Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
dakikasında o kültüre uyum sağlayacak, beraber partileyecek, hafta sonu bbq takılacak, medeni dünyanın tüm hallerine uyum sağlayacak senin benim gibi adamlara vize vermek için kırk dereden su getirtenler düşünsün güzelim londra'nın afganistan'a dönmesini.

sırf kendi çıkarları için ortadoğu ülkelerini siyasal islam bataklığına çevirdiler, desteklediler, hala da desteklemeye devam ediyorlar.

böylece devam etsinler.
şu tweet'in altında başlıyor tartışma. uzun uzun devam ediyor.

peki ya konu? atatürk.
ssg, atatürk'ün yunan bayrağını çiğnememesini yücelttiğimizi dile getiriyor.
ama öte yandan "yunanı denize döktük" söyleminin onur kırıcı olduğunu söylüyor.
atatürk, bayrağı çiğnemediği için övünüyoruz ama çiğnese de övünürdük diyor.
ya aslında saçmalıyor, orası ayrı. ama temeli bu söylemlerinin.
cem say ise ssg'nin belini incitmiyor ama hakkını veriyor.

sözlük ahalisi bilir. sedat dönemsel olarak böyle ağır saçmalar.
hatta onlardan biri: (bkz: #109785174)
örnekleri ziyadesiyle mevcut. geçenlerde de beşiktaş'ta beyaz don ile denize girenleri savunuyor, ekonomi kötü insanlar gariban diyordu.
bir deniz şortu 25-30 lira bu arada, muhtemelen beşiktaş'a gelmek için harcadıkları paradan daha ucuz. neyse konu o değil.

sedatcığım, seni sevmem. ama garezim de yok.
hatta senin bu çıkışlarını gördükçe, iyi ki kanzuk'ta sözlüğün yönetimi dediğim bile oluyor.
atatürk yunan bayrağını çiğnemediği için atatürk. yunanı denize döktüğü için atatürk.
aksini yapsa idi atatürk olmazdı zaten.
ve bayrak, kutsaldır. her zafer sonrası o yüzden bayrak asılır.
ilk iş, düşmanın bayrağı gönderden indirilir.
bayrak, bir milletin şerefidir. kimliğidir. kendisidir.
bir başka deyişle düşmanın cesedine işenmez. düşmanlığın bile bir şerefi, haysiyeti vardır. atatürk'ün, çanakkale'de ölen anzak ailelerine yazdığı mektubu da biliyorsundur.
yani demem o ki bu şeref, ziyadesiyle atatürk'te mevcuttu.

kalkmış diyor ki ee niye yendik demiyoruz da yunanı denize döktük diyoruz.
çok basit, çünkü denize döktük. bu bir mecaz değil, hakikat.
adamlar ülkemizi işgal etmeye geldi. ettiler de. yaktılar da. tecavüz de ettiler.
şimdi bu adamları kibarca yendik demek yerine, niye denize döktük diyoruz.
bebeğim, analarını siktik demiyoruz. denize döktük diyoruz. çünkü döktük.
kovaladık ve deniz yoluyla kaçtılar. olay bu kadar basit.
bu duyarın sebebi nedir? hem de yunanistan ile bu kadar gergin olduğumuz bir dönemde, bu söylemleri yapma ihtiyacın nedir?
ya şu cümleyi kurmak istemiyorum ama körün amı zorladığı gibi zorluyorlar.
ulan ülke batmış be batmış. ekonomi yerle bir. alım gücü sıfırlanmış.
döviz-altın uçmuş gitmiş. vergiler gırtlağımıza çökmüş.
götü yiyip de tayyip'e, damadına ağzını açamayan mamamız kesilir diye korkanlar, atatürk'ü dillerinden düşürmüyorlar.

sen bunu ara ara hep yapıyorsun zaten.
böyle saçma sapan sözlerle gelip, aykırı düşünceleri öne atıyorsun ya.
entel değil, ağır sıçmış oluyorsun.
ibrahim tatlıses gibisin sedat. sen sadece işini yap, konuşma.
çünkü konuşunca zırvalıyorsun.

(bkz: bak bunu buradan alın)
komunizmden nefret eden, serbest piyasa kapitalizmini sonuna kadar savunan biri olarak cengiz, kolin, limak ve irili ufaklı bütün hırsızlarla hesaplaşılmasını destekliyorum. bu işin kübayla, venezuela ile alakası yok.

kasıtlı olarak devleti soydunuz, hesap vereceksiniz.

"sen benim vakfıma 100 milyon bağış yap, ben de 100 milyonluk işi sana 300 milyona vereyim. 200 milyon millete girsin. bu milletin anasını avradını s.keceğiz" diyeceksin, sonra da hainler iktidardan kovulduğunda ahde vefa bekleyeceksin. yok öyle bir dünya.

ahde vefa bekleyen arkadaş, ahdini s.keyim sana bir şey olmasın
gelmiş sınır tanımayan romantikler.

ülkedeki evliliklerin önemli bir kısmında cinsel tatminsizlik, mutsuzluk yaşanıyor. birinin "bedenini" sevmeyeceksek yüzünü de görmeyelim, 3 satır yazışıp gidip hayatımızı birleştirelim.

birinin nedenini beğenmek "sadece" bedenini beğendiği için evlenmek değildir; o da ilişkide bir artıdır.

insan özünde memeli bir hayvandır ve içgüdüleri vardır. beğenmek, görüntüye önem vermek, göz zevki de bunlardan biridir ve mutluluk için önemlidir. kendinizi kabul edin artık.

şöyle düşün; yeni bir işe başlıyorsun ve işyerinde tuvalet yok. bunu gidip ik'ya söylediğinde "sen buraya çalışmaya mı geldin sçmaya mı geldin?" diye soruyor. o da lazı ulan o da lazım.

ek: bu arada romantizme sayıyorum zannedilmesin. romantizm de aslında anlamı ve "şekli"; yani içi ve dışı olan bir kavramdır. kimi zaman hiç olmadık anda yanağa bir öpücük romantizm hissiyatını belli ederken kimi zaman ışıl ışıl parlayan bir gecede, güzel bir su başında yenilen şık giyimli bir akşam yemeği romantizmdir. ama romantizm de güzelliğe bakabilir; en azından "size güzel gelmesine"...
utanç verici reklam.

yahu kullandığınız ekipmanların hepsi dövizle geliyor, nasıl bir fayda gördünüz başkanlık sisteminden? ha vergi borcunuzu sildilerse, ucuza arsa kapattıysanız, sgk prim istisnası falan aldıysanız söyleyin bilelim. eğer öyleyse tabii ki başkanlık sistemi çoh güzeldir.
dünyanın en önemli yayıncılarından netflix'in yaptığı, büyük ihtimalle çok paralar harcanılan, önemli ve dünya çapında ünlü oyuncular barındıran*, ama hakkındaki en ilgimi çeken şey metin akdülger ve onun karakteri olan dizi.

eyy netflix, şuan türk televizyonlarında oynayan diziler iki buçuk saat yayın süresine ve bölüm başı milyon tane klişesine rağmen dünyada ayıla bayıla izlenirken, sen neden türkiyede yaptığın dizilere önem vermiyosun? şu ana kadar 3 tane netflix yapımı dizi izledik hepsi de birbirinden beterdi. bakın türk televizyonlarında oyuncular, yönetmenler, prodüksiyon falan her şey iyi zaten, bizde eksik olan uzun yayın süresi kaynaklı iyi, detaylı ve akıcı bir hikaye. ama sen o en iyi olman gereken şeyde iyi değilsin. diziler kısa sürelerine rağmen sıkıcı. atiye 2.sezonda gerilim katmaya çalışmışsınız ama olmamış, yavan duruyor. neden, hikayenin temeli iyi değil çünkü. baya bildiğin boş bi dizi. gerçekçi değil, senaryo zaten ingilizce yazılmış gibi duruyor.

bakın inanılmaz bi potansiyel var türk dizilerinde, nolur doğru kullanın. dram dizisi de lise draması da fantastik de izleriz biz. yeter ki iyi yazılsın. yoksa türkiyede televizyondaki dizilerden tek farkınız sansürsüz yayın ve sevişme sahnesi içermeniz olur, yabancı seyirci zaten hiç izlemez.
isminizi burada görmek insana o kadar ilginç duygular hissettiriyor ki. daha geçen hafta oturduk sizinle, "odama gel kahveye, hep ben mi geleceğim?" dediniz. inanılır gibi değil şu an bu.

her operasyona en önden koşan, gözünü kırpmadan bölücü hainlerin kökünü kurutan biriydiniz komutanım. böyle 2 satırla anlatılacak gibi değil kahramanlıklarınız.

birlikte sabahlara kadar hainlerle mücadele etmemiz, kahramanca çatışmalara girip o şerefsizleri cansız olarak getirmeniz, bunun ardından yaşadığınız ve yaşattığınız haklı gurur hayatım boyunca hep aklımda kalacak.

biz size minnettarız, hakkınızı helal edin bize. gözünüz arkada kalmasın, gebertildi o hain. keşke elimizden fazlası da gelebilseydi. pırlanta gibi 2 evladınız bize emanet, rahat uyuyun.
aynen bu sözlükteki herkes dövülen kadını kurtarmak için döveni döver, mermiye kafa atar, yolsuzlukların karşısında durur, pittbull'dan da kızını korur. sorsan hepsini bunu yapar ama gerçekte bunların yarısına şahit olsa altına işeyip bayılırlar. bu kadar iki yüzlü olmayın. eyyorumlamam bu kadar.
https://mobile.twitter.com/…tus/1304124422547177474
bu videoda bahsedilen vahim olaydır. türk halkı önmüzdeki yıllarda bu 5 müteahhit'e 240 milyar dolar borç ödeyecek. yani bu torunlarımızın torunlarının da rızkı. bir de bu rakam açık bir şekilde yapılan ihaleler çerçevesinde çıkarılmış bir rakamdır. gizli ihaleler ile ortaya çıkan rakam belli değil.

5 müteahhit:
limak
cengiz (bu milletin amına koyacağız)
kolin
kalyon
mng

yapılan sözleşmelerle ilgili uyuşmazlık söz konusu olursa gidecekleri yer londra mahkemeleri. çünkü garantör onlar. yani ilerde devlet buraları kamulaştırsa bile muhatabımız londra mahkemeleri olacak. sonra gelsin yaptırımlar. minareyi çalan kılıfını hazırlar.
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı yağma sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

(bkz: limak-kalyon-cengiz elenince ihaleyi iptal etmek)
kendimi karmaşık ilişkiler içine sokmakta üstüme yok, tebrik ederim kendimi
mağdur hanımdan yeni bir twit:

"olay olduktan 2 gün sonra parmak izi almak için otele gidildiğini öğrendim ve ne gariptir ki(!) carmine hotel açıklamasında; 2.katta bulunan güvenlik kameralarının arızalı olduğunu ve kapımın uyuduğum sırada kendimce açıldığını iletmiştir."

otelin bunlarla iş birliği yaptığı ortaya çıkarsa hiç şaşırmam. zaten başka açıklaması da yok.
(bkz: kerizevim)

yeni nesil muhafazakar yolma sistemidir. adamlar tokatlanmaya doymuyor yapacak bir şey yok.

ama benim favorim her zaman jet fadıl'ın tayfa. fadıl alttan giriyor üstten çıkıyor aynı kişiyi 4 5 kere dolandırıyor. adam bir kere dolandırıp bırakmıyor.
geçen sezonda fb'nin içerde açılış maçını yönetip fb'ye 3 penaltı veren hakem. ne tesadüf bu sezonda açılışı fb maçı ile yapıyor ve 2 penaltı veriyor. ne desek boş arkadaş.
her gün aynı cümlelerle savunulan açılma. savunanların çoğu da çocuksuz, ergen tipler.

birçok okulda çocukların alt alta, üst üste ders yaptığını, teneffüse çıktığını, yollarda yolculuk ettiğini bilmiyorlar.

sınıfa 30-40 kişinin dolması ile plaja gitmek aynı değil. anlayamadınız gitti şunu.
öncelikle türkçe can çekişiyor. yazar "hedefime bir adım ulaşacağım" derken "yaklaşacağım" demek istiyor herhalde. başlığa hiç girmiyorum.
bir diğer cümlesi, "araba kullanmak için can atıyorum ama beynim hem el hem ayak hem de zihni aynı anda kullanamıyorum"
bence ekşisözlükte yazar olmak falan büyük başarı, ehliyet sınavı için de ayrıca başarılar.
bu ülkede güzelsen ve ekstra saçmalamıyorsan milletin gözünde ilber ortaylı seviyesine çıkarsın.

yazık lan bu ülkeye.

defne samyeli benim gözümde o kadar yaşına rağmen ergen gibi kafasını dış görünüşe takmış bir kadındır.
yemin ediyorum zaman makinasına bindim sanki. deminden şimdiye * gelmiş olabilirim ama resmen eski salonumuzda bir metre boyumla orta sehpanın yanında dikiliyorum şu an. hırsızın kafaya geçirilmesi durumunda adamın kafa parçalarını olay yeri ekibine elektrik süpürgesiyle toplattıracak ağırlıkta bir kristalin içinde rengarenk paketli sigaralar var. ama içinde more&more diye bi sigara var ki unutamıyorum. kahverengi, ince. annem bir odadan diğer odaya geçiyor, şimdikinden en az 20 sene genç hali ve incecik beliyle. ellerinde yaşlılık çilleri yok.

bir sigaradan nerelere geldim. neyse ben biraz ağlicam.
kadından yazılımcı da olur her şey de olur. fakat benim derdim farklı. son zamanlarda dünyada olan türkiyedeyse boku çıkartılan bir mevzu var. şirketler kadınları erkeklerin 5 6 adım önüne koyuyor.

şöyle anlatayım bir iş başvurusu düşünün eğer iki tane başvuran olursa kadın ve erkek bunlardan iyi olan değil kadın olan işe alınacaktır. sorarlarsa da süslü cümlelerle pozitif ayrımcılık, kadın güçlendirme, zamanında erkekler çok yaptı gibi cümleler söylerler. artık öyle bir dünyada yaşamıyoruz halbuki. işi iyi yapan işe alınmalı ama yok. en ala feministe git sor işi iyi yapan alınsın eşitlik olsun demez kadın işe alınsın der. sonra gelsin işte verimsiz, kötü yapılmış işler.
demet akalın ve alişan'ı telefonun başında çaresiz bekletmiştir .
3 günlük formula 1 heyecanı = 10 dolar.

daha ne olması gerekiyor? bedava olsa uzak, ulaşım için 2 aktarma yapacağız akbil parasına yazık dersiniz.

ayrıyeten formula 1 sadece bir seyir sporu değildir. arabaların yakınında olmak, yarışçıları görebilmek, tifosolar ile beraber eğlenmek için gayet de verilir. konsere de gitmeyin o zaman, youtube'da videoları var. niye salak gibi 250 tl veriyorsunuz ki?

edit: 120 liraya bugün beşiktaş'ın en boktan tribününden bilet alınamıyor...
bireysel emeklilikte ortada 3 taraf var:

1- devlet
2- banka
3- sen.

sence devlet ile bankanın olduğu yerde, senin kazanabilme ihtimalin nedir?
bu ikisi, senin kazanmana izin verir mi? böyle bir tabloda, senin menfaatin olabilir mi?
sana yararı olacaksa, devlet zorunlu bes diye bir şey çıkarır mıydı?
hiçbir şey yapamıyorsan, altın al. ama bes, bir yatırım değildir.
sadece sıcak para temini sağlarsın birilerine.
yolda yürürken kendi kendime sövüyorum bazen. maskeyle rahat oluyor kimse görmüyor.

edit: deli değilim. ama psikolojimin çok da iyi olduğu söylenemez.