Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bir insan nasıl mağdur edilir ve çözüm için kapı kapı süründürülür ispatı gibi olay. yardımcı olması adına bu başlığı açıyorum, kaynak ve fotoğrafları aşağıda.

18.08.23 sabah opet'ten tam depo yakıt aldım. opet kart kaydı var, depo kapağında euro diesel yazıyor. toplam 1.500 lira ödedim ve yola çıktım. ancak iş yerine varmadan araçta önce silkeleme daha sonra da çatırtı şeklinde sesler geldi ve stop etti. yakıt fişine bakınca dizel aracıma benzin konduğunu gördüm!

opet'i aradım; kayıtlarda görüyoruz, aracınızı yetkili servise çektirin, biz de istasyonu arayıp en kısa sürede zararınızı gidereceğiz dediler. istasyona ulaşıp geri aradılar; zararın giderileceği, istasyon yetkilisinin beni beklediğini söylediler. istasyona gittim; özürler, amanlar, pardonlar ve zaten sigorta var, ne gerekiyorsa yapılacak gibi şimdi hepsinin yalan olduğunu gördüğüm şeyler dinledim.

birkaç gün içinde opet suçu istasyon sahibine, istasyon sahibi işi sigorta firmasına, magdeburger sigorta yetkilileri de konuyu yetkili servise attı. yetkili servis; 'yanlış yakıtla yol yapıldığından tüm yakıt sisteminin değişmesi gerektiği, daha sonra motora bakılacağını söyleyince başta opet olmak üzere, istasyon şirketi ve sigorta yetkilileri tabiri caiz ise ortadan kayboldular. hatta kendileri araç sahibi ile anlaştık diye yalan dolanla o zaman açık olan 8922124, 8922130 ve 8922319 numaralı şikayetleri de kapattılar.

yaklaşık üç ay uğraştım. resmi tebligatlara opet cevap bile vermedi. istasyon sahibi; 'yetkili servis çok para istiyor, çıkarıp sanayide yaptıralım' dedi; motor garantisi olmayacağından kabul etmedim. magdeburger sigorta da 'depo temizliği için on bin lira öderiz' gibi komik bir şey söyledi. 3-4 ay arabam servis otoparkında bekledi. tansiyon hastası olduğumdan ve birkaç ay önce de bel fıtığı ameliyatı geçirdiğimden ayakta kalamıyor, toplu taşıma kullanamıyordum. bu yüzden araç kiraladım. sonunda kasım 2023 itibarı ile tespit davası kapsamında bilirkişi raporu çıktı. aracın yanlış yakıttan arızalandığı ve sorumluğun opet ve istasyona ait olduğu belirlendi. ancak gerek bu tespitler, gerekse yetkili servis iş emri için opet, opet istasyonu ve magdeburger sigorta'ya gönderdiğimiz tebligatlara yine cevap verilmedi. mecburen tespit raporu sonrası aracın tamirine kendim onay verdim. ne yazık ki tüm yakıt sistemi değişimi sonrası motor silindirlerinden ikisinde erime tespit edildi ve komple motor ve turbo sistemi revizyonu yapıldı.

bunların hepsinin raporları ve fotoğrafları mahkemelere sunuldu. nihayet 6 ay sonra aracımı alabildim. opet, istasyon sahibi ve madgeburger sigorta hiçbir şekilde ödeme yapmadılar, yapmıyorlar. bilgilerinize sunarım.

kaynak

görsel

görsel

görsel

görsel

görsel
bambie thug'ın tüm eurovision camiasına sahne şovu nasıl yapılır öğrettiği yarışma. sevin sevmeyin ben eurovision tarihinde böyle başarılı kurgu görmedim. ağzım açık kaldı. sunum dediğin şey budur işte, öyle eline mikrofon alıp şarkı okumakla olmuyor. müzik türünü beğenin beğenmeyin irlanda'nın sahne kalitesinden sonra diğerleri okul müsameresi gibi kaldı resmen.
bu başlığa bugün üçüncü defa yazacağım. bu ülke insanlarında korkunç seviyede bir kıskançlık ve haset var. düşünün, bir mesleğin sırf fazladan biraz tatili var diye o mesleğin mensuplarına inanılmaz bir nefret besleniyor. beyin, kalp tüm ana organlar körelmiş durumda. bir okulda, bir öğretmenin başına gelebilecek en korkunç şey geliyor, bir öğretmen, bir eğitimci, görev yaptığı okulun bir öğrencisi tarafından katlediliyor. öğretmenleri geçtim, tüm türkiye'nin tepki göstermesi gerekiyorken gelip burda hâlâ azıcık yüzleri kızarmadan "ama 3 ay tatil..." diyorlar. korkunç yaratıklar, kendinizi bunlardan koruyun. bu katilleri üretenler de öğretmenlik mesleğini ayaklar altına alan bu orospu evlatları. burada yazılan "ama 3 ay tatilleri var, ama çalışmıyorlar" gibi düşünmeden ve tamamen kıskançlıkla kurulan basit cümlelerin bile nelere sebep olabileceğini idrak edemeyecek kadar geri zekalılar.

daha önce çok söyledim, tekrar söylüyorum: bir sınıfa girip sadece bir saatliğine bile 30 tane çocuğun her şeyiyle aynı anda ilgilenmek zorunda kalmadıysanız o sikik çenenizi kapatacaksınız.
adam ciddi ciddi iptal edilsin ödenen paralar hem de faiziyle geri alınsın diyor. değişik bir salaklık örneği.

öyle yada böyle hükümet bu insanlara bir hak vermiş. doğruluğu yanlışlığı tartışılır. ortada hukuksuz bir durum yok. sırf siz istiyorsunuz diye öyle saçma bie şey olur mu sanıyorsunuz? allah akıl fikir versin
ya arkadaş şöyle bir trol başlık açmaya niyetlensem, gerçekten olmasa bile insanların bana gerizekalı gözüyle bakabileceği ihtimali beni rahatsız eder açmam. ama bunlar kendilerine sövülmesinden keyif alıyor arkadaş.
en büyük ak trol organizasyonu ekşi sözlük moderasyonunun islami terör propagandasına müsamaha etmesi esasen, radikal dinci terör örgütünün israilli avlamak için israil'e gitmenize gerek yok mesajı yayılıyor! henüz dün okul müdürünü katleden ıraklı müslüman gencin bunu izleyip izlemediğini bilmiyoruz! ak partililer'in paylaşıp övdükleri terör ve şiddet görüntülerini izleyen kaç çocuk kimbilir eline silah alıp kendi adaletini kendisi sağlamaya çalışacak. vatandaş aşırı siyonistti vurdum diyecek. bu mudur? başlıkta iarailliler'e yapılacak silahlı saldırıları meşru sayanlar bile var! topluca kafayı kırdık bu ak partili hamas seviciler yüzünden bizim mi haberimiz yok.
ulan apolitiğim ama şikayetçiyim. bunun oyla, siyasetle ne alakası var? sağlık hizmetleri için mhrs'den randevu alamıyorum aylardır bir diş için ve illa ki özele mi gitmem gerekir? kiralar uçmuş, konut fiyatları uçuk fiyatlara çıkmış arz-talep dengesi bozulmuş, uyum sorunları gözle görülür şekilde rahatsız edici vs. vs. kime ne anlatıyorum? nato kafa nato mermer!

bunun da ırkçılık ile alakası yok, ben ülkemdeki hizmetlerden ve ürünlerden fiyat dengesi bozulmadan rahatça faydalanmak istiyorum. düşüncemden rahatsız olan varsa gitsin kendi ülkesinde yararlansın. ben mi gideyim onların ülkesine? ulan bir vatanım var, onda da üç beş zibidi yüzünden rahatça, huzur içinde yaşayamıyorum.

edit: referandum yapılsa; kürtler, türkler, ermeniler vs. tüm ülke vatandaşlarının %80-90'ı "ülkelerine gönderilsinler" der. bu konu siyaset üstü artık ve bu fikre sahip kişiler dediğin gibi azınlık filan değiller.
düşünsenize bir insan izlemeye gittiği gösteriyi sabote ediyor, hatta bu öyle hale geliyor ki sanatçı devam edemiyor.
bu terbiyesizliktir ve sadece cem yılmaz'a da değil, orada izlemeye gelen onlarca insana da terbiyesizliktir. bence mevzu cem yılmaz'ı sevmek falan değil. insanların artık iyice hadsiz, saygısız olması.
bu şirkete özel değil, çok genel olarak söyleyeyim, muhtemelen tersine göç fikri tepeden dayatıldı ama o tiplerle çalışacak yönetim bu işi tehdit olarak görüyor ve aslında tersine göç möç istemiyor. çünkü avrupa'da amerika'da çalışma kültürü görmüş teknoloji insanı türkiye'nin dikey hiyerarşik patron kültürüne zaten gelmez de, gelirse de patronlara, özellikle orta düzey yöneticilere çok çektirir.

üniversite notu, üniversite sınav derecesi falan çok spesifik bir çalışkanlık türünü sinyaller - bunu en iyi ve saygılı anlamıyla kullanıyorum - ineklik. ıslayıp tıslamadan göt üstü oturup uzuun uzun, tekraaar tekrar soru çözmek, konu çalışmak kendi başına bir yetenek. buna sahip olup üzerine bir de zeki olanların anksiyetesi olmayanı, şansı yaver gideni derece yapar.

türk patronun istediği insan, rahatça iş kitlenebilecek insan. tüm strateji, dizayn, süreç gibi yönetimsel fonksiyonlardaki hatalarının, basiretsizliğinin açığını hala öss'ye soru çözüyormuş gibi çalışabilecek insanların sırtına iş yükleyerek kapatmaya çalışabilmek.

ama bilgi işçiliği tek başına lineer çabayla ölçeklenmiyor. lineer çabaya bakan herşeyi zaten otomatiğe bağlamaya çalışıyoruz, bize su katılmamış çalışkanlık değil, içine iletişim kurabilme, insiyatif sahibi olabilme, dizayn edebilme, denge noktalarını müzakere edebilme, gereksiz risklere itiraz edebilme, fırsatları görebilme gibi yetenekler de katılmış çalışkanlık lazım. işte o adamı da sadece üniversite ortalaması veya adıyla alamazsınız. bunu silikon vadisi de biliyor, avrupa'nın işi ciddiye alan yerleri de biliyor, işe aldıktan sonra performansı ölçmeyi beceren herkes de teyit edebiliyor.

inekleyebilmek önemsiz demiyorum, o da önemli bir çalışma modu, ama sadece inek çalışabilenlerden doldurarak rekabetçi takım kuramazsınız - öyle olsa teknoloji ekosistemini 996 çinlilerin tamamiyle ele geçirmiş, en çok parayı onların kazanıyor olması gerekirdi. anladığım kadarıyla buradaki amaç da bu, "neden takımın/bölümün/yöneticinin performansı olabileceği kadar yüksek değil" sorusunu sorduracak şekilde ortamı değiştirmemek. karar sorgulayan olmadan düz çalışkanlığa iş yaptırtmak. zekilerin laf dinleyecek, emir alacak, memur kafalı, memur çocuğu uslu çocuk varyantlarını almak ki (muhtemelen) torpilli yönetici olanların organizasyonel rantları sarsılmasın.

silikon vadisinde veya avrupa'nın teknik eğitimi çok iyi yerlerinde lise/meslek lise mezunu insanları bile çok iyi kazanırken bulabilirsiniz. eğitim önemsiz demeye getirmiyorum, bunlar nispeten istisna, ama iyi adamı piyasada bırakmayacak bir işe alım yetkinliği geliştirmekten bahsediyorum. çünkü o iyi adamı siz almazsanız, rakibiniz alır. tersine beyin göçüyle getirtilmek istenen çocuğun çalışacağı yerin kaç rakibi var? yetenek için global rekabeti ne kadar ciddiye alıyoruz ki gerçekten getirmeye değer insanları getirebileceğimizi düşünüyoruz? işin parasından bahsetmiyorum, kazandığının yarısına üçte birine bile memleketine dönmeye razı insanlar var. onları bulsan bile organizasyonel olarak yetkinlikleri saygı görecek mi? lafları dinlenecek mi? o dizyanı şöyle yaparsanız şu risk olur diyen insana müdürü arka çıkacak kadar anlayacak mı? en önemlisi, verilecek işler anlamlı mı olacak, yoksa yönetici basiretsizliklerini telafi eden angaryalar mı?

bizdeki kültürel kokuşmuşluk baştan kokan balık dinamiklerini takip etse de moby dick boyutlarına gelmişken böyle bir maceraya kalkışacak cengaverler bulmak hayaldir.

ha bu nesil kaybolmadan türkiye'de sistemik bir iyileşmeye dair sistemik bir ümit yeşerir, o zaman hala vatanına bağlı hissedenler, dışarıda aldıkları yetkinlikleri de beraberinde getirerek dönmek isteyecektir. ama anladığım kadarıyla amaç da zaten o fırsat penceresi kapanana kadar türkiye'yi pislikten çıkarmamak, yaşam koşullarını, ekonomik koşullarını, sokaklarını, yemeğini, içmeğini, yabancısını olabilecek en zor seviyede en az bir nesil daha tutmak. şuan getirmek istiyormuş gibi yapıp getiremediğiniz adamın çocuğunu başka topraklarda yetiştirtecek kadar zaman kazanmak, aidiyet bağlarını kökünden koparmak.
yaklaşık 3 yılın ardından geçen hafta ilk defa bira satın aldım. 48 tl'lik fiyatıyla bremen adında bir bira. efes üretimiymiş.
onu da balık pişirecektim birkaç aydır ilk defa, biraz balık yiyelim ne zamandır yemiyoruz diye aldım pahalı gelse de.
lan bir kere geliyoruz dünyaya biraz ağız tadıyla yiyelim şunu dedim ve aldım.

1 bira + 1 balık, tost makinesinde ısıtılmış ekmek, salata.
bunlar için "bir kere geliyoruz dünyaya" dedim.
ben mühendisim. başka diyecek sözüm yok.
basketbolda 6. defa f4'dasın ve zamanında bu ülkeye bu kupayı getirmişsin, kız baskette iki senedir üst üste euroleague şampiyonu olmuşsun, olamadığın senelerde de ya 2 numarasın ya 3…kız voleybolda bu sene ölüm ligi olan sultanlar liginde eczacıyı yenip şampiyon olmuşsun, futbolda desen beğenirsin beğenmezsin hep bir şekilde yarışın içindesin.

sevgili fenerbahçeliler ne kadar güzel bir kulüp olduğumuzun farkında mısınız ? bi silkelenip kendimize gelelim lütfen…

sevgili galatasaraylılar sizce de bu takımın sadece futbol branşında iddiası olan diğer takımlara nazaran bu ülkeye katkısı ve başarıları çok değil mi ? bence bu holiganlığı bırakıp seyir zevki veren ve ülkenin ismini üst sıralara taşıyan tüm kulüpleri sahiplenmek gerekiyor. bugün ciddi ciddi monaco'yu destekliyor, kaybedince de gelip “ergin ataman size nası koyacak” falan gibi seviyesiz söylemlerde bulunuyorsanız gerçekten kendinizi sorgulamanız gerekiyor. yok illa böyle kalacağım diyorsanız da lütfen gidin futbol başlıklarına yazın bunları. biz basketbolseverler hiçbir zaman böyle bir kitle olmadık zira. gs eurocup'ı kazandığında kupa törenini gözlerimiz dolarak seyrettik mesela…ülkedeki spor kültürünü, federasyonu vs beğenmiyorsanız değişimi önce kendinizden başlatmanız gerekiyor. bundan fazlasını hak ediyor gibi gözükmüyorsunuz maalesef.
cahil cühelanın teki. cahil kesime özgü ırkçı ve nefret dolu fikirlerini eğip bükmeden yazamamış. neymiş dünyadaki yahudiler aldırmadan nasıl hamursuz bayramı kutluyormuş.

allah'ın dininin bayramı, kutlanırken sana mı soracaklardı? görsel

edit: cahilleri eğiteceğiz. antisemitizm ırkçılıktır.
real madrid balıymış. bal dediğin 1 olur, 2 olur. 1 koca asırdır bunu yapan kulübe bal demek ahmaklıktan başka bi şey değil.
sırf kendisi gibi yavşakların tavrından bile atatürk’ün ne büyük bir insan olduğu anlaşılabilir. asıl sıkıntı türk olup da atatürk’e laf eden beyinsizlerde.
ilker tuğaltay'ın adını google'layınca saçma sapan bir date sitesinde profili çıkıyor.

bu

bu linkte dikkati çekmesi gereken şeyi direkt yazıp toplumsal bir patolojiyi vurgulamayacağım. (toplumsal patoloji= insanların her türlü kimliğine verilen tepki)

çağla ile ilişkisi olmasını istemediği arkadaş kişisine neden bu kadar takık olabileceğine dair bir ipucu var.

ilker tuğaltay, katıldığı yayınların birinde çağla'yı o arkadaşının öldürmüş olamayacağına dair şöyle bir cümle kurmuştu:

"nerede onda o cesaret?"
daha az kaynak tüketen ve çok daha ucuz bir yöntem varken kimse sizin basılı kitap romantizmine bakmayacağı için daha iyisi icat edilene kadar geleceğin kitap okuma ve saklama yöntemi olacaktır.
cezaların caydırıcılığı yok arkadaş. şu olay amerika'da olsa eleman ömür boyu tazminat ödeyen bir kürek mahkumuna dönüşür. işin hapis boyutunu geçtim öyle maddi bir yük sokuyorlar ki insanlar yaptıkları rezillikten önce 10 kere düşünüyor. sen adamı 2 saat ifade verdikten sonra sen sağ ben selamet diye salarsan olacağı bu.
bugun "ak troller bana abi diyor cok tatlilar" diyerek bu zamana kadar yapilan her seyin yapan herkesin yanina kalacagini ilan eden chp genel baskani.

kendisi, bu zamana kadar, milyonlarca vatandasin dolayli, yuz binlerce vatandasin yari dogrudan, ve on binlercesinin dogrudan cektigi butun acilarda cok buyuk sorumlulugu olan akape propaganda makinesinin tam organize yari hiyerarsik sosyal medya koluyla esneye şaplak gö*e parmak bir iliski icindeymis.

yani biz, chp genel baskanini chpli olmasak bile korurken, yani bunlardan korurken, kendisi "abi naber? iyiyim kardesim senden naber? naptin o isi abisi?" seklinde takiliyormus.

vay be.

helal olsun.

diyeceksiniz ama masal burada bitmiyor cunku tum bunlardan korkunc olan sey bunu ulusal yayin bir kanalinda canli yayinda gevreye gevreye, kendisinden cok emin bir sekilde kendi agziyla anlatiyor.

artik burasi "vay be" bile degil.

peki aktroll abisi ozgur.

adalet sana bagli bir sey degil. bir boku temsil ettigin de yok. bu isler bittiginde ak troll abisi olarak muamele gorursun sen de.

bonus: troll abisi kardesinin dugune de gidecekmis. x'te mhrmback isimli kullanici bununla ilgili bir fikra paylasmis. aynen kopyalayip yapistiriyorum, kendisine bu muthis ozeti icin tesekkur ederim.

"özgür özel'e bir anadolu hikayesini anlatmak lazım.

eşşeğe düğün davetiyesi göndermişler yüzü düşmüş. horoz neden yüzün düştü ne güzel davet etmişler işte demiş. eşek de cevap vermiş "ya odunları bitmiştir ya da suları"
bunlara gerek yok bence bir önceki randevusuna gelmeyen hasta için bir sonraki randevusuna para cezası verin herkes gider randevusuna :)
manyak mısınız lan "nane" zaten cacığın olmazsa olmazıdır; bir üst noktaya taşıyan opsiyonel bir seçenek gibi yazmışsınız.

nane koymayan insanın o an evinde nane filan yoktur. ya da alerjik bir durumu vardır. aksi halde kasten cacığa nane koymayan kişi net vurduruyordur. *

bir üst noktaya taşıyan detay kararında sarımsaktır. orijinal tadın önüne geçmeyecek kadar, eser miktarda sarımsak uçurur.
sauron reyize neden hakettiği önem verilmiyor ben anlamıyorum. koysana oraya iki saat sauron izleyelim. napıyım ben kafasında beş tel kalmış balıkçı eski hobiti.

koy sauronu millete tek atarken izleyim abi sabaha kadar. neden yani bu görmezden gelme.
kadınlar burada en önemli noktayı kaçırıyor, genç erkeklerin demek istedikleri, esas ana fikir kısaca şu:

"örneğin ilk buluşmada; ben zaten hesabı ödeyeceğim, merak etme hesabımı kitabımı yaptım, paramı hazırladım. ancak yemeğin sonunda hesap geldiğinde en azından, "yalancıktan da olsa", çantana veya cüzdanına doğru hamle yap, sanki ödeyecekmiş gibi. ben zaten orada "yok canım olur mu, ben öderim" derim. zaten ödetmem. ancak sen hesap gelince kafanı başka yere çevirirsen, hiçbir hamle yapmayıp hareketsiz kalırsan, sadece izlersen, bu çok itici oluyor. bu durumda erkek kendini enayi hissediyor. kız buluşmayı, ve ilişkiyi daha en baştan bir "alışveriş" havasına sokuyor. sanki o hizmetini veriyor, ve diğeri bunun karşılığını ödüyor. bunun yarattığı ucuz havanın farkında değil. hayır hesabı ödeme, senden bekletim bu değil. ama "hayat müşterek ve bu bir alış veriş değil"'i en azından hissettir. senden beklentim bu. "
mbappe'ye yazık oldu. tam messi ronaldo devri bitti ballon d'or kazanacak derken vini jr çıktı. ciddi bir sakatlık yaşamazsa futbolda önümüzdeki 7-8 yıla damgasını vuracak isim kendisidir.
polisimiz arada gaz almak için böyle şov operasyon yapar. akmar pasajı baskını gibi. milyarlarca dolarlık uyuşturucu tüccarları ülkeyi bataklığa çevirirken korkusundan ona dokunamaz ama dokunamıyor gibi görünmemek için de işte deniz seki'ye operasyon çeker kalben'e falan baskın yapar. aslında polis demeyelim de adliye ve kolluk bu işi toplumda biriken gazı biraz almak için yapıyor diyelim. ülkenin hali konusunda hukuk ve kolluğumuzun içler acısı halini, zavallılığını göstermesi açısıdan gerçekten çok yerinde bir hareket.
ya şimdi belki beni linç edeceksiniz ama bazı gerçekleri söylemem gerek.

zenginler her şeyi hafife alır arkadaşlar. milyarlarca doları varken küvet kadar şeyin içine girip titanik batığına bakmaya inenleri anımsarsınız.

zenginler daha önce bir şey olmayınca, daha sonra da bir şey olmayacak zannederler. bu yüzden kriminallerle de benzeşirler. bu durumda tek üzücü yan, zenginlerin bağımsız olaylar kavramını özümseyememiş olmalarının dramatizmidir.

emin olun bu fabrika sahibi arkadaş makinenin kaç ton bastığını, içine insan girerse ne olabileceğini hepimizden iyi biliyordur-du.

o kendinden emin kaynağı belirsiz özgüveni görüntüden okuyabiliyorum. o tereddütsüz içeri girişi.

bu ekmek davası değil, bu tanrı sendromu arkadaşlar. yani ailesi üzülmesin diye saygısızlık etmek istemiyorum ama bir noktada ibret olması kaçınılmaz bir umursamazlık var.

kendi girmese başkasını sokardı zaten. belki daha önce de sokmuştur.

bu tarz endüstriyel makinelerde her şeyden daha büyük, daha ışıklı ve daha kırmızı yapılan acil durum düğmesinin hiçbir sikkime yaramamasından bile nasıl bir diktatörlük ve iş güvenliğisizlikle (sanırım bu kelimeyi ben uydurdum) karşı karşıya olduğunuzu anlayabilirsiniz. bu düğmeler bozabileceğiniz düğmeler bile değil.

bence rahatça uyuyun.
muhtemen masum bir emekçi henüz farkında değil ama kurtuldu.
ogedaya yanlayarak bugüne kadar kör topal şansa bala gelen balon furkan'ın çıktığı ilk düelloda paketlenmesi çok şık oldu.