Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
başta ben de emin değildim ama şimdi penaltı olduğunu net bir şekilde gördüm.

o değil de penaltı veya değil, dünden beri bunu düşünecek kadar zavallı bir hayata sahip olmayın. kendinize hobi edinin, bir şeyler okuyun, imkanınız varsa gezin, instagram ve twitterdan şaşmam diyorsanız en azından orada kaliteli hesaplar takip edin. bir hayat edinin.
28 yaşındayım ve maalesef baya baya, ciddi ciddi, harbi harbi, kanırta kanırta evlenebileceğimi falan düşünmüyorum artık. düşünemiyorum.
çünkü yıprandım, değer verdikçe değer verilmeyen taraf oldum.
iyi oldukça önemsenmedim değerim olmadı. bir selam, bir günaydın belki bir kahve bile çok görüldü hep bu zaman kadar. inancım bile kalmadı kendimle alakalı.
artık kendimi aşık olduğum kadına sarılarak uyumayı düşünemiyorum bile. içim yalnızlığı kabullenemese de artık kabullenmem gerektiğini söylüyor aklım.
nereye kadar gidecek acaba bu böyle. sadece sevip sevileceğimiz birini istedik başka bir şey istemedik. heralde çok şey istedik.
hadi yine iyisiniz köftehorlar. reisimiz açıklama yaptı ekonomide pik yapıyormuşuz.

erdoğan: şu anda türkiye ekonomide pik yapıyor, dibe değil tavana. onlar da kalkmışlar bizim puanımızı düşürme tekrar düşürme yoluna gidiyor. ne yaparsanız yapın, bu puanlamalarınızın kıymeti harbiyesi yok

kaynak; https://twitter.com/…_tr/status/1304777851925917708

edit; konuyla ilgili https://eksiup.com/p/sd42230672n8 bu şakayı yaptığım için moderatörler entrymi kaldırdı. belki bunu yazdığım için uçurulacağım ama nasıl moderatörler tarafından entryleriniz kontrol ediliyor görün istedim.

edit2; https://www.youtube.com/watch?v=dslathja8jk video linki kaynak olarak eklendi.
orta şerit müsaitse vereceksin ama bazı analarını gondiklediklerim var 130la gidiyorum gelmiş götüme yanaşmış selektör korna-selektör korna. orta şerit de baya dolu. be amın evladı sen yanaştın ben seni gördüm müsait olunca sağa yanaşacam zaten hayvan gibi selektör yapınca ayar olup daha geç yanaşıyorum bunu bil. sağ şeritte koca koca hafriyat kamyonu varken de sağa geç-mem. senin acelen var diye kendimi kamyonun altına alamam aslan parçası o selektörü yaptığınla kalırsın.
okula giden kız çocuklarının giydiği eteğin boyuna karışan orospu çocukları bunlar işte. milletin en mahrem yerlerine üfürmeyi din sayıyorlar kendilerine.

yalnız adamlara helal olsun, ablaya domal dese sorgusuz sualsiz domalacak muhtemelen, etkileyici bence.

edit: vay amk, uzun halini şimdi izledim. abla zaten dolamıyormuş, bir kere olsun beni şaşırtın lan.
yeterince "teyze" esprileri yapıldı ise iki cümle sarf edelim birinci el tanıklıklardan. böyle sonsuz sayıda başlık var ama denk geldi madem yazalım.

önceki asistanım 85'liydi. çevremde gördüğüm genç veya değil herhangi bir erkeğin bırakın "teyze " demeyi ; kızı her gören bir değişiyordu. şirkette kendisinden çok daha genç kadınların bu ilgiyi gördüğüne tanık olmadım. olayın yaşla ilgisi olmadığını hepimiz biliyoruz. durmadan sol frame'de başlık açtığınız 48 yaşındaki defne samyeli'ni de 22 yaşındaki çoğu kadına tercih etmeyecek erkek pek yoktur.

kıssadan hisse ; 35 yaşında kimse teyze olmuyor ve 35 yaşında belediyenin imha ekipleri gelip sizi çöp kutusuna atmıyor. hayat uzun gençler , umarım o yaşları görürsünüz ama bu "teyze " edebiyatından çok ekmek çıkmaz.
genelde erkeklerin bekarım ya da boşandım diye kandırdığı kadınlardır.
gerçeği öğrendiğinde de diğer yalan gelir; aramız iyi değil boşanacağım.
boşanamazsa diğer yalan gelir; inat etti beni bırakmıyor ama seni seviyorum.
bu böyle devam eder.
-mutluluğu “biriyle” elde edecekleri sanrısı.

-haz, tutku, şehvet gibi duyguları sürdürülebilir sanmaları.

-genel geçer bir mutluluk formülünün varlığına inanmaları.

-imkan, kariyer gibi olguların eksikliğini bahane olarak görmeleri ki bu olgulara erişim motivasyon ister, motivasyon da sağlıklı bir zihin.

-zamana bırakma refleksine çok fazla kapılmaları.

-deneyimlere kapalı olmaları, kendi “doğru” algılarından ötesini merak etmeyip, bir kalıp oluşturup ona uygun bir şeyler bulmadığı sürece tatmin olmamaları.

-kendi uğraşlarını, gayelerini, hedeflerini, ilgi alanlarını kutsallaştırmaları. söylemde açık fikirli çoğu insanın düştüğü çukurlardandır.

- tamamlanma beklentisi, eksikleri listeleme eylemi. dünya, insan kusurlarıyla bir bütünken kusursuzlaştırma uğraşı

-tahammül ve sabırı tanımamak, beklemek sanmak.
moody's, türkiye kredi notunu b1'den b2'ye düşürdü. yatırım yapılabilir seviyenin 5 kademe altındaki b2 notu, 2001 krizi dönemi dahil türkiye tarihinin en kötü kredi notu oldu. haber

şu aşağıdaki ülkelere bakın. durumun vahametini anlayın. böyle bir gidişatla g20'de bile kalmak imkansız. türkiye ekonomik krizde değil, bu fakirleşme. hem de öyle böyle değil.

moody's'in türkiye ile aynı b2 notu verdiği ülkeler

türkiye
uganda
tunus
tanzanya
sri lanka
ruanda
papua yeni gine
nijerya
kırgizistan
kenya
jamaika
etiyopya
mısır
kosta rika
kamerun
kamboçya
benin
bahreyn
ülkecek atiye’nin cebinde 5 kuruş olmadan fır fır nasıl gezdiğine,ne yiyip içtiğine takılmış durumdayız. senaristler ve ateistler, bize bunu derhal izah edin!
hiç unutmam yıllar önce amasya samsun karayolunda gece saat 2-3 gibi hızla giderken gerek yorgunluk gerek uykusuzluk hadi itiraf edeyim biraz da mallık sonucu nerden aklıma geldiyse bilmiyorum dedim sol ayakla hafifçe frene basayım ne olacak ki ?

az daha ebensinin örekesi oluyordu daha ne olsun. ulan güya hafif ayarda bastım frene ama resmen kökledi gitti ayağım kontrol edemedim. biraz geri çeker gibi oldum sonra otomatikman tekrar gitti. araba öyle bir savruldu ki uyuyanlar çığlık atarak uyandı arkadan gelen arabaların napıyon sen lan denyo dercesine çaldıkları korna ve yaptıkları selektörlerde cabası. akabinde tabi benim o uykulu gözlerim faltaşı gibi açıldı dikkat tavana vurdu sonrasında efendi gibi kullandım arabayı.

o gün bugündür böyle abukluklara tövbeliyim.
en yakınlarının cenazesinde bile ağlamayan benim gözümden yaş getirmiştir. mehmet bey ile hemen hemen aynı paralellikte giden bir yaşamım söz konusu ve 37 yaşıma gelmiş bana bile hayatımın en büyük dersini verdi. ben oğluma cidden zarar veriyormuşum da haberim yokmuş. çocuğum neden benimle dışarıda oynamıyor? neden ben eve geldiğimde dışarıda oynamayı bırakıp koşar adımla eve girmeye çalışıyor? şimdi daha iyi anlıyorum. bendeki o içine ettiğimin kontrolcülüğü, kusur bulma, beğenmeme, kızma... çocuğum daha 5 yaşında benden koşar adımla uzaklaşmış da haberim yokmuş. geçmişte yaşadıklarımın aynısını dizide de söylendiği gibi ben kaldığı yerden oğluma uyguluyormuşum... o kadar seviyorum o benim her şeyim ilk göz ağrım desem de ona zarar veriyormuşum. allah da beni kahretsin...
entryler cok net degil korona testi pozitif çıkmış mı? 60 defa daha yazildigi takdirde korona testinin pozitif çıktığını anlayacağımiz teknik direktör. buyuk gecmis olsun.
ulan biri de çıkıp dememiş burasının adı şudur şu tarihte yapılmıştır. 40 şeritli olmasının özel bir anlamı vardır vs. anca goygoy
sonra ülke neden gelişemiyor
rizespor'da baiano'nun emeklerine yazık olduğu, fenerbahçe'nin ucuz kurtulduğu bir maç oldu.

stjepan tomas maça önliberodaki abdullah'ın önünde baiano-vetrih ikilisiyle, boldrin'in sağda, samudio'nun solda oynadığı bir 4-3-3 başladı. skoda'nın sürekli geri gelerek kompaktlık sağlatmasıyla oyunu kanatlardan ilerletmek isteyen takım; bunu soldan samudio'yla birlikte melnjak'ın bindirmeleriyle halletse de, sağdan sağ bek morozyuk'un daha emniyetli durup, sağ içteki fabricio baiano'nun sürekli sağa +1 olmaya gidip boldrin'e yardım etmesiyle yaptı. baiano'nun enerjisi bununla sınırlı kalmadı; oyun kurarken baiano sol stoper gibi pozisyon aldı, sol içteki vetrih'i fb hatlarının arasına + melnjak'ı ileri attı. kısacası oyun kurarken solda, geçişlerde sağa deplase olarak gördüğü bu harç göreviyle, baiano rize'nin ilk yarının büyük bölümünde daha olgun bir oyun oynamasını sağladı.

erol bulut yine son hazırlık maçına benzer; önde frey - arkasında türüç'lü, solda ferdi sağda thiam'lı 4-2-3-1 başladı. oyun kurarken daha çok tolga ciğerci'yi geride tutup luiz gustavo'yu öne atan takım, gökhan'ın daha ilerde topla buluşmak için öne çıktığı, caner'in daha geriden top alıp oynamaya çalıştığı bu düzende (buz pistine yakın kıvamdaki zeminin de etkisiyle) istediği akıcılığı ve dolayısıyla rakip sahada bir baskınlık yakalayamadı. rize'nin kontrolü ele aldığı andan itibaren fb rakibini geçişlerde avlamak istedi ve bunu daha çok uzun toplarla denedi, ancak frey'in indirdiği/çarpışarak sektirdiği toplara yetişebilen olmadı (hatta thiam aralara sızsın diye türüç'le yer değiştirdi, yine olmadı). bunda rize'nin, fb'nin hareketli oyunda kaleden başlattığı zaman (altay'ın tuttuğu veya geri pasla aldığı toplarda) önde basmasının da payı vardı, fenerbahçe bu uzun toplarda rakip sahada kalabalık yaratamadı (ferdi, türüç, thiam sprinter oyuncular değil, topu ayağına isteyen oyuncular).

rizespor'un bu rüzgarı dinip, fenerbahçe'nin de zemine alışmaya başlamasıyla birlikte oyun dengelendi. bu zemine alışma olayı organize hücum olarak değil, topun olduğu bölgelerde kalabalık yaratıp kaosumsu bir oyuna dönerek yaşandı; frey'in öne çıktığı bu süreçte, anlık üstünlüklerle birkaç tehlike yaşandı (birinde penaltı kazanıldı, caner kaçırdı). bu kalabalık yaratma olayını, beklerini daha öne atıp, savunma çizgisini daha öne çekerek sağlayan fenerbahçe'nin bu oyununa, bek arkasına atılan toplarla karşılık veren rize daha tehlikeli pozisyonlar buldu, iki kere altay kurtardı, ve ilk yarı bu şekilde sonuçlandı.

ikinci yarı oyun aynen kaldığı yerden devam devam etti, fenerbahçe hücum agresifliğini devam ettirmek istedi ancak dakikalar ilerledikçe daha kontrollü hale geçen rize, oyunu yine dengeli bir hale getirip maçı 10-15 dk'lık bir uyutma sürecine soktu. ortada kalan bir topta, göbekten kanada koşup yetişip, ferdi'den kaptığı topu tekrar göbeğe aktaran fabricio baiano'yla başlayan kontratakta, melnjak'a hızlıca aktarılan top skoda'nın golüne orta oldu ve 1-0 öne geçtiler (geçen haftaki hazırlık maçında yine hızlıca kanat değiştirerek attıkları golün neredeyse aynısı: (bkz: #112585549)).

golün ardından göbekteki abdullah-vetrih'i çıkarıp göbeğe yasin, sol kanada michalak'ı alıp, samudio'yu sağa, boldrin'i forvet arkasına çekip 4-2-3-1'e dönen stjepan tomas, geçen haftaki hazırlık maçına başlarkenki hale büründü. erol bulut ise buna karşılık ferdi-türüç'ün yerine sinan-ozan'ı alsa da, duran toptan atılıp beraberlik yakalanan gol dahil, oyun pek değişmedi. oyunu değiştiren elbette ki; gustavo'nun yerine jose sosa'nın girişi oldu. ama bu değişim ne yönde oldu, o önemliydi.

milan skoda'nın iyice yorulmasıyla önde pres gücü azalan rize'ye karşı, sosa'nın girişiyle teoride 4-3-3 (ozan-sosa arkalarında ciğerci), pratikte ise ciğerci-sosa'nın yan yana yalancı koşular yaparak stoperlerin önünü açtığı bir oyun istendi, ancak serdar ve zanka'nın topu hiç taşımadan oynamaları yüzünden tıkandı. sürekli sosa-ciğerci'den birini isteyen mevcut şartlar sonrası, erol bulut doğru bir tercihle ciğerci'de karar kıldı ve sosa'yı öne attı. zaten ikili göbeğe dönmüş ve merkezdeki direnci azalmış olan rize'nin, daha ilerde konumlanıp sırtı dönük oynayan skoda'nın yerine loic remy gibi bir tık geriden yüzü kaleye dönük oynamayı seven birinin girişiyle oyunu daha geride kabullenmeye başlaması, sosa'nın bu öne atılması olayına yağ sürdü, ve fenerbahçe maç başından beri istediği ama elde edemediği tehlikeli bölge hakimiyetini yakaladı.

fenerbahçe adına göze çarpanlar:

1) stoperlerin oyuna katkısı çok düşük, tisserand ve lemos bu konuda mutlaka daha verimli olmalılar.

2) bekler yine tempo yerine kaliteyle oynamak zorunda kaldı; ferdi'nin kanadındaki caner bu sefer fazla göze batmasa da, hatta oyun akışını yürütme açısından iyi bile görünse de, tempo yapmaya çalıştıkça verimi düşen gökhan'ın tarafında mutlaka yük çekici tempolu bir eleman olmalı (belki visca kim bilir :))

3) frey-türüç modeli devam edecekse, ikisinin de en az birer-ikişer hatta mümkünse üçer seviye üstü elemanlar alınmalı. iki hücumcu alınacak deniyor; farazi örnek joelinton-bakasetas bu modele uygun mesela.

rizespor adına göze çarpanlar:

1) geçen haftaki hazırlık maçından sonra tahmin ettiğim üzere belli bir başlangıç planları olmayacak, sezon içinde değişken düzenlerle oynayacaklar. bu da tahmin edilmesi güç bir hale getiriyor rize'yi, bu sezon bence futbol şansı (ki bu daha çok stoperler üzerinden) yanlarında olursa iyi bir grafik çizerler gibime geliyor.

2) skoda-remy ikilisi ne zaman çift forvet oynayacak merak ediyorum, 4-3-1-2'ye müsait bir kadro yapısı var tomas'ın.

3) fabricio baiano çok yönlü bir oyuncu; geçen sezon gençlerbirliği'nde hamza hamzaoğlu onu hem göbekte hem sağ bekte oynattı. bu sezon ise; sezon ortalamasını bu maça yakın tutturmayı başarırsa, ocak'ta bile iyi transfer yapabilir.

uzun lafın kısası rizespor'un gelişmesi ve stoperlerinin sezon genelinde konsantre oynayabilmesi halinde yolunun açık olduğunu düşündüğüm, fenerbahçe'nin ise epey eksik sayılabilecek bir kadroyla (normalde oynamayanların üstüne bir de yeni transferler gelecek) zor da olsa 3 puanı alarak, süper lig tecrübesi olan oyuncularının önderliğinde bir hava yakalamaya yakın olduğunu gösterdi. yani fenerbahçe'nin sezon genelindeki kaderini avrupai oyuncularından ziyade, yerel ruha sahip olan oyuncularının performansı belirleyecek gibi görünüyor.
"siz" diye hitap etmek.

ne samimiyete gelirseniz gelin, "siz" dediginiz surece bircok zararin onune gececeksiniz. bu sizi korunakli bolgede tutacak. insanlar "sen" demeye baslayacak ama devamliliginiz karsisinda tekrar toparlanacaklar. her turlu saygisizlik, lakaytlik, dedikodu, haksizlik "sen" ile baslar.
kendi gözlemlediğim kadarıyla ilk önce saniyenin onda biri kadar bir sürede sizi bir bütün olarak kestikten sonra* gittiğiniz yöne doğru siz geçmeden önce kafasını çevirir, herşeyin farkındayım ama hiçbirşey umrumda değil bakışı atar etrafa, siz geçtikten sonra da size yakalanma korkusu olmadan poponuza rahatça bakar, sırt çantasını da çok sevmezler.

edit: kısaca “popo” diye özetleyebiliriz
politiklerle yıldızı asla barışmayacak insandır.

kendimim diye demiyorum, -sınırını bildiği varsayımıyla tabi- korkulmaz bu insandan. karşıma da hep benim gibisi gelsin isterdim elimde olsa. iş, sosyal hayat, aile farketmiyor.

rüzgâr nereden eserse oraya geçen insanlar da var, kendi görüşünü saklayıp bana benim hoşuma gidecek, ona onun hoşuna gidecek şekilde konuşup kim olduğu anlaşılamayanlar da. "acaba ne pazarlığı var?" diye düşünerek yaşam enerjimi harcamak istemediğim politiklerle hiçbir insani bağım olsun istemem doğrusu.

(*manipülatörler farklı, onlar ağız aramak için tuzak kurarlar. uyanık olun da düşmeyin.* politikleri anlamaksa çok daha zor çünkü işin içine anlamsız ve amaçsız bir yalancılık giriyor burada)

tabi böyle olunca pek sevilmezsiniz, o ayrı. ama içinin rahat olması her şeye değiyor.

en sevdiğim repliklerdendir hatta; "ı always tell the truth, even when ı lie"*

benim için her şeyin özeti.
ders zamani kafelere giden tayfa meger okulu ne kadar cok seviyormus dedirten protestolardir.
derslerde oflayip poflayan, telefondam basini kaldirmayan tipler sikintidan protesto ediyorlar.

ulan o kadar haksizlik oldu disari cikmadiniz da su korona zamani sirf aile evinde caniniz sikiliyor diye sokaga cikacaksiniz oyle mi?
siz okula gitseniz ne olur gitmeseniz ne olur? aptal cahiller!
ucube şehir hastaneleri isimleri de eski isimlerine kavuşsun lütfen. yılların eğitim araştırma hastanelerini şehir hastanesi açıyoruz diye bu halka yedirdiler ya şeytanın aklına gelmez yemin ediyorum. yılların kartal dr. lütfi kırdar eğitim araştırma hastanesi bir sabah uyandık kartal dr. lütfi kırdar şehir hastanesi olmuş. günlerce televizyonlarda reklamı yapıldı. zaten var olan hastanelerin açılış törenleri yapıldı. biz nasıl bir döneme denk geldik ki 1984 romanını hayat diye yaşıyoruz.
sanıldığı gibi romantiklik değildir. ekrana bakmaktan sıkılmış bir insan bunu yapabilir. (bkz: ben)

ayrıca aynı kitapları defalarca okumak, beğendiğin yerlerin altını çizmek, kitabı birine hediye etmek falan bunlar hala değerli şeyler. dünyada her şey dijitalleşiyor git gide, bari kitaplarımız bize kalsın.