Sık geçen başlıklar

umberto d 48

ekşi profili
her gün aynı cümlelerle savunulan açılma. savunanların çoğu da çocuksuz, ergen tipler.

birçok okulda çocukların alt alta, üst üste ders yaptığını, teneffüse çıktığını, yollarda yolculuk ettiğini bilmiyorlar.

sınıfa 30-40 kişinin dolması ile plaja gitmek aynı değil. anlayamadınız gitti şunu.
anadolu'nun özellikle muhafazakar kesimlerinden gelenlerin kendilerinden söz ederken 1. çoğul kişi kullanmaları incelenmeye değer.

biz... yaparız... değerlendiriyoruz... daha iyi olacağız...çok çalıştık...
bir ali babacan beyanı.

babacan, "bahçeli, 20 banka iflas ederken, türkiye fakirleşirken ne yapmış onu anlatsın. şu anda iktidar güçleri ellerinde, türkiye’yi sıkıntılı durumdan çıkarmak için ne yapıyorlar, onları anlatsınlar. ülkeye hangi faydası dokunuyor? ben bunu çok merak ediyorum. yoksa ona çamur at, buna çamur çok kolay işler" diye konuştu.

https://twitter.com/…tatus/1263341332715786240?s=19

(bkz: küfür olmayan ama küfür etkisi yaratan sözler)
gevezeliği, zevzekliği, laf salatasını, tantanayı absürt komedi diye itelemeye çalışıyor bazı suserlar. fark yaratmışlarmış. müsterih olsunlarmış.

yalnız daha ilk sahneden, yataktaki konum-konut muhabbetinden belliydi filmin sıçacağı.

edit: lunarliftoff çok güzel ifade etmiş durumu.

(bkz: #106627958)
kendini mağdur gösterme (check)

ben tek, siz hepiniz tripleri (check)

iktidar üyeleri için onda birini sarf edemeyeceği sözleri muhalefet için rahatça kullanma (check)

gerçek bir gazeteci gibi kibarca programa davet etmeyip mafya gibi saat söyleyerek meydan okuma (check)

buyrun size cüneyt özdemir...

ne olduğunu sanmıştınız?
ruffles'ın biftek aromalısı üzerine cips gelmemiştir. niye satıştan kaldırdıklarını anlayabilmiş değilim.

edit: görselini bile bulamadım, o derece kaldırmışlar.

2. edit: bir sürü mesaj gelmiş :)

arkadaşlar cheetos biftekli, ruffles rodeo, pirzola filan değil benim dediğim.

2000'lı yılların başı veya 90'lardı, hatırlamıyorum.

bir yazar arkadaş migrosta şöyle bir şey var dedi, tadı aynıymış, ben denemedim.

https://www.migros.com.tr/…ates-cips-107-g-p-4da8b1
sınırları zorlayarak ege-akdeniz'in lüks tesislerine giden fakirlerin gelip burada ağlaması moda oldu.

bir akrabamızın orta halli denebilecek kızı ve damadı da erdek'teki mütevazı yazlığı bırakıp alaçatı'ya tatile gitti mesela.

böyle tiplere acımıyorum. bu mafyalaşmış turizm ekonomisinin değirmenine su taşıyan herkese geçirsinler.

edit: gençlere küçük bir yakın tarih bilgisi...

vatandaşı serbest piyasanın canavarlaşmış haliyle baş başa bırakmanın yolunu turgut özal açtı.

özal 80'lerde neoliberalizm denen vahşi kapitalizmin yerel valisi olarak atandı. ondan sonra da ekonomide her şeyi piyasanın insafına bıraktı.

https://www.google.com/…arlari-aciklandi-17865/amp/

aradaki diğer hükümetler bu politikaların sürdürücüsü oldu.

akp hükümeti ise malum. elde avuçta ne varsa sattı, ipleri patron-müteahhitlere teslim etti.
tabuları yıkması değil komik olması gereken grup.

edit: anladığım kadarıyla ergen komikliği-feminizm çorbası bir şey yapıyorlar. ikisiyle de para kazanırlar. ama gerçek olan şu ki mizahla pek alakaları yok.
umarımcıların damlayıp toplumu bilgiye doyurduğu başlık olmuş yine.

bilgi almak için bakıyoruz, ortalık kısır günü gibi.

olayla ilgili verecek bilginiz yoksa yazmak zorunda değilsiniz be sevgili klavye ishalleri!
yıllardır sandık, milli irade dediler. şimdi milli irade başkasını seçerse şiddete başvuracaklar öyle mi?

yani milli irade, seçim dedikleri şey sadece kendileri çıkarsa iyi, çıkmazsa kaka.
gerekçesi yok, oy vermesi gerektiğine inanıyor sadece.

yol yaptılar, köprü yaptılar filan onlar için bile bahane. sorulduğunda eser miktarda rasyonel görünmek için bunu söylüyorlar.

gücü elinde bulundurandan, sesi çok çıkandan, karşı tarafı bastırandan yana olmak istiyorlar ve özdeşleşme mekanizması ile oy veriyorlar.

kendi yoksulluğunu, garibanlığını, müslümanlığını onların temsil ettiğini düşünüyorlar ve bundan fazlasını düşünmeden oy veriyorlar.
batı denen bu blok, ekonomik çıkarlar için her ne kadar dünyanın geri kalanına kan kustursa da kendi içlerinde ideal toplum düzenine oldukça yaklaşmış durumda.

vatandaşın devlete tâbi olduğu degil, devletin vatandaşa tâbi olduğu bir düzen, uygarlaşmanın belirtisidir.

179 sene önce başladık, hâlâ yoldayız.
+ne alırsınız?
-orta boy kapuçino.
+9,5 lira.
...
+isim neydi?
-kutbettin.
...
+kutbettin beey, buyrun kahveniz hazır.
-teşekkür ederim.
+afiyet olsun, iyi günler.

aşağı yukarı bu şekilde gelişen bir diyalogda ego, trip vs. bulup bunu dert edinen sözlük yazarları varmış.
rtük'ün yaptığı az sayıdaki doğru işlerden biri.

şeker fabrikalarının kapatılmasıyla memlekete sokulacak ne idüğü belirsiz şeker türlerini içeren zehirli gıdalara çocukların alışması bir nebze engellenmiş olur böylece.

cipsin ve kolanın zararları da ortada zaten.

şurası bir gerçek ki yediğimiz abur cuburlar glikoz-fruktoz şurubundan dolayı aşırı tatlı. erken yaşlarda bu tada alışmak kişiyi şekere bağımlı hale getiriyor.

toplum sağlığı adına yapabileceğimiz en iyi şeylerden biri çocukları şekerden (özellikle kötü şekerden) uzak tutmak. reklamların yasaklanması bu yolda önemli bir adım.

edit:

1. lostunfinalbolumu uyardı, yasak sadece çocuk kanalları ve programları için geçerliymiş. başlangıç için bu da iyi. ileride tüm tv yayınları için geçerli olmasını dilerim.

http://www.trthaber.com/…i-yasaklaniyor-357650.html

2. yasakçı zihniyet ve seçim özgürlüğü bağlamında karşı çıkış bildiren arkadaşlar var.

bebeklerin ve çocukların beslenmesinde seçme özgürlüğüne dayanan "demokratik" tavır doğru mudur? bilinçli hangi anne-baba çocuğunun lezzetli ama çok sağlıksız yiyecekler yemesini ister? şeker fabrikalarının kapatılmasına elbette karşıyız, bize kötü şeker içeren gıdalar yedirmeye çalışıyorlar. ama şekerin her türlüsü zaten sağlıksız değil mi?

çevremde çayı şekersiz içen çocuklar var, bu çok güzel bir şey. yani bu mesele küçük yaşlarda edinilen beslenme alışkanlığı ile doğrudan ilgili. gıda konusunda toplumsal bilinçlenme için bu karar sağlam bir farkındalık yaratabilir.