debe başlıkları

the doctor gregory house3
profili

  • üniversite not ortalamasının önemi

    (bkz: yorucu bir zaman kaybı)

    bölüme* başlarken kafamda ne istediğimi biliyordum, finans alanında, abd'de prestijli bir üniversitede yüksek lisans yapmak. diyordum ülkenin en iyi iki üniversitesinden birisinden iyi bir dereceyle mezun olacağım. fulbright'ımı alırım güzelce üstünü de muhtelif burslarla ve student loan ile kapatırım. gereken ortalamayı yaptım, hatta fulbright komitesinde bulunan bir hocadan referansım bile var.

    fakat ortalamam* elimde patladı lan işte. fulbright hemen hemen hiç artmıyor seneden seneye, fakat abd'deki yüksek lisans programları her sene beşer onar bin tl artırıyor. bunun için artık fulbright artık eğitim ücretinin yarısını bile karşılamaya yetmiyor, ki işler eğitim ücretiyle bitse iyi. eğitim ücreti kadar da yaşam masrafı çıkıyor, adamlar sırf bir senelik yurt ücreti için $20k istiyorlar! merit scholarship vermiyorlar üniversiteler çünkü business school'lar üniversitelerin para musluğu konumunda ve business school'a girebilmek için de diğer tüm bölümlerden çok daha fazla rekabet var. asistanlık bursu alayım desen çoğu business school yok öyle bir şey diyor, açanlar da bir iki kişi açıyorlar. ve o asistanlıkları almak için çok iyi olmak da yetmiyor en az bir tane faculty member ile tanışıklık lazım.

    geriye $100k student loan'a girmek kalıyor, onda da vatandaş olmadığım ve abd'li cosigner'ım olmadığı için %12 faiz ve 6 yıl geri ödeme ile veriyorlar, diyeceksiniz iyiymiş lan. yok değil kardeşim, dolar üzerinde çok çok yüksek bir faiz oranıdır bu. adamlara $200k olarak geri ödemem lazım bu parayı. ama bu krediyi rahatlıkla ödeyecek maaş alabileceğim başka bir ülke yok abd dışında, ve ironi şu ki fulbright alırsam 3 sene boyunca abd'de çalışamayacağım.

    geriye tek bir alternatif kalmıştı, türkiye'deki üç büyük danışmanlık şirketinden birisine kapağı atıp oradan mba sponsorluğunu almak. bu dönem oraları zorladım, hatta dedim staj aşamasında ikinci sınıf danışmanlık şirketleri de olur. stajını basamak olarak kullanacağım ikinci sınıf danışmanlık şirketi bile ret cevabı yolladı. danışmanlık şirketleri odtü'yü ikinci sınıf okul olarak görüyorlar, öyle farklı kafaların olduğu bir sektör. bu kısım da yattı kısacası...

    türkiye'deki yüksek lisans programlarının en kralı bile 2.5 ortalama ile tak diye öğrenci kabul ediyorken* not ortalamasını yapmamın, üstünde yüksek şeref belgesi yazan kağıtları toplamak dışında ne somut faydasını gördüm? hiç. tek faydası şu oldu, çalıştığım zaman yapabildiğimi gördüm bu yani bundan ibaret... benim işe girebildiğim tüm yerlere 3.00 ortalama yapan adam da girebiliyor ve aramızda hiçbir somut fark yok. aslında var. gezip tozamadığım, eğlenemediğim, stresten saçımı döktüğüm, uykusuzluğum yanıma kâr kaldı...

  • house m.d.'den akılda kalanlar

    1)house'un otel odasından otelin havuzuna atladığı o muhteşem sahne elbette. arka planda çalan my body is a cage şarkısının sahneyle uyumu, house'un havuza atladıktan sonra yüzünde beliren tebessüm ve wilson'ın verdiği tepki o sahneyi unutulmaz kıldı. tık tık

    2) 5 sezon boyunca massive attack'ten teardrop'la o klasik açılışa alıştıktan sonra radiohead'den no surprises eşliğindeki 6. sezon ilk bölümü açılışı fena sarsmıştı. tık tık

    3) 7.sezon finali kapanış sahnesinde house, tarağını vermek üzerine cuddy'nin evine gider, ama bir bakar ki cuddy yeni sevgili yapmıştır. arabaya geri döner, wilson'ı arabadan indirir ve arabayı cuddy'nin evine doğru sürer. ev darmaduman olduktan sonra house tarağı cuddy'ye verip çıkar. tık tık

    4) house bilindiği üzere tıp fakültesinden ikinci olarak mezun olmuştur, birinci olarak mezun olan elemana 20 yıl sonra princeton-plainsboro teaching hospital'da yeni geliştirdiği ilacı tanıtması için el altından konuşma ayarlar ve konuşması sırasında ilacın aslında bir sahtekarlık ürünü olduğunu ifşa ederek yılların intikamını alır. tık tık

    ps: aklıma geldikçe ve zaman buldukça güncellemeye devam edeceğim. zira mevcut entry nick uyumu bunu gerektirir.*

  • ygs 2017

    ygs çok acayip bir sınav genç insan... 2014'te denemelerde son iki haftaya kadar ortalığın canını okuyup (türkiye geneli büyük denemelerde ilk 100) geçtiğim adamlar ilk 1k'dayken benim sayısal 22k yapmam ve sonrasında lys'de sayısalda sıçıp eşit ağırlıktan 17k geldiği için odtü siyaset yazıp depresyona girmem... ama geçen sene bölümde üçüncüyken elime iki senedir kalem almadan girdiğim ygs'de 7k eşit ağırlık yapınca son iki ay lys kasmam sonucu tm1-4k ile üniversitemi sevdiğim için odtü işletme yazmam. (tm-3 1,5k ve tsler de 150 küsürdü...). bunu neden yazdım? bu çok garip bir sınav ne kadar önem verirsen o kadar çok sıçıyorsun, lys de aynı ama bu kadar değil... neden sıçmıştım? çünkü olmazsa şöyle olacak, böyle olacak gibi kafamda kurdum bok ettim her şeyi. ama geçen sene hiçbir amacım yoktu, kaybedecek bir şeyim de yoktu iyi giden bir bölümüm vardı... şimdi diyeceksin ki ama beni rahatlatacak bir şey yok ortada bölüm gibi. ama hikayemden işine yarayacak kısmı söyleyeyim mi sana? hani kafanda kuruyorsun ya şu anda sıçarsam şunlar olur, hayatta şunları kaybederim gibi... her ne kadar kaybetmek acı olsa da korktuğun kadar acı değil ben bunu yaşayarak öğrendim. ben atlatıp üstümü çırpıp kalkabildiysem o noktadan sen de yaparsın bunu. ki belki yapmana bile gerek kalmayacak. ve hayat çok garip... ıslak elle sabun tutmak gibi sıkı tutmaya çalıştıkça elinden kayıyor onun için biraz hayatla taşak geçmek lazım hafif tuttuğun zaman sabunu hatta tutmak için tek çaban iki elini bir araya getirmek olduğunda o zaman kaymıyor elinden... kaysa bile o sabunu yerden almak sandığın kadar zor olmuyor inan bana, çünkü unutma zorluğu da kolaylığa da aslında kendi zihnimizde yaratıyoruz, iyiyi ve kötüyü yarattığımız gibi.

    ps: ygs, lys, tercih her türlü yakabilirsiniz yeşili gençler ve genç hissedip şansını yeniden deneyenler...