Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
beşiktaşlıyım.

2016-17 sezonunda, beşiktaş’ın özellikle iç saha maçları bitmesin diye dua ederdim, öyle keyifliydi maçları izlemek. giren-çıkan her oyuncu büyük bir şevkle oynuyordu.

fener için de aynı şey geçerli bu sezon. rize ligin iyi anadolu takımlarından biri sözde, sürklase ettiler, 5 oldu şimdi, 7 tane ihtiyaçları olsa 7 olurdu.

tebrikler fenerbahçe.
ya bu galatasaraylılar şaka mı ya?
fener başlığına bakıyorum, bunlar.
beşiktaş başlığına bakıyorum, bunlar.

lan her maç kayrıla kayrıla puan kazanan da bunlar.

paralel evrenden mi yazıyosunuz kardeşim siz?
bu kadar sahtekarlık, bu kadar omurgasızlık nasıl bir insanda olabilir?

bi salın insanları ya.
--- spoiler ---

--- spoiler ---

sen yine beğenme. yalnız bir siki de içinde yaşadığın coğrafyanın standartlarını göz önüne alarak beğenme be arkadaş. adam anlatmış filmde. demiş ki senin koronadan saldığın adam gidip karısını öldürüyor diyor. senin otellerin parasını verdiğin zaman bir numaralı suç yuvasıdır diyor. senin eczacın yeşil reçeteliye reçetesiz ilaç verir diyor. iş yeri sahibin işçisine potansiyel hırsız olarak bakıyor diyor. senin türk aile yapın, dişi olmayan kafadan kontak orta yaşlı bir adamla, topallayan genç kızı birbirine denk görür, boş zamanlarında bunları hesap eder, böyle şeylere kafa yorar diyor.

bu coğrafyada şöyle bir işe kalkışmak için cesaretin, zekanın, doymuşluğun, vizyonun ve önceki işlerden ders çıkarıp üzerine koyarak devam etme gibi toplumun çok azında bulunan istisna kaygılara sahip olmanın gerekmesinden başla, ondan sonra istediğin yerden beğenmemeye devam edersin.

ülkende böyle bir film yapmaya götü yiyen kaç tane insan evladı oldu? bir joker filminin kaç kıytırık otobiyografi filminden çıktığını bilir misin? bilmezsin. adları sanları hatırlanmadığı için bilmezsin. cebinde parası olan zeki bir adam, teknesiyle yılın 52 haftası dünya turu yapmak yerine, sanatını her geçen yıl olgunlaştırmaya çalışıyor. kolpaçino'nun ivedik'in gişe rekoru kırdığı ülkende kimsenin bulaşmaya götünün yemediği, zekasının yetmeyeceği bir film türünde bundan 20 sene sonra yapılacak en iyi filmlerden birinin belki yolunu açıyor, belki zeminini hazırlıyor, belki cesaretini veriyor. bunları değil de hadi seninle oturalım 3 saat filmin ışığını, mekanını, oyunculuklarını, senaryosunu, kopuklukları gömelim. umalım o vakitler de gelsin, en önce onu yaptığımız zamanlar da olsun. ama daha sırası değil be arkadaş.

iki saat boyunca riskli bir temada detaylara takılı kalmaya izin vermeden fikrinin ve cesaretinin güzelliğiyle izletti. aksaklıkları, eksisi yok muydu? tabii vardı. bizim ülkede jokere göre berbat olmak da bir başarı. her zaman böyle bir kıyas yapma şansımız olmuyor. o yüzden helal olsun cem yılmaz'a. emeğine, fikrine sağlık.
türkiye'de eğitim sisteminden evrimi çıkarılmasının sebebi bu adam. tabii ki akp bilim düşmanı. ama evrim teorisini hedef tahtasına koyan adnan hoca. amerika'dan kilise destekli kaynaklardan aldığı yayınları türkçe'ye çevirtti. siyasal gücü de arkasına öyle bir aldı ki, türkiye abd'yi de geride bırakıp dünya üzerindeki en evrim düşmanı ülke oldu. iran islam cumhuriyeti ve şeriatla yönetilen arap ülkelerinde bile okullarda evrim eğitimi var, bizde yok.
https://lchc.ucsd.edu/…012_01.dir/pdf8r1yklhavm.pdf görsel
https://science.ut.ac.ir/…eb/biology/animal-biology
https://nyuad.nyu.edu/…s/biology-major/courses.html

o değil de fatih erbakan adnan oktar'ın ta eskiden beri çok kankası. bu belgeseli falan görünce ne üzülmüştür ha! hocayla takılamazsa müritleriyle takılıyordu, resmen dağıldı gitti hepsi. özlüyor musun fatih?

kendi tarikatı içinde beyin yıkaması, nöropazarlama titizliğiyle kızlara yaklaşabilmesi, rıza inşası, manipülasyon, sindirme, bi de bilhassa iyi üniversitelerde okuyan, zengin aile çocuklarını bu kadar rahat kontrol altına alabilmesi psikoloji derslerine girecek türden*. ama ülke olarak daha dikkatli bakmamız gereken kısım siyasi gücü. bu adamın böyle bi gücü eline almasın akimler göz yumdu? yargıda yapılanmaya başlamıştı, canını sıkan herkesi mahkemede süründürüyordu. sözlük'ten bile kaç kişi adnan oktar hakkında yazdıkları yüzünden mahkemelik oldu. sıradan bir seks kültü devletin içine nasıl bu kadar sızabildi? hadi fetö'yü anladık, said nursi geleneğini kullandı, amerika'dan ciddi bi destek aldı, eğitimli kesimi etrafında topladı. bu yazının iti ne alaka?

adnan oktar operasyondan önce o kadar o kadar çok güçlenmişti ki saraylarda davet veriyordu, devlet yetkilileri katılıyordu. aile bakanı derya yanık'la arası çok iyiydi mesela. acaba en son kime şantaj yaptı da çat diye biletini kestiler? aşırı büyük paralar, çok önemli adamların kasetleri mevzu bahis. devlerin arenası o, birkaç tane gözü kara memurun inisiyatif alması, örgütten kaçmayı başarmış kızların ifadeleri yıkmamıştır bu oyunu. o kızların ifadeleri 15 yıldır piyasada vardı zaten (yine de emniyet müdürünü ve görev alan polislerin cesaretini çok takdir ettim, risk büyük, eyvallah). devletin içinden yapılan bu operasyon, keltoşun koruması altında olduğu halde ve kendisinden saklı tutularak yapıldığına göre, kimse bunun sıradan bir operasyon olduğuna inandıramaz beni. belli ki devletin en üst kademesinde, hatta uluslararası pazarlıklar yapılmış.

fakat hala israil'le ilişkisini çözemedim. israil bu örgütü niye destekledi acaba? belki de türkiye'deki bürokratların önemli kısmının şantaj videolarını elinde tuttuğu içindir. bizim keltoşun bu hikayedeki rolünü keşke daha açık izleyebilseydik. babuna ailesini de. adnan oktar örgütü öyle bir saatlik belgeselde bitmez ki, keşke 12 bölümlük seri yapsalardı. bu sadece örgüte kız getirme kumpasının hikayesi olmuş, esas konu çok geniş. serinin sonraki bölümü adnan kalan konuyu işlemeye yeter mi bilmiyorum. gerçi seride kaç bölüm var onu da bilmiyorum.
şunu da izleyiverin arada https://www.youtube.com/watch?v=e1avhfio2ms
mesela aklıma gelen bir soru, bunun zamanında oktar babuna ile beraber topladığı kanlar nereye gitti? muhtemelen genetik bilgiler bi havuzda toplandı. o dönem kan verenlerin bilgileri dünya çapında borsalarda potansiyel yedek organ bankası olarak mı satılıyor mesela?

bi de adam 10bin sene ceza aldı, ekibi hala vazgeçmedi la. hala twitter gündemini botlarla istila etmeye devam ediyorlar. bi salın bizi artık yaa. hakkaten beyinleri yıkanmış.

hep merak ederdim bu örgütün gelir kaynağını, o konuda bir şey söylemediler ama. siyasi bağlantıları ve yargının içine yerleşmeleri kadar önemli olan konu, bu değirmenin suyu.

unutmadan, estetik ameliyat ve makyajla meğerse zamanında reddedildiği, takıntılı olduğu ve sayısız davalar açarak hayatını cehenneme çevirdiği manken ebru şimşek'e benzetmeye çalışıyormuş.
(bkz: #29769740) (bkz: #71699279)

bu da 11 yaşındaki mağdurun ifadesi:
https://www.sozcu.com.tr/…itlarina-yansidi-6867054/
https://www.cumhuriyet.com.tr/…nc-itiraflar-1030035
https://www.cumhuriyet.com.tr/…-adnan-oktar-1901476
mahkeme heyeti çizimli kitapçık hazırlatmıştı, ama bi şekilde ortadan kaldırıldı o kitap. eksidne ful pdf'e erişiliyordu.
https://www.superhaber.com/…-108-sayfa-haber-317984

bu mecrada görmedim ama eminim vardır, bu kızlar da tarikata girmeseymiş, aklını kullansaymış, bu tuzağa düşmeseymiş diye yorumlar. şu dünyada sizin iki katınızdan fazla yaşamış, kurnaz, elinde bir hayli maddi, manevi ve hukuki güç olan bir çetenin, organize, incelikle çalışılmış manipülasyonuna karşı kendinizi, kendi naif iradenizle korumanız imkansıza yakın bir şey. kendinizden pay biçin. en basitinden sosyal medya platformlarının bizi manipüle ettiğini, ilgimizi ve harcamamızı rahatça yönlendirdiğini hepimiz biliyoruz, kaçımız karşı koyabiliyor sosyal medyanın gücüne? yediklerimizin kilo aldırdığını hepimiz biliyoruz. kaçımız iradesini ortaya koyup karşı durabildi ve bir ömür boyu fit yaşadı?

dragos villasında ele geçirilen penis şeklindeki kapı tokmaklarından sosyal medya ekibine, kadınların vücutları üzerinde zorla yaptıkları modifikasyonlardan sahte balayılara, babuna'lar üzerinden kurulan israil lişkisisinden avukat ordusuna, seks videoları arşivinden belediyede açtıkları fosil sergilerine, örgütün hücre yapılanmasından uluslararası trafiğe, türkiye'de sanat çamiasının örgütle kurduğu ilişkiden operasyonun içişleri bakanlığından saklanmasına kadar en az 12 bölümlük seri lazım bu konuyu anlatmak için, hatta 2x10 bir dizi daha iyi olur. vallahi tek videoluk konu değil bu, çok şey yarım kalmış. tabii bu yapımlar ucuz değil, maddi kaynak bulmak lazım. takdir edersiniz ki trt veya atv böyle bir belgeselin yapımını üstlenmez. crowdfunding usulü bağış toplayınca da insanın adı foncuya çıkıyor. hadi parayı hallettik diyelim, özgür bir ülke ve can güvenliği de lazım bu konuları işleyebilmek için.

son olarak, yine benim pek anlamadığım, hiçbir haberde de aydınlatılmamış bir konu var. zamanında ben bu adnan oktar örgütünün elemanlarıyla facebook üzerinden arkadaş olmuştum merak ettiğim için. zaten siz bir tanesini arkadaş eklerseniz kalanları sizi ekliyor (mesaj atanlara link gönderebilirim, ama mesajlarınıza cevap vermiyorlar). şimdi adnan hoca içerde, maddi kaynakları, umuyorum ki, kamuya aktarıldı. yönetimdeki bacılar ve erkek grubu hapiste. kalan kadınlara noldu? özgürlüklerine kavuşmadıklarını biliyoruz, bunları toplayıp görüş günlerine falan götürüyorlar. bu kadınlar şu anda kimin kontrolü altında? bakanlıklar veya herhangi bir devlet kuruluşu bu kadınlara kucak açtı mı, bakımlarını, tedavilerini üstlendi mi? ailelerine dönmek isteyen kadınların güvenliği devlet tarafından sağlandı mı? kolları her tarafa uzanan, silahlı bir terör örgütü bu, elebaşını hapse atınca cariye grubu gerçekten serbest kalmamış olabilir. sosyal medya ekibi hala çok aktif. sadece twitter'daki botlardan bahsetmiyorum. örgütün kontrolündeki kadınların eskisi gibi fotoğraflarını çekip, photoshop'layıp, yayınlamaya devam ediyorlar. ben buradan maddi gelirlerin ve kadınların kontrolünün devam ettiğini anlıyorum.

(bkz: ceylan özgül) https://www.youtube.com/watch?v=q2fca6l0m9w
(bkz: beril koncagül) (bkz: müge öğütçü) (bkz: ayça pars) (bkz: çağla taker) (bkz: seda ışıldar)
bunların da videoları var, bulup izleyin.
gören de diyecek ki, imamoğlu iyi bir aday olduğu için seçimi kazanmıştı.
imamoğlu istanbul seçimini hdp ve iyi parti aday göstermediği için kazandı. siz istediğiniz kadar romantizm peşinde koşun.
gelecek seçimde hdp artık yeni adı neyse ve iyi parti aday çıkarttığı zaman eko'nun gerçek puanı ortaya çıkacaktır.
üstüne chp nin rezilliklerini katmıyorum bile.
evet büyük ihtimal kaybedecektir.
hakkında suç duyurusunda bulunacağım.

türkler kokuyordu suriler mis kokuyor diyor resmen.

kimsin siz? türk'ü aşağılama cüreti nereden geliyor?

tır dolusu ceset gördüm kafam daha yerine gelmemiş yok kokuyordu yok misdi pisti
- gece 12'lerde bile gönlüm rahat bir şekilde, korkmadan eve girebilmek. gerçi bu benim korkmazligim olabilir, çünkü aslında hiçbir yer guvenli değil. yine de burası bana sanki tatlı ve genç ailelerin, tonton ninelerin oturduğu, ezelden beri burali olan insanların yeriymis gibi geliyor. pek sessiz değil, ama nispeten nezih bir yer.

- dernekten çıkıp yürüyerek eve gelebilmek.

- alışveriş yaptığım eve yakın iki tekel bayiinin de beni tanıması. bu çok hoşuma giden bir özellik.

- kutu gibi kullanışlı bir ev olması. keşke balkonu az daha büyük olaydi da oturabileydim.

- şu ana kadar olan yaşantımda gerçekten tek başıma ve özgür olduğum ilk ev olması. bundan öncekiler ya aile eviydi ya evliydim ya da ailemle aynı binadaydı. bazen korkuyorum, bana bir şey olsa koşacak kimse yok yakında; ancak özgürlük hissi bambaşka. sadece kedim ve ben varız. kızımın da artık kendi evi var.

- bilimum bütün online market ve yemek siparişlerini yapabilmek. taksi çağırdığımda adresimi tarif etmemek, arkadaş çağırdığımda evimi rahatça bulabilmeleri, kargo geldiğinde evde yoksam girişteki dükkanın benim yerime alması falan da şahane özellikler. işyerime kargo şirketleri gelmemek için bindokuzyüzellisekiz takla atıyorlar.

- aslında hemen birinci kat. yine de bir odasında kalırken gecenin bir vakti diğer odasından korkmadığım ilk ev.

- hiçkimsenin yardımı olmadan tamamen kendimin bulduğu, taşındığı, eksiklerini giderdiği, dolabıdır, gideridir aksaklıkları onardığı, onaramadıklarımda tamamen kendi özgür irademle usta bulup tamir ettirdiği ve elbette kendi kendimin kazıklandığı ilk ev.

- yatak odası takımımın olduğu ilk ev. fırın ve ocak aldığım ilk ev. galiba tv'yi de burada alırım. şunların borcu bitsin de hele.

- ya bir de buraya taşındığımdan beri aracıyla sokağıma beni bırakmayan dostum, arkadaşım, kardeşim kalmadı. motosikletle bile! dıştan bakan biri için epey muammadır. bu çok komiğime gidiyor. kim len bu kadın diyen var mı acaba? dernek aracıyla bile bıraktılar beni (hem de 2 kere ve acayip havalıydı bence). haftanın en az 3 günü birileri beni eve bırakıyor ve habire de değişiyor hem cinsiyet hem de araçlar. otomobilleri geçtim doblo bile bıraktı, tuğralı! bmw motosiklet biraktı. minibüs birakti. bir keresinde de martiyla geldik eve, bir arkadasla. nedense kikirdayasım geliyor bunu düşündükçe. mit falan saniyorlarmis bir de!!
(bkz: fotö)
geçen sezon az bir puan farkıyla arkamızda ikinci bitirince aradaki fark puan farkını manipülasyon ile halledebileceğini sanan geri zekalı trol ordusudur. kuş beyinli organizasyon.
geçen sene ligin başında galatasaray'ın üst üste doğrandığı altı hafta ve sizin bedava ucuz penaltılarda ittire ittire ligde tutulduğunuz eyyamlar olmazsa formanızı dolaptan çıkarmaya yüzünüz bile olmazdı.
daha geçen hafta ofsayttan gol attınız, ondan önceki hafta rakibinizin bariz penaltısını yediniz.
biraz delikanlı olun, daha fazla puan toplayıp şampiyon olun. amcık amcık konuşmayın.
mafyaya karşı mücadelede bahçeli' yi karşısına alma cesareti gösterebilen ilk bakan...

tüm türk halkı olarak arkandayız sayın bakan
memur var memur var. genel tespitler çok saçma. polisler sonsuz mesai yüzünden psikolojisi bozulup intihar ediyorlar mesela. vatandaşla muhatap olma yükümlülüğü olmayan memurlar ise efsane yatıyor. değişir yani.
hemen 10 saniye önce de doğrudan szymanski'ye yönelen rizeli oyuncu, ceza sahası içinde szymanski'yi bozdu. bırakın 5 dakika incelemeyi, var devreye girmedi bile.

4 gün önce deniz geldi oosterwolde'ye yumruk attı, var devreye girmedi.

dün gs'nin golünden önce faul oldu, var devreye girmedi.

fb gol attı, var devreye girdi. ondan sonra ağlama.
tuzla fayinin uzantisi olan kucuk buca fayinda gecen yil kasim ayindan beri meydana gelen onlarca depremden biri. buyuklugu 5.1 olan depremin hala artci sarsintilarinin olmasi ve bunun kimse tarafindan umursanmamasi da bir turkiye gercegi.
sanılanın aksine troll çetesi kurmamış olan takım. yıllardır kaypakça troll çetelerinin gerçeği çarpıtmalarına karşı artık yılmış ve bunalmış olan taraftarları tarafından artık hakları savunulmaya başlanmış olan takımdır. meşhur gs whatsapp grubu gibi organize ve tek kalemden çıkan yazılar yerine gerçekleri eğip bükmeden olanı söyleyen entryler görülüyor sadece bu. tabi bu whatsapp grubu yıllardır yedikleri naneyi bildikleri için şimdiden ters manyel yapmaya başlamış durumda.

yazın sırf götten transfer çalımı uydurmak için fenerbahçe'yi gördüğü anda tüyleri diken diken olan gazeteci eniklerine "fener çok iyi transfer yapmış yalnız taş gibi topçu" diye bir hafta önceden twit attırmak gibi leş hareketler bu camiada olmaz siz o güzel kafanızı yormayın.
edin şaban dzeko diye başlık vardı ortadan kaybolmuş anında

o şaban lakabı sizin terör örgütü uyelerinizden en azilisina verilmişti, sadece ona ait kalacak (anlamayanlara hatırlatma notu: uefa kupası posterinden yırtıp çıkartmak zorunda kaldığınız teröristlerden en uzun ve en aptal olanı) bunu da unutmayin
(bkz: torinolu şaban)
muhtemelen iyi erkekler gibi duygusal boşlukta, kendini bilmeyenleri çekip, sonra onları çekip çevirip adam ettikten sonra kaçışlarını izlediler. sonra da kendi kaçışları başladı. uzak durmaya, kendilerine zaman ayırmaya başladılar. tekrar hüsrana uğramamak adına.
sadece kapı komşusunun yaptığı yemek kalitesini tüm güneydoğu'ya mal eden yazar beyanı.

sonra neden türkler mantık bilmiyor.

not: angut guçyolar, türk kürt ayrımı mı yaptım? yurdum insanı manasında o. ne avanaksınız ya.
deniz çoban ve bahattin şimşek'e göre;

1- kerem'in ufak teması faul değil, futbolcular çok alıştılar sürekli kendini yere bırakıyorlar, gol nizami dediler.
2- ikinci gol nizami top bariz şekilde çizgiyi geçmiş.
3- mertens'in karşı karşıya kalacağı pozisyon için kırmızı olmalıydı, var hata yaptı dedi.
4-morutsan sarı kart görmemeliydi.
5-kerem demirbay sarı kart görmeliydi.

hadi gidin yatın. haftaya yangına devam.

edit: fırat aydunus kerem'in pozisyon bence faul dedi ama boey'in pozisyon penaltı olarak değerlendirilmeli dedi. belirtelim, maçta kritik hata 2 sarı kart :) kapkara gece...
çok zor durum. arda zor durumda. baba ondan zor durumda. dışarıdan maval okumamak lazım. bilemeyiz.
ben yaşlı bir boomer'ım. insan kınadığını yaşamadan ölmezmiş sözüne inanırım.
iki düşünüp bir söz söylemeye inanırım.
bir ardanın yerine koydum kendimi, bir babanın.
yine de çıkamadım işin içinden.
umarım ikisi için de en iyisi olur.

edit : üniversite yıllarında bir eşcinsel arkadaş vardı. halinden tavrından çokça belli olurdu. biz de kikirder dururduk ardından açıkçası. serde gençlik/toyluk var.
adı bile aklımda. bir gün laboratuar dersim erken bitti. onun da erken bitmiş. baş başa masadaydık.
''nasılsın'' dedi. ''iyi'' dedim serkan. ''sen nasılsın ? ''
''iyi'' dedi.
sonra birden gözümün içine bakıp,
''bir gün'' dedi ''dünya tersine dönse, bıyıklı bir adamla aynı yatağa girmek zorunda olsaydın. normali bu olsaydı, bütün dünya bir kadınla elele tutuşmanı yadırgasa, senden iğrense, ama şu an ki hislerin aynı olsa, dünyaya direnmeyip kendi cinsinden biri ile olabilir miydin'' dedi.
''olamazdım'' dedim. ''haklısın.''
haklısın serkan.
yalan haber yapıyorsunuz diyerek depremzede kardeşimizin muhabiri dövmesi hadisesidir.
pazar pazar keyfiniz yerine gelsin link

edit: şiddeti savunuyorsunuz diyenler mi dersiniz, barbar diyenler mi dersiniz, hakaret edenler mi dersiniz? lan siz manyak mısınız? o depremzedelerden biri de benim, ilk günden beri her şeyi gören yaşayan bizleriz. biz ölülerimizi moloz yığınları başlarında bekledik son nefeslerini verdiklerini duyduk. hiç bir şey yapamadık hiç kimse hiç bir şey yapmadı. ekip bile gelmedi tırnaklarımızla kazıya kazıya çıkarttık yakınlarımızı. siz ne anlatıyorsunuz? bunları yaşayan her şeyi gören bilen insanların dibine gelip burda hayat çok güzel çadırlar 1+1 her şeyi var, evler yapılıyor kimse aç değil açıkta değil hastaneler yapıldı, derseniz göreceğiniz muamele budur. lan hiç mi utanmanız yok gelip burda a haber savunuyorsunuz? hepsini geçtim konutlar yapılıyor diyorlar lan benim evimin enkazı duruyor daha kimse ellemedi akibeti belli değil. orada kimse sizin showunuzu çekecek durumda değil. gidin kendi çöplüğünüzde yalanın.
1 milyona 2023 model toyota corolla alabilirsiniz. fakat paranız varsa siz sarı siteye girerek 100 bin fazlaya kullanılmış 2.elini alabilirsiniz.

biraz keyiflenmek istiyorsanız malum sitede yine sıfırından pahalıya ilan girilmiş araç sahipleriyle mesajlaşabilirsiniz. :)
covidden sevdiklerini kaybedenler bu pandemiyi iliklerine kadar yaşadı. bu yüzden her covid haberinde diğer sevdiklerini düşünüp endişeleniyorlar. sevdiklerini kaybetmeyenler için ise covid yalandan başka bir şey değildi.

her olayda olduğu gibi ateş yine düşen yeri yaktı.
psikolojik olarak kayıptalar diye düşünüyorum. inandığında otomatik olarak inanmam gereken tonla meta fizik unsur var. cinler, melekler, sürekli gözlem altında olduğunu hissetme, kader vs. inandığım dönemde psikolojimi çok bozmuş bunlar. inanmayı bıraktıktan sonra ciddi anlamda rahatladım. hayatıma akıl ve vicdan önderliğinde daha çok hukmedebildiğimi hissettim.
talep düşene kadar devam. talep düşünce stagflasyon olacak, o zamana kadar yerel seçim geçmiş olur.
kabileyiz biz arkadaşlar devlet filan değiliz, millet hiç olamadık. tesadüflerin birbirine bağladığı ortadoğulu bir toplululuğuz.
serdar ali çeliklerin şansını sikeyim. son 5 senede istediği herkese skorer değil diyebilirdi, gitti buna dedi. adam belki de en fazla gol atan yabancı olacak ahahaha
analı bacılı birbirinize girmeye gerek yok.
ulan içtiğimiz su bile artık statü meselesi oldu.
ı phone mevcut konjonktürde her türlü alır.
hayatını bir yarışma gibi yaşıyorsan kıç cebinde bir ı phone olacak.
ayrıca huawei'nin, ı phone kuyruğunda bekleyenlere bedava powerbank dağıtmasının yanına bile yaklaşamayacak ayardır.
üzerinde 150 bin liralık aksesuar ve kıyafetle metrobüse binenler cemiyeti yeni üyelerine hoşgeldiniz diyor.
ciddili not: elinize geçen 3-5 kuruşu bu saçmalıklara yatırmayın. altın alın. hisse senedi alın. unutun. biraz yaş alınca "zamanında şu parayken almadık " edebiyatının acar kalemleri olmayın.
evet! dünyaya bir kere geliniyor ama i phone 15, samsung da s serisi ile 23 defa geldi.
elektronik veya eşyalar şans işidir tatavasına dahil olmadan size teknik konularla durumu izah ederek ve evinizi seviyorsanız hangi markaları almanız gerektiği hakkında nacizane görüşlerimi aktaracağım.

yazacaklarım fiyat/performans kategorisinde olup, miele gibi niş markaları içermeyecektir.

buzdolabı: lg (arçelik dahi buzdolabı yapması şaibeliyken orbital serisi ile lg buzdolaplarını tr de kendi markası ile sattı) veya danfoss/embraco kompresörlü markalar. bosch siemens yine öneririm.

çamaşır makinesi: bu işin doğrusu bosch/siemens grubu. bosch da serie 6 ve üstü tavsiyemdir. asla üzmez. yıllarca sorunsuz kullanırsınız.

bulaşık makinesi: vestel veya arçelik öneririm. türk tipi yemek kültürüne uygun tasarlanmışlardır. yüksek basınçlı yıkama yaptığı için sorun yaşamazsınız.

televizyon: ips panelli herhangi bir marka ziyadesiyle mutlu eder. şahsi önerim vestel. altına bir apple tv ilave ettik mi güzel olur.

mobilya: şahsi görüşüm ikea. sebebi: 10 yıl sonra bile kırılan bozulan parçalar için yedek parça talep edebiliyorsunuz. koltukları için yeni döşeme satın alabiliyor ve bunları kendiniz takabiliyorsunuz. bu gün türk tipi mobilyacılardan alacağınız mobilyanın yarın yedek parçasını bulamazsınız.

küçük ev aletleri: az bütçe ile arçelik (arçelik genelde küçük ev aletlerini tr de kendi üretir. kaliteleri iyidir.) orta bütçe ile philips/electrolux.

süpürge: ecnebilerin yaptığı performans testlerinde birinci her zaman dyson. bütçe varsa dyson. bütçe yoksa testlerde hep ikinci olan marka ise samsung jet 60/jet 70. ben samsung jet 60 kullanıyorum.

klima: fiyat performans için tartışmasız gree...

asla alınmaması gereken ürünler:
buzdolabı: yerli markalar almayın. o yerli markaların kompresörleri yerli üretim olanlar 3 yılda istisnasız bozulur. sonra tamiriyle uğraşırsınız.

bulaşık makinesi: bosch/siemens yapısı gereği tamiri muadillerine göre daha maliyetlidir.

mobilya: yerli ne aldıysam ya elimde kaldı ya da ilk taşınmada parçalandı.

küçük ev aletleri: avm'lerde zincir mağazası olan asıl işi tencere olan markalardan ciddi olarak uzak durun. kutusunda alman bayrağı olan marka? uzak durun. fantezim, şehvetim... gibi markalar uzak durun. bu markaların ürünleri türkiye'de tek bir fason fabrikada üretilir ve vaad ettiği herşeyi kötü yapar. robot alırsın pratik değildir. doğrayıcı alırsın kesmez. mikser alırsın dişlisi sıyırır.

klima: beyaz eşya markalarından klima alınmaz. forumlarda sayfa sayfa kronik sorunlarını anlatırlar. klima işi şakaya gelmez ve asıl üreticiden alınır.

tr de olsa bütün beyaz eşyalarımı whirlpool veya hotpoint'den tercih ederdim. anneme aldığım whilpool üretimi hotpoint beyaz eşyalar ziyadesiyle özensiz kullanılmasına rağmen görevini layıkı ile sürdürüyor.
özlemek. yedi bitirdi beni. her şeyden önce kendisi gibi arkadaşlığı da çok değerliydi. ama insanlar değişiyor işte. o değişti ve gitti. ben arkada kaldım.
beyler, bakın ben yaklaşık 10 yıldır premier lig'i izlerim, sadece haftanın önemli maçlarını da değil, düşme hattındaki takımların maçlarını dahi izlerim. o yüzden zaha konusunda bir şeyler söyleme haddini kendimde bulabilirim naçizane.

bakın beyler, yıllardır izlediğim zaha bugatti veyron ise, bu maçtaki minik resital anca toyota corolla falandır. bu herif şu an cidden hazır değil, birkaç maç daha ilk 11 başlarsa kendini tam anlamıyla bulur, işte o zaman hazır olduğunda izleyeceğiniz zaha.. ooff.

öyle tek sezonluk oyuncu da değil, yıllarca aynı istikrarla epl'de big six'in en çekindiği oyuncuların başında gelip, ligin içinden geçmiş bir zaha, kafasını sadece futbola odaklandığında bizim ligimizde neler yapar siz düşünün. ki, o hırsı ben bugün gözlerinde gördüm bu herifin.

ve bütün bu dediklerimi, sıkı epl takipçileri ve zaha'yı sadece skills videolarından değil, gerçekten tanıyan insanlar bilir ki; zaha, bırakın yüzde 100'ü, yüzde 80'i ile bile oynasın, o hepimizin dibini düşüren icardi ikinci plana düşer, çok net söylüyorum. sadece bekleyin.

bu sadece bir zaman meselesi, kral kaldırdı geliyor!
sabah kalktım yağmur altında gücüm bitene kadar koştum. duşumu aldım bir kahvede simit üçgen peynir yiyorum. simit çaydan daha sıcak öyle bir kokusu var ki. simiti gömünce gündoğumunu sahilde yürüyerek kutlayacağım. bence gayet keyifli.