sevdiğim bir arkadaşımın düğünü için arabamla yaklaşık 1000 km'lik yola gidecektim. çocuk çok sevindi öğrenince. ertesi gün aradı, "dedeme söyledim, o da seninle gelse olur mu" diye sordu. araba müsait, gelsin. ancak sonra öğreniyorum, pintilikte zirve bir abi imiş. acıktık, yemek yiyelim dedikçe, "şunun şurasında ne kaldı, evde yeriz" diye diye ne kendi yedi, ne bize yedirtti. 60 yaşlarında, hayatında bir kere bile dışarıda para vererek yemek yememiş. açlıktan ölmek üzereyken varmıştık düğün evine. size ziyafet var dedi, heyecanla bekliyoruz. gele gele şehriye çorbası geldi, o kadar!
bununla bir kez daha yol gittim. arkadaşıma memlekete gideceğimi söyledim, aradı bir saat sonra. dedem de gelebilir mi, asker arkadaşı varmış sizin o tarafta dedi. eh, gelmwsin diyemedim. bu sefer yolda tekirdağ köftesi yedim, ona da ısmarladım zorla. adım atacak yer yok köftecide, bu hayretler içinde "bu insanların evi yok mu, niye dışarıda yiyorlar ki?" deyip durdu. yol boyunca, ziyaretine gittiği asker arkadaşının ne kadar yavşak olduğunu anlatıp durdu. "madem o kadar da haz etmiyorsun, niye gidiyorsun" dedim. "yazlığı güzel yerde, 3-5 gün tatil yapmış olurum" diye cevapladı.
şimdi aklınıza gariban biri gelmesin. bu adam büyük bir iplik devinin sahibi. iki arabası var. biri ultra lüks bir bmw. araba 3 yaşında ve inanmazsınız, sadece 1.800 km'de! öbürü 1993 model bir opel astra, tüplü. eski araba ile gidip geliyor işe güce. bmw sadece yurtdışından müşteri geldiğinde garajdan çıkıyor. uzun yola da çıkmıyor, hep gelen giden birilerini kollayıp beleşe getiriyor.