Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
zavallı meczup.
düşüncelerinin ne olduğundan bağımsız, bu öyle böyle bir aptallıkla bezenmiş bir ruh hastalığı değil. bu adamın varlığı, tüm toplum için tehdit, bir çözüm bulunmalı.
muhtemelen tedavi için hastaneye yatırılması gerekiyor.
bu zavallının sadece ayak altından kaldırılmasını istiyorum.
buna laf anlatacak değilim, ne dediği umrumda değil.
kyk’da kalırken oda arkadaşım yurtta kendi yemek hakkıyla aldığı meyve sularını biriktirmişti sırf memlekette mevlüt okutacakları için. en büyük boy valize zor sığdırmıştı.
şimdi size türkiye’nin yüz karası tecavüz davalarından birini anlatacağım. yazıma aktardıklarım, konu ile okuduğum şikayet ve dava dosyasının sadece yüzde biri…
ahmet emre y. henüz 9 yaşında, sünnet olduğu gün akrabasının tacizi ile tanıştı. akrabası işi dolayısıyla evlerinde kalıyor, onunla aynı odada uyuyor, geceleri küçük çocuğu istismar ediyordu…
ahmet emre o yıllarda henüz çocuk olduğu için tacize karşı direnemedi, korktuğu için durumunu ailesine anlatamadı. onun için bu kabus 9 yaşından 18 yaşına kadar devam etti…
akrabaları işinden ayrıldığında, evlerinden taşındı ama cinsel istismar bitmedi. ahmet emre’nin akrabası ile aynı ortamda olduğu yazlık evde cinsel istismara, üniversiteye başladığında ise akrabasının tecavüzüne uğradı…
delikanlı askere gittiğinde psikolojisi daha da bozuldu. bir gece sinir krizi geçirdi ve bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi’ne sevk edildi. ailesi hastaneye koştu. doktorlar cinsel istismar olayını aileye anlattı. aile duydukları karşısında şaşkına döndü…
erken terhis olan delikanlı ailesine yaşadıklarını anlattı. bu dönemde psikolojik merkezde tedavi görmeye başladı.
akrabasının tecavüz için neden kendini seçtiği sorusuna uzun zaman yanıt bulamadı. kendine delil oluşturmak için bir gün tecavüzcüsü ile buluştu ve ses kaydı aldı.
aile durumu öğrendikten sonra oğullarına cinsel istismarda bulunan akrabanın ailesiyle iletişime geçti. ancak sonuç alamadı. ahmet emre cumhuriyet başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. ancak 1 ay boyunca cevap gelmeyince, delikanlı hayattan ümidi kesip kendini 15. kattan aşağı attı…
o, intihar ettikten sonra konu yargıya taşındı. cinsel istismara uğradığını iddia ettiği akrabası tutuklandı. ancak ne yazık ki dün serbest bırakıldı.
çorlu cumhuriyet savcılığı’ndan edirne 1. ağır ceza mahkemesi’ne taşınan bu vahim dosyayı (dosya no: 2019/316) başta edirne cumhuriyet savcılarımız olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin, yazılı ve görsel medyanın ve duyarlı vatandaşların yakından takip etmesini ve gereğinin yapılmasını rica ediyor; tutuklu tecavüz sanığının bayram hediyesi gibi salınmasını esefle kınıyorum…
kaynak : seslimakale.com ve aile yakınları

emre için adalet
düşünceli çaylak arkadaşımın dediği gibi normalde herhangi bir maç için binlerce entry girilir veya saçma sapan konular üzerinde yüzlerce binlerce entry girilir ama asıl binlerce entry girilmesi gerekilen başlığa 140 entry girilmiş ekşi yazarlarına sorsak her boku çok iyi bilirler kendilerine devrimci derler.

(bkz: vücuduna jiletle it yazılıp ölesiye dövülen köpek) mesela daha yeni yaşanan bu iğrenç katliam gibi olayları tamamen bitirmese de azaltacak olan tck kararı çıkmalıdır lütfen kampanya'ya destek olun.

(bkz: vücuduna jiletle it yazılıp ölesiye dövülen köpek)
(bkz: hamile kediyi pitbulla parçalatmak)
(bkz: köpeği minibüsün arkasında sürükleyen cani)
(bkz: arabanın arkasına köpeği bağlayarak gezen cani)
(bkz: köpeği oto çekicinin arkasına bağlayan yaratık)
(bkz: iple boğarak köpeğe işkence yapmak)
(bkz: hatay'da bir köpeğe işkence eden suriyeli)
(bkz: köpeğine balkonda işkence eden cani)
(bkz: izmir'de işkence yapılan sokak köpeği)
(bkz: yavru köpeğe işkence eden suriyeli çocuklar)
(bkz: 19 mart 2019 köpeğe işkence yapan mahluk)
(bkz: bursa'da köpeğe işkence yapan suriyeliler)
(bkz: izmir'de köpeğe tecavüz edilip belinin kesilmesi)
(bkz: sakarya'da tüm patileri kesilen köpek)
(bkz: 45 günlük köpeğin kafasını kesmek)
(bkz: tecavüze uğrayan köpeğin ağlaması)
(bkz: fethiye'de köpeğe işkence yapılması)
(bkz: kayseri'de köpeğe tecavüz ederken yakalanan dayı)
(bkz: sakarya'da tecavüz edilen pitbull)
(bkz: 31 temmuz 2019 kediye işkence uygulayan mahluk)
(bkz: yavru kediye tecavüz edip bıçakla işkence yapmak)
(bkz: kediye işkence eden sapık)
(bkz: kediyi sopayla döven iş adamı)
(bkz: sokak kedisinin gözünü çıkaran sadist kız)
(bkz: yavru kediyi dereye atan belediye çalışanı)
(bkz: kediyi yemek ile kandırıp tekme atan yaratık)
(bkz: tekme atarak kediyi on metre uçuran adam)
(bkz: tekme atılan hamile kedinin yoğun bakıma alınması)
(bkz: izmir'de başları kesilerek öldürülen yavru kediler)
(bkz: antalya'da gözüne naylon eritip damlatılan kedi)

bunların çoğu 2019'dan kalma bir de yazılmayanları düşünün...

edit: bkz eklentisi.
bu sene battaniye kahve ve köpeğini alıp seyretmek modaymış
hemen gidip üçünden de aldım eve geldim bekliyorum.
ay 3 buçuk am de batıyomuş ozaman net seyredilebiliyomuş. o vakte kadar köpek bana alışırsa iyi olur...
600.000 liralık değil de 150.000 liralık bir yazlık ile kıyas yapılırsa yazlığın tercih edileceği versustur.

yıllardır ben de aynı şekilde her sene aynı yere tatile mi gidilir diye düşünüyorum. ama artık yer bakmaktan, seçim yapmaya çalışmaktan sıkıldım. bi yazlığım olsa da düşünmek zorunda kalmasam diye düşünmeye başladım.

bu arada yazlığın en büyük dezavantajı her sene aynı yere gitmekten ziyade siz oradayken gelen eş dost yüzünden kafanızı dinleyemeyecek olmanızdır bence...
stalin denen yamyamın 'askerlerin eğlencesine engel olamam' dediği durum. durum dediğimde milyonlarca kadının asker dedikleri hayvanlarca tecavüze uğraması. tabi amerikan eliyle öldürülen milliyetçilik sayesinde almanlar bu durumu sklemez bile. ayrıca bunda var (bkz: dresden bombardımanı)

savaş gerçeği böyle birşey işte. bizi afrine götür deyip bedelli yapan peluş ayıcıklara güvenip kimse savaşa girmesin. bedelini kadınlar ve çocuklar ödüyor zira.
çok üşengeç olmam. geçen ışığı kapatmak için kanepeden kalkmak yerine prize kumanda fırlattım. aklımı sikeyim işte yenisini aldık mecbur.

editpiaf: yalanına sokuyumcular doluştu yine. olm üşengecim işte.
edibidü: üşengeçliğimden yazmıyorum yalanına sokuyumcu..
cahildir.

emrah sefa gürkan, cahillik için "bir durum değil tutumdur." demişti. bildiğini zannetmek ve bunu sorgulamama tutumu içinde olmak. (bkz: olmaz öyle saçma tarih)

muhtemelen 20'li yaşlarının başında ve her şeyi bildiğini zannediyor ruling.

yeri geliyor kurgu nedir, gerçek nedir, gerçeklik nedir biliyor. elif şafak'ın okumadığı kitabından bir kesit paylaşıyor takipçileriyle. rezillik bu, ahlaksızlık, suç bu diyor. ahlakı tanımlıyor, sınırlarını çiziyor, bir anda süperegonun twitter hesabına dönüşüyor.

tv'ye çıksa seda sayan olurdu, ama medya maskeli kahramanımızı yok sayıyor. yine de spiderman adalet dağıtmaya devam edecek elbette.

ertesi gün bir kadın tacizcisi, sapık ifşa ediyor. tüm deliller ruling'in elinde, gizem çözüldü. (farkındalık yaratıldı, farkındalık!) şüphelinin sosyal medyada yüzüne tükürülürken, olayın artık yargıya intikal ettiği belirtiliyor, ama çoğu zaman gerisini bilen ya da takip eden yok. tatmin eden kısım linç kısmıydı çünkü.

3 gün sonra kurban bayramı'nı eleştiren ama et yemekten de geri durmayan ünlüleri mercek altına alıyor ruling. öyle ya, dini bir ritüel halinde hayvan kesilmesini eleştiren biri mutlaka vegan olmalı ve/veya bu konuda yüzde yüz tutarlı olmalıdır. aksi halde "boş yapıyor." sayılır. ruling, herkesin aslında ne demek istediğini çok iyi bilir. cevabını verir, gerektiğinde raconu keser ve cümlesinin sonuna mutlaka bir emoji ekler.

sonlardaki o ":dd" kısmı önemli. burada okuyucuya sesleniyor ruling. "nasıl koydum lafı ama di mi? komik di mi?" anlamına da geliyor o. manası çok derin. karşıdan onay bekliyor ruling.

müslümanlar, et yiyip vicdanını rahatlatmak isteyenler, kendilerinden yüksek bir statüde gördükleri bireyin güç duruma düşmesinden memnuniyet duyanlar, herhangi bir nedenle kendini tatmin eden herkes anında onaylıyor ruling'in söylediklerini. favlar, kalpler yağıyor dört bir yandan. islam'a laf uzatan ikiyüzlü bir ahlaksız daha ifşa oluyor, ruling sayesinde herkesin önünde aptal durumuna düşüyor. toplum bir kez daha kendisinin ne kadar haklı, fikrinin ne kadar doğru olduğunu görüyor.

ruling gücünü buradan alıyor, "fav"dan. ona "kalp atan" yarım milyon takipçisinden. dışarıdan herkesin ahlak timsali olduğu toplumdan. bu kadar insan onu desteklerken asla yanılıyor olamayacağını düşünüyor ruling. çoğunluk ne diyorsa doğrusu o değil midir?

evet, o her şeyi bilir. lafı daha fazla uzatıp "boş yapmayın" siz de. gerek yok.

:ddd
çocukken zorla sağlak yapılan, günümüz dünyasında bile şeytan ile özdeştirilen, cehalet ile savaşmayı görev bellemiş eldaşlara selam olsun.

dunyanın bütün solakları; birleşin!
beyaz mermer

nedense akpnin peyzaj anlayışı beyaz mermerle başlıyor, beyaz mermerle bitiyor. bir park, bahçe vb. düzenlerken bütün ağaçları kesip bembeyaz mermerle kaplayıveriyorlar.

bonus track: beyaz sokak lambaları

eskiden nadiren beyaz lambalar olsa da sarı ağırlıklıydı, daha sıcak bir havası vardı. şimdi her yer leş gibi bembeyaz.
eğer kanun 25 yıl ve prim dolan emekli olur diyorsa sonradan cayıyorsa insanlar haklarını ister. asıl sorun insanların emekli maaşına muhtaç olmaları

eşit: bazı ahmakların anlayamayacağı şey emekli olsa alacağı parayı ezmeye değil en fazla faturalara yada pazara vereceğidir. emekli olalım ama bu parayla yaşanmıyor çalışmaya devam edelim diyor konuştuğum bütün eyt mağdurları.
ha bi de 2 yıl çalışmamış masabasi iliklari günde 10-12 saat çalışanların haklarına laf ediyor. çok enteresan
öncelikle fenerliyim.

bu adamın transferinde ciddi bir sıkıntı var: falcao'nun karakteri.

sosyal medya üzerinden taraftara yaptığı şirinlikleri ben çok çakalca buluyorum. bu adam transferin kesinleşmesi için çok fazla çaba sarf ediyor.

şimdi "ne var bunda amk?" diyenler olacaktır ancak bu ciddi bir sıkıntı. adam cidden galatasaray'a "gönülden" gelmek istese monaco'nun elini zayıflatacak tarzda davranır. ancak taraftara şirinlik yaparak transferi ve alacağı cukkayı sağlama almaya çalışıyor. galatasaray yönetimini b plana yönelemeyecek şekilde sıkıştırıyor.

bu işte bir bit yeniği var gençler. falcao iyi bir profesyonel. yaptığı hareketler galatasaray yönetiminin pazarlık gücünü tamamen ortadan kaldırdı. transferi "ya falcao alınacak, ya rezil olunacak." kıvamına getiren bizzat falcao oldu.

şu elin yabancı oyuncusuna daha gelmeden tapma huyunuzdan vazgeçin. kulüplere kötülük ediyorsunuz.

oyunculuk kariyerini ve kalitesini tartışmak korkunç derecede abes olur. diagne'nin, gökhan ünal'ın, mehmet yıldız'ın gol kralı olduğu ligde iş yapmaması için bacağının falan kopmuş olması lazım.

edit: barbaruj şöyle bir mesaj attı: "galatasaraylıyım ve size şöyle ekleme yapayım. bence falcao'dan daha çok galatasaray yöneticileri yaptı. sürekli yorum beğendiler, takip ettiler ailecek falan. sonra fotoğraf çektirip basına servis ettiler. falcao'ya olanak sağlayan galatasary yönetimi bence."

dediği gibiyse vah yönetimin haline. pazarcı olamayacak adamlar milyonların sevgilisi kulüplerin başında.
takip ettiğim/edeceğim insanlara dair benim için ayırt edici bir hali olan başlık. -sadece belli bir tema üzerinden yazmadığı halde- bu başlığa hiçbir şey yazmayan, yazmayı varoş bulan, yazanları hor gören; dahası bu başlığa yazacak gerçek bir şeyleri olmayan ve kendi kırılganlığını göstermekten bu kadar çekinen, bir nevi kendini hiç rahat bırakmayan insanlardan korkuyorum ve hatta kimseyi takip etmeyenlere ve kimsenin yazılarını favorilerine eklemeyenlere karşı -sırf yazılarını okumak üzere bile olsa- yakınlık duyamıyorum. kuul insanlardan çok hayatı kırılgan olarak* yaşamayı seçen insanları okumayı seviyorum.

ha bu neden önemli olsun ki? burası bir sözlükse her şey tanımlar üzerine olmalı ve bu tip meselelerin de bir anlamı olmamalı belki ama benim için durum böyle değil. kitaplar/filmler/duygular/nesneler üzerine tanımları bir dolu kaynaktan okuyabilirim ama ben asıl kendilerini -en azından anonimliğe güvenerek- açabilen insanları ve onların kendilerine/yaşadıklarına dair durum ve olayları okumaktan başka türlü bir keyif alıyorum. bu ya da başka herhangi bir başlığa kendisine ait bir eksikliği, ezikliği, olmamışlığı, neşeyi, heyecanı, üzüntüyü, ferahlığı, yokluğu yazmayan insanlar bana hiç gerçek gelmiyorlar. (bana nasıl geldiklerinin kendileri için bir önemi olduğundan değil, sadece düşündüklerimi yazmak için yazıyorum.) gerçekliği, boşlukta uçuşan kodlar dünyasında bile, çok önemsiyorum. okurken filmini izler gibi hissettiğim entrylerden çok etkileniyorum ve üzerine oturup düşünüyorum.

gitmeden itirafımı da yapayım o halde.* normalde açıp okuduğum bir başlık olmasa da takip ettiğim yazarlar bu başlığa bir şeyler yazdıklarında büyük heyecanla okuyorum. öte yandan, bu başlığı takip ediyor bile olsaydım, birisi bu kadar uzun bir entry yazsa okumazdım sanırım.*
"ateistlerin içinde boşluk var" kadar klişe başka bir şey var mı bilmiyorum. niye boşluk olsun kardeşim? zor durumda inançlılar tanrıya dua ediyormuş... inançlının dua etmek için harcadığı vakitte rasyonel bir çözüm arayan kişidir ateist. deprem anında allaha sığınan kişi mi yaşar, masanın altına sığınan kişi mi? bence masa>allah
digimon'u hatırlıyorum da hiçbir karakterini hatırlamıyorum. ama pokemon'un 1. jenerasyonundaki pokemonların hepsinin resmine bakarak isimlerini şu an söyleyebilirim. yaşım 28.

versunun galibi benim için bellidir.
2000 yilinda ektirdim ve iz kaldi diyen yazarlari cok da dikkate almamaniz gereken baslik.

cunku o donemde yapilan ekim muhtemelen fut teknigiyle yapildi. bu sebeple iz kalmasi gayet normal.

artik fue teknigi kullaniliyor. fue tekniginde sac eken ve ektiren cok buyuk hatalar yapmazsa iz kalmaz.
daha önce yazdım yine yazarım. metin uca ve metin uca gibiler engin ardıç, fatih tezcan, hikmet genç vb. gibi atatürk ve cumhuriyet düşmanı olan fanatiklerin muhalif kanatta olanlarıdır. saydığım isimler nasıl ki her gün erdoğan ı savunup atatürkçüleri vatan millet düşmanı ilan ediyorlarsa, metin uca da tam tersini yapıp muhafazakar mütedeyyin insanları rencide ediyor.

mustafa kemal atatürk ü seven herkesi sevmek gibi bir zorunluluğumuz olduğunu düşünenin de akp liden farkı yoktur.
tarkan - karma
yıldız tilbe- yürü anca gidersin

albümleridir kanımca. çabuk olalım aşkım 3310’larda zil sesiydi.

buradan amy winehouse ile ferdi tayfur’un prangalar albümünü entry ile bir araya getiren üstelerdeki yazar arkadaşa da selam olsun. ne tür müzik dinlersin? soruna verilen ‘her türlü müziği dinlerim’ yanıtı bile ikisini bir araya getiremezdi. ciğerin var olsun.
ya bırak şimdi uefa kupası golü falan, yalnız başınıza izlerken siz de kahkaha atıyorsunuz içten içe. komik bir durum işte.

düzenleme: arkadaşlar mesaj atmayın lütfen, timsah anını göz önüne getirin.
gayet anlamlı paylaşımdır.

şunu savunamayan insan zaten temeli boş insandır. bu paylaşıma chp dinsiz diye yorum yapan 65 iq lu cahil kesime bile derdini anlatamaz ve hatta bu paylaşımdan rahatsızlık duyar, sonra da o iq ya sahip insanların seçtiği kişiler tarafından yönetilir.
"en marjinal ve özgün biziz abi yaaaa" kafasında olan şımarık sesli akustikçi kız furyasının son halkası. bu tarz birbirine benzer tiplerin her yerden fırtlaması ve tutulmalarını halkımızın müzik altyapısını oluşturan arabesk kültürüne bağlıyorum.
sınırsız odun olmazsa yaşamanın mümkün olmayacağı teklif. karşılığında ps4 verebilirim.

bir kaç hafta önce 1440 rakımlı bir yerde kamp yaptım. şehir cayır cayır yanarken gece sıcaklık 9 dereceydi.

soğuk fena şey gençler, 1000 kitabı gözünüzü kırpmadan yakar, sonrasında kadının şöminede yanıp yanmayacağını sorgularsınız.

odun şart.
anksiyete krizine girecek kadar cok stres yasıyordum. yogaya basladım. durum analizi yapıp, sağlıklı bir insan boyle bir durumda ne tepki verirdi diye düsünüp taklit ediyorum. yüzde yüz yaramıyor ama stresi minimuma indiriyor. spor da yapıyorum.