az evvel üstte ‘40 yaşında yalnız bir adamın...’ diye devam eden entrysini okudum ve dişime sanki bir şey çarptı. genellikle hani böyle olur; bir şeyi yaşarsınız veya o anın içinde olursunuz fakat halen farkında olmazsınız da, bir cümle veya küçük bir söz sarsıntıya uğratır. işte tam olarak öyle bir şey; ‘40 yaş’ bana inanılmaz büyük bir yaş gelirdi, sanki ömrün tamamı gibi. şimdi bakıyorum da yaşım oraya yaklaşmış, direnç seviyesinde. fakat yıkıcı bulduğum bu değil, açık konuşmak gerekirse neyi yıkıcı bulduğumu kendim de bilmiyorum, yalnızca yıkıcı bir şey olduğunu hissediyorum. şurada 5 sene sonra 40’lı yaşlarda olacağım ama geriye dönüp baktığımda sabahı öğleni akşamı olmayan bir gün gibi. hatta karanlık aydınlık farkı dahi yok...
bütün açıklamam bundan ibaret.
bunun üzerine bir dhafer youssef’den bir şarkı açıyorum gecenin kuytusunda; henüz yaşamamış ama birazcık olsun yaşamak için kıvranan ruhlara.
edit: imla
ahmetwo1 profili
-
ekşi sözlük dertleşecek insan veritabanı