liquid6
profili

  • mhp ilçe başkanının bombacı ile görüşmesi

    vay be, ypg'nin ne maharetleri varmış. önce, t.c.'nin sınır güvenliği gerekçesiyle girmiş olduğu afrin'den kendi militanını ülkeye sokmayı becermiş. gerek bu militanın gerekse operasyonda kullandığı ara elemanların kürt olmamasına özellikle dikkat etmiş, bunların hepsi için düzmece islamcı sosyal medya profilleri oluşturmuş. ortalığı biraz daha karıştırmak için, bir mhp ilçe başkanını da olaylara dahil etmiş. zira iktidar kanadındaki bir iç hesaplaşmadan dolayı ya da emniyet içindeki bir hainin aksiyon alması sonucu bu mhp ilçe başkanının adının medyaya sızacağını çok önceden hesap etmiş.

    yeminlen tinker tailor soldier spy halt etmiş, asıl hikaye burada be.

    devletimiz de bu planları çok iyi bildiğinden, bütün her şeyi 24 saatte çözmüş. valiliğimiz olay öncesinde etkin soruşturma yürütmüş olduğundan, mhp ilçe başkanının suçsuz olduğunu zaten haftalardır biliyormuş, o yüzden kendinden emin bir şekilde mhp ilçe başkanının önüne siper olmuş.

    bütün bu dolapları şıp diye çözen devletimiz keşke bombanın kendisini de önleyebilseydi. neyse artık, kısmet.

    tanım: occam bey'in usturasını bir başkasına anlatırken örnek gösterebileceğiniz case study.

    (bkz: yaz kızım 200 torba çimento 20 kamyon çakıl)

  • kemal kurkut'u öldüren polisin beraat etmesi

    tarihi yeniden yazmayı ne de çok seviyor bu sözlük faşistleri. kemal kurkut sırtından vurulduğu anda kimsenin üzerine doğru koşmuyordu. polis noktasını geçip o noktadan uzağa doğru, boş alana koşuyordu. o saatlerde toplanma alanı boştu.

    üstelik bu sivri akıllılardan biri kriminal büro raporu koyup bunu iddia etmiş. videoda da görüldüğü gibi kemal vurulduğunda polislerden uzaklaşmaya çalışıyor. bu sırada polislerin çoğunluğu ayak hizasına ya da havaya ateş ederken, aralarından biri doğrudan gövde kısmına nişan alarak ateş ediyor.

    ortada tehlike yaratan bir durum olsa polislerin hepsinin öldürme kastıyla ateş etmesi gerekmiyor mu a benim avanak faşistim, onu da mı düşünemiyorsun? polislerin arasından biri kemal'i öldürmek istemiş ve öldürmüş, mahkeme de bunun bir sorun olmadığına kanaat getirmiş. olay bundan ibaret. eğilip bükülecek bir tarafı yok.

    yani ne diyim, polisten, hakimden ve onların yaptıklarından onlar adına açık açık yalan söylemeyi göze alacak kadar utanıyorsanız size bir haberim var: utanmanıza gerek yok. bu insanlar babanızın oğlu değil. bu insanlara bir borcunuz yok. tam aksine, bu ülkenin her bir vatandaşı gibi gerektiğinde onlardan hesap sormakla mükellefsiniz. bu vatandaşlık borcunuzu bir gün ödemeniz dileğiyle.

    entriye konu olan avanak arkadaş hatasını fark edip kendi entrisini siler diye videoyu burada da paylaşayım (bu arada kriminal raporda kurkut'a denk gelen merminin sekme olmadığı, vücuduna direkt çaprazdan girdiğinin değerlendirildiği belirtiliyor):
    https://www.youtube.com/…ffac&ab_channel=artıgerçek

    kemal kurkut'un ölümü ile sonuçlanan olayın muhtemel gelişme süreci de şurada anlatılıyor (okumayacaklar için kilit noktayı belirteyim: olay nevruz toplanma alanına giriş kısmında oluyor. kemal olay olmadan bir süre önce normal bir şekilde gelip geçmeye çalışıyor, ancak üst arama sırasında münakaşa yaşanıyor. ayrıntılarına vakıf olamadığımız bu olaylar silsilesi neticesinde kemal çok sinirlenerek bölgede bulunan bir fırından ya da benzeri bir yerden bir bıçak alıp, sanırım icra edilen üst aramasının icra ediliş şekline tepki anlamında üstünü de çıkarıp bölgeye geri dönüyor ve bu kez bıçağı gerek çevresine sallayarak gerek kendisine dayayarak alana giriyor. hemen akabinde de vuruluyor. olay ilk meydana geldiğinde emniyet bomba palavrası sıkıyor, ancak kemal'in üstü çıplak fotoğrafları ortaya çıkınca bu senaryoyu hemen bırakıyorlar. yıllar sonra geldiğimiz noktada da delil yetersizliği bahanesiyle kimseye ceza vermeden dosyayı kapattılar. başlıkta belirtildiği gibi, bu olayla ilgili yargılanmaya devam edilen tek kişi o ilk fotoğrafları çekip servis eden gazeteci. aşırı klasik bir memleket hikayesi.)
    (bkz: #67063390)

    edit: başlıkta başka biri paylaşmış. derleme olması açısından buraya da koyuyorum, yeni gördüm bu kaydı. sanırım kurkut'u vuran polis dışındaki iki polisin diyaloğu bu: "adamı niye vuruyorlar lan? onu vurmaya gerek yoktu."
    https://twitter.com/…nur/status/1328698447952752645

    son olarak, olay anının daha net videosu da şurada:
    https://www.youtube.com/…channel=1habervarplatformu

  • heval kelimesini hakaret olarak kullanan faşist

    abov çukura gel. bu kadar rafine, kompakt sıçmık silsilesine denk gelmemiştim daha önceden sözlükte. adam oraya "en iyi kürt ölü kürttür" yazmış açık açık, herifler de en beğenilen yapmış. anam bu kadarını en ücra forumlarda bile görmedik.

    1-2 sene evvel "pkk ayrı kürt ayrı" lakırdısı üzerinden 90ların devlet kafasıyla çok derin ekonomik / kültürel temelli analizler yaptıklarını sanan tırtoları görüyorduk, onlar kaybolmuş onların çocukları meydanlara çıkmış, açık açık yazıyorlar gönüllerindekini artık. nasıl diyorlardı bu yavrular? bam bam bam.

    işin komiği, anladığım kadarıyla sesi daha gür çıkmaya başlayan bu has bülbüllerin bazıları bahsi geçen kelimenin anlamını gerçekten bilmiyormuş, eheh. bi tanesi de, "terörist kürtlerin kullandığı kelime" diye bi şeyler yumurtlamış, hahah.

    tımarhane yeminlen

  • 21 ocak 2016 hepsiburada.com rezaleti

    tepkiler üzerine gelen özet: (bkz: #57904268)

    "özet geçiyorum gençler.

    arkadaşımızın hepsiburada üzerinden satın aldığı telefonu kargo firmasında kaybolmuş. kargo firması kabul etmiş, hepsiburada'da keza öyle ve para iadesinin yapılacağı söylenmiş ancak her aradığında ertelemişler vs. vs. arkadaşta onundan kafayı yemiş tabii.

    klasik hepsiburada'nın parayı aldıktan sonraki umursamazlığı/terbiyesizliği. yok abicim yok bundan sonra bunlara bulaşırsam ne olayım. parayı alana kadar süper hizmet, para yattıktan sonra devleti dairesi gibi mübarekler..."

    ******************

    evet, üzgünüm, bir rezalet konusu daha ve yine hepsiburada.com. adamlar ocak ayının her gününü kapatmaya epey hevesli. bu konuyu hem parama daha hızlı ulaşabilmek hem de bu şirketin bu hususlarda nasıl davrandığını daha fazla insan daha iyi bilsin, ileride ona göre gardını alsın, alışveriş tercihlerini ona göre belirlesin diye açıyorum.

    (konuyu özet olarak okumak isteyen varsa geçen gün yazdığım şu entriye bakabilir: (bkz: #57781353). ancak belirtmeliyim ki son 1-2 gün içinde yaşananlar ya da yaşanamayanlar hakkında o entride bilgi verilmiyor.)

    **************

    [burada konuya giriş vardı, silindi]

    her şey, 20 aralık 2015 tarihinde http://www.hepsiburada.com/…ser-5-p-telcepaszenl5-s internet adresinde gösterilen telefonu satın almaya çalışmamla başladı. yanında kılıf ve kırılmaz camla birlikte siparişi verdim. takip eden hafta içinde siparişten sadece kılıf ve kırılmaz cam elime ulaştı. bu sebeple ilgili yurtiçi kargo şubesi olan mecidikeköy yurtiçi kargo şubesine gittim ve kargonun akıbetini sordum. ilk gittiğimde siparişi teslim ettiklerini söyleyen şube yetkilisi, kargonun teslimine dair atılan imzayı görmek üzere ikinci kez gittiğimde kargoyu kaybetmiş olduklarını, bundan sonrasının tedarikçi ile yurtiçi kargo arasında halledileceğini söyledi (önemli not: yurtiçi kargo internet üzerindeki kargo takip kaydında kargoyu teslim etmiş olduklarını belirtiyor).

    şubeden şirkete dönünce hemen hepsiburadayı aradım ve müşteri hizmetlerinde kayıt açtırdım. ertesi gün ya da iki gün sonra dönüş yaparak bana konuyu inceleyeceklerini ve en kısa sürede geri dönüş yapacaklarını söylediler. ve bu süreçte hepsiburada’dan edindiğim sayılı yazılı bildirimden birini aldım. bunlar çok nadir bulundukları için bu gereksiz veriyi aşağıda paylaşıyorum:

    http://tinypic.com/…php?pic=ori48y&s=9#.vqdqnpqltiu

    bu noktadan sonra hepsiburada ismine güvenerek hayatıma devam ettim. ancak 1 hafta geçti ve arayan soran olmadı. bu sebeple tüm naifliğimle konuyu tekrar görüşmek için kendilerini aradım. müşteri hizmetleri her zamanki gibi notunu aldı. 2 gün sonra hepsiburada’dan birisi arayıp yaptıkları incelemenin benim lehime tamamlandığını, 4 işgünü içerisinde ürünün geri ödemesini alacağımı söyledi.

    rezaletin hepsiburada ayağı bu noktadan sonra başladı. süreç içerisinde gereğinden fazla beklemiş olmamdan mütevellit takip eden 4 işgünü boyunca her gün büyük bir tereddütle hesabımı kontrol ettim. ne gelen vardı ne de giden. böylelikle iyiden iyiye kıllanmaya başladım. karşımda küçük esnaf mı vardı? bu nasıl bir şirketti? hepsiburada ve yurtiçi kargo birleşip 600-700 lirama mı göz dikmişlerdi?

    4 işgünü geçmesine rağmen param yatırılmadığı için müşteri hizmetlerine tekrar not bıraktırdım. kimse dönüş yapmadı. ertesi gün tekrar aradım, tekrar not bıraktırdım, kimse dönüş yapmadı. yılmadım, yılamazdım, bir sonraki gün tekrar aradım, yine büyük bir nezaketle dinlendim, liquid beyler, yasemin hanımlar / murat beylerin havalarda uçuştuğu bir konuşma sonucunda ilgili süreci yaklaşık 5. kez baştan tekrar anlatmış olmanın getirdiği büyük bir huzurla telefonu kapadım. ertesi gün ve ondan sonraki gün ve ondan sonraki gün elbette yine aranmadım.

    artık dişlerimi göstermeye kararlıydım. aylarca sürecek hakem heyeti serüvenine atılmadan önce bir kez daha şansımı denemek adına bu hafta başında kendilerini tekrar aradım, ancak bu kez “sizi sosyal medyada ifşa edicem olluuuummm!” şeklinde çıkışımı da yaptım. elbette bağırıp çağırmadım, çünkü hepsiburada ile yapılan telefon görüşmelerinde adeta bir lord adeta bir leydi gibi konuşmak hayatın temel kurallarından biridir bildiğiniz gibi.

    2 gün bekledim, yine ses çıkmadı. adamlar telefonu kapattıkları gibi aralarında benimle dalga geçiyorlarmış gibi hissetmeye başladım. kendimi saksı gibi hissediyordum.

    bunun üzerine köprüden önce son çıkıştır diyerek bir de yazılı başvuru yaptım. en azından yazılı bir cevap alır, bu yazılı cevabı da hakem heyeti başvurusunda ekte sunar, elimi güçlendiririm diye düşünüyordum. ancak hepsiburada yine yapacağını yaptı, liquid’i katiyen bir tarafına takmayan tavrını her platformda korumayı başardı. telefonuma bu sabah yazılı başvurumun sonuçlandığını bildiren bir mesaj geldi. “ulan o gün bugün mü” heyecanıyla hepsiburada.com üzerinden müşteri hizmetleri mesajlarına baktım. sizce ne gördüm, ne görmüş olabilirim? hepsi aşağıda:

    http://tinypic.com/…hp?pic=16baavk&s=9#.vqdrfzqltiu
    http://tinypic.com/…hp?pic=2chstco&s=9#.vqdr0zqltiu

    ilk ss’de dün yaptığım başvurunun çözüme kavuşturulduğu gösteriliyor. ikinci ss’de ise ilgili başvuruya ait yazışmalar ya da yazışmamalar gösteriliyor. görebileceğiniz gibi çözüme kavuşturulduğu söylenen başvuruya herhangi bir cevap verilmemiş.

    olm bare “…” şeklinde filan mesaj atsaydınız be? dalga mı geçiyonuz olm? komplo mu kurdunuz bana, tipimi mi beğenmediniz, derdiniz nedir lan? arayın küfredin, tehdit edin, yalancı bi götçocuğusun deyin, bi şey yapın lan. alo bi ses verin.

    neyse efendim. bu son mesajı da aldıktan sonra, anladım ki o heyet süreci kesin gerçekleşecek, paramı aylar sonra alabileceğim. bu sebeple, elimde yazılı bir doküman olsun diye yurtiçi kargo’nun ilgili şubesine gittim ve şube müdürüne konuyu hatırlatıp, aslında geçen ay şubeye ilk kez gittiğimde almış olmam gereken (ah kafama edim) tutanağı istedim. yani kendisinden tek istediğim “liquid isimli şahsın xxxx numaralı kargosunu kaybettiğimizi beyan ve teyit ederim.” gibi bir kağıttı. en azından bu gibi bir yazılı bir şey olursa, mevzunun “o şunu dedi bu bunu dedi” kanalından çıkacağını, heyetten daha hızlı sonuç alabileceğimi düşünüyordum.

    şube müdürü ise bu tip bir tutanağın zaten şirket içinde tutulduğunu, durumu ilgili yerlere bildirdiğini, hatta dün üstlerinden birinin kendisini arayıp kayıp vakasının teyidini aldığını söyledi. ortada kargo olmadığı için tutanak tutamayacağını, olmayan kargonun tutanağını nasıl tutacağını bilmediğini söyledi. onun dışında, ilgili şirket içi yazışmaların fotoğrafını çekmek ya da bir kopyasını almak istediğimi söyleyince de, bunların şirket içi gizli belgeler olduğunu filan söyledi.

    bir avukat genim olaydı da bi şeyler diyeydim keşke diyorum, çünkü bu tip bir yazılı kağıdı alma hakkım olmalı, aynı şeyleri tekrar etmek dışında yasa maddeleriyle konuşaydım keşke. diğer yandan bu kadın da bana yine lord gibi davrandığı için samimi geldi.

    allam diyorum, sen soktun sen çıkar. şimdi, hepsiburada ile kurabildiğim sınırlı iletişim ve yurtiçi kargo ile kurmuş olduğum iletişim arasında birbiriyle çelişen noktalar var. dikkatli okuyucuların fark edebileceği gibi, hepsiburada beni 2 hafta önce arayıp inceleme sonucu haklı bulunduğumu, paramın 4 işgücü içerisinde ödeneceğini söylemişti. fakat yurtiçi kargodaki kadın, konu hakkında ilk kez dün arandığını beyan ediyor.

    böyleyken böyle, daha fazla cılkını çıkarmadan burada kapatıyor ve son kez tekrar ediyorum: hepsiburada.com ile daha önceden hep sorunsuz alışveriş yapmış olabilirsiniz, ama elbet bir gün bir kargonuzda bir sorun çıkacak ve sizi süründürecekler. bunu buraya yazın. o gün süründüğünüzde beni anarsınız, ah liquid seni dinlemedik hata ettik dersiniz. işte o gün ben de size önce lord/leydi gibi davranacak, sonra mesajlarınıza geri dönmeyeceğim, haha.

    edit: olm bir daha rezalet başlığı açmaya çalışırsam sözlüğün ünlü komik hikayecilerini tutucam. boktan bir muhabbeti okutmak istiyorsam az biraz espri de yapayım da, okuyucunun ağzı en azından 1-2 tebessüm etsin okurken, zamanı çarçur olmasın diye şeediyoruz, o da yetmiyor, konunun özetini zaten daha girişte başka entriye atıfla veriyoruz, hala yaranamıyoz lan. püü.

    edit: alın lan özet: hepsiburadadan telefon aldım, kargoda kayboldu, vercez demelerine rağmen parayı vermiyorlar, 2 haftadır hiçbir kanaldan dönüş yapmıyorlar, adeta dalga geçiyorlar. kıssadan hisse, hepsiburada'ya bulaşmayın. oldu mu lan, beğendiniz mi?

    edit: boş kutu rezaletini okumadığımı savunmuş biri, onu okudum, zaten o başlık altında da bu konuya ilişkin entrim var. benim sürecim o başlık açılmadan önce başladı, dolayısıyla sen haksızsın ve sana laflar hazırladım.

    edit: yurtiçi şubesinin hangi şube olduğunu söylemeyi unutmuşum, mecidiyeköy yurtiçi şubesi.

  • gül kitabevi'nin yakılma görüntüleri

    her olayda "türk bayrağı neden yokmuş?" diye ötüp duranlar için kısa bir belgesel. çünkü sizin o bayrak birilerince kirletileli çok oldu. bu ülkede ork sürüsü gibi toplanıp yoldan geçerken kitabevi yakan ve bunun üzerine büyük türk bayrağı açıp yürüyüş yapan insanlar bu kadar fazla oldukça, sizin bu cümleleri kurmaya hakkınız yok kardeşler. iyi izleyin şu görüntüleri. arkadaşlarınız orada. tanıdıklarınızı arayıp, "vidyoya çıkmışın laaa kankaa" diye sevindirin. sevaba girin. [edit 3: bu asıl tanımlamayı yaparken amaçladığım, belirli bir eylem / miting / organizasyonda türk / t.c. bayrağının tercih edilmemesine bahane bulmak değil; sizin başka insanları ve başka insanların organizasyonlarını gerek itibarsızlaştırmak gerekse de kriminalize etmek maksadıyla "türk bayrağı neden yok?" gibi cümlelerle argüman kurmanızın bir şey ifade etmediğini göstermek. yoksa birisi düzenlediği organizasyonda herhangi bir sembolü kullanmayı özellikle tercih etmiyorsa, bunun gerekçesini kendisi sunar, bu bana düşmez ve zaten dediğim gibi benim meselem de o değil.]

    http://www.radikal.com.tr/…kin-goruntuleri-1454096/

    edit: bir akıllı bana "pkk militanı" diye hitap ederek ve bayrağın özü itibarıyla kirli ve pis bir bayrak olduğunu iddia ettiğimi ileri sürerek başlığı açan olarak beni kriminalize edip asıl mevzuyu gözden düşürmeye ve daha önceden de tahmin ettiğim gibi yasin börü'nün katliyle kendi boş-argümanını güçlendirmeye, yani bu olayla alakasız bir kayıptan nemalanmaya çalışmış. o arkadaşa soruyorum: birincisi, bu tip insanlar ve bu tip olaylar (bu sadece net şekilde videoya çekilmişlerinden biri, ülkenin tarihine baktığımızda münferit olmadığını hepimiz gayet iyi biliyoruz) varken, o bayrak "kirlenmiş" olmuyor mu? bu insanlar yaptıkları bu aşağılık iş akabinde o bayrağı sırtlarına alıp taşıyarak, o bayrağı yüceltmiş mi oluyorlar, bayrağa değer katmış mı oluyor? kirletmiş olmuyorlar mı? hele bunu bir cevapla. ikinci olarak, konu yasin börü değil, kobane değil, bir bok değil; konu, yıllardır bu ülkenin yakasına yapışmış bırakmayan bir ork sürüsünün gündelik aktivitelerinden bir kesit. niye çarpıtıyorsun? kişisel olarak yasin börü olayı hakkındaki düşüncelerimi yansıtan bir entri için ise şöyle buyur, çok meraklıysan: (bkz: #51100396)

    edit 2: bu baş entri olduğu için, kolluk kuvvetlerinin olaydaki rolünden de bahsetmek gerekirdi elbet, atlamışız. unhopefully mevzuyu kabaca özetlemiş. bu entriyi okumaya, (bkz: #55631740) numaralı entri ile devam edebilirsiniz.

    edit 4: ulusal kanallarda, sosyal medyada ve başka benzeri mecralarda sizin söylemlerinizi, kullandığınız kelimeleri, kurduğunuz bağlantıları belirleyen, döşeyen, işleyen sözde realist nesnel ve özde devletetapar "doğru ahmetlerin", "işte pkk böyle şiddet yolunu seçmişken, bu tip yığınların ortaya çıkması da eşyanın tabiatı" şeklinde kurdukları argümanların yozluğuna da işaret etmeden geçemiyorum. bu doğru ahmetleri kırşehir'de meydana gelen olaylar gibi olayları kürt hareketi ya da bu ülkede barış istediğini söyleyen milyonlar lehine aynı şablonla yorumlarken göremezsiniz, yani bu kişilerin bayrağın neden doğuda bir sempati aracı olamadığını aynı şekilde tahlil ettiğine şahit olamazsınız. 30-40 yıllık savaşın geldiğimiz son evresinde, her iki tarafın da karşılıklı tavizler ile bir noktada uzlaşmalarının beklendiği bir dönemeçte bu savaşın ne oldu da tekrar patladığına dair bir analiz kurarken göremezsiniz onları. çünkü onların akıllarına göre ortada "bazı tatsızlıklar" ve "ömürleri boyunca dağda yaşayıp savaşmak isteyen irrasyonel insanlar" var. bu savaşın o ufak "tatsızlıklardan" doğmuş olduğu gerçeğini sürekli göz ardı eden ve karşılıklı şiddet sonucu kan aktıkça kendi kendini besleyen ve sürekli kendi kendini doğrulayan zehirli bir akıl bu. bu zehirli akıldan hele bir arının, tekrar görüşelim.

  • pkk ve hdp'nin oy için kendi halkını öldürmesi

    aynı iddialar diyarbakır patlaması ve suruç patlaması için de dile getirilmiş, ancak her iki olayda da patlamanın sorumlusu olan kişilerin ışid ile bağlantılı oldukları ortaya çıkarılmıştır. bilhassa diyarbakır patlaması'nı yapan kişinin ışid'e mit üzerinden dahil olduğu ya da ışid içerisinde bulunurken mit tarafından kullanıldığına dair haberler / söylentiler düşmeye başlamışken, konu hakkındaki haberler kesilmiştir.

    dolayısıyla, bu patlamada da benzer bir şablon söz konusu olması muhtemel.

    he tabi sizin tüm hayatınız şerefsizliğe adanmış olduğu için yine bildiğinizi okumaya devam edersiniz.

    edit: bakın diyarbakır patlamasının failine dair en ayrıntılı köşe yazılarından biri şurada:

    http://www.radikal.com.tr/…i_korkunc_gercek-1379728

    aşağıdaki entride ilgili eski patlamalar için başka linkler de var, oraya da bakınız sayın komplo sever akpliler:

    (bkz: #55413803)