twitter’da doğrulandıysa kesin doğrudur… ülkeye bak, haberler twitter duyumcularından (etkileşim sapıklarından) doğrulanıyor… lan twitter’da [genel olarak sosyal medyada (ekşi dahil)]okuduğunuz şeylerin %99’u yalan…
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
fred’i aldık, altay’ı verdik. fenerbahçe olarak daha ne yapalım cimbom için
yav bir siktirin gidin afedersiniz.
türkiye dijitalleşmeye geçtiği için bilgileri çaldırıyormuş. olm türkiye dijitalleşmeye geçmeyip mektup sistemine geri dönse bile o bilgileri çaldırmanın bir yolunu bulurdu merak etmeyin. zaten site olmayan binaların çoğunun her daire için ayrı posta kutusu bile yok. bir posta kutusu var. ağzı hep açık gelen oraya atılıyor. sığmayan üste konuyor. bütün bilgileri postayla göndersen daha güvenli olacağına inanıyor musun gerçekten? türkiye her zaman türkiye. halk her çağda mağdur.
almanya posta ile belgeler geldi diye daha mı güvenilir? orada bile bazen zarf posta kutusunun üstüne konuyor. evde sakladığın belgeler her zaman güvende değil. insanlar parasını bile zor saklıyor. icabında bir postacı veya mektup ayıran görevli alıp mektubu cebe atsa mağdurun yapacağı tek şey o mektubu bir daha istemek olur. ama bilgileri gideceği yere gider.
almanya bu kağıt kürek olayında sıçmıştır. bunu gelişmiş ülke vatandaşları da kabul edip şakasını yapmaktadır. ama bizimkiler o kadar gelişmemiş bir ülkeden geldikleri için akpli dayılar gibi övecek bir sebep bulurlar. adamlar daha asıl sebebini adam akıllı açıklamamışken belki kendileri bile bilmezken bu dayılar çoktan sebep yaratmıştır bile. canım vatanım.
türkiye dijitalleşmeye geçtiği için bilgileri çaldırıyormuş. olm türkiye dijitalleşmeye geçmeyip mektup sistemine geri dönse bile o bilgileri çaldırmanın bir yolunu bulurdu merak etmeyin. zaten site olmayan binaların çoğunun her daire için ayrı posta kutusu bile yok. bir posta kutusu var. ağzı hep açık gelen oraya atılıyor. sığmayan üste konuyor. bütün bilgileri postayla göndersen daha güvenli olacağına inanıyor musun gerçekten? türkiye her zaman türkiye. halk her çağda mağdur.
almanya posta ile belgeler geldi diye daha mı güvenilir? orada bile bazen zarf posta kutusunun üstüne konuyor. evde sakladığın belgeler her zaman güvende değil. insanlar parasını bile zor saklıyor. icabında bir postacı veya mektup ayıran görevli alıp mektubu cebe atsa mağdurun yapacağı tek şey o mektubu bir daha istemek olur. ama bilgileri gideceği yere gider.
almanya bu kağıt kürek olayında sıçmıştır. bunu gelişmiş ülke vatandaşları da kabul edip şakasını yapmaktadır. ama bizimkiler o kadar gelişmemiş bir ülkeden geldikleri için akpli dayılar gibi övecek bir sebep bulurlar. adamlar daha asıl sebebini adam akıllı açıklamamışken belki kendileri bile bilmezken bu dayılar çoktan sebep yaratmıştır bile. canım vatanım.
filmi izledim ve fikirlerimi yazmaya geldim fakat bunun bir önemi olmadığı kanısına vardım. standart iq sahibi bir insan film süresince yani 1 saat 54 dakika çince dil eğitimi alsa sanıyorum 5 ila 10 arası kelime veya bir kaç genel geçer cümle öğrenebilir.
herif kendi anadilinde ve komedi kategorisinde olmayan bir filme "komik değildi" şeklinde yorum yapabiliyor, muazzam. bu özgüvenin üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yok fakat "bicoverdim" almayı ihmal etme yiğidim!
herif kendi anadilinde ve komedi kategorisinde olmayan bir filme "komik değildi" şeklinde yorum yapabiliyor, muazzam. bu özgüvenin üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yok fakat "bicoverdim" almayı ihmal etme yiğidim!
fazlı bu filme bilet için asla para vermez mesela, öyle bir fragman gelmiş.
su tarz eglence anlayisini bir turlu benimseyemedim.
bi de herkesin nasil egleniyoruzu ispatlarcasina abartili davranislari cok ezik.
bi de herkesin nasil egleniyoruzu ispatlarcasina abartili davranislari cok ezik.
kadinlara toplu tecavuz edebilmek icin resmen otuz sene boyunca kimse sesini cikarmamis bu orgute. allah kitap gececeksiniz, yok herif mesihim diyormus da bunlar da ona kanmislar da yok dinde kadinin kibiri kirilmaliymis da. siktir git, demiyor ki hayatimda elde edemeyecegim luksu elde ettim, arabalar, luks, ihtisam para, her gun onlarca kadini istismar etmek tatli geldi... guc tatli geldi... sirf delinin birine ve yaptiklarina bu nedenle goz yummuslar, "ben allah yolunda calistim" diyor. allah'in yolu zurafa sokaktan mi geciyor pezevenk? hangi allah soyle de bilelim. itirafci dedikleri pezevengi dusunun, on yedi yasindaki kiz cocugu kadar olamamis... bir de gebes gevsek diyor "o korkmadi, ben mi korkacagim" e korkmussun pezevenk! mapus duvarlari dar gelmis de itirafci olmussun. korkmussun. kadinlari, yine geri basmayan bir kadin kurtarmis, direnmis, geri cekmemis suc duyurusunu. kahroldum izlerken; boyle bir sey olamaz, bir de tutanaklari falan varmis ortada gezen... arasam bulurum yuksek ihtimal, ama okumayi kalbim kaldirmaz. yaziklar olsun! resmen herkes oradaymis be.
özlese yazar diyenler olmuş. özlemesi tekrar birlikte olmak istediği anlamına gelmez arkadaşlar
2,5
afet geçirmiş gibi daha çok.
nitelikli dolandırıcılıkla avratta sahtecilik arası bişey olmuş.
nitelikli dolandırıcılıkla avratta sahtecilik arası bişey olmuş.
benim mısır tarlasına da yaban domuzları dadanmisti. gittim ilçe merkezinden 10 kadar başıboş sokak köpeği getirdim, tarlanın başına köpekler için bir düzen kurdum. besledim bir de keratalari. mesai ücreti verir gibi verdim mamalarini. ilce merkezinde boş boş araba kovalamak yerine benim tarlada çalıştılar. domuz gelince havlayip haber veriyorlardi. ücretlerini de aldilar.
siz delirmişsiniz, 5 yatırmış alamamış 30 yatırmış alamamış 50 yatırıyo bi de üstüne 80 yatırıyor. inanılmaz gerçekten. siz bu alıklıkla bu paraları nereden kazandınız benim merak ettiğim konu o?
ohhhhhhh! ohhh. derin bi oh çektirdi. ulan damat. elini öpelim.
en iyisini yapıyordur, ürettiğinden çok daha fazlasını tüketen tembel bir millet erkenden biter ya da başkasının boyunduruğuna girer.
ezelin anası kör meliha bile uğur'un eleneceğini biliyordu zaten.
hükümetle ters düşmüş birisinin acunun kanalında önce özür diletilmesi sonra da elemeleri çok olağandı zaten.
adam 3 yemeğin 2 tanesinde başarılı oldu ama şefler kötü başladın diye iyi algı yaptılar.
bu sene iyice sıçtılar ve üstüne de sıvadılar.
hükümetle ters düşmüş birisinin acunun kanalında önce özür diletilmesi sonra da elemeleri çok olağandı zaten.
adam 3 yemeğin 2 tanesinde başarılı oldu ama şefler kötü başladın diye iyi algı yaptılar.
bu sene iyice sıçtılar ve üstüne de sıvadılar.
sosyete müşteri profilli bir otel.
iyi tarafları:
-karşısında tekel ve pilavcı var
-saniye hanım işinde çok iyi bir eczacı, istisnai durumlar hariç saksafon sevmiyor yalnız. daha çok sezen falan...
-çetin bey çok yardımsever bir gece müdürü.
-çevredeki polisler işini ciddiye alan tipler
kötü tarafları:
-sahibi götün teki
-semt için pek nezih denemez
-müdavimi olan bahtiyar adında bir dallaması mevcut
-lambaları tavana bağlayan kablolar sağlam değil
eh işte, yolda denk gelirse kalınabilecek bir yer.
iyi tarafları:
-karşısında tekel ve pilavcı var
-saniye hanım işinde çok iyi bir eczacı, istisnai durumlar hariç saksafon sevmiyor yalnız. daha çok sezen falan...
-çetin bey çok yardımsever bir gece müdürü.
-çevredeki polisler işini ciddiye alan tipler
kötü tarafları:
-sahibi götün teki
-semt için pek nezih denemez
-müdavimi olan bahtiyar adında bir dallaması mevcut
-lambaları tavana bağlayan kablolar sağlam değil
eh işte, yolda denk gelirse kalınabilecek bir yer.
cevahir ve ulvi :)
aynen aynen gs kadrosunda hiçbir fenerli filan oynayamaz, galaksinin en büyük takımı, bakmayın her maçı göt zoruyla 1 farkla kazanabildiğine ya da köy takımı kopenhag'a 10 kişi kalmasa kendi sahasında rezil kepaze olup yenilmek üzere olduğuna falan. yoksa var ya bayern manu falan hikaye gs kadrosu alayını siker, hadi 31e devam gsli renktaşlarım.
antik yunan, almanların tahayyülündeki nordik halka ne kadar benziyorsa; ege mutfağı da sizin kafanızdaki akdeniz diyetine o kadar benziyor.
mesela girit dendiğinde insanların akıllarına otlar ve mezeler geliyor. ama giritlilere sorsan, et girmeyen yere dert girer.
goygoyu bir kenara bırakalım da sizin ağır dediğiniz güneydoğu yemeklerinin yörede bir ismi var: isli-yağlı yemek.
misafir geldiğinde bu isli-yağlı yemekleri peş peşe misafirin önüne döküyorlar ama kendileri her gün o yemekleri yemiyor. daha hafif ve yalın şeyler yiyorlar. isli-yağlı yemek arada bir yapılır.
misal kaburgalı kuru patlıcan dolması. dolmanın içine et koydukları yetmezmiş gibi bir de tencerenin dibine kaburga döşüyorlar. ama bu arada bir yapılan yemek.
mesela girit dendiğinde insanların akıllarına otlar ve mezeler geliyor. ama giritlilere sorsan, et girmeyen yere dert girer.
goygoyu bir kenara bırakalım da sizin ağır dediğiniz güneydoğu yemeklerinin yörede bir ismi var: isli-yağlı yemek.
misafir geldiğinde bu isli-yağlı yemekleri peş peşe misafirin önüne döküyorlar ama kendileri her gün o yemekleri yemiyor. daha hafif ve yalın şeyler yiyorlar. isli-yağlı yemek arada bir yapılır.
misal kaburgalı kuru patlıcan dolması. dolmanın içine et koydukları yetmezmiş gibi bir de tencerenin dibine kaburga döşüyorlar. ama bu arada bir yapılan yemek.
abi niye herkes espri kasmaya çalışıyor ya da karşı tarafı alaya almaya çalışıyor. önce usulünce anlat adama düşündüğü şeyin olamayacağını, ikna olmuyorsa geç dalganı. ama yok, direkt aşağılama çabası.
ayrıca sıkıntılı durumdur. böyle bir durumda güvenlik duvarı ne kadar güvenilir olacak tartışma konusu. kaldı ki herkes diskinde porno arşivi ya da tatil fotosu taşımıyor. sizin dünyanız bundan ibaret diye herkesi bu minvalde zannetmeniz daha zavallıca.
ayrıca sıkıntılı durumdur. böyle bir durumda güvenlik duvarı ne kadar güvenilir olacak tartışma konusu. kaldı ki herkes diskinde porno arşivi ya da tatil fotosu taşımıyor. sizin dünyanız bundan ibaret diye herkesi bu minvalde zannetmeniz daha zavallıca.
kira, fatura, kredi türk insanının vazgeçilmez üçlüsü sanırım.
sahte mahte adam bioteknolog işte.
evdeyken "dışarıdaki hayatı mı kaçırıyorum" hissinin artık neredeyse olmayışı. gerçekten de bir bok kaçırdığım yokmuş, bunca sene boşa gerilmişim.
ben vermem ama vereni de eleştirmen çünkü imkanı olan istediğini alır, zeka seviyesiyle alakası yoktur.
(bkz: okuduğumuzu anladık mı)
günlerden pazartesi herkes mesaiye başlamak üzere ya da başladı.
güzel kardeşim sen internette ne arattın da böyle bir videoya denk geldin.
güzel kardeşim sen internette ne arattın da böyle bir videoya denk geldin.
bol peynirli kunefe..
olum onların ülkelerinde de okullar var, okullar açıldı. seneye daha çok arap kopili burda okula başlar ama raat olun.
yeni ayran ölçü birimi: (bkz: küçücük ayran) veya (bkz: ayran shot)
2 penaltısı ve 1 golü verilmemiş (trio programında da tescillendi) takımın taraftarına gevşek gevşek “kazanmışsınız işte ne uzatıyorsunuz” diyen sınırlı zekaları ortaya dökmüş maçtır.
yanlış anlaşılan ve yanlış yorumlanan sözdür... orada kastedilen "kötü bir şeyi kınamak, reddetmek, kötülüğe karşı öfke duymak, o kötülükle mücadele etmek" değil, "başkasının ayıplarını keyif için araştırıp gündeme getirmek, bunu insanları küçük düşürmek için yapmak"... böyle insanlar da hakikaten o dillerine doladıkları şeyi öyle böyle yaşıyorlar, çok tanık olduğum bir durumdur...
en az düzeni bulmak lazım…
her insanın, her erkeğin birinci sevgi nesnesi annesidir. annesinin karnında başlar var oluşu. onun parçasıdır. sonra rahminden çıkar kucağına alınır. memesini emer. onunla bir bütün gibidir uzunca süre. sonrasında yavaş ve kademeli olarak ayrıldığı bu cenneti özlemesi ve araması tuhaf değil. hepimiz o cennetten düştük dünyaya sonuçta...
kadınlar ve erkekler çocukluklarında bu cennetten düşme meselesini farklı deneyimler. çünkü annenin ve babanın pozisyonları kadınlar ve erkekler için farklılaşır bir noktada. erkek çocuğun ödipal arzusunun yöneldiği yer de annesidir. ödipal arzuyla istenen annenin bir eşi vardır tabii. baba. baba ise kocaman cüssesi (ve kocaman penisiyle) oğlunun karşısında dev bir engel oluşturur. annesinin penisi yoktur, babasının vardır. annesinin penisi nereye gitmiştir mesela? birisi onu kesmiş olabilir mi örneğin, bir ceza olarak belki? peki babasının karısını arzulayan oğlana neler olabilir? babası kendi karısını arzulayana nasıl bir ceza verir? onun pipisinin de annesinin kesilmiş pipisinin (çocuğun fantezisinde) akıbetine uğraması mümkün müdür? işte bu anlattığım farazi zihinsel akışın adı kastrasyon anksiyetesidir.
kastrasyon anksiyetesi çocuğun psikososyal gelişiminin normal bir parçası olsa da her anne baba çocuk üçgeninde aynı şiddette yaşanmaz ve aynı beceriyle çözümlenemez. bunun birçok nedeni olabilir. babanın aşırı sert, baskın olmasından tutun annenin çocuğunun ödipal arzusuna bilinçdışında karşılık vermesi veyahut çocuğun annenin penis ikamesi haline gelmiş olması gibi çeşitli meseleler kastrasyon anksiyetesini yoğunlaştırır.
kastrasyon kaygısının yükselmesi erkek çocuğun cinsel arzuları ile sevilme/sevme arzularını ikiye bölmesine neden olabilir. bu durumun yetişkin erkekte görünümü cinsel olarak arzuladığı kadınlarla sevgi bağı kurmaması şeklinde vuku bulacaktır. sevebileceği kadınlar ise cinsel olarak arzulamadığı, kutsal kadın figürünü yansıttığı kadınlar olacaktır.
muhafazakar erkekler anneleri gibi - muhtemelen örtülü, dini bütün - kadınları sever ancak hem onları cinsel olarak arzulamak kastrasyon kaygısını arttırdığı için hem muhafazakar kadınlarda cinselliklerini baskılama ve kendilerini kutsiyetle bağdaştıran bir pozisyona girme sık olduğu için onları cinsel olarak çekici bulmazlar. seküler kadınlar ise hem annelerine benzemediklerinden hem de bu kadınlar kendi cinsellikleri ile ve kendiliklerinin erotik parçalarıyla daha barışık olduğu için bu erkekler için arzulanabilir kadınlardır. ancak bu bölmeyi yapan erkekler arzuladıkları kadınları aynı zamanda kirli, aşağı görürler, ve onlarla duygusal bağ kurmaktan kaçınırlar, çünkü buradaki olası bir sevgi bağı yine kastrasyon kaygılarını arttıracaktır.
böylece kadınları kutsal ve sevilebilir ile kirli ve sevişilebilir şeklinde ikiye bölerler. muhafazakar erkeklerin ikiye bölünmüş hayatlar sürdürmeleri de bu nedenle sıktır. anneleri gibi kadınlarla evlenme, ancak onları cinsel olarak çekici bulmadıkları için cinsellikleri ile barışık (ve onlara göre kirli) başka kadınlarla evlilik dışı cinsellik yaşama davranışı bu grupta sıktır.
(islam dinindeki her erkeğe 4 kadın hak hükmü de bu bölmeyi pekiştiren -ve kimbilir belki bu bölmeden köklenen- bir hüküm olarak kabul edilebilir. bu da sosyolojik bir pekiştireç olarak eklenmeli belki buraya.)
kadınlar ve erkekler çocukluklarında bu cennetten düşme meselesini farklı deneyimler. çünkü annenin ve babanın pozisyonları kadınlar ve erkekler için farklılaşır bir noktada. erkek çocuğun ödipal arzusunun yöneldiği yer de annesidir. ödipal arzuyla istenen annenin bir eşi vardır tabii. baba. baba ise kocaman cüssesi (ve kocaman penisiyle) oğlunun karşısında dev bir engel oluşturur. annesinin penisi yoktur, babasının vardır. annesinin penisi nereye gitmiştir mesela? birisi onu kesmiş olabilir mi örneğin, bir ceza olarak belki? peki babasının karısını arzulayan oğlana neler olabilir? babası kendi karısını arzulayana nasıl bir ceza verir? onun pipisinin de annesinin kesilmiş pipisinin (çocuğun fantezisinde) akıbetine uğraması mümkün müdür? işte bu anlattığım farazi zihinsel akışın adı kastrasyon anksiyetesidir.
kastrasyon anksiyetesi çocuğun psikososyal gelişiminin normal bir parçası olsa da her anne baba çocuk üçgeninde aynı şiddette yaşanmaz ve aynı beceriyle çözümlenemez. bunun birçok nedeni olabilir. babanın aşırı sert, baskın olmasından tutun annenin çocuğunun ödipal arzusuna bilinçdışında karşılık vermesi veyahut çocuğun annenin penis ikamesi haline gelmiş olması gibi çeşitli meseleler kastrasyon anksiyetesini yoğunlaştırır.
kastrasyon kaygısının yükselmesi erkek çocuğun cinsel arzuları ile sevilme/sevme arzularını ikiye bölmesine neden olabilir. bu durumun yetişkin erkekte görünümü cinsel olarak arzuladığı kadınlarla sevgi bağı kurmaması şeklinde vuku bulacaktır. sevebileceği kadınlar ise cinsel olarak arzulamadığı, kutsal kadın figürünü yansıttığı kadınlar olacaktır.
muhafazakar erkekler anneleri gibi - muhtemelen örtülü, dini bütün - kadınları sever ancak hem onları cinsel olarak arzulamak kastrasyon kaygısını arttırdığı için hem muhafazakar kadınlarda cinselliklerini baskılama ve kendilerini kutsiyetle bağdaştıran bir pozisyona girme sık olduğu için onları cinsel olarak çekici bulmazlar. seküler kadınlar ise hem annelerine benzemediklerinden hem de bu kadınlar kendi cinsellikleri ile ve kendiliklerinin erotik parçalarıyla daha barışık olduğu için bu erkekler için arzulanabilir kadınlardır. ancak bu bölmeyi yapan erkekler arzuladıkları kadınları aynı zamanda kirli, aşağı görürler, ve onlarla duygusal bağ kurmaktan kaçınırlar, çünkü buradaki olası bir sevgi bağı yine kastrasyon kaygılarını arttıracaktır.
böylece kadınları kutsal ve sevilebilir ile kirli ve sevişilebilir şeklinde ikiye bölerler. muhafazakar erkeklerin ikiye bölünmüş hayatlar sürdürmeleri de bu nedenle sıktır. anneleri gibi kadınlarla evlenme, ancak onları cinsel olarak çekici bulmadıkları için cinsellikleri ile barışık (ve onlara göre kirli) başka kadınlarla evlilik dışı cinsellik yaşama davranışı bu grupta sıktır.
(islam dinindeki her erkeğe 4 kadın hak hükmü de bu bölmeyi pekiştiren -ve kimbilir belki bu bölmeden köklenen- bir hüküm olarak kabul edilebilir. bu da sosyolojik bir pekiştireç olarak eklenmeli belki buraya.)
- hacı bomba bir iş var ama bilmem kabul eder misin?
komiklik anlayışınıza göre değişir.o da zekaniz ile doğru orantılıdir zaten.
neyse efendim, ayrıca kadın neden komik olsun ki, doğada komiklik vs ile dişinin dikkatini çekmek erkeğin görevidir.
kadın dediğin güzel olur, çekici olur, sevimli, anlayışlı olur, düşünceli olur ....
ama komik olmaz. çünkü bunlar varken komik olmaya gerek kalmaz zaten.
neyse efendim, ayrıca kadın neden komik olsun ki, doğada komiklik vs ile dişinin dikkatini çekmek erkeğin görevidir.
kadın dediğin güzel olur, çekici olur, sevimli, anlayışlı olur, düşünceli olur ....
ama komik olmaz. çünkü bunlar varken komik olmaya gerek kalmaz zaten.
filmin sonunda çalan müziği youtube'da bulabildim.
parçanın adı adagio for bassoon (baroque music) olarak geçiyor.
ilginç olan şey ise, 8 sene evvel bu videonun altına bir yabancı kullanıcı tarafından iliştirilmiş bir yorum:
"i wish i made a film so that i could have this piece for its finale."
türkçesi ile;
"sırf bu parçayı sonuna koyabilmek için bir film yapmayı dilerdim."
nuri bilge ceylan'ın bu yorumu görüp bu arkadaşın dileğini yerine getirdiğine inanmak istiyorum ben de. çünkü öylesi daha güzel.
parçanın adı adagio for bassoon (baroque music) olarak geçiyor.
ilginç olan şey ise, 8 sene evvel bu videonun altına bir yabancı kullanıcı tarafından iliştirilmiş bir yorum:
"i wish i made a film so that i could have this piece for its finale."
türkçesi ile;
"sırf bu parçayı sonuna koyabilmek için bir film yapmayı dilerdim."
nuri bilge ceylan'ın bu yorumu görüp bu arkadaşın dileğini yerine getirdiğine inanmak istiyorum ben de. çünkü öylesi daha güzel.
türkiye kuşların göç yolları üzerinde ve maalesef birçok nadir kuş türü ülkemizde mola verdikleri için kedilere yem oluyor. bunun için yapılan bilimsel çalışmalar var. kuş gözlemcilerinin saha çalışmaları var. benim izlediğim birçok belgesel var.
köpektaparlardan sonra şimdi de antik mısır medeniyetinden kalma keditaparlar üzülecek ama durum bu.
edit: doğanın kanunu ya da ekolojik denge diyenler var. insan müdahalesi kediler için muazzam bir pozitif ayrımcılık sağlıyor. kedi popülasyonu normal rakamların çok çok üstünde. ekolojik dengeyi yine biz bozuyoruz. mama lobisinin beslediği kediler kuş sayısını olması gerekenden çok daha fazla eksiltiyor. kuşlar yüzlerce km. uçup su ya da açlık sebebiyle durunca yorgunluktan kıpırdayamaz halde oldukları için kediler de zorlanmadan avlanıyor.
köpektaparlardan sonra şimdi de antik mısır medeniyetinden kalma keditaparlar üzülecek ama durum bu.
edit: doğanın kanunu ya da ekolojik denge diyenler var. insan müdahalesi kediler için muazzam bir pozitif ayrımcılık sağlıyor. kedi popülasyonu normal rakamların çok çok üstünde. ekolojik dengeyi yine biz bozuyoruz. mama lobisinin beslediği kediler kuş sayısını olması gerekenden çok daha fazla eksiltiyor. kuşlar yüzlerce km. uçup su ya da açlık sebebiyle durunca yorgunluktan kıpırdayamaz halde oldukları için kediler de zorlanmadan avlanıyor.
- aferin istanbullu, herkesten çabuk topluyosun, herkesten iyi temizliyosun tüfeğini. çok mu seviyosun?
- hayır komutanım, hiç sevmiyorum. sevmediğim bir şey yüzünden sorun yaşamamak için iyi bakıyorum. (1993, askerlik. silah temizlik-bakımı sırasında komutanla aramda geçen konuşma. )
altı-oniki yaşlarım arasını edremit körfezi'nde yaşadım ailemle. anne tarafı çerkes, baba tarafı midilli. kazdağları'nın eteklerinde, edremit körfezinde, köylerde domuz, tilki, kuş, tavşan avlamak, köylünün tüfeğinin olması, olağan. hiç heves etmedim. can almak, can almaktı öyle ya da böyle. silahlı, öldürme ihtimali olan biri olmakta övünülecek bir şey olamaz. çocukken de böyle düşünüyordum. ki annemin babası, hakkında "eşeğin üzerinde giderken uçan kuşu, kaçan tavşanı vurur sefer aga..." diye konuşulan bir adamdı.
çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. kadın. karadenizli. istanbul'da yaşayan. çok kitap okuyan, arkadaş canlısı, vs vs... memleketine gitmiş tatilde. ınstagram'da poz vermiş gülerek, elinde tüfek, havaya ateş eder halde. engelledim. aramadım, sormadım, arayınca açmadım bir daha.
alt kültür.
sinemayla, müzikle, sporla. her silahla aramızda son yıllarda her yıl daha da artan dozla. kışkırtılıyor, niteliksizleştiriliyor insanlar. kasıtlı, planlı. akçay'dan arkadaşlarım geldi geçtiğimiz hafta sonu. arabayla bir yerlere giderken müzik dinleyemedik rastgele türkçe kanallarda. rap güya ama arabesk, pop güya ama arabesk, rock güya ama arabesk, ama vokal ağzını görgüsüz, çiğ, kapalı a, açık a, e nerede nasıl kullanılır bilmeyen yaya yaya konuşan tiplerden almış da, öyle söylüyor. türkçe şarkılar, türkçe söylenmiyor artık...
üzülmedim bu yüzden bu mafya özentisi görünümlü insanın ölümünü okuyunca, fotoğrafını görünce. böyle kadınlar, böyle erkeklerden geçilmiyor ülke. böyle olmayanlarımız da bu bıkkınlıkla, böyle olanların ölümüne bile üzülemeyecek kadar insanlıktan eksile, eksile yaşıyoruz işte.
hepimizi bozdular.
bu alt kültür dayatması.
bu, kasıtlı. bu, planlı bir kıyım. başka da bir şey değil.
- hayır komutanım, hiç sevmiyorum. sevmediğim bir şey yüzünden sorun yaşamamak için iyi bakıyorum. (1993, askerlik. silah temizlik-bakımı sırasında komutanla aramda geçen konuşma. )
altı-oniki yaşlarım arasını edremit körfezi'nde yaşadım ailemle. anne tarafı çerkes, baba tarafı midilli. kazdağları'nın eteklerinde, edremit körfezinde, köylerde domuz, tilki, kuş, tavşan avlamak, köylünün tüfeğinin olması, olağan. hiç heves etmedim. can almak, can almaktı öyle ya da böyle. silahlı, öldürme ihtimali olan biri olmakta övünülecek bir şey olamaz. çocukken de böyle düşünüyordum. ki annemin babası, hakkında "eşeğin üzerinde giderken uçan kuşu, kaçan tavşanı vurur sefer aga..." diye konuşulan bir adamdı.
çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. kadın. karadenizli. istanbul'da yaşayan. çok kitap okuyan, arkadaş canlısı, vs vs... memleketine gitmiş tatilde. ınstagram'da poz vermiş gülerek, elinde tüfek, havaya ateş eder halde. engelledim. aramadım, sormadım, arayınca açmadım bir daha.
alt kültür.
sinemayla, müzikle, sporla. her silahla aramızda son yıllarda her yıl daha da artan dozla. kışkırtılıyor, niteliksizleştiriliyor insanlar. kasıtlı, planlı. akçay'dan arkadaşlarım geldi geçtiğimiz hafta sonu. arabayla bir yerlere giderken müzik dinleyemedik rastgele türkçe kanallarda. rap güya ama arabesk, pop güya ama arabesk, rock güya ama arabesk, ama vokal ağzını görgüsüz, çiğ, kapalı a, açık a, e nerede nasıl kullanılır bilmeyen yaya yaya konuşan tiplerden almış da, öyle söylüyor. türkçe şarkılar, türkçe söylenmiyor artık...
üzülmedim bu yüzden bu mafya özentisi görünümlü insanın ölümünü okuyunca, fotoğrafını görünce. böyle kadınlar, böyle erkeklerden geçilmiyor ülke. böyle olmayanlarımız da bu bıkkınlıkla, böyle olanların ölümüne bile üzülemeyecek kadar insanlıktan eksile, eksile yaşıyoruz işte.
hepimizi bozdular.
bu alt kültür dayatması.
bu, kasıtlı. bu, planlı bir kıyım. başka da bir şey değil.
sen öyle san, sen öyle san. pezevengi öldür "1 cinayet", kızı al "2 adam kaçırma", kızı en az iki kişi sik "3 ırza tecavüz", her gece esrara takıl nereden baksan "4 içicilik", heriflerin cebinden paralarını al "5 gasp", bütün bu bokları yedikten sonra polislerin suratına bakıp "kusura bakmayın abi kaza oldu" diyemezsin, adamın götünden kan alırlar kamil kan! hadi kız orospu, ki bu ibneler bakireydi diyorlar, bakire kız nasıl orospu olur ben anlamadım gitti... off her şey karışık. neyse... karı orospu siktik, herif pezevenk öldürdük, paralarını aldık. demezler mi, 'ulan siz misiniz bu kentin zaptiyesi!' sikerler oğlum, hepimizi sikerler! off... amına koduğumun boksörü neler açtı başımıza!
içinde karımın olması
timur win.
timur, imparatorluk yiyici bir liderdi. otorite zayıflığı yaşayan coğrafyalarda yayılmıyordu.
timur, imparatorluk yiyici bir liderdi. otorite zayıflığı yaşayan coğrafyalarda yayılmıyordu.
şunun yarısı siyasal islamcılara, araplara yapılsaydı ülke ayağa kalkardı. türk'e yapılınca kimsenin sesi çıkmıyor. büyük işgal altındayız...
şaşıranlar için yazıyorum, fatih ürek çok varlıklı bir ailenin oğludur arkadaşlar. sahne parasına falan ihtiyacı olan biri değil.
şu neye göre düşecek, neyin fiyatı düşmüş agaaa diyenlere ithafen:
2 sene önce aldığın türk kahvesi yaklaşık 0.8 dolardı. şimdi 1.1 dolar olmuş. ancak 2 sene önce 3 bin dolara alabildiğin tofaş şu anda 12 bin dolar. faizler arttıkça, araç yatırım olmaktan çıktıkça buna göre düşecek deniyor. ne kadar basit matematik dimi?
2 sene önce aldığın türk kahvesi yaklaşık 0.8 dolardı. şimdi 1.1 dolar olmuş. ancak 2 sene önce 3 bin dolara alabildiğin tofaş şu anda 12 bin dolar. faizler arttıkça, araç yatırım olmaktan çıktıkça buna göre düşecek deniyor. ne kadar basit matematik dimi?
vay anasını, başlıkta şimdiye kadar 7 entry olmuş ve 5 tanesi, özgür demirtaş'ın ekonomiden anlamadığını iddia eden aktroll entry'leri. herifler resmen her köşebaşını kapmış.
o zaman bugünlük biraz da paralı köpek avlayalım:
abd, tarihinde bir bok bilmeyen hiçbir öğretim görevlisine tenorluk titri vermeye kalkmamıştır.
adam, cahil halkı aydınlatmaya çalışırken olayı mümkün mertebe basitleştirmeye çalışıyor, buraya gelen sığır s.kleri de ne basit konuşuyor, 2-3 ekonomi terimi öğrenmiş, onları satıyor diyor. bunu, bir prof için söylüyor. bunu, adb'de eğitim vermiş ve sabancı üniversitesi'nde kürsü başkanı olan bir prof için söylüyor. özgür demirtaş'ın akademik hayatı ve kariyeri, cv'si ile birlikte herkese açık. açar bakarsın. peki burada özgür demirtaş'ın bir bok bilmediğini iddia edenler acaba lise mezunu mu? orası tartışmalı.
özgür demirtaş hoca'nın bazen kapitalizmin tatlı esintisinden başı döner, bazen saçmalamalarına da denk gelmişizdir ama bu adama bir bok bilmiyor diyen sığırları itinayla engelleyebilirsiniz. 5 milyon tane kitap yazsalar da size bir şey katabilecek kişiler değillerdir.
özgür demirtaş bugüne kadar neyi doğru söylemiş diyenleri, kendisinin 8-10 sene önce tv'lerdeki konuşmalarını izlemeye davet ederim. adam gerek yapısal reform yapmanın gerekliliğini, gerekse yapısal reformların içeriğini çok net açıklamıştı. işte bizim de 22 yıllık hükümetimiz orta vadeli planını açıklarken, bu sefer bir değişiklik olarak yapısal reformları ekledik deyip(22 yıl sonra değişiklik olarak bunu ekledik, yapacağımızdan değil, çeşit görünsün istedik) bir sürü alkış topladı. 10 sene sonra. özgür demirtaş, yapısal reformlar şu anda hayata geçirilmeli diye 10 sene önce söylüyordu.
o zaman bugünlük biraz da paralı köpek avlayalım:
abd, tarihinde bir bok bilmeyen hiçbir öğretim görevlisine tenorluk titri vermeye kalkmamıştır.
adam, cahil halkı aydınlatmaya çalışırken olayı mümkün mertebe basitleştirmeye çalışıyor, buraya gelen sığır s.kleri de ne basit konuşuyor, 2-3 ekonomi terimi öğrenmiş, onları satıyor diyor. bunu, bir prof için söylüyor. bunu, adb'de eğitim vermiş ve sabancı üniversitesi'nde kürsü başkanı olan bir prof için söylüyor. özgür demirtaş'ın akademik hayatı ve kariyeri, cv'si ile birlikte herkese açık. açar bakarsın. peki burada özgür demirtaş'ın bir bok bilmediğini iddia edenler acaba lise mezunu mu? orası tartışmalı.
özgür demirtaş hoca'nın bazen kapitalizmin tatlı esintisinden başı döner, bazen saçmalamalarına da denk gelmişizdir ama bu adama bir bok bilmiyor diyen sığırları itinayla engelleyebilirsiniz. 5 milyon tane kitap yazsalar da size bir şey katabilecek kişiler değillerdir.
özgür demirtaş bugüne kadar neyi doğru söylemiş diyenleri, kendisinin 8-10 sene önce tv'lerdeki konuşmalarını izlemeye davet ederim. adam gerek yapısal reform yapmanın gerekliliğini, gerekse yapısal reformların içeriğini çok net açıklamıştı. işte bizim de 22 yıllık hükümetimiz orta vadeli planını açıklarken, bu sefer bir değişiklik olarak yapısal reformları ekledik deyip(22 yıl sonra değişiklik olarak bunu ekledik, yapacağımızdan değil, çeşit görünsün istedik) bir sürü alkış topladı. 10 sene sonra. özgür demirtaş, yapısal reformlar şu anda hayata geçirilmeli diye 10 sene önce söylüyordu.
erkek için win. kadının silah zoruyla ilişkiye dahil edilmediğini düşünürsek onun için de win.
peki bu ilişkinin kaybedeni kim?
eksisozluk feminikleri ve kafası bi garip çalışan meriçler.
peki bu ilişkinin kaybedeni kim?
eksisozluk feminikleri ve kafası bi garip çalışan meriçler.
her bir muzu hacmi eşit dört eş parçaya bölün, gerekirse hacim hesaplamak için integral kullanın. elinizde on iki eş hacimde muz parçası olacak. her kişi bu parçalardan üçer tane alırsa eşit paylaşılmış olur. ama bu çabaya girmek yerine gidip manavdan bir muz daha alsanız fena olmaz.
yaşam vergisi.
yaşanan her gün başına 1 tl ödenecek.
yaşanan her gün başına 1 tl ödenecek.