dostoyevski'nin budala kitabında bir sahne vardı. prens mişkin davet edildiği bir salonda duran vazonun ihtişamı karşısında irkilerek durduk yere vazoyu kırmaması gerektiğini kendisine telkin etmeye başlıyordu. ve davet bitmeden prens mişkin'in vazoyu kırmasına sebep olan şey tam da gösterdiği bu üstün dikkat oluyordu. benim için ilişkilerin özeti bu sahne. mişkin için salonda kendi halinde duran bir vazoyu eşsiz kılan, aradığı özellik her ne ise o lanet vazoda görmesi idi. sırf bu nedenle diğer vazolara göstereceğinden çok daha büyük bir özen göstermesi de vazoyu yok etmesine yol açan şeydi. burada yazılanları okudukça vazosunu kucaklamasına ramak kalmış insanlar geliyor gözümün önüne. sonrası malum. yerler kırık içinde.