil olduğu bir takas ile milwaukee’ye gönderirken karşılığında stephen jackson ile müzmin sakat andrew bogut geliyordu. bogut’un o sezonun devamında oynamayacağı biliniyordu. warriors fanları çılgına dönmüş, yönetime ateş püskürüyordu.

    oysa ellis’in gönderilmesi hem stephen curry’nin hem de klay thompson’ın önünü açan ve bogut’un kazanılmasına sebep olan çok büyük bir hamle olacaktı birkaç sezon içinde. bir nevi golden state’in vaka-yı hayriyesi idi.

    31 ekim 2012

    ilk üç sezonu boyunca bilek sakatlıklarından çok çeken stephen curry’ye yönetim 2013-14 sezonundan başlayacak şekilde bir extension verdi: 4 yıl 44 m$.

    bugün nba’in en kelepir kontratı olarak örnek gösterilen bu değerler o günlerde warriors yönetiminin büyük bir hatası daha olarak algılanıyordu. aslında itiraz edilen nokta curry’nin yetenekleri ve oyununun buna değip değmeyeceği değildi. itiraz edilen nokta curry’nin sık sık sakatlanan bir oyuncu (injury prone) olmasıydı. gerçekten de bir önceki sezon olan 2011-2012 sezonunda bile curry sadece 26 maç (66 maçlık kısa lokavt sezonuydu) oynamıştı.

    10 temmuz 2013

    denver ve utah’la gerçekleştirilen üçlü takas sonucunda andre iguodala 2 adet birinci tur, 2 adet ikinci tur draft hakkı karşılığı takas edildi. biraz pahalıya mı geldi ne?

    25 ekim 2013

    yönetim andrew bogut’un devam eden sözleşmesini bir sonraki sezondan başlamak üzere 3 yıl 36 m$’a uzattı. önceki iki sezonun toplamında sadece 44 maç oynayan sakatlıklarla başı sürekli belâda olmuş bir oyuncu için büyük bir riskti.

    haziran-temmuz 2014

    lebron’un evine döndüğü günlerde ve gündemde konuşulan bir diğer konu ise kevin love’ın nereye takas edileceği idi. warriors çok istekliydi ancak timberwolves pazarlıkta mutlaka klay thompson’ı istiyor, warriors ise curry ve thompson ikilisine dokunmadan ilerlemek istiyordu. sonuç olarak anlaşamadılar.

    o zamanlarda kevin love için klay thompson’ın verilmemesini büyük bir hata ve tarihi bir fırsatın kaçırılması olarak gören kişi sayısı hiç de az değildi.

    31 ekim 2014

    işte bu klay thompson’a -ki 2011 draftının 11. sıra seçimidir- hemen o yaz yine bir extension verdi yönetim: 4 yıl maksimum değerler üzerinden. evet klay thompson iyi bir oyuncuydu, ışık gösteriyordu ancak maksimum kontrat edip etmeyeceği yine çok tartışılmıştı.

    9 temmuz 2015

    yukarıda saydığım hamleler yazmadığım diğer bazılarıyla beraber meyvelerini vermiş ve warriors şampiyon olmuştu. şampiyonluk yolunda takıma çok büyük katkı sağlayan sürpriz bir isim ise 2012 draftında ikinci turda 35. sıradan seçilen ve david lee’nin yedeği olarak geçirdiği iki sezonun ardından sürpriz bir patlama yapan ve playofflarda daha da büyüyen bir isim draymond green idi. green ile yeni sözleşme yapılıyordu: 5 yıl 82 m$. evet green takımının başarısında çok kritik bir rol üstlenmiş ve çok iyi bir sezon geçirmişti. ancak sadece bir sezon üst düzey oyun oynamış bir oyuncuya beş yıl için maksimuma yakın bir kontrat verilir miydi?

    .....

    muhtelif tarihlerde harrison barnes, marreese speights, festus ezeli, shaun livingston gibi önemli beş ve bench oyuncuları takıma draft, takas, transfer gibi yollarla eklenmişti.

    sonuç olarak warriors -yazının başlarında da belirttiğim üzere- kendisini son iki sezonda bir kez şampiyon, bir kez finalist ve normal sezonda 73 galibiyetlik rekor sahibi yapan kadroyu oluşturmuştu

    .....

    ....

    ...

    ..

    .

    4 temmuz 2016

    yeni televizyon anlaşması başta olmak üzere ligin artan gelirlerinin etkisiyle salary cap yeni sezon öncesi yaklaşık olarak 25 m$ artış gösterdi.

    işte cap’te gelen bu artış ile beraber yukarıda anlattığım şekillerde gerçekleşen hikâyeleri ile curry, ıguodala, thompson ve green’in kontrat detaylarının günümüz değerlerinde oldukça makul/ucuz kalıyor olması warriors’ın takıma cap boşluğu yaratarak bir yıldız daha katabilme olasılığını yaratıyordu: kevin durant.

    yalnız durant’ı (veya başkasını) alabilmek yani cap boşluğu yaratabilmek için warriors’ın bazı diğer haklarından vazgeçmesi gerekecekti.

    warriors kevin durant’ı almak için harrison barnes ve festus ezeli’nin haklarından (*) vazgeçerken, marreese speights’in de bird haklarını bırakmak (*) zorunda kalıyor. aslında bu da yetmiyor, bogut’un da takas ile karşılıksız gönderilmesi gerekiyor. (aslında cap hold’u 5 m$ olan ezeli’nin haklarını tutarak shaun livingston’u takas etmek de bir seçenek olabilir)

    sonuç olarak salary cap sistemi ile warriors’ın durant’ı takıma katabilmesi, geçmişte yaptığı bugün başarılı olarak görülen kritik ve şanslı hamleler ile beraber yine de birşeylerden (hatta pek çok şeyden) vazgeçebilmesi ile mümkün olacaktır.

    eğer warriors durant’ı almasaydı şöyle bir kadrosu olabilirdi:

    stephen curry / shaun livingston
    klay thompson / brandon rush / patrick mccaw
    harrison barnes / andre iguodala
    draymond green / marreese speights / kevon looney
    andrew bogut / festus ezeli / damian jones

    ayrıca ellerinde bi-annual, mini midlevel ve minimum oyuncu istisnaları (exception) ve bir iki trade exception ile daha farklı oyuncu ekleme seçenekleri de bulunacaktı. (not: rush, barnes, speights ve ezeli kalıp kalmayacağı belli olmayan oyuncular. ancak bu biraz da warriors’ın elinde..)

    kevin durant eklenince ise şöyle bir kadro çıkıyor ortaya:

    stephen curry / shaun livingston
    klay thompson / patrick mccaw
    kevin durant / andre iguodala
    draymond green / kevon looney
    damian jones

    kadroyu tamamlamak için ellerinde ise sadece room exception (2,9 m$) ile minimum oyuncu istisnaları olacaktır. (iguodala 3, durant 4, draymond 5 oynayabilir tabii; vurgulamak istediğim rotasyonun zayıflayacağı)

    velhâsıl golden state warriors mevcut süper kadrosuna kevin durant’ı ekleyerek büyük bir iş yaptı. öte yandan bu hamlenin önemli bir maliyeti de oldu. warriors, pek çok oyuncusunu da bu sebeple kaybetti. (takas edilecek bogut haricinde kalan barnes, ezeli, speights gibi isimlerin bazıları belki de gidecekti yine de bilemeyiz..)

    durant transferinden ne kadar kârlı çıktığını ise önümüzdeki zaman gösterecek. gelecekte üç sorunun cevabına bakacağız:

    1) warriors durant ile şampiyon olacak mı? (durant gelmeseydi de harrison barnes vs. kalsaydı (yine de) şampiyon olur muydu spekülâsyonu eşliğinde..)

    2) warriors durant ile daha iyi bir takım olacak mı? işin teknik kısmında, top paylaşımında, savunmada neler yaşanacak? nitekim amerikalıların “bir şey bozuk değilse/çalışıyorsa tamir etme” (if it ain’t broken don’t fix it) şeklinde bir lâfı vardır. 2016-17 warriors her zaman 73 galibiyet alan, finalist 2015-16 warriors ve/veya 65 galibiyet alan şampiyon 2014-15 warriors ile kıyaslanacaktır.

    3) yukarıda bahsedilen kontratlardan kelepir kabul edilen ancak son senesine giren curry ve ıguodala kontratları ile 1+1 yıllık durant kontratı birleşince 2017 yazında bu üç oyuncuya ve fazlasına nasıl ödemeler yapılacak? hepsi bir arada tutulabilecek mi?

    ---

    not: bir basketbol sitesinde yazdığım "kendi yazımdan" alıntıdır.

    ---

    edit: @james sunderland'ın uyarısı ile tarih hatası (typo) düzeltildi: 2001 değil 2011 draftı.

  • 2016 turizm krizi

    benim algıladığım kadarıyla gayet yaşanmakta olan 2016 ekonomik krizinin turizm sektöründeki ayağıdır. üstelik -işin ekonomik kriz boyutu ne kadar sürer bilemem ama- önümüzdeki en az birkaç yılda 2017 turizm krizi, 2018 turizm krizi ..... şeklinde de devam edecek olan krizdir.

    bu entryde konuyla ilgili teorik ve istatistiki bilgiye bağlı olarak biraz yorum yapmak istiyorum. basit ama detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacam ama öncelikle kendimin sürekli gezen bir turist sayılamayacağımı* türkiye’nin gözde turistik destinasyonlarına* ziyaretlerimin de çok nadir ve kısa süreli olduğunu belirtmek isterim. ancak, turizm alanında okumuş, çok az da olsa çalışmış ve üniversitede aynı alanda çalışan bir araştırma görevlisi olarak sektörde çalışan eski arkadaş ve tanıdıklar ile hâlihazırda çalışan, staj yapan öğrencilerimiz ile yaptığımız sohbetlerden öğrendiklerimin aşağıda yazacaklarımı şekillendirdiğini de eklemek isterim. nitekim bu başlık içinde verilen pek çok güncel gözlem de benim söyleyeceklerimi destekler nitelikte.

    ama başlamadan önce türkiye’de devlet kurumlarına istatistik konusunda hiç güven olmadığını (beceriksizlik ve/veya kasti olarak manipüle etmeleri sebebiyle) o yüzden verilen ve bundan sonra verilecek bazı istatistiklerin de şüpheye açık olması gerektiği konusunda dikkat çekmek isterim.
    örnek vermek gerekirse 2014 yılında türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısını tüik 41,6 milyon (35,6 milyon yabancı ve 6 milyon yurtdışında ikamet eden türk vatandaşı olarak ayırıyor), türsab 36,2 milyon (total), kültür ve turizm bakanlığı 36,8 milyon kişi olarak açıklarken dünya turizm örgütü (unwto) 39,8 milyon kişi olarak açıklıyor. istatistik karmaşasındaki en olası doğru senaryo tüik ve dünya turizm örgütü verilerinin birbirine yakın olduğu ancak tüik’in günübirlikçileri dahil ederken dtö’nün hariç tutması olarak açıklanabilir. bakanlığın ve türsab'ın verileri niye farklı derseniz (başka kurumlarda da farklı şeyler çıkabilir, bakmadım daha fazla) bende kayış kopuyor işte..

    ---

    1. öncelikle şu ayrımı yapmak lâzım. “türkiye’ye gelen turist sayısı 35-40 milyon (?) kişidir” falan filan deniyor ya, turist sayısı değil ziyaretçi sayısı o. (bkz: ziyaretçi). ülkeye her gelen yabancı, turist değildir. şimdi nerede okuduğumu bulamayacam ama geliş amaçlarına bakıldığında gelen toplam ziyaretçilerin %70’inin bizim turist olarak algıladığımız deniz, kum, güneş, kültür, şehir gezisi vs. turisti olduğunu söyleyebiliriz. geriye kalan %30’un içinde iş/ticaret amaçlı gelenler de var ki, onlar da turizm için iş (business) turistidir, bi de aile, akraba, arkada ziyareti (visiting relatives and friends) yapanlar var. onlar çoğunlukla konaklama istatistiklerine yansımazlar bile ama döviz bırakırlar (bu grup arasında önce ziyaret sonra ayrıca tatil yapanlar da var)
    fakat bi de çalışmaya gelip bizde kazandıkları paraları kendi ülkelerine götürenler var, (başta gürcüler olmak üzere), işte bu tür yabancı ziyaretçilerden dolayı da döviz girişi değil bilâkis çıkışı olmaktadır.
    yanisi geliş amacına göre ziyaretçiyi ayırmak gerek. çünkü keyfi tatil amaçlarıyla gelenlerin dışında kalan diyelim ki 10-12 milyon kişi için değişen bişey yok -yine gelecekler- ama geriye kalan 25-28 milyon kişi bizim bu başlıktaki kriz durumunun öznesini oluşturmakta.

    2. döviz dedim değil mi: euro ya da dolar? işte bütün mesele bu!!
    burada ülke ekonomisi perspektifinden bakarsak, kriz anlamında asıl tartışılması gereken konu turist sayısındaki artış/azalış değil, bunun ekonomik yansımalarıdır. yani gelen turistlerin ne kadar para harcadığı ya da harcamadığıdır. ülkemizin genetik kodlarından birisi de cari açıktır. cari açık ne derseniz, kazandığından fazlasını harcayıp borçlanmaktır en basit ifadeyle. işte türkiye’nin ödemeler dengesine bakılırsa, kazandığımızdan az harcadığımız yani borçlanma miktarımızı düşüren en önemli kalem dış turizm gelirleri olarak görülecektir.

    karıştırılmasın (ülke olarak) iç turizmde bir cebimizden aldığımızı ötekine koyarız. ancak dış turizmde ülke dışından gelen döviz olan 31,5 milyar dolar bir cebimize girerken; bizim vatandaşların yurtdışında harcadığı 5,7 milyar dolar ise diğer cebimizden çıkmış, 2014 yılında. işte turizmin ülkeye ekonomik katkısı bu ikisi arasında olan fark yani 25-26 milyar dolardır, güncel değerlerle. 2016 turizm krizi sonucu diyelim ki bu miktarın 10-15 milyar dolara inmesi bile sarsıcı sonuçlar doğurur, ülke ekonomisi için.

    ha bu kazanılan paranın dağılımı adil ve dengeli değil, onu da biliyorum tabii. biraz da bu yüzden itfaiyenin hortumu temalı fantezilerinizi gerçekleştirmenize karşı değilim, onu da ekleyeyim.

    3. velhâsıl, turist sayısıyla beraber gelir zaten azalacak ama düşen/düşecek fiyatlar sebebiyle gelir aynı oranda değil daha vahim bir miktarda azalacaktır. ülkemize gelen yabancıların ortalama harcamaları 700 küsur dolarlardan 500-600 dolarlara inecek büyük ihtimalle *. yani şöyle toparlayabiliriz: ülkemize gelen yabancı turist sayısında azalış %30-35 olup, bu kişilerin bıraktığı gelir miktarı %40-50 azalabilir.

    o yüzden turistin niceliğinden daha ziyade niteliği (ekonomik olarak: harcama gücü ve miktarı) önemlidir. tabii burada geceleme sayısına da bakmak gerek, ama ortalama bir turistin ortalama geceleme sayısında pek radikal bir değişiklik olacağını sanmıyorum. yine de not edeyim dedim.

    4. ha burada gelir azalıyor belki ama o gelire bağlı olan ve bizim ödemeler dengesinde dikkat çekilmeyen önemli bir unsur daha var: maliyetler gerçeği.

    maliyetler en iyi ihtimalle azalmıyor, zamanın doğal seyrine bağlı olarak bir tık artıyor aslında. bu da sonuç olarak turizm sektörünün kârlılığını ciddi manada azaltıyor.

    şu da var, ekonomik krizde ilk bakılan konulardan değil gerçi ama, biz bu turizm işinde doğal güzelliklerimizi bir sermaye olarak ortaya koyuyor ve tüketiyoruz. bunun hesaplanabilen parasal bir karşılığı yok ama doğal güzelliklerimizi turizmle tüketiyorsak madem bari anlamlı bir karşılığı olsun diye düşünüyor insan..

    bu noktada yeri gelmişken sürdürülebilir turizm’in (ve sürdürülebilir kalkınmanın) önemine dikkat çekelim :)

    5. neyse ana konuya yeniden geri dönersek, gelen turist sayısında azalma olacağından bahsetmiştik. bir diğer deyişle türkiye’ye yönelik turizm talebinin azalmasından. ha, işte bu turizm talebinin elastik bir yapısı vardır. yani turizm talebi nazik, hassas bir şeydir, kolayca yön değiştirebilir. yani buradaki temel sıkıntı, artık türkiye’ye gelmeyen turisti, türkiye’ye turist getirmeyen acentayı gelecekte yeniden buraya çekmek için kırk takla atmak gerekeceği gerçeği.

    önümüzdeki yılda türkiye’ye turist gelmemesine sebep olan tüm olumsuz koşullar (rusya politik ve ekonomik krizleri, terör olayları ve psikolojisi, avrupa’daki negatif imaj) düzelse bile başka destinasyonlara kayan kitleleri yeniden türkiye’ye çekebilmek birkaç yıllık bir zaman alacaktır. tabii bu olumsuz koşulların gelecek yılda düzelmiş olacağına inanmak için pollyanna iyimserliğinde olmak gerekir, orası ayrı..

    işte bu yüzden turizm krizi sadece 2016 değil ama en az 2020’ye kadar (şiddeti artar veya azalır bilemem) devam edecektir.

    6. çünkü gerçekçi olalım, erdoğan ve akp hükümeti tükürdüğünü yalayabilir belki ama düşük ihtimal. yani ruslardan kaynaklı turist kaybı 2016’yı geçtim, sonraki yıllarda da potansiyel olarak yılda 3-4 milyon kişi kadar olacak.

    sonra terör ülkesi, terörü destekleyen ülke, patlayan bombalar, ölen insanlar ve turistler kısmında ülkede bir daha buna benzer bir olay yaşanmayacağını kim garanti edebilir. her patlayan bomba özellikle avrupa’dan gelecek dış turizm talebini biraz daha düşürecektir.

    diyelim ki * ülkemize bir anda politik istikrar geldi, artık güvenlik, ölüm riski yok denecek kadar az.. yine de şu anda üzerimize yapışmış olan tehlikeli ülke imajını ve teröristlere yardım eden ülke antipatisini yok etmek/unutturmak uzun yıllar alacaktır.

    7. araplar, iranlılar ile telâfi ederizciler.. en iyi ihtimalle beş yerinden delinmiş su alıp batmakta olan geminin bir hadi bilemedin iki deliğini kapatırsınız. bu arada yavaş yavaş israil’i, batı avrupa’dan geriye kalanları ve en sonunda da yerli turist’in kalanının bir kısmını da öylece kaybedebilirsiniz.

    çünkü arkadaş, ben şahsen türkiye’de antalya falan bir yere tatile gideceksem, rus varsa, isveçli varsa, alman varsa gitmek isterim. ya da senin benim gibi medeni türk insanları varsa.. arap turistlerin ve kültürünün göze battığı bir yere gitmek istemem, haremlik-selamlık konsepti veya psikolojisinin baskın olduğu bir yere gitmek istemem. ha, özellikle onun için gelmek isteyenler de olur tabii ki, ama işte bu durum pazarın net bir şekilde ayrılmasını sonucunu doğurur. yani gelecek arap turist sayısı ve harcamaları avrupalıyı ve yerliyi kaçırma riskine değer mi? dimyat’a pirince giderken..

    8. biraz da gelen ziyaretçi verileri üzerinden turist/ziyaretçi tipolojilerine bakalım:

    batı avrupa (almanya, ingiltere, hollanda, iskandinav ülkeleri vs. diğer ülkeleri de ekleyince 2015’te 15 milyonun üzerinde ziyaretçi sayısı) genellikle tatilini önceden planlar. konfor ve güvenlik talep eder. bu yılın toplamında bu pazarda yaklaşık %30’luk bir daralma gerçekleşir. gelmeye devam edenler kemik kitle olacaktır. o yüzden antalya’da, muğla’da falan yeni bombalar patlamazsa bu sayı daha çok azalmaz ilerleyen yıllarda. ancak tekrar ne zaman 15-16 milyon seviyesini gelir ve aşarız bilinmez??

    ruslar, 2014’teki 4,5 milyon kişi seviyesi geçen yıl 3,6 milyona düşmüş, rusya’nın kendi ekonomik krizinin de etkisiyle. uçak olayından ve putin yaptırımlarından sonra ise bu yıl bir milyonu bulursa şaşırırım. bu gelenlerin çoğu da tatil turisti değil bu arada. iş, aile, okul gibi sebeplerle gelip gidenler..

    bulgarlar, yaklaşık iki milyon ziyaretçi geliyor bulgar pasaportlu. ama bunların çoğu türk kökenli bulgar uyruklu kardeşlerimiz. aile ziyaretlerine geliyorlar, tatil için para harcamaya değil. ekonomik katkıları çok düşük.

    gürcüler, evet istatistiklere bakılınca geçen yıl yaklaşık iki milyon gürcü gelmiş, ama bunların da çok büyük kısmı mevsimlik işçiler veya bavul ticareti gibi amaçlarla gelenlermiş. yani bizden züğürtler ve döviz katkıları olmuyor, bilâkis bizden götürüyorlar (bizim gurbetçilerin avrupa’da falan para kazanıp türkiye’ye transfer etmeleri gibi)

    iranlılar, yükselişte olan bir grup. geçen yıl 1,7 milyon kişi gelmiş. bunların bir kısmı doğu tarafına giriş, çıkış yapanlar. ticaret amaçlı. tatile gelenleri de azımsanmayacak sayıda. ancak geleceği iran kurtarmaz, nitekim ambargonun kalkmasından sonra parası olan iran turistleri avrupa’ya yönelecektir.

    ırak, bir milyonun üzerinde ziyaretçi olmuş 2015’te. bunların tatil amaçlı gelen sayısının %10 olacağını bile düşünmüyorum. yine iş, çalışma ve bavul ticareti amaçlı görünüyor.

    zengin arap ülkeleri: bir buçuk - iki milyon civarında. en çok istanbul’a geliyorlar aslında. sosyo-kültürel yapıları ile felâket olabilirler ama iyi para harcıyorlar. bu sayı belki biraz daha artabilir ama antalya’yı, muğla’yı falan bu kesimin kalkındıracağını sanmıyorum. zaten yukarıda yazdığım gibi getiri kadar götürüleri de olacaktır.

    9. doluluk oranı gerçeği veya aldatmacası var bir de. meselâ bu yaz hiç açılmayan ve açılmayacak oteller var, onları çıkarınca kalanların doluluk oranı biraz daha yüksek görünüyor. oysa yöre, bölge veya ülke özelinde daralma olduğu kesin. yani bu sezon özelinde açılmayan otelleri % 0 (sıfır) olarak kabul edersek gerçek doluluk oranının ne olduğunu anlayabiliriz. ama şimdi o oteller hesaba katılmadığı/katılmayacağı için istatistik olması gerekenin üstünde çıkacaktır. yemeyin!

    bi de şöyle bir durum var, antalya-muğla gibi yerlere gelen tatil turistinin ortalama konaklama süresi bir hafta kadardır. iş amaçlı gelip konaklama tesislerinde kalanlar ise 1-2 geceleme yaparlar. işte bu yıl gelmeyecek olan milyonlarca insan birinci gruba girenler. yani ülke olarak satılan oda sayısında ciddi bir düşüş olacak. bu gelen turist sayısından daha önemli bir gösterge (oda fiyatı ile beraber ele alınmalı tabii, yukarıda asıl gelir ve kârlılığın önemli olduğunu yazmıştım)

    10. açılmayan otellerden bahsetmişken, turizmde talebinin küçülmesi er ya da geç turizm arzını da etkiler. 2016, 2017, 2018 krizleri derken kapanan tesis sayısında her geçen yıl artışlar olacaktır. peki sonra? hadi 2020’de kriz geçti 40 milyon turist gelecek diyelim, ulaşımıyla, oteliyle, yemesi içmesiyle o tür bir adaptasyon da sihirli bir değnek dokunmuş gibi bir anda oluşmaz, birkaç yıl da arzın toparlanması sürer.

    bu konuda en büyük sıkıntı nitelikli/kalifiye personelin toparlanması olur. nitelikli personel derken, eli yüzü düzgün, medeni, dil bilen, nitelikli iş yapan, eğitimli (tercihen turizm alanında) veya alaylı kişilerdir. buna göre, hazırda turizmde kariyer yapan nitelikli personel (ki oran olarak düşükler maalesef) başka sektörlere geçmek zorunda kalacaktır. daha da geri dönmez kolay kolay. yakın zamanda turizmde çalışabilecek potansiyel nitelikli personel, bu sektörde hiç iş bile aramaz, doğrudan başka sektörlere kayar.

    sonra ortalık başka sektörde tutunamayan, en iyi ihtimalle iyi niyetli ama kıro, en kötüsü ise metro muavini türü profile sahip çalışanlarla dolar. turizmde kaliteli personel istihdam etme sorunsalı ömürlük olur..

    11. araba devrilince yol gösteren çok olur derler ama, bugün yaşadığımız krizin ve öncesinde turizmde göze bu kadar batmasa da potansiyelimizin altında kalmamızın en önemli sebeplerinden birisi politika ve planlama konusunda olan eksikliklerdir. siyasetçinin ve yatırımcısının sadece kendi menfaatini, o da sadece “bugün” olarak düşündüğü bir coğrafyadayız.

    doğru bir turizm politikası ve planlaması:
    - doğal ve kültürel kaynakların korunmasını (peşkeş çekilmesini hiç değil)
    - ekolojik çevreye minimum düzeyde zarar verilmesini (sıfır zarar gerçekçi değil ama doğayı ön plana alan bilinç ve uygulama çok büyük fark yaratır)
    - destinasyonların taşıma kapasitesinin aşılmamasını (fiziksel ve sosyo-kültürel taşıma kapasiteleri)
    - yerel halkın ve çalışanların bilinçlendirilmesini ve turizme entegre edilmesini (bu başlık altında neden herkes türk işletmecilere küfür ederken, yunanlıları övüyor, yunanistan'a git adam yerine koysunlar diyor, bir düşünün??)
    - turizm arzının farklı turizm türlerine ve şehirlere dağıtılmasını (istanbul, antalya, muğla ile 3s ve şehir turizmi dışında kalan yer ve türleri geliştirmek öncelikli olmalıydı)
    - turizm talebinin farklı pazarlara dengeli bir şekilde dağıtılarak yönetilmesini (bütün yumurtaları tek sepete koymamak, bakınız rusya krizi. tabii burada sadece dış ülkeler olarak değil, yerli turistin de her zaman belli bir oranda ağırlanması gerekliliği ortaya çıkıyor)
    ve buna benzer eylemleri içermelidir.

    12. bizde bir yukarıdaki maddede saydığım politikaların nasıl gerçekleştiğini hepimiz biliyoruz. orasını geçiyorum.

    yalnız temelde şöyle bir sıkıntı var: türk turizmi için milat sayılabilecek (bkz: turizmi teşvik kanunu)nun çıktığı 1982 yılını takip eden 34 yıllık sürede 24 farklı turizm bakanı görev yapmış. bunlar içinde geçmişinde turizmle alakalı eğitim alan yok. turizmle alakalı bir mesleği olan tek bir kişi var (bkz: bahattin yücel). hâliyle bir bakan -iyi niyetle bişeyler yapmak istese bile- göreve gelip de turizmde neyin ne olduğunu anlayabilene kadar kabine değişiyor zaten, hooop yenisi geliyor. ki bir önceki ilâhiyatçıydı meselâ !&?

    ha sıklığını bilmemekle beraber turizm destinasyonu sayılabilecek olan illerdeki valilerin sık sık değişmesinin de faydası olmadığı aşikâr.

    13. ha şimdi bu başlıkta itfaiyelerin göreve çıkmaya korkmalarına sebep olan konuya gelirsek: turizm sektörü en azından ayakta kalabilmek için yerli turistten medet ummaktadır. ancak burada da yerli turistin geçmiş olumsuz deneyimleri sektörün aleyhine görünmektedir. kötü muamele, oluşan negatif imaj, yorumlar ve paylaşımlar* pek çok insanın buralarda tatil yapmak istememesine sebep olmakta. aynı durum pek çok yabancı turist için de geçerlidir muhtemelen. çok değil daha geçen yazdı kate moss’a bir yemek için 2300 euro hesap gelince olay çıkarması vardı. negatif tanıtım * diyoruz buna da.

    he burada söz konusu turizmciler, esnaf vs. “biz nerede yanlış yapıyoruz, bir gelen neden bir daha gelmiyor” diye iğneyi kendine batıracağına (bkz: yurtdışı çıkış harcı 100 dolar olsun) gibi fantastik önerilerle çözüm üretebileceklerini düşünüyorlar..

    (ondan sonra su veren itfaiyenin hortumuna niye halleniyorsunuz diyorlar :p )

    14. politikacıların çözüm önerileri çok daha mı iyi dersiniz?

    davutoğlu’nun açıkladığı bir paket vardı hani, dokuz maddelik. şimdi aramaya üşendim de, asıl üzerinde durmaları gereken istihdamın korunması *, personel çıkarımının engellenmesi yerine yurtdışı acentalara kolaylıklar, destekler, uçak başına 6000 dolar sübvansiyonlar falan..

    yani ülkeye girecek az bir para var zaten, onun da bir kısmından daha vazgeçelim. ki bu acentalar köpekbalığı gibiler, o fiyatları o teşvikleri bir kez alınca gelecek sezonlarda daha yüksek fiyatları kabul ederler mi sanıyorsunuz??

    yanlış anlaşılmasın, dış turistin gelmesi için, acentaların turist getirmesi için bişeyler yapılmalıydı bence de ama bu verilen teşvikler sadece zaten her türlü gelecek turistten kazanacağımız parayı azaltıyor. oysa hedef gelmeyecek turisti çekebilmek olmalıydı.. bunun için acentalara kota, performans sistemi gibi baremler konabilirdi, geçmiş yılların verileri baz alınarak!!

    yani, bence, devlet su veren itfaiye olayım dedi ama hortumu yanlış yere tuttu !!

    15. turizmin etkilediği 53 sektör varmış diye okumuştum bir yerlerde. turizmdeki iş ve hacim kaybı öncelikle bir sürü personelin işsiz kalmasına sebep olacaktır. ardından esnafı ve yörede turiste endeksli çalışan diğer insanları vuracaktır. sonra da turizmle iş yapan diğer sektörleri az ya da çok etkileyecektir. sonra bu etkilenen sektörler ve çalışanları iş yaptıkları başka sektörleri de etkileyecektir (bkz: domino etkisi)

    ama bağzı 23.681.926 kişiye sorsanız “egonomimiz çoh eyii” diyeceklerdir.

    16. aslında bu başlığın doğrudan konusu değil ama detaylı etkisi vardır diye söylüyorum: şu da var, ilk başlarda yazmıştım, ülke ekonomisi için turizmden gelen milyarlarca dolarlık döviz ülke ekonomisinin bütünü için şüphesiz çok önemlidir ancak bu para ne kadar dengeli dağılmaktadır? kazancın çalışanlar ve yerel halk arasında daha dengeli ve adil dağılması, büyük ve zincir patron işletmelerinin değil ama yerel halkın işlettiği kobi’lerin turizmde etkin rol alması, turistik işletmelerin ihtiyaçlarını (tarım vs.) yerli üreticilerden karşılamaları turizmin uzun vadeli istikrarı için gereklidir.

    17. bu son maddede kişisel duygu ve düşüncelerimi daha çok ortaya dökmek istiyorum:

    iktidar partisi a.q.p. olduğu sürece ne turizm krizine ne de diğer sektörlerde olan krizlere üzülmüyorum. kurunun yanında yaş da yanıyor olsa da ve bu krizlerin ucu muhtemelen bana, aileme, arkadaşlarıma ve sevdiklerime dokunacak olsa da, yarısının kime ve neye oy verdiği malum olan bir ülkede bir durumların yaşanmasını da içten bir sevinçle karşılıyorum, ne yalan söyleyeyim.

    bu başlık altında defalarca kez dile getirildi, dış turizmden beslenirken yerli turiste “sen kim köpeksin” diyen, uzun adama övgüler düzen işletmeler ve çalışanlarının hâline mi üzülecem? bunlar daha iyi günleri olur umarım!!

    aynı gemide gidiyoruz evet ama bu geminin bir kısım kaypak yolcuları* ve kaptanı yüzünden batmasını istiyorum. işte bu yüzden (ara: su veren itfaiyenin)