fener koydu ya, ondandır.
Sık geçen başlıklar
hazretisamidayi 19
ekşi profilihoffer - bukowski
türkiye'nin en yüksek bütçelerinden birini alan diyanet nerede lan dedirtmiştir.
edit: zorunlu düzeltme. "en yüksek bütçesi" "en yüksek bütçelerinden birini alan" olarak düzeltildi.
içiniz soğudu mu lan malum yerin kılları?
edit2: gelen mesajlar bölgede birçok din adamı ve diyanet personelinin olduğu yönde.
edit: zorunlu düzeltme. "en yüksek bütçesi" "en yüksek bütçelerinden birini alan" olarak düzeltildi.
içiniz soğudu mu lan malum yerin kılları?
edit2: gelen mesajlar bölgede birçok din adamı ve diyanet personelinin olduğu yönde.
(bkz: sandığı sikicem)
işitme engelliler için altyazı eklememişler. seyredemedim...
sürüden ayrılmayanı çoban siker.
her şeyden az kaldı.
korkumdan. nefretinden.
kekeme haykırışlardan. gülden
az kaldı.
az kaldı şapkada
yakalanan ışıktan.
sevginin zalim gözlerinden
az kaldı
(çok az).
az kaldı beyaz ayakkabının
kapladığı bu tozdan
az elbise kaldı, eski püskü çarşaftan
az, az, çok az.
ama her şeyden az kalır.
bombalanan köprüden,
iki çim yaprağından,
desteden
– boş – sigaradan, az kaldı.
çünkü her şeyden az kalır.
kızının çenesindeki
çenenden az kalır.
senin paslı sessizliğinden
az kaldı, az,
çıldırmış duvarlarda,
kaybolan, dilsiz yapraklarda.
her şeyden az kaldı
porselen çay tabağından,
parçalanmış ejderhadan, beyaz çiçekten,
az kaldı
alnımızdaki kırışıklıktan,
resimden.
eğer her şeyden az kalırsa,
ama neden kalmazdı
benden? kuzeye götüren trende, kayıkta,
gazete ilanlarında,
londra’da biraz kendimden,
biraz benden bir yerde?
bana benzeyen birinde?
kuyuda?
her şeyden az kalır
nehirlerin zıvanasında asılı
umursamaz bunu
balıklar, yazmaz kitaplar
her şeyden az kalır.
çok değil: sarhoş bir musluktan
akan başıboş damlada,
yarı tuz ve yarı alkol,
sallanan bu kurbağa bacağında,
bu cam saat
parçalanmış binlerce umutlarda,
bu kuğunun boynu,
bu çocukluk sırrı…
her şeyden az kaldı:
benden; senden; abelardo’dan
yakamdaki kıldan,
her şeyden az kaldı;
kulaklarımdaki rüzgardan,
bulanan mideden
gelen zavallı geğirtiden
ve küçük eşyalardan:
cam fanus, bal peteği, altıpatlar fişeği,
aspirin tableti.
her şeyden az kaldı.
ve her şeyden az kalır.
hadi açın camdan losyonunuzu
ve hapsedin
hafızanın katlanılmaz kötü kokusunu.
ama her şeyden, ne korkunç, az kalır,
ve gelip giden dalgalar altında
ve bulutlar ve rüzgarlar altında
ve köprüler altında ve tüneller altında
ve alevler altında ve alaycılık altında
ve balgam altında ve kusmuk altında
ve çığlık, zindanda, unutulan biri altında
ve eğlenceler ve kızıl ölüm altında
ve kütüphaneler, sığınaklar, muzaffer kiliseler altında
ve kendi kendinin ve artık nasırlaşmış ayaklarının altında
ve aile bağları ve sınıf kastları altında,
her zaman az kalır her şeyden.
bazen bir düğme. bazen bir fare.
(bkz: carlos drummond de andrade)
görsel
korkumdan. nefretinden.
kekeme haykırışlardan. gülden
az kaldı.
az kaldı şapkada
yakalanan ışıktan.
sevginin zalim gözlerinden
az kaldı
(çok az).
az kaldı beyaz ayakkabının
kapladığı bu tozdan
az elbise kaldı, eski püskü çarşaftan
az, az, çok az.
ama her şeyden az kalır.
bombalanan köprüden,
iki çim yaprağından,
desteden
– boş – sigaradan, az kaldı.
çünkü her şeyden az kalır.
kızının çenesindeki
çenenden az kalır.
senin paslı sessizliğinden
az kaldı, az,
çıldırmış duvarlarda,
kaybolan, dilsiz yapraklarda.
her şeyden az kaldı
porselen çay tabağından,
parçalanmış ejderhadan, beyaz çiçekten,
az kaldı
alnımızdaki kırışıklıktan,
resimden.
eğer her şeyden az kalırsa,
ama neden kalmazdı
benden? kuzeye götüren trende, kayıkta,
gazete ilanlarında,
londra’da biraz kendimden,
biraz benden bir yerde?
bana benzeyen birinde?
kuyuda?
her şeyden az kalır
nehirlerin zıvanasında asılı
umursamaz bunu
balıklar, yazmaz kitaplar
her şeyden az kalır.
çok değil: sarhoş bir musluktan
akan başıboş damlada,
yarı tuz ve yarı alkol,
sallanan bu kurbağa bacağında,
bu cam saat
parçalanmış binlerce umutlarda,
bu kuğunun boynu,
bu çocukluk sırrı…
her şeyden az kaldı:
benden; senden; abelardo’dan
yakamdaki kıldan,
her şeyden az kaldı;
kulaklarımdaki rüzgardan,
bulanan mideden
gelen zavallı geğirtiden
ve küçük eşyalardan:
cam fanus, bal peteği, altıpatlar fişeği,
aspirin tableti.
her şeyden az kaldı.
ve her şeyden az kalır.
hadi açın camdan losyonunuzu
ve hapsedin
hafızanın katlanılmaz kötü kokusunu.
ama her şeyden, ne korkunç, az kalır,
ve gelip giden dalgalar altında
ve bulutlar ve rüzgarlar altında
ve köprüler altında ve tüneller altında
ve alevler altında ve alaycılık altında
ve balgam altında ve kusmuk altında
ve çığlık, zindanda, unutulan biri altında
ve eğlenceler ve kızıl ölüm altında
ve kütüphaneler, sığınaklar, muzaffer kiliseler altında
ve kendi kendinin ve artık nasırlaşmış ayaklarının altında
ve aile bağları ve sınıf kastları altında,
her zaman az kalır her şeyden.
bazen bir düğme. bazen bir fare.
(bkz: carlos drummond de andrade)
görsel
bugün harbiden çok çalıştım ve birayı hak ettim.
görsel
görsel
akp ilçe teşkilatı gibi başlık.
“aklımın gücendiği çağ
ben sana böyle mi geldim?”
murathan mungan
ben sana böyle mi geldim?”
murathan mungan
ben bu meselenin çözümünü lise yıllarında bulmuş ve epey ekmeğini yemiştim.
tabii yine de yapmayın böyle şeyler.
ayrıca hangi hesaptan yazdığınıza dikkat edin.
örnek: görsel
tabii yine de yapmayın böyle şeyler.
ayrıca hangi hesaptan yazdığınıza dikkat edin.
örnek: görsel
her cuma camilerde ateistlere alkol kullananlara lanet edip de bu iki kesimin vergilerini çatır çatır yiyen diyanet avanesi kadar abes bir durum değildir.
kendi parasıyla aldığı arabadır. isterse şahin olsun.
parası için takıldığı adamların arabasının sağ koltuğunda süs köpeği gezip durmasın yeter.
parası için takıldığı adamların arabasının sağ koltuğunda süs köpeği gezip durmasın yeter.
eddie wedder - society
şericat
instagramda bedenini sergileyip keriz avlayan orospulardan kdv, ötv ve motorlu taşıt vergisi alınsın.
kedim karamel
dedikoducu orospu çocuklarından olmayın.
muz.
çocukken nefret ederdim.
çocukken nefret ederdim.