Sık geçen başlıklar

vardevela 69

ekşi profili
ismet paşa'yı tehdit ederler:

- dünyayı başınıza yıkarız!

o da kuru gürültüye papuç bırakmaz:

- dünya yıkılır. yeni bir dünya kurulur. türkiye'de o yeni dünyada yerini alır.

adam üfürmüyor. kendi tecrübesini konuşturuyor.

çünkü pratikte olan şey oydu. birinci dünya savaşı ile birlikte bilinen eski dünya yıkıldı ve yeni bir dünya kuruldu.

cumhuriyetle derdi olanların anlamadıkları ve asla anlamak istemedikleri bir gerçek var. birinci dünya savaşında osmanlı yıkılmadı. bilinen eski dünya komple yıkıldı.

eski dünya ile birlikte eski dünyaya ait değer yargıları da tarihin çöplüğüne gitti:

hoppa kız modası flappers

ama burada hikayede bir çatallanma olduğunu düşünüyorum.

türk kadını, haremden çıkıp kamusal alana katılmasının faturasını dişiliğinin törpülenmesi ile ödedi.
benim çocukluğum taşrada geçti. kentin önde gelen ailelerinden birinin oğlu çocukken tecavüze uğruyor. ondan sonra olay kulaktan kulağa yayılıyor. ardından çocuk zincirleme tecavüze maruz kalıyor. ailenin tek yapabildiği, çocuklarını istanbul'daki akrabalarının yanına göndermek.

gel zaman git zaman delikanlı büyüyor, okuyor ve memur oluyor. ataması ise doğduğu şehre çıkıyor.

adam, karısı ile parka gidemiyordu. çalıların ağaçların arkasından, karısın yanında, adama laf atıyorlardı. çünkü öyle ya da böyle adam kestaneyi çizdirmişti.

***
bir tane gey ile tanıştım. bu küçükken kendi mahallesindeki esnafı beğeniyormuş. hemen uğur gürsoy'un karikatürünü hatırlayalım.

13 yaş olasılıkları

bazı delikanlılar komşu teyzeyi hayal ederken işte bazı delikanlılar da esnafı hayal ediyor. ben de matematik öğretmenimi beğenirdim.

esnaf bu delikanlıya tecavüz ediyor. istismar her ne kadar hukuki olarak çok doğru bir terim olsa da adamın işlediği suç istismar değil tecavüzdü. gayet grotesk bir şekilde, bağırta bağırta tecavüz ediyor. sonra da diyor ki :

- kes lan ağlamayı! zaten ibnelik içinde vardı. açığa çıkarmış oldum.

ondan sonra bir başka arkadaşına da haber veriyor, tehdit ve şantajla sistematik olarak tecavüze devam ediyorlar.

***

öncelikle n.ç. davasındaki gibi zincir tecavüzler bu ülkede temel bir motif. hatırlatalım ki n.ç. davasında suçluların arasında sadece bakkal, manav değil çocuğu korumakla birinci dereceden görevli kamu personeli de vardı.

***

suçu islamcıların ahlaksızlığına atabiliriz. suçu, töre cinayetleri mevzusunda olduğu gibi kürtlere de atabiliriz. ama gerçekten bunlar çocukları korumaya yeter mi?

bence 19.yy kafası ile ergen cinselliğini bir tabu olarak gören ve bunu yok sayan seküler tayfa da aslında suçlu. kafasını kuma gömdüğü için suçlu.

lgbt çocuklar konusunda berbat bir sınav verdiler. kendi çektikleri 31'leri bile unutup, ergen cinselliği denilen konuyu inkar ettiler.

öte yandan çocuğunu sahipsiz bıraktığı ve kızlarının arkasında durmadığı için aileyi suçlayan entarilere bakın. ardından da "gay evlat sahibi olmak" başlığında yazılan homofobik entarilere bakın.

sizin de çocuğunuz gay olabilir, tecavüze uğrayabilir. ama hiç bir sikten haberiniz olmayacak. çünkü homofobik olduğunuzu bildiği için size söylemeyecek. siz de ana ve babayım diye ortada gezeceksiniz.
bir de sikinin doğrultusuna gidip, navigasyona rağmen kaybolan adamlar var.

kardeşim, navigasyonla neden inatlaşıyorsun ki? sola dön dediyse sola döneceksin, sağa dön dediyse sağa döneceksin.

bence navigasyonu sadece ortamda kadın sesi olsun diye açıyorlar. ondan sonra da hatunu siklemiyorlar.

işte bu yüzden navigasyonlar piyasaya emekli albay sesi ile sürülmeli.
sarmısağı çok severim ama her yemeğe lezzet versin diye konulan o iki diş sarmısaktan hiç hoşlanmam. bence lezzet falan vermiyor, tüm yemeklerin tadını aynı hale getiriyor.

bence her yemeğe sarmısak koyanların damakları sarmısağa karşı körleşmiş. sarmısak olmayınca yemeğin tadını alamıyorlar. lezzet versin diye iki diş sarmısak koyma ile ekmeksiz doyamamak arasında bir korelasyon var.

tarhanayı bir üst noktaya taşıyan tek bir husus vardır. baştan iyi bir tarhana almak.

kış başında pendik pazarından tarhana aldım. yağını koyuyorsun, suda kaynatıyorsun, bitti. tam olması gerektiği gibi oldu. efil efil ekşimiş hamur koktu. baharatı da kıvamındaydı rengi de yerindeydi.

sonra aynı yerden bir kere daha aldım. bildiğin somon renkli un. çorbayı toparlayabilmek için salça kavurmak ve nane atmak zorunda kaldım. ama sonuç yine hüsran. çünkü o ekşimiş koku yok. bildiğin yal oldu.

bence iyi bir tarhanaya yapılabilecek tek dokunuş, üstüne ezine ufalamak olabilir.
hornet'te sanayide çalışan bir usta ile tanıştım. geçen gün mesaj atmış:

- niye aramıyon yarraam!

ben de yanıt yazdım:

- yarraam trip atacağına, sen arasana!

sanayide kalfalar birbirlerine topraam der gibi yarraam diyor. elemanın atölyedeki arkadaşları ile konuşur gibi konuşması hoşuma gitti. gey ilişkideki o partnerler arası denklik halini seviyorum.

bir başka entaride uzun uzun, cinselliğin hayatın dışına atılmasının tezahürü olan oryantalizm, seksten kaçış ve içselleştirilmiş homofobi üzerine yazacağım. göreceksiniz ki aslında yarraam kötü bir hitap şekli değildir.
cinsel devrim öncesinde ingiltere'de kadınlar, kendi aralarında orgazm konusunu konuşmaya utanıyordu.

cinsel devrim dediğiniz 50 yıllık mevzu. şu videodaki kızın ingiliz akranlarının annesi yetişememiştir ama büyük annesinin gençliği cinsel devrim yıllarına denk gelmiştir. yani çok uzak bir geçmişten bahsetmiyoruz.

siz de devriminizi bugün başlatın torununuz rahat etsin. ama dört duvar arasında emmeli gömmeli takılmayı devrim sanıyorsunuz.

sıkıntı orada.

yine önümüz haziran, yine onur haftası, yine başlayacaksınız:

- dört duvar arasında ne yapıyorsanız yapın. biz cinselliğimizi gözünüze sokuyor muyuz?

görüyoruz ki dört duvar arasında yaptıklarınızın hiç bir sike derman olduğu yok bebeğim!
bunun faturasını hep birlikte ödüyoruz. annem ameliyata alındı. kadıncağızı odadan alınırken gördük. ameliyat sonrasında gözetim odasına alındı.

ameliyata kadar bir stres, ameliyat ikinci stres.

ama ameliyat sonrası bambaşka bir stres. ameliyattan sonra hiç bir doktoru göremedik. güvenlik yukarıyı arayıp, bize son durumu ile ilgili bilgi verdi. ama güvenliğin verebileceği bilgi statüko ile sınırlı, tıbbi bir bilgi değil. güvenliğin önünde dokuz doğurduk.
kısa yanıt veriyorum: evet.

adamı vurursun, ardından da kan parası neyse verirsin ve geçersin.

cinayet suçundan idam cezası alan yine gariban olur.

abd'de adı kan parası olmuyor da avukatlık ücreti oluyor. büyük hukuk bürolarına parayı bastırdın mı adamı ipten alıyorlar. idam seremonisi, fakir fukara üzerinden yapılan bir adalet mastürbasyonudur.
en büyük hayalim en az dört koli alabilecek arabaya sahip olmaktı. böyle araba park etti mi içinden adamlar dökülecek.

arabada beş evde onbeş

ama bütçe hyundai i10'a yetiyor.

eksik olmasınlar, ayı değil ayıboğan iki arkadaşımız hyundai i10'u benim için test etmişler. ön tarafa ikisi birden sığıyor. daha sonra arka koltuğa da geçip denediler. oraya da rahatça sığdılar.

hyundai i10'daki ayıboğanlar

videodan da göreceğiniz üzere, güvenle ön koltuğa bir, arka koltuğa iki ayıboğan atabiliyorum. toplamı 450 kilo adam eder. e zaten daha fazlasına da "allah gözünü doyursun" derler.

görünen o ki i10 benim işimi görüyor.
yasanın en eski hali biraz daha farklıydı. boşandığınız zaman kadınlar kızlık soyadına (evet o dönem öyle deniyordu) geri dönüyordu.

düşünün ki üniversiteden mezun oldunuz. karı koca kariyer yaptınız. sonra 40 krizine girip boşandınız. arada geçen 15-20 yıllık süre boyunca kadın kariyerini, kocasının soyadı ile yapmış oluyor. çalıştığı sektördeki tüm bilinirliği kocasının soyadı üzerinden. ondan sonra boşanıp babasının soyadına geri dönünde, her şey sil baştan oluyordu.

bu yüzden yasa değişti ve boşanan kadınlar, isterse eski eşlerinin soyadını kullanmaya devam edebiliyor. böylece boşanmış kadınlar, bilgi işlem müdüründen, portföyündeki müşterilere kadar alakalı alakasız herkese, tek tek "ben artık dul kadınım" beyanı vermekten kurtuldu.

bunu bir de dul kadın= müsait kadın denkleminin olduğu toplumda yapıyorlardı.

dul kadınsın ihtiyaçların vardır

benim kadın avukat badim var. kendisine ait avukatlık bürosu var. aldığı hukuk eğitiminde, açtığı büroda, piyasada edindiği yerde kocasının bir payı yok. çünkü tüm bunları yaptığında henüz ortada koca adayı yoktu. eşi, kendine ait bürosu bulunan ve sektörde belli bir tanınırlığı olan avukat hanım ile evlendi.

insanlar boşanmak için evlenmez. allah bir yastıkta kocatsın. ama dünyanın bin bir türlü hali var. bu kadıncağız, medeni durumu her değiştiğinde, başta bürosundaki tabelayı, ardından imzasını ve imza sirkülerini, kısacası her şeyi neden değiştirmek zorunda kalıyor?

gönül yazar 6 kere evlendi ve boşandı. hep gönül yazar'dı. bülent ersoy cinsiyet değiştirdi. hala bülent ersoy. ama onların ki sahne ismi. gönül yazar'ın gerçek ismi, mürşide gönül özyeğiner. nikahta değişse ne olur değişmese ne olur? çünkü o gönüllerin ve sahnelerin gönül yazarı.

ama avukatlık mesleği sahne ismi ile nasıl icra edilebilir ki?!
çocukken babam beni diş doktoruna götürmüştü. adam zebellah gibiydi. o koca elleri ile dişime abandı. dişim değil çenem yerinden çıkıyor sandım. çok canım yandı. o yüzden yıllarca diş doktorundan fellik fellik kaçtım ve dişlerimin bir kısmını kaybettim.

yıllar sonra bir kadın diş hekimine gittim. kadın dişimi çekecekti. elindeki aleti, dişin kenarına taktı. manevela kuvveti ile tık diye dişi yerinden çıkardı. hayretler içinde kaldım.

sonra üst dişlerimi komple protez yaptı. ama protezlerim muhteşem oldu. protezle diş eti arasındaki ilişki muhteşemdi. protezi bir tık kısa yaptı. diş etlerim sarkarak o boşluğu kapattı. ne diş etlerim dişlerin arasından fırladı ne de geri çekildiler.

beraber çalıştığı tekniker, dişlerin üstlerini hafif pembe boyamıştı. dişlerin uçlarını da opak yapmıştı. dilimi dişin arkasından gezdirince önden gözüküyordu. çok doğal duruyorlardı. girdiğim herhangi bir sosyal ortamda eğer bir dişçi varsa, gelip dişlerimdeki ince işçiliği inceliyordu.

hekim hanım bana 12 yıl garanti verdi. ancak ben protezlerimi 18 yıl kullandım.

sonra dişlerimi yeniden yaptırdım. üç yıl olmadı. protezim ile diş etimin arasından tren geçiyor.
hemen ikinci gün almış olabiliriz.

kamyonu deviren askerlerin gusüllenebilmesi için, sabah namazından önce kazan bir kere yanıyordu. gün içerisinde de bir iki kere sıcak su veriyorlardı.

eğitim ile akşam yemeği arasında kısa bir boşluk oluyordu. millet çayıra çimene yuvarlanıyordu. ben koğuşa koşuyordum. üniformamı çıkartıp camdan üstündeki tozu toprağı silkiyordum. acemilik bitinceye kadar tek üniforma ile idare ettiğimiz için, bir müddet sonra hepimizin üniforması toz- topraktan ve terden mukavvaya dönmüştü. ama eğitim sonrasında üniformayı çırpıp havalandırmak biraz daha giyilebilir kılıyordu.

şipşak bir duş alıyordum. ayakkabılarımı siliyordum. havalandırılmış üniformamla, adeta lord edasıyla akşam yemeği için aşağı iniyordum.

--- taşşak kokusu ---

taşşak kokusunun çift yönlü bir etkisi vardır. bilirsiniz, kız yurtlarında kalan kadınların adet günleri üst üste çakışır. benzer durum erkeklerde de var. yanınızda üremeye hazır erkeklerin varlığı sizin de hormonlarınızı coşturur.

kışla gibi olabilecek en aseksüel ortamda, 5 dakikalık duşun içine iki dakikalık şipşak 31 yapıştırmanın temel nedeni, koğuştaki adamların birbirlerinin testosteronunu coşturmuş olmasıdır.

ve fakat evrim sadece şuursuz bir rekabet değildir. aynı zamanda dayanışma da demektir. taşak kokusunun diğer erkekler üzerinde teskin edici bir yanı da vardır. şu dünyada tek değilsindir. yaşayacağın zorlukları takım arkadaşlarında birlikte göğüsleyeceksindir. yanındaki adamların taşak kokusu sana yalnız olmadığını, tekrar tekrar hatırlatır.

sabahları diğer askerlerden erken kalkıyordum. rahat rahat traş oluyordum. üniformamı giyiyordum. sonra banyoda dişimi fırçalamak için oyalanıyordum. koğuşlar ne kadar pis kokuyorsa, duşlar da o kadar güzel kokuyordu. sabun, şampuan ve bir tabur askerin temiz taşşak kokusu. muhteşemdi.

yine diğer askerlerden önce aşağı iniyordum. poligon deniz er eğitim merkezi, izmir'in en yeşil yeri olabilir. sabah serini, derin bir sessizlik, bol oksijen ve çam kokusu. muhteşemdi.

***
şimdi o dönem, "askerin el defteri" diye bir internet sitesi vardı. sitede askere gidecek olanların yanında götürmesi gereken eşyaların listesi yapılmıştı. listeye bir de not düşülmüştü:

- pahalı parfümlerinizi götürmeyin. çünkü çalınır. ucuz tıraş kolonyası götürün.

ben askerliğimi kısa dönem olarak yaptım. etrafındaki herkes okumuş adamdı. hepsi aynı internet sitesini okumuş ve askere gelmişti.

sabah içtiması için sıraya giriyorduk. er eğitim alayından göğe doğru, yoğun bir arko tıraş kolonyası buharı yükseliyordu. bak o da muhteşemdi.

askeriyede verdikleri tıraş takımı kutusunu hala saklıyorum. ve hala arko tıraş kolonyasının kokusunu çok seviyorum.
ortada sinir krizi geçiren bir kadın var. çatışma bölgesinde yaşadıklarından dolayı bir daha asla eskisi gibi olamayacağını anlatıyor.

daha önce defalarca, israil askerleri, tel aviv'de "bakın çatışma bölgesinde biz bunu yapmak zorunda kaldık", "görmek istemiyorsunuz ama bakın filistinliler böyle yaşıyor" temalı resim sergileri açtı.

ırak'ta suriye'de yezidi kadınları köle pazarına çıkartan, ciğer söken, kafa kesen cihatçılar yaptıklarından dolayı en ufak bir pişmanlık duymuş en ufak bir travma yaşamış mıdır?

gazze operasyonu başlamadan önce zil takıp oynuyordunuz, "gazze israil'in vietnamı olacak. israil askerleri, keklik gibi avlanacak"

savaş bilgisayar oyunu değildir. savaşın kazananı da olmaz. bu kadıncağız da hayatının geri kalanını çatışma bölgesindeki şahit oldukları ile geçirecek.

ne ölen çocuk umurunuzda ne de travma geçiren askerler.

kan sevicisiniz ve bu kadın eli kana bulansa da hala sizden daha insan.
aynı ilber oltaylı, gezi olayları sırasında, "bu okumuş gençler dünyanın her yerinde yaşayabilirler. ama kimse sizin kahrınızı çekmez" diyordu.

aradan geçen süre içerisinde ne oldu?

yandaş aşırı zengin oldu. halkın, çocuğuna süt ve yumurta gibi temel gıdaları alamamasına sebep olacak şekilde aşırı zengin oldu.

akp zenginleri artık dünyanın herhangi bir yerinde, tıpkı arap şeyhleri gibi parayla saygıyı satın alabilecek kadar zengin. batıda yükselen ırkçılığın muhatabbı olmayacak kadar zengin.
hristiyanlar boşanamıyordu. reformla birlikte martin luther, "evliliğin dünyevi bir mesele olduğunu ve bu mevzuya sulh mahkemelerinin bakması gerektiğini" söyledi.

ancak mahkemelerin boşanma işlemini gerçekleştirebilmesi için kanun yazılması gerekiyordu. protestan prensler bu işi beceremedi ve topu din adamlarına attı. din adamları da incil'deki hükümler dışında boşanmanın mümkün olmadığını savundu.

gerçek boşanma fransız ihtilali ile oluyor. kanun yazılıyor, şartlar belirleniyor.

yasanın gerekçesi ise çok güzeldir:

fesih şartı olmayan her türlü sözleşme köleliktir

daha doğulu tonda söyleyecek olursak:

bir insana yapılacak en büyük zulüm, onu başkasının vicdanına emanet etmektir.
1) doğu anadolu silme kürt değildir.
2) aynı coğrafyada yaşayan insanlar aynı yemekleri yer
3) kürt komşularınızın size ikram ettikleri ile kendi yedikleri aynı olmayabiliyor. özel yemekleri size ikram ediyorlar.
4) doğu anadolu'nun da ağır garibanlık yemekleri vardır. aklıma gelenler:

murtuha: van'ı serpme kahvaltısı ile biliyorsunuz. ama bakın bu da bir kahvaltılık. yağda unu kavurup içine yumurta kırılıyor. bildiğin yağda kavrulmuş una ekmek banıyorsun.

keldoş: tava ekmeğini ufalıyorsun. üstüne tereyağı gezdiriyorsun. onun da üstüne yoğurt döküyorsun.

kete: hamurun içine katık olsun diye kavrulmuş un koyuyorsun.

5) kürt böreğinin aslında kürtlerle alakası yok
6) ama kürt dememek için kürt böreğine küt böreği demek de komik
7) bence yazarlar kürt dememek için gösterilen çaba ile iyi dalga geçmişler. atladıklarını ekleyeyim:

yöre halkımız böreği
yandaş kadrolaşması ve hasta bakıcı mafyası

hastaneler iyice çiftliğe dönmüş durumda. üç beş doktor, bir avuç hemşire var. geri kalan ise adına personel denilen ve gerçekte ne iş yaptığı bilinmeyen insan sürüsü. hastalar ise hasta yakınlarına emanet.

mesela başlığı açan yazarı düşünün. hastasının durumunu bilmiyorum ama hastasının çarşafını değiştirmek, yataktan sedyeye almak ve yataktan tekerlekli sandalyeye oturtmak yazar için çok zor olmalı. bu işlerin bir tekniği var ve muhtemelen bunları bilmiyordur. annem hastanede yatıyorken sonda torbası dolmuştu ve mal mal bakmıştık. hayatımızda ilk kez sonda torbası görüyoruz, nasıl boşaltıldığını nereden bilelim?

o personel denilen eleman kendisi yapmıyor, nasıl yapılacağını da göstermiyor ama götünüzün dibinden de ayrılmıyor. sürekli olarak özel hasta bakıcı tutmanız için psikolojik baskı yapıyor.

sürekli olarak hastanızın ne kadar kötü durumda olduğunu, sizin ise beceriksiz olduğunuzu bunun için özel refaketçi tutmanız gerektiğini işleyip duruyorlar.

yazar eğer bunların tavsiye ettiği hasta bakıcıyı tutsaydı, o hasta bakıcı gider içerdeki kankitoşlarından yara kremini alır gelirdi.
"mozaiğini sikeyim" dediğin anlardan biridir.

yahu bir ülkede, bir şey yapmanın en az beş usulü olur mu?

al bak mesela el öpmesi.

senden büyük olan birisine saygını göstermek için elini öper, başına koyarsın.

ama 12 yaşına gelip de ergenliğe girdin mi işler sıkıntıya giriyor.

bir tanesinin ananesi alafranga, elini öpüyorsun başına koymuyorsun.

diğerinin ki şafi, nikahlı kocasına eli çarpsa abdesti bozuluyor.

diğeri islamcı, kamışına su yürümüştür diye el vermiyor.

ötekisi genç kız ama erkek hastası. sarılma ayağına memelerine bastıracağı için yaşı tutmamasına rağmen zorla el öptürüyor.

diğeri kırk krizinde. hatunun elini öpüyorsun hatun tribe giriyor "teessüf ederim yaşlı mıyım?"

ondan sonra vay efendim erkek çocukları niye yaban? misafir gelince niye kendisini odasına kapatıyor? neden misafire bir hoş geldin bile demiyor? aha işte bu yüzden!

yani hepi topu bir el öpme olayı bu kadar karmaşık bir mevzu olmamalı.

***
bundan bir kaç yıl önce bir sözlük yazarı, "şu dünyada ne pis herifler var. eve gelince ayağını yıkamıyor" deme gafletinde bulundu. içimizdeki iskandinavlar adamı linç etti:

-her sabah duş alıyorum, günlük çorabımı değiştiriyorum. ayağım kokmuyor.

islamcılar isyan etti:

- günde beş kez ayağımı yıkıyorum.

****

pisuar varsa klozeti kullanmıyorum. çünkü, bir tanesi geliyor, klozetin kapağının kaldırıp ayakta işiyor. diğeri geliyor, klozetin kapağını indirerek oturarak işiyor. üçüncüsü geliyor, hiç birşeyden haberi yok. klozetin kapağı kapalı iken ayakta işiyor, tüm oturak yerini sidiğe buluyor.

-